KADERİN İNADI kitap kapağı

1. bölüm / 3

KADERİN İNADI

Bölüm 1

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Bölüm 1

Trabzon’da sabahın kaçta başladığının pek bir önemi yoktu.

Karaca ailesinin evinde sabah, Nermin Hanım’ın sesi duyulduğu an başlardı.

“EFSA! HİLAL! KAHVALTI HAZIR! ULA, YUMURTA SOĞUYACAK!”

Üst kattan bir ses yükseldi.

“Anne, beş dakika!”

Nermin Hanım elindeki kaşığı tezgâha bıraktı.

“Beş dakika dediğin yarım saat oluyor! İn aşağı!”

“Geliyorum!”

“Bunu on dakika önce de söyledin!”

Evdeki bu sabah kavgası, Karaca ailesinin değişmez geleneklerinden biriydi. Sofra hazırlanır, Nermin Hanım herkesi çağırır, kimse zamanında inmez, ardından da herkesin neden geç kaldığı tartışılırdı.

Kısacası, sıradan bir aile sabahıydı.

Ta ki dış kapı açılıp Kaan içeri girene kadar.

Yirmi dokuz yaşındaki Üsteğmen Kaan Karaca, Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndaki görevinden izinli olarak Trabzon’a gelmişti. Koyu renk tişörtünün omuzları hafifçe gerilmişti. Kıvırcık saçları dağınık, yeşil gözleri uykusuzdu. Çantasını kapının yanına bırakıp ayakkabılarını çıkardı.

Nermin Hanım mutfaktan başını uzattı.

“Oğlum, geldin mi sen?”

“Geldim anne.”

“Niye haber vermedin?”

“Dün söyledim ya.”

“Dün dediğin dün! Bugün bir daha söyleseydin!”

Kaan hafifçe gülümsedi.

“Peki anne. Bir dahaki sefere eve girmeden önce telefon açarım.”

“Dalga geçme benimle!”

“Geçmiyorum.”

Nermin Hanım ona şöyle bir baktı.

“Yüzün öyle söylüyor.”

Kaan cevap vermeden mutfağa yöneldi. Tam sandalyesini çekecekti ki üst kattan hızlı adımlar duyuldu.

Efsa, elinde telefonuyla merdivenlerden indi.

“Abi!”

Kaan sandalyesine oturmadan ona döndü.

“Ne oldu?”

“Bir şey olmadı.”

Kaan kaşını kaldırdı.

“Sabahın bu saatinde bana ‘abi’ diye bağırıyorsan ya bir şey olmuştur ya da bir şey isteyeceksindir.”

“İnsan kardeşini özleyemez mi?”

“Özleyebilir. Ama senin yüzünde özlemden çok suçüstü yakalanmış insan ifadesi var.”

Efsa dudaklarını büktü.

“Seninle konuşmak gerçekten çok zor.”

“Buna rağmen geldin.”

Efsa karşısına oturdu. Telefonunu masaya bıraktı.

“Dün akşam biri bana mesaj attı.”

Kaan’ın yüzündeki rahat ifade kaybolmadı ama dikkati bütünüyle kardeşine yöneldi.

“Kim?”

Efsa durdu.

“Tanıdığım biri.”

“Adı?”

“Abi, daha ilk dakikadan sorguya mı başladın?”

“Hayır. Henüz başlamadım.”

Efsa gözlerini devirdi.

“Bir arkadaşım işte.”

“Erkek mi?”

“Hayır, abi! Marslı!”

“Efsa.”

“Evet, erkek. Ne olmuş yani?”

Kaan arkasına yaslandı.

“Hiçbir şey. Kim olduğunu sordum.”

“Adını da mı soracaksın?”

“Evet.”

Efsa ellerini iki yana açtı.

“Sen normal bir abi olmayı hiç düşündün mü?”

“Düşündüm.”

“Sonra?”

“Vazgeçtim.”

Hilal tam o sırada mutfağa girdi. Üzerinde rahat kıyafetleri, yüzünde uykulu ama dikkatli bir ifade vardı. Masadaki konuşmayı duyunca sandalyesine oturdu.

“Ne oluyor?”

Efsa hemen ona döndü.

“Kaan abi yine özel hayatıma el koyuyor.”

Hilal bir bardak çay aldı.

“Daha kahvaltı başlamadan mı?”

“Evet!”

Hilal sakince ekmeğinden bir parça kopardı.

“İyi. Demek bugün erken başlamış.”

Kaan kardeşine baktı.

“Sen de çok yardımseversin.”

“Ben polis memuruyum. Olayları uzaktan gözlemliyorum.”

“Evde polislik yapma.”

“Sen de evde komutanlık yapma.”

Efsa iki elini masaya koydu.

“İşte! Ben de bunu anlatıyorum!”

Nermin Hanım elinde tabaklarla geldi.

“Ne anlatıyorsunuz yine?”

Üç kardeş birden konuşmaya başladı.

“Anne, Kaan abi—”

“Efsa’nın bir meselesi varmış—”

“Hilal de bana yardım etmiyor—”

Nermin Hanım elini kaldırdı.

“Kesin! Önce kahvaltı. Sonra kavga. Aç karnına kimsenin derdini dinlemiyorum.”

Kaan önündeki tabağa baktı.

“En mantıklı karar.”

Efsa ona ters ters baktı.

“Sen sus.”

Kaan sakince yumurtasından bir lokma aldı.

“Ben sustum.”

“Yüzün konuşuyor.”

“Yüzüme de mi karışacaksın?”

Hilal çayını içerken gülmemek için başını eğdi.

Kıskanç ağabey meselesi

Kahvaltının ortasında Efsa telefonunu yeniden eline aldı. Ekrana bakıp gülümsedi.

Kaan bunu gördü.

“Kim yazdı?”

Efsa’nın gülümsemesi anında kayboldu.

“Hiç kimse.”

“Hiç kimse mesaj atınca böyle gülümsemez.”

“Sen nereden biliyorsun?”

“Çünkü az önce gülümsedin.”

“Abi, Allah aşkına! Telefonuma bakıyorum sadece!”

Kaan elini uzatıp telefonu almaya çalışmadı. Öyle bir şey yapmayacak kadar sınırları bilen, ama merakını da kolay kolay bastıramayan biriydi.

