2. bölüm / 3
KADERE RAĞMENBölüm 1
Bölümler 3Şu an: Bölüm 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Günlerden 21 aralık. En uzun gece.
KAELEN
İnsanlar dünyada hayatını tamamen değiştirecek bir karar vermek zorunda kalıyor mudur? Eğer kalıyorlarsa, bu karardan pişmanlık duydukları oluyor mudur? Ben birkaç saat sonra vereceğim karardan pişman olup olmayacağımı kestiremiyorum.
25 yaş kutlaması... Herkesin törenlerle kutladığı, kendisiyle beraber tüm yükü getiren yaş. Birazdan bana 25 yaşına kadar sahip olduğum hisleri isteyip istemediğimi soracaklar.
Kararım kesindi. Vazgeçecektim.
Aslında hislerin güzel olduğunu düşünürdüm ama büyüyünce bu düşüncem de yok oldu. Anlıyorsun işte, hislerin aslında o kadar da güzel olmadığını, acıdan başka bir şey getirmediğini.
Şimdiyse aylardır aynı konuşmayı yapan babamın yanına gidiyordum. Kararımı herkesten saklamıştım. O yüzden bir yandan babamın, bir yandan annemin konuşmalarını dinliyordum.
Biraz sonra o kapı sonunda görüş açıma girdi. Babamın odası evin en üst katında ve en uzağındaydı. Kendisini böyle koruma altına alıyordu, oysa isteyen her şekilde girebilirdi de haberi yoktu. Babam gösteriş meraklısıydı. Bunu kapısına her geldiğimde daha iyi anlıyordum, kapısı bile gümüş süslerle kaplıydı. Daha kapıya varmadan korumalar babama geldiğimi haber vermiş ve geldiğimde kapıyı sonuna kadar açmışlardı. Babam her zamanki gibi koltuğunda oturmuş, gözlerini üzerime dikmişti.
"Gel, otur." diyerek karşısındaki koltuğu işaret etti ama oturmaya hiç niyetim yoktu. Oturursam daha fazla konuşurdu ve buna tahammülüm yoktu.
"Böyle iyi." diyerek konuyu geçiştirdim.
Babamın siyasetini, duruşunu beğenirdim ama kendisini pek sevdiğim söylenemezdi. Babam doğduğundan bu güne kadar hissizdi, sevmek ya da nefret etmek gibi duyguları yoktu. Mesela ben eğer abimde varis potansiyeli olmazsa diye dünyaya gelmiştim, yedek varis adayı gibi yani beni de sevdiği yoktu.
Abim tam babam gibiydi. 25 yaşında bile hisleri başta kabul etmemişti ama babam karar verdiği an varis olarak beni seçeceğini söyleyince abim hislerinin kalmasını istemişti ve o günden beri bana karşı nefret ve düşmanlık besliyordu. Annem de ne kadar çalışsa da onu kararından döndürememişti. Bu yüzdendi belki de benim üzerimdeki ısrarı ve hislerden vazgeçmeyeceğime olan umudu. Ama abimin 25 yaşı olmasına rağmen babamın onu varis değil de beni seçmesiyle annemin umudu korkuya dönüşmüştü.
O hisleri olan bir kadındı, babamı da seviyordu ve bizden de sevgisini asla esirgemezdi. Babam gibi olmamızı da hiç istemezdi. Onu hayal kırıklığına uğratmak istemiyordum, bu yüzden karar veremiyordum ama babam bir konuda haklıydı.
Hisler zayıflıktı. Hislerin olursa kaybedersin.
Ben düşüncelere dalmışken babamın sesi beni kendime getirdi.
"Biliyorsun ki, bugün o gün ve bugünden itibaren bizimle birlikte bir varis gibi toplantılara katılacaksın."
"Biliyorum."
"Bak oğlum, bizim bugüne kadar ayakta kalmamızın, kimsenin bize bulaşmamasının asıl sebebi acımasız ve güçlü olmamız."
"Yani hissiz olmamız." Yine aynı şeyleri tekrar ediyordu.
"Evet. Eğer diğer krallıklar Ay Kralı'nın hisleri olan, güçsüz biri olduğunu öğrenirse savaş açmaktan çekinmezler. Ay Krallığı'nın sonunu getirme. Bu konuda doğru kararı vereceğini düşünüyorum."
Bunu kabul etmekten nefret ediyordum ama evet, babamın dedikleri doğruydu ve ben doğduğum topraklara bağlı biriydim bu yüzden sonuna kadar savaşırdım bunun önünde hiçbir şey duramazdı. Hislerim bile.
"Neden abimi seçmedin? O tam senin istediğin gibi. 25 yaşında senin için hislerinden vazgeçecekti. Neden seçmedin?" Neden abimi bana düşman ettin. Bu sorunun cevabını hep merak etmişimdir.
