Bölümler 5Şu an: 2. BÖLÜM
- 1 GİRİŞ176 kelime
- 2 1. BÖLÜM925 kelime
- 3 2. BÖLÜM1.652 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3. BÖLÜM2.388 kelime
- 5 4. BÖLÜM1.660 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Helüüü yine bennn🙃
Yeni bölümle karşınızdayım. Bu bölümde artık geçmişi bırakıp normal (şüpheli) bir günü okuyacağız (şükür ki)
Buraya kadar gelip kitabımı okuduğunuz için teşekkür ederim. İyi ki varsınız🤍
İyi okumalarr✨
~~
GÜNÜMÜZ- 23 MART
ALACA ŞİMŞEK
Gece boyunca üst üste kabuslar görmüştüm. Uykunun sıcak kollarına teslim olmayı ne kadar istesem de, zihnimin karanlık köşelerinde pusuda bekleyen anılar göz kapaklarımı her kapattığımda sahneye çıkıyordu. Yorganın altında kıvrılmış yatarken çalan alarm sesi, beynimin duvarlarını çarpan yankılı bir çan gibiydi.
Sonunda daha fazla dayanamadım ve iç geçiren bir homurtuyla doğruldum. Komidinin üstünde tiz bir ısrarla öten alarmı sustururken bile ellerim titriyordu. Yavaşça yorganı üzerimden attım ve soğuk odanın içinde ayağımın ucuyla panduflarımı aradım. Yumuşacık pandufların içine girdiğimde çok kısa bir an için bile olsa küçük bir huzur hissettim.
Odamda bulunan banyoya ilerledim. Banyonun soğuk fayansları içimi ürpertmişti. Lavaboya eğildim, soğuk suyun yüzümle buluşmasıyla biraz ayılmıştım. Gözlerimin altındaki morluklar sabahın ilk ışığında daha belirgindi.
Dişlerimi fırçaladım ve odamın içine döndüğümde, dolabımın önüne geçip kararsızlıkla askılardaki giysilere baktım. Bugün hangisini taşıyabilecek gücüm vardı, bilmiyordum. Derin bir nefes alıp en sade ama kendimi içinde en güçlü hissedeceğim şeyi seçmeye çalıştım.
İçime siyah askılı büstiyerimi geçirdim ve üzerine siyah blazer ceketimi aldım. Altıma da siyah kumaş pantolonumu giydim. Ayna karşısına geçip saçlarımı ellerimle hafifçe taradım ve gelişigüzel ama derli toplu bir hale getirdim. Zarif ama güçlü görünmek istiyordum.
Sonra makyaj masama oturdum. Parmaklarım rujlara, farlara, fırçalara uzanmakta tereddüt etti ama sonunda kara verip hafif bir makyaj yapmaya başladım.
Son dokunuşuda dudaklarıma belli belirsiz bir renk sürerek yapmıştım. Kendimi tamamen saklamak istemiyordum ama açıkça sergileyecek cesaretim de yoktu açıkçası.
Hazırdım, en azından öyle görünmeye. Artık tek becerim, içimde fırtına koparken, dışarıya çırpınmadan bakabilmekti.
* * *
Evden çıkarken üzerime aldığım ince, bej renkli trençkotun yakasını hafifçe kaldırdım. Parmak uçlarımda taşıdığım siyah, büyük çantamla merdivenlerden yavaş adımlarla indim. Apartman kapısından çıktığımda yüzüme vuran hafif rüzgar, içimdeki sıkıntıyı biraz olsun dağıtır gibiydi.
Sokaklar, şehrin yeni uyanmaya başladığı o saatlerde hâlâ sakindi. Arabama binip motoru çalıştırdım, klasik müzik çalan radyo ile kendimi biraz olsun sakinleştirmeye çalıştım. Camdan içeri süzülen güneş ışığı, gözlerimi kısmama neden oluyordu. Gözüm dikiz aynasında kendime takıldığında yüzümdeki yorgunluk apaçık belliydi ama buna rağmen gülümsemeye çalıştım. Sonuçta bugün de hayat devam ediyordu.
Tasarım dükkanım, küçük ama zarif bir köşede yer alıyordu. Dükkanın vitrinini görünce içimde bir heyecan belirdi. Ne kadar da seviyordum burayı. İkinci evim gibiydi.
Arabayı park ettikten sonra anahtarı çantamdan çıkarıp kapıyı açtım. İçeriye adımımı attığımda tanıdık lavanta ve vanilya kokusu hemen burnuma doldu. Raflara dizilmiş mumlar, defterler, el yapımı süsler... Hepsi benim birer parçamdı sanki.
İçeriye gelen ilk güneş ışıkları, cam vitrinlerde süzülüp tasarımlarımın üzerine düşerken kahvemi alıp bilgisayarımın başına geçtim. Gelen siparişleri gözden geçirip bir kaç çizim üzerine çalıştım. Saatin nasıl geçtiğini anlamamıştım ki telefonum titredi. Ekranda tek bir isim vardı.