“Peki. Sormuyorum.”

Efsa şüpheyle ona baktı.

“Gerçekten mi?”

“Gerçekten.”

“Adını da sormayacak mısın?”

“Adını sormayacağım.”

Efsa rahatlayarak telefonuna döndü.

Kaan bir iki saniye bekledi.

“Soyadı ne?”

Hilal kahkahayı patlattı.

Efsa telefonu masaya bıraktı.

“ANNE! OĞLUN BANA BASKI YAPIYOR!”

Nermin Hanım hiç istifini bozmadı.

“Baskı yapıyorsa da kahvaltını bitir kızım.”

“Anne!”

“Kızım, abin seni seviyor.”

“Seviyor diye nüfus müdürlüğüne bildirim mi yapacağız?”

Kaan omuz silkti.

“İstersen yapalım. İşlem kolay.”

Efsa peçeteyi ona fırlattı.

Kaan peçeteyi havada yakaladı.

“Bak, şiddete başvurdu. Tanımadığımız adamın suçu yokmuş gibi davranıyor bir de.”

“DAHA ADAMIN ADINI BİLE BİLMİYORSUN!”

“Öğrenmeye çalışıyorum.”

Hilal başını salladı.

“Efsa, sana bir tavsiye: Kaan abi bir şeyi kafasına taktı mı bırakmaz.”

Kaan ona döndü.

“Sen de mi bir şey saklıyorsun?”

Hilal’in eli çay bardağında durdu.

“Hayır.”

“Çok hızlı cevap verdin.”

“Çünkü sorunun cevabı hayır.”

Kaan gözlerini kıstı.

Hilal çayını bitirip ayağa kalktı.

“Ben işe gidiyorum.”

Kaan da başını kaldırdı.

“Bugün mü?”

Hilal kapıda durdu.

“Hayır abi, denize gidiyorum. Üniformayı da balıklara göstereceğim.”

Efsa kahkahaya boğuldu.

Kaan ise yalnızca başını iki yana salladı.

“Bu evde saygı kalmamış.”

Nermin Hanım oğlunun önüne bir dilim daha ekmek koydu.

“Saygı var. Sen fazla soru soruyorsun.”

Ahu’nun gelişi

Kapı çalındı.

Aslında kapı çalınmadı denebilirdi; çünkü iki kısa vuruşun ardından kapı açıldı ve Ahu içeri girdi.

Ahu, Karaca ailesinin kuzeniydi. Yunus polisi olarak görev yapıyor, motosiklet kullanmayı seviyor ve ailede yaşanan hiçbir olayın dışında kalmayı kabul etmiyordu.

“Günaydın, dünya güzelleri!”

Kaan başını kaldırdı.

“Kapıyı çalmayı öğrenemedin hâlâ.”

Ahu ayakkabılarını çıkardı.

“Çaldım.”

“İki kere vurup içeri girmek çalmak değil.”

“Kapı açıldı mı? Açıldı. Demek ki sistem çalışıyor.”

Efsa elini kaldırdı.

“Ben bu savunmayı mahkemede kullanacağım.”

Hilal çantasını aldı.

“Ben de tutanağa geçireceğim.”

Ahu masaya oturup bir zeytin aldı.

“Ne oldu burada? Daha ben gelmeden kimi sorguladınız?”

Üç kardeş aynı anda birbirini işaret etti.

Ahu birkaç saniye onları izledi.

“Anladım. Normal bir sabah.”

Kaan kuzenine döndü.

“Senin de bugün bir işin var mı?”

“Var.”

“Ne işi?”

Ahu kaşlarını kaldırdı.

“İşim.”

“Detay?”

“Yok.”

Kaan gözlerini kıstı.

“Ahu.”

“Kaan.”

“Ciddiyim.”

“Ben de ciddiyim. İşe gidiyorum.”

“Kimle?”

Ahu yavaşça arkasına yaslandı.

“Sen bizim aileye ağabey misin, emniyet müdürü müsün, istihbarat şubesi misin?”

Hilal kapıdan seslendi:

“Bence hepsi.”

Efsa ekledi:

“Bir de nüfus müdürlüğü.”

Nermin Hanım gülerek başını salladı.

“Ula Kaan, kızların peşini biraz bırak. Hepsi büyüdü.”

Kaan annesine döndü.

“Büyüdüklerini biliyorum.”

“E o zaman?”

Kaan bir an sustu.

“Büyüdüler diye başlarına hiçbir şey gelmeyecek sanmıyorum.”

Sözleri masadaki neşeyi bir anlığına hafifletti.

Çünkü Kaan bunu gerçekten düşünüyordu.

Babaları evi terk ettiğinde Kaan on yedi yaşındaydı. O günden sonra annesinin üzüntüsünü, kardeşlerinin korkularını ve evin eksilen taraflarını kendi omuzlarına yüklemişti. Kimse ona bunu açıkça söylememişti. Ama o, ailenin başına bir şey gelirse sorumluluğun kendisinde olacağına inanmıştı.

Yıllar geçmişti.

Üniforması değişmiş, rütbesi yükselmiş, görevleri ağırlaşmıştı.

Ama içindeki o on yedi yaşındaki çocuk hâlâ aynı şeyi düşünüyordu:

Bir daha kimseyi koruyamadan kaybetmeyeceğim.

Bu yüzden kız kardeşlerinin hayatına fazla karışıyordu. Bazen gereğinden fazla.

Ve bunu değiştirmek sandığı kadar kolay değildi.

Ahu onun yüzündeki ifadeyi fark etti. Şakayı bıraktı, ayağa kalkıp Kaan’ın omzuna hafifçe vurdu.

“Merak etme komutanım. Başımızın çaresine bakarız.”

Kaan başını kaldırdı.

“Biliyorum.”

“Bilmiyorsun. Bilseydin bu kadar soru sormazdın.”

Kaan cevap vermedi.

Ahu gülümsedi.

“Yine de seviyoruz seni. Biraz sinir bozucusun ama seviyoruz.”

“Biraz mı?”

“Pazarlık yapma.”

Sahildeki yabancı

Öğleden sonra Kaan evden çıkıp sahile indi.