"Abin benim gibi olmak istedi evet, ama bu yetmez. Abinde krallığı yönetebilme gücünü görmedim. Düşünmeden, plan yapmadan hareket eder. Onun tek amacı benim gibi olmak, benim otoriteme sahip olmak. Bu krallığa bana benzemeye çalışan biri değil, senin gibi krallığı korumaya çalışan biri lazım."
İlk defa benimle bu kadar açık konuşuyordu. Tam yeni bir soru soracaktım ki kulağıma dolan davul sesleriyle törenin başladığını anladım ve birkaç saniyelik babamla bakışlarımız bir birimde asılı kaldı.
O an gelmişti.
Tören yerine vardığımızda neredeyse tüm halk buradaydı. Ne acıydı, hiç birisi doğum günümü kutlamak için gelmemişti zaten bu kimin umrundaydı ki. Tüm halkın hatta annemin bile şuan tek umursadığı kararımdı. Herkesin gözü benim üzerimdeyken halk tarafa bakmadan küçük kardeşim Cael'in yanına geçtim. Annem babamın yanındaki yerini almıştı babamla benim aramdaysa Draven olmalıydı ama yoktu. Bununla bile halka aramızdaki düşmanlığı bir kez daha göstermişti. Yarım saat boyunca Ay krallığının tarihinden falan filan bahsettiler hiçbirini dinlemedim. Sonunda Yaşlı Eron beni yanına çağırdı.
Elinde özel taşlardan yapılmış 2 kolye tutuyordu. Yaşlı Eron bile hislerin zayıflık,güçsüzlük olduğunu düşünüyordu bunu bu kolyelere bakarken daha iyi anlıyordum.Birinde Ay Krallığı'nın güç taşı olan Labradorit vardı. Lacivertin içinde gümüş gibi parlayan, kader taşı, eğer hislerden vazgeçersem bana vereceği taştı. Gücü ve otoriteyi temsil ediyordu. Diğerinde ise Aytaşı vardı. Süt beyazı, ışıkta mavimsi parlayan. Hisleri, zayıflığı ve merhameti temsil eden taştı.
"Ay Krallığı'nın varisi Kaelen. 10 yaşında verilen soruyu tekrar ediyorum. Sana verilen hislerin sende mi kalmasını istiyorsun, yoksa hislerinden vaz mı geçiyorsun?"
O an sanki nefes almayı bile unuttum. Salondaki fısıldaşmalar bile durdu. Ve ben tuhaf bir şekilde tereddüte bile düşmeden aklımdaki kararı ilk defe sesli söyledim.
"Hislerimden vazgeçiyorum."
Kararımla salonda alkış sesleri yükseldi, bir anlık arkama baktığım babamın yüzünde gülümseme olduğunu gördüm ama gözleri bu sevinç hissinden çok uzaktı, anneme baktığımdaysa yüzünde büyük bir hayal kırıklığı vardı. Böyle olmasını istemezdim ama bu karara mecburdum annemde alışacaktı. Ve Yaşlı Eron sol elindeki Labradorit kolyeyi bana uzattı.
Kolyeyi alıp boynuma takmamla tören bitti. İşte herşey bu kadardı, halk artık gitmeye başlıyordu. Yaşlı Eron bana onu takip etmemi söyledi. Nereye götürdüğünü az çok tahmin ediyordum. Hislerimi almaya götürüyordu.
Sonunda küçük, lacivert ve gümüşle kaplı evine vardık. Küçük bir salon ve bir oda vardı başkada birşey yoktu. Beni salonda bekletip kendisi diğer odaya girdi. Az sonra elinde yeşil bir iksirle geri geldi.
"Şimdi bunu içtiğin an hislerinden mahrum kalırsın. Ve bunu 60 yaşına kadar değiştiremezsin. Kararını ver, öyle iç."
Bir anlık tereddüte düşsem de iksiri alıp içtim. İçtikten 5 dakika sonra başım ağrımaya be dönmeye başladı. Zihnimin uyuştuğunu hissediyordum. Ve sonra artık ayakta duramayacak hale geldim ve kafamın sert bir zemine çarptığını hissettim. Son defa Yaşlı Eron'un yüzüme garip bir şekilde baktığını anımsadım.
"Kaderin diğer herkesten farklı. Hayatının bir yerinde öyle bir seçim yapmak zorunda kalacaksın ki, bu seçim tüm hayatını değiştirecek."
Ve gözlerimin önüne karanlık çöktü.
Gözlerimi açtığımda ilk saniyelerde neler olduğunu anlamadım ama yavaş yavaş her şey yerine oturmuştu. Yaşlı Eron'un evindeydim ve bana ilgili bir şekilde bakıyordu.
"Ne hissediyorsun?"