Babam...
Gelen mesajda yazan tek cümle, içinde eski bir acıyı harekete geçirdi. "Şirkete uğra, seninle konuşmam gerek." Kısa ve buyurgan bir ifadeydi. Derin bir iç çekişle çantamı toparladım ve dükkanımın kapısını arkamdan kapadım. İçimde hem huzuru hem de huzursuzluğu aynı anda taşıyordum.
Arabaya tekrar bindiğimde bu kez daha da gergindim. Babamla görüşmelerim genellikle ya sessizlik ya da kırıcı cümlelerle geçerdi.
Şirket binası, şehrin kalabalık iş bölgesinde yükselen soğuk cam kulelerden biriydi. Oraya yaklaştıkça midemde bir düğüm hissediyordum. Arabanın camından dışarı bakarken içimden küçük Alaca'nın sesi yankılandı. "Güçlü ol, bu sadece bir görüşme."
Kapıdan içeri girdiğimde güvenlik beni tanıdı ve başını hafif sallayarak geçmeme izin verdi. Asansöre binip babamın bulunduğu kata çıkarken, kalbim sanki göğüs kafesime sığmayacak gibiydi.
Asansörün kapısı ağır bir 'ding' sesi ile açıldığında derin bir nefes aldım. Koridor hâlâ eskisi gibi uzun ve soğuktu.
Babamın odasına yaklaşırken, kapının tam kapanmadığını, aralık durduğunu fark ettim. İçeriden gelen kısık sesler dikkatimi iyice çekmişti. Kapıyı yavaşça ittim.
Kapıyı araladığımda gözüm önce babama takıldı. Her zamanki gibi takım elbisesi kusursuzdu. Kravatı jilet gibi tam ortada, sert ve ölçülü duruyordu. Ama o an gözüm onun karşısında oturan adama kaydı.
Adam sırtını bana dönmüştü ama beden duruşu rahattı. Gergin bir havada bile sanki kendi iç huzurunu koruyormuş gibiydi. Babam, kapının açıldığını fark edince başını çevirdi.
"Alaca geldin." dedi kısık bir ses tonuyla. Ne sıcaklık, ne de düşmanca ifade vardı yüzünde.
Babamın karşısında oturan yabancı adam hafifçe arkasını döndü. Göz göze geldiğimizde zamanın bir anlığına durduğunu hisettim
İlk defa gördüğüm bu adamın gözleri kömür karasıydı, ama o karalıkta bir gariplik vardı. Bakışı soğuk değildi, sessiz ve meraklıydı. Beni süzerken gözlerinde küçücük bir tebessüm belirdi. Koyu kahva saçları hafifçe dağılmıştı ve tutamlarından bir kaçı anlına dökülmüştü. Üzerinde siyah, şık ama gösterişsiz bir takım vardı. Ellerini birleştirmiş dizlerinin üzerinde tutuyordu. Sanki her an kalkıp gidebilirmiş gibi, ama aynı zamanda hiç kalkmayacakmış gibi sabit ve dik oturuyordu.
Babam boğazını temizledi. "Pamir Aktan Kara." dedi "Yeni proje danışmanımız. Yakında birlikte çalışacaksınız." dediğinde gözlerim hafif açıldı. Bu adamla? Bu adamla birlikte mi çalışacaktır?
İçimde nedenini bilmediğim bir kıpırtı oluştu. Adının Pamir Aktan olduğunu öğrendiğim adam gözlerini gözlerimden ayırmadan ayağa kalktı ve elini uzattı. "Memnun oldum Alaca Şimşek." dedi, sesi kadife gibiydi. Ne alaycı ne de fazla ciddiydi.
Elimi, uzattığı elinin içine koydum. Avuç içi garip bir şekilde sıcaktı. Bu sıcaklık içimi ısıtmıştı.
Boğazımı temizledim ve düz bakışlarımla ona bakarak, "Bende memnun oldum Pamir Aktan Kara." ismini özellikle vurguladığımdan dolayı kaşları hafifçe çatılmıştı fakat kafasını sallayıp, sıcak ellerini ellerimden çekti.
Babam tekrardan söze girdi, sesi bu kez daha buyurgandı. "Bugünlük sadece tanışmanız yeterli. Ama yarından itibaren birlikte çalışmaya başlayacaksınız. Şirketin yeni tasarım projesini senin yönetmeni istiyorum. Pamir de süreci dışarıdan destekleyecek."
Şaşkındım, çünkü ben tasarım işlerimi kendi dükkanımda, kendi kurallarımla yapmaya alışkındım. Babamın şirketiyle arama çizgiler çekeli çok olmuştu. Fakat bu defa farklı bir şey vardı. Sanki bu bir teklif değildi, bu babamın bana vermiş olduğu bir emirdi.