Biraz yürümek, denizi izlemek ve en önemlisi kimsenin kendisine soru sormadığı bir saat geçirmek istiyordu.

Telefonunu sessize aldı.

Beş dakika sonra Efsa’dan mesaj geldi.

Efsa: Abi, annem akşam ne yiyeceğimizi soruyor.

Kaan cevap yazdı.

Kaan: Bana niye soruyorsun?

Efsa: Çünkü annem sana sormamı söyledi.

Kaan: Ne isterse onu yapsın.

Efsa: Bunu anneme aynen ileteceğim.

Kaan telefonunu cebine koydu.

Bir dakika sonra Hilal’den mesaj geldi.

Hilal: Efsa yine sana mı dert yandı?

Kaan gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Ailesiyle yalnızca bir saat geçirmeyi istemek bile askerî görevlerinden daha zor görünüyordu.

Sahildeki banklardan birinde oturan genç bir kadın dikkatini çekti. Kadının yanında dosyalar, açık bir bilgisayar ve yarısı içilmiş kahve vardı.

Kadın bir şeyler okuyor, not alıyor, sonra ekrandaki bir satırı silip yeniden yazıyordu. Oldukça dalgındı.

Ayağa kalkıp dosyalarını toplamaya çalışırken kahveyi devirdi.

“Harika,” diye söylendi. “Tam ihtiyacım olan şey buydu.”

Kaan istemsizce ona baktı.

Kadın başını kaldırdı.

“Gülecek bir şey yok.”

“Gülmedim.”

“Gözleriniz güldü.”

“Gözlerime söz geçiremiyorum.”

Kadın bir an durdu, sonra dosyalarını kurtarmaya çalıştı. Kâğıtların bir kısmı kahveyle ıslanmıştı.

Kaan cebinden temiz bir mendil çıkarıp uzattı.

“Buyurun.”

Kadın mendili aldı.

“Teşekkürler.”

“Rica ederim.”

Kadın lekelenen dosyaları ayırırken Kaan göz ucuyla kâğıtlara baktı. Üzerlerinde bazı tarihler ve birkaç başlık vardı. Ancak okuyup anlamaya çalışmadı; başkasının evrakını kurcalamak gibi bir niyeti yoktu.

Kadın onun bakışını fark etmiş olacak ki dosyaları kapattı.

“Merak etmeyin, gizli devlet belgeleri değil.”

Kaan sakin bir ifadeyle karşılık verdi.

“Ben de sormadım.”

“İyi. Çünkü anlatmayı düşünmüyordum.”

“Anlaşmış olduk.”

Kadın dosyalarını çantasına yerleştirdi.

Kaan yürümek için döndüğünde kadın arkasından seslendi.

“Mendil için tekrar teşekkür ederim.”

Kaan başını çevirdi.

“Önemli değil.”

“Yıkayıp geri getirmem gerekmiyor, değil mi?”

“Gerek yok.”

“Güzel. Çünkü adınızı sormadım.”

“Ben de sizinkini sormadım.”

Kadın hafifçe gülümsedi.

“Demek ikimiz de başarılı bir iletişim kurduk.”

Kaan’ın dudaklarının kenarı kıpırdadı.

“Bence de.”

Kadın çantasını omzuna aldı.

“İyi günler.”

“Size de.”

Kaan yoluna devam etti.

Kadınsa yeniden bankına oturup dosyalarını kontrol etmeye başladı.

İkisinin arasında bir çekimden söz edilemezdi. Birbirlerini tanımıyorlardı; karşılarındaki insan hakkında birkaç cümleden fazlasını bilmiyorlardı.

Üstelik ikisi de kendi derdine yetişmeye çalışıyordu.

Bu, yalnızca kısa ve biraz tuhaf bir karşılaşmaydı.

Şimdilik.

İdil’in dosyası

Kadının adı İdil Karaca’ydı.

Yirmi yedi yaşındaydı ve araştırmacı gazetecilik yapıyordu. İnsanların söyledikleriyle belgelerde yazanlar birbirini tutmadığında, bunu küçük bir hata sayıp geçmezdi.

Trabzon’a gelmesinin nedeni de buydu.

Bir süredir üzerinde çalıştığı dosyada tarihler birbiriyle uyuşmuyordu. Bazı kayıtlar başka belgelerle çelişiyor, bazı isimlerse beklenmedik biçimde ortadan kayboluyordu.

İdil’in henüz kesin bir sonuca ulaşması mümkün değildi. Elindeki bilgiler bir şüpheyi destekliyordu ama tek başına suçlama yapmaya yetmiyordu.

O da bunun farkındaydı.

Gazetecilik, birinden şüphelenmekten ibaret değildi. Kanıt bulmak, kaynakları korumak ve gerektiğinde kendi varsayımlarının yanlış olabileceğini kabul etmek gerekiyordu.

Telefonu titredi.

Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.

“Bu dosyayı kapat. Sana ait olmayan işlere karışma.”

İdil mesajı iki kez okudu.

Korktuğunu kendine itiraf etmek istemedi. Fakat korkuyu yok saymanın onu daha cesur yapmadığını da biliyordu.

Ekran görüntüsünü aldı, mesajı güvenli bir klasöre kaydetti ve editörü Selim Bey’i aradı.

“Bir mesaj aldım.”

Selim Bey’in sesi ciddileşti.

“Ne yazıyor?”

İdil mesajı okudu.

“Kaynaklarınla ilgili kayıtları yedekledin mi?” diye sordu editörü.

“Evet.”

“Buluşma planını da tek başına yapma. Henüz kesin bir şey yayımlamıyoruz.”

“Biliyorum. Kaynağımla yeniden konuşmadan ve belgeleri doğrulamadan haber yapmayacağım.”

“Güzel. Bir de şu mesajı hafife alma.”

İdil denize baktı.

“Hafife almıyorum.”

Telefonu kapattıktan sonra dosyalarını yeniden düzenledi. Kahve lekesi birkaç sayfayı bozmuştu ama önemli belgelerin dijital kopyaları elindeydi.

Sahilde karşılaştığı adamı çoktan unutmuştu.

Önünde daha önemli bir mesele vardı.

Akşam sofrası

Akşam, Karaca ailesinin evi yeniden seslerle doldu.