"Hiçbir şey." Gerçekten hiçbir şey hissetmiyordum. Ne şaşkınlık, ne de üzüntü vardı. Hislerim gitmişti. Çok garipti sanki kalbim sadece beni hayatta tutmak için atıyordu ki bundan sonra zaten öyleydi.
Yaşlı Eron'un yanında fazla kalmadan ayrıldım. Babamın yanına geldiğimde belki de ilk defa onu gülümserken gördüm ama bu gülümseme çok sahteydi.
"Aferin oğlum, doğru kararı verdin. Şimdi ise yapman gerekenler var."
"Ne gibi?"
"2 ay sonra güneş tutulması olacak. Bu yüzden Güneş Krallığı'nın varisi Aurelia ile 2 ay boyunca buluşup tutulma için gereken büyüleri işlemleri öyrenmeniz lazım."
"Duyduğum kadarıyla onun 23 yaşı var, nasıl varis olur?"
"Güneş Krallığı'nda sistem bizimki gibi değil. Bizde 25 yaşında karar anı olduğu için variste 25 yaşında seçilir. Onlar doğuştan hislerle yaşar, bu yüzden 20 yaşından varisleri seçilir ve toplantıya katılır. 3 yıl seni bekledik."
"Anladım."
"Şimdi çıka bilirsin,unutma yarın erkenden Güneş krallığına gitmen lazım ilk buluşma orda olucak"
Ertesi gün koyu lacivert ve siyah takımımı giydikten sonra sıra yine koyu lacivert ve bol bol gümüş zincirleri olan pelerinime gelmişti, normalde bu kadar zincirli şeyler giymezdim bunu babamın seçip gönderdiği o kadar belliydi ki. Pelerinin aşağılarında bile gümüş Ay ve yıldız desenleri vardı. Bir şekilde giyip gümüş Ay tacımı taktıktan sonra odadan çıktım. Çıkar çıkmaz karşıma kardeşim Cael çıktı. O deli dolu biriydi 23 yaşı vardı ama yinede 25 yaşında bile hisleri kabul ediceğine emindim. Beni görünce önce beni tepeden tırnağa süzmüştü ve yine yüzüne o alaycı gülümsemesini yerleştirmişti.
"O abim, bu gün pek bi özenlisin bakıyorum"diyerek göz kırptı.
"Ne ima ediyorsun açık söyle"
"Duydum ki Güneş Krallığı'nın kızıyla bir yemeğe çıkıyormuşsun. Doğruyu söyle, heyecanlı mısın?"
Salaktı. "Ben daha dün hislerimden vazgeçmedim mi? Nasıl heyecanlı olabilirim? Ayrıca yemeğe çıkmıyorum, görev bu."
"Öyledir kesin. Bak kıza da böyle hislerim yok falan deme, sonra kalbi kırılır, bari nezaketten heyecanlıyım falan de."
"Kız niye bana heyecanlımısım diye sorsun, ayrıca banane kızın kalbinden."
"Nçnçnç arada yanıma gel sana flört öyretsin kardeşin, dünyadakilerden öyrendim."
"Uğraşamam senle zaten acelem var, geç kaldım."
"Bak bak beyefendi kıza yetişmek derdinde, olmuşsun sen olmuşsun"
"Ne saçmalıyorsun daha kızı görmedim"
"Ha görsen olucan yani" diyerek pis pis sırıtmaya başladı. Ben niye buna kızamıyordum, hislerimin gittiğine şuan pişman oldum. Cevap versem uzatırdı, bu yüzden yanından geçip gittim ama arkamdan dalga geçmeyi hala bırakmıyordu.
"Duydum ki, kız çok güzelmiş yanlışlıkla tutulursun falan mazallah."
GÜNEŞ KRALLIĞI
AURELIA
Sabah sabah bu kadar enerjik kalkmamın tek sebebi dün gecenin en uzun günü olduğu için ola bilirdi, uzun bir uyku gibisi yoktu. Birazdan Ay krallığının varisi gelicekti ve hakkında hiç güzel şeyler duymamıştım. Huysuz, soğuk biri olduğunu söylüyolardı ve dün seçim olarak hislerinden vazgeçmişti bu o demekki daha da çekilmez olmuştu, o yüzden kararlıydım boşboğazlık yapmayıp iş konuşacaktım, öyle huysuz biriyle konuşmam zaten onunda konuşacağını sanmıyordumda neyse. Her zamanki gibi beyaz ama daha çok altınrengi üzerinde Güneş simgeleri olan uzun elbiselerimden birini giydim. Birazcık abartılıydı ama çok güzeldi, dalgalı olan saçlarım üzerinde oyalanmadan açık bırakıp altın rengi güneşi temsil eden tacımı ve birkaç aksessuar taktıktan sonra hazırdım ama birazcık geç kalmışdım. Buluşma yerini önceden kendisine ilettiğim için sorun yoktu bekleye bilirdi.