Nermin Hanım mutfakta yemek hazırlıyor, Ahu masaya tabak taşıyor, Hilal telefonuyla bir şey okuyor, Efsa ise koltukta uzanmış mesaj yazıyordu.

Kaan salona girdiği anda kardeşinin yüzündeki ifadeyi fark etti.

“Yine mi mesaj?”

Efsa telefonu göğsüne bastırdı.

“Abi, yeter artık!”

“Ne yaptım?”

“Telefonuma bakıp duruyorsun!”

“Telefonuna bakmıyorum. Suratına bakıyorum.”

“Daha kötü!”

Ahu kahkaha attı.

“Efsa, Kaan abi seni gözleriyle sorguluyor.”

Hilal başını kaldırmadan ekledi:

“Henüz resmî ifade aşamasına geçmedi.”

Kaan ikisine baktı.

“İkiniz de çok eğleniyorsunuz.”

“Evet,” dedi Ahu. “Çünkü hedef biz değiliz.”

Nermin Hanım mutfaktan seslendi:

“Yemeğe gelin! Bir de sofrada tartışın!”

Herkes masaya oturdu.

Bir süre yemek, iş ve günlük meseleler konuşuldu. Hilal, iş yerinde yaşadığı bir olaydan bahsetti. Kaan ayrıntıları dinledi ama onu sorguya çekmedi. Hilal’in kendi işini yapabilecek biri olduğunu biliyordu; yalnızca bir sorun varsa yanında olacağını anlamasını istiyordu.

Efsa ise sonunda telefonunu masaya bıraktı.

“Abi, bir şey soracağım.”

Kaan ona baktı.

“Sor.”

“Benim biriyle tanışmamı istemiyor musun?”

Masada kısa bir sessizlik oldu.

Kaan çatalını bıraktı.

“Böyle bir şey söylemedim.”

“Ama biriyle konuştuğumda hemen kim olduğunu soruyorsun.”

“Çünkü seni tanıyorum.”

“Ben de kendimi tanıyorum!”

Kaan başını salladı.

“Efsa, sen akıllı bir kızsın. Doktorsun. Kendi kararlarını verebilirsin.”

Efsa şaşırmıştı. Kaan’ın böyle sakin konuşmasını beklemiyordu.

Kaan devam etti:

“Ben sadece birinin sana zarar vermesinden korkuyorum.”

Efsa’nın yüzündeki öfke bir miktar yumuşadı.

“Abi, herkes bana zarar verecek diye düşünürsen kimseyi hayatıma alamam.”

Kaan bir an sustu.

Bu cümleyi duyması gerekiyordu belki de.

Ama bir anda değişecek değildi.

“En azından tanımadığım biriyle hemen güven ilişkisi kurmanı istemiyorum,” dedi.

Efsa gözlerini devirdi.

“Bu cümleyi annem de kuruyor.”

Nermin Hanım masanın öbür ucundan seslendi:

“Çünkü doğru söylüyoruz!”

Ahu gülerek başını salladı.

“Bu evde gençlerin özel hayatı diye bir kavram yok.”

Hilal ekledi:

“Var. Ama aile meclisinin onayından geçmesi gerekiyor.”

Kaan sonunda güldü.

“Abartmayın.”

Efsa hemen ona döndü.

“Sen mi söylüyorsun bunu?”

Kaan cevap vermedi.

Çünkü cevabı herkes biliyordu.

Bir telefon, bir haber

Yemekten sonra Kaan’ın telefonu çaldı. Birliğinden gelen mesajda izin planının değiştiği, ertesi sabah görev yerine dönmesi gerektiği bildiriliyordu.

Nermin Hanım, oğlunun yüzündeki ifadeden bir şeylerin değiştiğini anladı.

“Ne oldu?”

“Yarın dönmem gerekiyor.”

“Daha yeni geldin oğlum.”

“Biliyorum anne. Plan değişmiş.”

Nermin Hanım bir şey söylemek istedi ama vazgeçti. Kaan’ın görevini bırakıp kalamayacağını biliyordu.

Onun yerine mutfağa döndü.

“Çantana yiyecek koyacağım.”

“Anne, gerek yok.”

“Ben sana gerek var mı diye sormadım.”

Kaan gülümsedi.

“Peki.”

Gece herkes odasına çekildiğinde Kaan çantasını hazırladı. Telefonuna gelen bir bağlantıyı açtı. Bir haber sitesinde yayımlanan yazı dikkatini çekmişti.

“Resmî Kayıtlardaki Tarih Çelişkileri: Cevap Bekleyen Sorular.”

Yazarın adı: İdil Karaca.

Kaan haberi okumaya başladı.

Yazı dikkatli hazırlanmıştı. İdil, elindeki bilgileri kesin hüküm gibi sunmuyor, doğrulanmış noktalarla cevap bekleyen soruları birbirinden ayırıyordu.

Kaan haberi sonuna kadar okudu.

Sonra telefonunu kapattı.

Sahilde kahvesini dosyalarına döken kadın aklına geldi.

“Demek gazeteciymiş,” diye mırıldandı.

Bir an düşündü.

Ardından kendi kendine söylendi:

“İnşallah dosyalarını bundan sonra kahveden uzak tutar.”

Telefonunu masaya bıraktı ve çantasını kapattı.

İdil’in yazısını ilginç bulmuştu. Ancak bu, onunla yeniden karşılaşmayı düşündüğü anlamına gelmiyordu.

İdil de o gece sahildeki yabancıyı düşünmüyordu. Önünde cevaplanması gereken sorular ve dikkatle korunması gereken kaynaklar vardı.

Kaan’ın aklında ailesi, görevi ve yarın sabah yetişmesi gereken birlik vardı.

İdil’in aklında ise dosyası.

Henüz aralarında bir aşk yoktu.

Henüz birbirlerine güvenmiyorlardı.

Ve Kaan’ın, bir gün bu gazetecinin yalnızca kendi karşısına değil, ailesinin hayatına da dokunacağını öğrenmesine daha zaman vardı.

Çünkü Karaca ailesinde huzur hiçbir zaman uzun sürmezdi.

Sabah saat 05.17.

Trabzon henüz tam anlamıyla uyanmamıştı. Sokaklar sessiz, hava serindi. Karadeniz’in üzerinde ince bir sis tabakası dolaşıyor, deniz karanlığın içinden ağır ağır görünür hâle geliyordu.

Karaca ailesinin evindeyse bir kişi çoktan ayaktaydı.

Kaan.

Çantasını kapının yanına koymuş, mutfakta kahvesini hazırlıyordu. Birkaç saat sonra birliğinde olması gerekiyordu. İzin süresinin beklenmedik biçimde kısaltılmasına alışkındı ama annesinin bunu kabullenmesi her defasında daha zor oluyordu.

Kahve makinesinin sesi mutfağı doldururken arkasından uykulu bir ses geldi.

“Senin hiç normal insan gibi uyuduğun bir gün yok mu?”

Kaan arkasını döndü.

Efsa, üzerinde pembe pijamaları ve ayağında birbirinden farklı iki terlikle kapıda duruyordu. Saçları karmakarışık, gözleri yarı kapalıydı.

Kaan kardeşinin ayaklarına baktı.

“Terliklerin kavga mı etti?”

Efsa aşağıya baktı.

“Ne?”

“Biri sağda, biri solda. Aralarında anlaşmazlık var herhâlde.”

Efsa terliklerini kontrol edip başını kaldırdı.

“Abi, sabahın beşinde benimle uğraşma.”

“Sen sordun.”

“Ben uyuyamadım diye sordum!”

Kaan kahvesinden bir yudum aldı.

“Uyuyamadın mı?”

Efsa bir an durdu. Sonra mutfağa girip sandalyeye oturdu.

“Biraz.”

Kaan kardeşini tanıyordu. Efsa gerçekten uykusuz kaldığında çok konuşurdu. Bir şeyi kafasına taktığında ise normalden fazla konuşurdu.

Bu sabah ikisi birden olabilirdi.

Kaan dolaptan bir bardak çıkardı.

“Çay?”

“Kahve.”

“Sen kahve içince daha da sinirli oluyorsun.”

“Senin varlığın da öyle.”

Kaan kahveyi hazırlarken başını salladı.

“Güzel. Demek birbirimizi dengeliyoruz.”

Efsa istemeden güldü.

Bir süre sessiz kaldılar.

Sonra Efsa, telefonunu masaya koydu.

“Abi, dün akşamki konu hakkında konuşabilir miyiz?”

Kaan ona döndü.

“Konuş.”

“Ben artık çocuk değilim.”

“Biliyorum.”

“Her tanıştığım insanı araştırmak zorunda değilsin.”

Kaan kahve fincanını tezgâha bıraktı.

“Ben de her tanıştığın insanı araştırmıyorum.”

Efsa kaşlarını kaldırdı.

“Geçen ay arkadaşımın soyadını öğrendin.”

“Tesadüfen.”

“Sonra nerede çalıştığını sordun.”

“Merak ettim.”

“Sonra adamın sosyal medya hesabını buldun!”

Kaan bir an sustu.

“Özel hesabı vardı. Çok paylaşım yapmıyordu.”

Efsa ağzını açıp kapattı.

“İŞTE TAM OLARAK BUNDAN BAHSEDİYORUM!”

Kaan kahvesini aldı.

“Bağırma. Annem uyanacak.”

“Uyansın! Belki sana normal bir insan olmayı anlatır!”

Tam o sırada mutfağın kapısında Nermin Hanım belirdi.

“Ne oluyor?”

Efsa hemen Kaan’ı gösterdi.

“Senin oğlun beni sorguluyor!”

Nermin Hanım gözlerini oğluna çevirdi.

“Kaan?”

Kaan gayet sakin cevap verdi.

“Ben kahve yapıyordum.”

Efsa ellerini havaya kaldırdı.

“Gördün mü? Suçlu insanlar hep böyle sakin konuşur!”

Nermin Hanım derin bir nefes aldı.

“İkiniz de susun. Sabah sabah evin içinde mahkeme kurmayın.”

Ardından Kaan’a döndü.

“Sen de kızın üstüne bu kadar düşme. Büyüdüler artık.”

Kaan annesinin gözlerine baktı.

“Biliyorum anne.”

“Bildiğin hâlde yapıyorsun.”

Kaan cevap vermedi.

Çünkü annesi haklıydı.

Bunu kabul etmekse hiç hoşuna gitmiyordu.

Nermin Hanım kızının saçlarını okşadı.

“Efsa, abin seni seviyor. Ama sevgi bazen insanın aklını başından alır. Kaan da sizin başınıza bir şey gelecek diye korkuyor.”

Efsa’nın yüzündeki öfke azaldı.

“Ben de onu anlıyorum anne. Ama bazen nefes alamıyorum.”

Bu kez Kaan gözlerini kaçırdı.

Kardeşinin bu sözünü beklemiyordu.

Onu korumak istiyordu. Fakat korumakla hayatına karışmak arasındaki çizgiyi bazen göremiyordu.

Kaan fincanını tezgâha bıraktı.

“Tamam,” dedi.

Efsa şaşırdı.

“Tamam mı?”

“Tamam. Her tanıştığın insanın soyadını sormayacağım.”

Efsa şüpheyle baktı.

“Gerçekten mi?”

Kaan çantasını omzuna aldı.

“En azından yüzüne karşı sormayacağım.”

“KAAN!”

Kaan güldü.

Nermin Hanım ise oğlunun arkasından seslendi:

“Ula, kızın aklıyla oynama! Gel buraya, çantana yiyecek koyacağım!”

Kaan kapıda durdu.

“Anne, iki saatlik yolculuk yapmayacağım. Birliğe gidiyorum.”

“Ben de sana iki saatlik değil, iki günlük yiyecek koyacağım!”

Kaan çaresizce başını eğdi.

“Peki anne.”

Efsa arkasından seslendi.

“Abi!”

Kaan döndü.

“Ne?”

Efsa gülümsedi.

“Yolun açık olsun.”

Kaan’ın yüzündeki ifade yumuşadı.

“Sağ ol, küçük cadı.”

“Ben küçük değilim!”

“Bunu her söylediğinde biraz daha küçük görünüyorsun.”

Efsa elindeki peçeteyi ona fırlattı.

Kaan peçeteyi yakalayıp cebine koydu.

“Hatıra olarak saklayacağım.”