Anlaşılan o çoktan gelmişti halkın arasından geçerken artık belki de yüzüncü kez ne kadar yakışıklı olduğunu duyuyordum yok yani ne kadar ola bilirki bence bize benzemediği için fazla abartıyorlardı.
Vardığımda sandığım gibi olmadı burada kimse yoktu. Nasıl yani böyle ciddi bir toplantıya gecikmişmiydi (bizde geciktik ama olsun).
Geldiğimden beri tam yarım saattir beyefendiyi bekliyordum ve artık sinirlenmiştim ve tam bu anda kapı açıldı ve sinirli bakışlarımla bir ton laf etmek için kapıdaki adama döndüm ama sadece döndüm tüm diyeceklerim yok oldu. Bu oydu. Ay krallığının varisi Kaelen. Üzerinde koyu lacivert ve siyah bir takım uçlarında Ay simgeleri olan lacivert pelerini ve gümüş zincirleri vardı. Tam bir Ay krallığı varisine yakışır bir tarzı vardı. Babasını toplantılarda görmüştüm o daha çok takılar takan süslü biriydi, karşımdaki o kadar fazla süslü değildi ama yine de çok farklı bir havası vardı. İri yapılı bir vücudu yoktu ama zayıfta değildi. Son olarak bakışlarımı yüzüne çıkardım ve bir süre hatta baya uzun bir süre yüzünde oyalandım. Yalan yok yakışıklı adamdı hatta baya yakışıklıydı kabul. Cildi tıpkı karanlıkta olan ay gibi bembeyazdı, yüz hatları çok sivri değildi biraz çok az yuvarlak bir yüz yapısına sahipti,saçları simsiyahtı ama esas gözleriydi. Gözlerine bakan onun Ay krallığından olduğunu hemen anlardı. Annesini görmüştüm açık mavi gözleri vardı ama onun gözleri farklıydı. Gri gözleri vardı tıpkı Ay gibi. Bir an kendime geldiğimde hayran hayran onu izlemeye kapıldığımı anladım ve hemen etrafa baktım tam gözlerine bakıp brni farkettiğini görüp utanıcaktım ki onun etrafa baktığını gördüm ve rahatladım. Biraz sonra gözlerimiz kesiştiğinde gözlerinde gördüğüm ruhsuzluk hissizlik sebebini bilmeden kalbimi acıtdı acaba hiç pişman olmuyormuydu?
KAELEN
Güneş krallığına vardığımda gözlerim ağrıyordu, çok çok fazla ışık vardı bunlar nasıl dayanıyordu. Ve ayrıca heryer sarıydı fazla sarıydı, altından başka hiçbir renk yoktu. Aurelia isimli hanımefendi bana buluşma yerini önceden bildirdi ama böylede ışıklı olucağını düşünmedim ve şuanda gözümü açamadığım için yoluda bulamıyordum. En sonunda nihayet vardığımda açık alanda olmadığı için olmayan hislerimle sevindim resmen.İçeri girdiğim an bir çift sinirli gözlerle karşılaştım. Yer yer beyazlıklar olan altın bir elbise giymişti. Fazla süslü ve bildiğimiz parlıyordu en azından dışardaki kadar değildi. Saçları sarı değildi güneşin doğuşu gibiydi kehribar gözleriyle aynı renkti. Güneş pencereden yüzüne vuruyordu ve gözleri ve saçları uyumlu bir şekilde parlıyordu, güzel görünüyordu tıpkı bir Güneş gibiydi. Gözlerine yeniden baktığımda onunda beni incelediğini fark ettim ama bakışlarında hayranlıkta vardı. Oysa bende hayranlık duygusu yoktu önceden görsem olurmuydu belki ama şuan yoktu. Beni incelerken hayran hayran baktığının farkında olacak ki, bakışları etrafa bakmaya başladı. Birazdan benim fark edip etmediğimi anlamak için yüzüme bakacağını anladım, utanmasın diye etrafı incelemeye başladım, içerisi aydınlıktı beyaz bir odaydı sandalyeler ve masalar vardı her ikisi altın işlemeli ve tavanda Güneş şeklinde bir ışık vardı. Etrafı inceleyip yüzüne baktığımda bakışlarımda ne gördüyse yüzünün düşmesine sebep oldu ama hemen düzeltdi. Ve hemen bana geciktiğim için kızmaya başladı.
~~~~~~~~~~~~~~~~
1-ci bölümden herkese merhaba. Sakin bir bölümdü şimdilik böyle olucak daha yolun başındayız. Yazım hatam varsa kusura bakmayın. 2-ci bölümde görüşmek üzeree bir an öncee okurların gelmesi umuduylaa
Bölüm etkileşimi