Ve evden çıktı.

### 1\. İstikamet: Birlik

Kaan arabasına bindiğinde saat 05.46’ydı.

Motoru çalıştırdı, aynaları kontrol etti ve yola çıktı.

Telefonu bir kez çaldı.

Ekranda Ahu’nun adı vardı.

Kaan aramayı açtı.

“Hayırdır?”

Ahu’nun sesi hoparlörden duyuldu.

“Gittin mi?”

“Yola çıktım.”

“Bizi özleyecek misin?”

“Şimdiden özledim.”

Ahu sustu.

“Bir dakika. Sen az önce duygusal bir cümle mi kurdun?”

“Yanlışlıkla oldu.”

“Kayda aldım.”

“Almadın.”

“Almış olabilirim.”

Kaan güldü.

Ahu’nun sesi biraz ciddileşti.

“Dikkatli git, tamam mı?”

“Tamam.”

“Bir de…”

“Söyle.”

“Efsa’yı fazla sıkıştırma.”

Kaan’ın yüzü ciddileşti.

“Bunu sabah o da söyledi.”

“Çünkü doğru söylüyor.”

Kaan bir süre cevap vermedi.

Ahu devam etti.

“Sen bizim için çok şey yaptın, Kaan. Bunu biliyoruz. Ama artık her şeyi tek başına çözmek zorunda değilsin.”

Kaan gözlerini yoldan ayırmadan konuştu.

“Biliyorum.”

Ahu hemen karşılık verdi.

“Hayır, bilmiyorsun. Bilseydin annem başın ağrıdığında bile senden haber alamazdı diye endişelenmezdi.”

Kaan’ın parmakları direksiyonun üzerinde sıkılaştı.

Bu cümle ona dokunmuştu.

“Ben iyiyim, Ahu.”

Ahu iç çekti.

“İşte. Yine aynı kelime.”

Kaan cevap vermedi.

Ahu da konuyu uzatmadı.

“Varınca haber ver.”

“Veririm.”

Telefon kapandı.

Kaan bir süre sessizce yol aldı.

Ahu’nun söyledikleri aklında kalmıştı. Ailesinin kendisi için endişelenmesini istemiyordu. Ama ne zaman bir şey yaşasa ilk yaptığı şey susmak oluyordu.

Babası gittikten sonra öğrenmişti bunu.

Evdeki herkesin önünde güçlü durması gerektiğine inanmıştı. Annesinin ağlamasını istememiş, kardeşlerinin korkmasını istememişti. Yıllar içinde bu davranış bir alışkanlığa dönüşmüştü.

Şimdi yirmi dokuz yaşındaydı.

Ama bazı alışkanlıklar yaşla birlikte kendiliğinden kaybolmuyordu.

### 2\. İdil’in sabahı

Aynı saatlerde İdil Karaca, kaldığı küçük otel odasında bilgisayarının başındaydı.

Gece geç saatlere kadar belgeleri incelemişti. Buna rağmen dosyanın içindeki bazı ayrıntılar hâlâ yerine oturmuyordu.

Önünde üç ayrı kayıt vardı.

Birinci kayıtta olay tarihi farklıydı.

İkinci kayıtta aynı olayın başka bir saatte gerçekleştiği belirtiliyordu.

Üçüncü belgede ise o sırada görevli olduğu görünen bir kişinin adı geçmiyordu.

İdil sandalyesine yaslandı.

“Ya biri çok dikkatsiz çalışmış,” diye mırıldandı, “ya da birileri bir şeylerin görünmesini istemiyor.”

Kendi kendine konuştuğunu fark edince durdu.

“Harika. Şimdi de belgelerle sohbet etmeye başladım.”

Bilgisayarını kapatmadı. Önce dosyaları yedekledi, notlarını düzenledi ve kaynaklarıyla ilgili bilgileri ayrı bir yerde güvenli biçimde sakladı.

Ardından editörü Selim Bey’e bir e-posta gönderdi.

Dosyadaki tutarsızlıkları tek tek sıraladı. Henüz kesin bir sonuca ulaşamadığını, ancak araştırmanın sürmesi gerektiğini yazdı.

Göndere basınca telefonuna yeni bir mesaj geldi.

Bilinmeyen numara.

“Sana son kez söylüyoruz. Trabzon’dan ayrıl.”

İdil’in yüzündeki ifade değişti.

Bu kez mesajı yalnızca kaydetmekle kalmadı. Tarihi ve saati not etti, ardından editörüne iletti.

Sonra telefonu masaya bıraktı.

Bir insan tehdit edildiğinde iki farklı hata yapabilirdi: Ya korkusunu yok sayar ya da korkusunun bütün kararlarını yönetmesine izin verirdi.

İdil ikisini de yapmak istemiyordu.

Araştırmasına devam edecekti.

Ama tek başına hareket etmeyecek, doğrulamadığı bilgileri yayımlamayacak ve kaynağını tehlikeye atacak bir adım atmayacaktı.

Tam bilgisayarını yeniden açacakken dün sahilde karşılaştığı adam aklına geldi.

Kıvırcık saçları, yeşil gözleri ve son derece sinir bozucu sakinliği…

İdil kendi kendine başını salladı.

“Adamın adını bile bilmiyorum. Neden aklıma geldi şimdi?”

Cevap vermedi.

Zaten cevap arayacak vakti de yoktu.

### 3\. Karaca ailesinde yeni bir kriz

Saat 09.20.

Karaca ailesinin evinde kahvaltı çoktan bitmişti. Nermin Hanım mutfağı topluyor, Hilal işe gitmek için hazırlanıyor, Ahu ise salondaki koltuğa yayılmış telefonuyla uğraşıyordu.

Efsa odasından çıktığında yüzünde ciddi bir ifade vardı.

Ahu başını kaldırdı.

“Ne oldu?”

Efsa telefonunu ona uzattı.

“Bak.”

Ahu mesajı okudu.

Ekranda Mert’in gönderdiği kısa bir mesaj vardı:

“Bugün konuşmamız lazım.”

Ahu yavaşça başını kaldırdı.

“Eyvah.”

Efsa’nın gözleri büyüdü.

“Ne eyvah?”

“Bu cümle genellikle iyi bir şeyin habercisi değildir.”

“Ya neden ayrılık mesajı gibi yorumluyorsun?”

“Ben yorumlamıyorum. Türkçe böyle bir dil.”

Efsa telefonu geri aldı.

“Belki önemli bir şey söyleyecek.”

Ahu omuz silkti.

“Olabilir.”

Efsa birkaç saniye sustu.

“Ya kötü bir şey olduysa?”

Ahu’nun yüzü ciddileşti.

“Önce konuş. Sonra karar ver.”

Efsa başını salladı.

Tam o sırada Hilal salona girdi.

“Ne oldu?”

Ahu telefonunu ona uzattı.

Hilal mesajı okudu.

“Normal bir mesaj.”

Efsa ona döndü.

“Normal mi?”

“Evet. Konuşmak istiyormuş.”

“Peki neden bugün konuşmak istediğini yazmamış?”

Hilal çantasını omzuna taktı.

“Çünkü mesajların içine bütün konuşmayı sığdıramıyoruz. Henüz o teknolojiye ulaşamadık.”

Ahu gülmeye başladı.

Efsa ikisine de baktı.

“Siz ikiniz benim arkadaşım değilsiniz.”

Hilal kapıya yöneldi.

“Biliyoruz. Biz aileyiz. Daha kötüyüz.”

Kapı kapandı.

Efsa bir süre telefonuna baktı. Sonra Kaan’ı aramaya karar verdi.

Telefon birkaç kez çaldı.

Kaan açtı.

“Efsa?”

Efsa doğrudan konuya girdi.

“Abi, sana bir şey soracağım ama hemen panik yapmayacaksın.”

Kaan’ın yüzü değişti.

“Ne oldu?”

“Daha bir şey olmadı!”

“Az önce panik yapmayacağımı söyledin. Demek panik yapmamı gerektirecek bir şey var.”

Efsa gözlerini kapattı.

“Bir mesaj aldım.”

Kaan’ın sesi sertleşti.

“Kimden?”

Efsa derin bir nefes aldı.

“Abi…”

“Efsa, kimden?”

“Mert’ten.”

Kaan birkaç saniye sustu.

Sonra sordu:

“Ne yazdı?”

“Bugün konuşmamız lazım, dedi.”

Kaan’ın yüzündeki gerginlik biraz azaldı.

“Bu kadar mı?”

“Evet.”

“Efsa, insanın konuşacak bir şeyi olabilir.”

“Biliyorum!”

“E o zaman?”

Efsa sinirle saçlarını geriye attı.

“Ya önemli bir şeyse?”

Kaan derin bir nefes aldı.

“Önemliyse konuşursunuz. Sen önce sakin ol. Bir mesaj yüzünden kendi kendine kötü senaryolar yazma.”

Efsa bir süre sessiz kaldı.

“Peki sen olsan ne düşünürdün?”

Kaan cevap vermeden önce düşündü.

“Ben olsam konuşmadan karar vermezdim.”

Efsa’nın sesi yumuşadı.

“Tamam.”

Kaan bir an durdu.

“Bir de…”

Efsa hemen gerildi.

“Ne?”

“Telefonunun şarjını kontrol et. Bütün gün bana mesaj atıp sonra telefonun kapanırsa annen beni arar.”

Efsa kahkahayı bastı.

“Sen gerçekten imkânsızsın!”

“Biliyorum.”

Telefon kapandığında Efsa’nın yüzünde hafif bir gülümseme vardı.

Kaan’la konuşmak bazen sinir bozucuydu. Ama ne kadar kızarsa kızsın, bir şey olduğunda arayacağı ilk insanlardan biri yine ağabeyiydi.

Kaan ise telefonu cebine koyarken kendi kendine söylendi:

“Bir mesaj yüzünden bu kadar telaş…”

Sonra düşündü.

Ben de aynısını yapardım.

Bu düşünce onu susturdu.

### 4\. Birliğe dönüş

Kaan birliğine ulaştığında sabahın yoğunluğu çoktan başlamıştı.

Aracını park etti, gerekli kontrolleri tamamladı ve görev yerine geçti. Burada aile sofrasındaki şakaların yerini disiplin, dikkat ve sorumluluk alıyordu.

Birlikteki arkadaşlarından Üsteğmen Baran onu görünce yanına geldi.

“Karaca, hoş geldin.”

“Hoş bulduk.”

Baran Kaan’ın yüzünü inceledi.

“İzin iyi geçti mi?”

Kaan çantasını bıraktı.

“Geçti.”

“Annen yine yolluk verdi mi?”

Kaan cevap vermeden çantasının fermuarını açtı.

İçinden yiyeceklerle dolu birkaç paket çıktı.

Baran kahkaha attı.

“Ula, sen birliğe değil, kıtlık bölgesine gelmişsin!”

Kaan paketleri masaya koydu.

“Annemin gözünde hepimiz açız.”

Baran bir paketi gösterdi.

“Bunu paylaşacak mısın?”

“Hayır.”

“Niye?”

“Çünkü annem bana verdi.”

Baran elini kalbine koydu.

“Yıllardır silah arkadaşlığı yapıyoruz. Bir lokma ekmeğini esirgedin.”

Kaan ona baktı.

“Geçen hafta senin yemeğini kim bitirdi?”

Baran durdu.

“Konuyu değiştirme.”

“Yemeğimi de alamazsın.”

Baran başını salladı.

“Seninle dostluk kurmak için insanın psikolojik desteğe ihtiyacı var.”

Kaan’ın yüzünde kısa bir gülümseme belirdi.

Ardından görevle ilgili bilgilendirme başladı.

Kaan dikkatini bütünüyle işine verdi. Görevleri ciddiye alır, riskleri küçümsemez ve kendisine verilen sorumluluğu yerine getirmek için gereken hazırlığı yapardı.

Ancak o gün, bilgilendirmenin sonunda önüne gelen dosyalardan biri dikkatini çekti.

Dosyada adı geçen bir tarih, dün gece okuduğu haberde gördüğü tarihlerden biriyle aynıydı.

Kaan sayfayı çevirdi.

Bir daha kontrol etti.

Bu, İdil’in yazısında sözünü ettiği kayıtla aynı konu muydu?

Henüz emin değildi.

Dosyayı kapattı.

Kendi kendine bir kural koydu: Bir gazetecinin araştırmasını okumuş olması, elindeki her ayrıntıyı onunla ilişkilendirebileceği anlamına gelmiyordu. Mesleki sorumluluğu, gördüğü bilgileri doğru bağlamda değerlendirmesini gerektiriyordu.

Şimdilik soru işareti olarak kalacaktı.

Ama Kaan’ın aklına bir şey takılmıştı.

Ve Kaan’ın aklına bir şey takıldığında kolay kolay unutulmazdı.

### 5\. İki ayrı hayat, aynı soru

Öğleden sonra İdil, belgeleri incelemek üzere bir kütüphanenin çalışma bölümüne geçti. Önceden planladığı görüşmeyi, kaynağının güvenliğiyle ilgili bazı endişeler nedeniyle erteledi.

Kaynağına kısa bir mesaj gönderdi:

“Görüşmeyi aceleye getirmeyeceğiz. Güvenli ve uygun bir plan yapmadan buluşmayalım. Elinizdeki belgeleri de kimseyle paylaşmayın.”

Ardından editörünü bilgilendirdi.

İdil’in inadı, düşünmeden tehlikeye atılmak anlamına gelmiyordu. Tam tersine, bir konunun peşini bırakmamak için uzun süre sabırlı olmayı biliyordu.

Bilgisayarında belgeleri karşılaştırırken bir ayrıntı dikkatini çekti.

Aynı gün, aynı olay ve farklı iki saat…

İdil not aldı.

Sonra bir başka dosyayı açtı.

Orada da benzer bir tutarsızlık vardı.

İdil sandalyesinde doğruldu.

“Bu tesadüf olmayabilir.”

Ancak hemen bir sonuca varmadı. Belgelerin kaynağını yeniden kontrol etti, tarihleri karşılaştırdı ve eksik noktaları işaretledi.

Bir saat sonra telefonuna Selim Bey’den mesaj geldi:

“Bu dosyada ilerleme var mı?”

İdil cevap yazdı:

“Var. Ama henüz yayımlamak için erken. Birkaç bilgiyi daha doğrulamam gerekiyor.”

Gönderdikten sonra telefonunu masaya bıraktı.

Sahildeki adamın yüzünü yeniden hatırladı.

Bu kez nedeni adamın kendisi değildi.

Kaan’ın üzerindeki rahat ama dikkatli tavır, mesleğiyle ilgili bir şeyler düşündürmüştü. Fakat İdil onun kim olduğunu bilmiyordu. Hangi birimde görev yaptığını, hangi dosyalarla ilgisi olabileceğini ya da araştırdığı olayla herhangi bir bağlantısı bulunup bulunmadığını da bilmiyordu.

Elinde yalnızca bir karşılaşmadan kalan birkaç izlenim vardı.

İdil, izlenimlerin kanıt olmadığını herkesten iyi bilirdi.

Bu yüzden dosyasına geri döndü.

### 6\. Akşamın hesabı

Trabzon’da akşam olduğunda Nermin Hanım, Kaan’ın gönderdiği kısa mesajı birkaç kez okudu.

“Anne, birliğe ulaştım. Her şey yolunda. Merak etme.”

Her zamanki gibi kısa ve netti.

Nermin Hanım telefonu göğsüne bastırıp iç çekti.

“Biraz da kendini düşün be oğlum…”

Yanındaki Efsa annesinin omzuna yaslandı.

“Anne, Kaan abi iyidir.”

“Biliyorum kızım.”

“Her seferinde böyle endişeleniyorsun.”

Nermin Hanım kızının saçlarını okşadı.

“Anne olunca öyle oluyor.”

Efsa bir süre sustu.

“Peki annem, bir şey soracağım.”

“Sor.”

“Kaan abi neden bu kadar korumacı?”

Nermin Hanım’ın eli durdu.

Bir an geçmişe gitti. Kaan’ın henüz on yedi yaşında olduğu, evin içindeki sessizliğin ağırlaştığı günleri hatırladı. Babaları gittikten sonra Kaan’ın nasıl değiştiğini, kendi üzüntüsünü saklayıp kardeşlerinin önüne nasıl geçtiğini…

“Çünkü çok erken büyüdü,” dedi sonunda.

Efsa başını kaldırdı.

“Biz de büyüdük.”

“Biliyorum. Ama abin hâlâ bazen o eski günlerde yaşıyor. Sanki bir an dikkati dağılırsa her şey yeniden elinden alınacakmış gibi davranıyor.”

Efsa’nın gözleri dolmadı ama yüzü ciddileşti.

“Ben ona kızıyorum bazen.”

“Kızabilirsin. Kardeş olmak her şeye katlanmak demek değil.”

Nermin Hanım kızının elini tuttu.

“Sen de onunla konuş. Ama onu değiştirmeye çalışırken neden böyle olduğunu unutma.”

Efsa başını annesinin omzuna yasladı.

“Peki.”

O sırada Ahu salona girdi.

“Ben bir şey kaçırdım mı?”

Efsa başını kaldırmadan cevap verdi.

“Hayır.”

Ahu ikisinin yanına oturdu.

“Güzel. Çünkü mutfakta yemek varmış, onu kaçırmak istemiyorum.”

Nermin Hanım gülerek ayağa kalktı.

“Ula, siz bu evde ne zaman duygusal bir an yaşasanız biriniz yemek soruyor!”

Ahu omuz silkti.

“Duygusal olmak enerji harcatıyor teyze.”

Efsa kahkahaya boğuldu.

Biraz önceki ağır hava dağıldı.

Ama Nermin Hanım’ın aklında Kaan vardı.

Kaan ise kilometrelerce uzakta, görev yerinde, önündeki dosyayı yeniden inceliyordu.

İdil de başka bir yerde, aynı sorunun farklı parçalarını bir araya getirmeye çalışıyordu.

Henüz birbirlerinin hayatında önemli bir yere sahip değillerdi.

Henüz aralarında güven yoktu.

Henüz bir ilişki yoktu.

Ama ikisinin de önünde, kolayca cevaplanamayacak sorular vardı.

Ve bazı soruların cevabı, insanın hiç beklemediği bir kapının ardında dururdu.

Birinci bölüm devam edecek…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18