* * *
Şirketin ağır cam kapısından çıktığımda yüzüme çarpan rüzgar, içeride yaşadığım her şeyi silip süpürecekmiş gibi hissettirdi. Birkaç saniyeliğine durdum. Gözlerimi gökyüzüne çevirdim; bulutlar griydi, tıpkı içimde ki o kasvetli hava gibi. Derin bir nefes aldım ama içimde ki sıkışıklık azalmadı. Ayaklarım beni otomatik olarak arabaya götürürken, zihnim hâlâ o odadaydı.
"Yarın sabah on."
Babamın kısa, net ve sert sesi hala kulaklarımda yankılanıyordu. Sanki yıllar geçmiş, hiç bir şey değişmemişti. Yine buyurmuştu. Yine kararımı değil, varlığımı bile önemsemeden konuşmuştu. Ama bu kez farklı olan bir şey vardı.
Pamir Aktan Kara.
O bakışı, o duruşu, o sesi, bir garipti. Soğuk ama sıcak, tanıdık ama yabancıydı sanki.
Kendime kızdım. "Ne diye takılıyorsun bir yabancının bakışına?" diye fısıldadım kendime. Ama cevabını bende bilmiyordum. Belki de bu şirkette ilk defa biri bana insanmışım gibi bakmıştı.
Arabanın kapısını açarken hafifçe elimin titrediğini hisettim. Direksiyona geçip aynadan kendime baktım. Yüzümde düşünceli bir ifade vardı. Sanki iki dünya arasında kalmış gibiydim; biri benim kurduğum küçük, huzurlu tasarım dükkanım. Diğeri ise babamın soğuk, keskin iş dünyası ve şimdi bu iki dünyanın arasında bir adam çıkmıştı karşıma.
"Yarın sabah on."
Bunu kendime bir kez daha hatırlattım. İstemesem de orada olmak zorundaydım. Ama bu defa sadece babam için değil de biraz da kendi merakım için orada olacaktım.
Anahtarı çevirdim. Motorun sesi kulağıma uğuldamaya başlarken, gözlerimi yola çevirdim. Yarın neler olacaktı bilmiyordum. Ama artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağına dair içimde huzursuz bir his vardı.
Ertesi gün
Babamın soğuk sesi hâlâ kulağımda yankılanıyordu. Emretmişti, sanki ben çalışanlarından biriydim. Oysa bu şirketin bana ait hiçbir yanı yoktu aslında, kan bağımız hariç tabi. Ama yine de sabah saat dokuzu on geçe binanın önündeydim. İlkbaharın hafif esintisi yüzüme çarparken, içimde garip bir huzursuzluk vardı. Ağaçların yeni yeni yeşeren dalları, kaldırımlara düşen taze çiçek yaprakları. Her şey sanki dışarıda yeniden başlıyordu ama ben içeride hep aynı karanlığa yürüyor gibiydim.
Lobiden geçerken yüzüme yapay bir tebessüm kondurdum. Şirketin koridorları hâlâ aynıydı; gri duvarlar, koyu camlar ve içi boş sessizlik. Asansöre binip 10. kata çıktım. Babamın odasına gitmeden önce aynada kendime son bir kez baktım. Koyu kahverengi ceketim omuzlarımı dikleştiriyordu. Saçlarım özenle topluydu, güçlü görünmeliydim fakat içimdeki kırgın çocuk hâlâ susmuyordu.
Kapıyı tıklattım. İçeriden kısa bir "Gel" sesi geldi. Babam, masasının başında ayakta duruyordu. Ellerini arkasında birleştirmiş, pencereden dışarıya bakıyordu.
“Geldim,” dedim kısa bir tonla.
Dönüp bana baktı. Yüzü ifadesizdi. “Zamanında burada olman güzel.”
Odadaki gerilim gözle görünür bir hal almıştı. Babamın yanında durmak, kendimi sürekli sınavda hissettiriyordu.
“Toplantıya katılma fikrin hâlâ saçma geliyor,” dedi aniden. Kaşlarımı çattım. “Sen çağırdın beni.”
“Evet, çünkü neyle karşı karşıya olduğumuzu görmeni istedim. Ama bu iş senin oyun alanın değil, Alaca.” dedi sakinliğimi koruyarak, “Ben oyun oynamıyorum. Sadece kendi fikrimi sunuyorum. Tasarım, göz ardı edilemeyecek bir şey,” dedim kararlı bir sesle. Gözlerini kıstı. “Duygusal davranmayı bırakmalısın.”
“Sen de biraz insan olmayı dene,” dedim istemsizce. Son sözümle aramızdaki sessizlik daha da koyulaşmıştı, ama alışkındık bu sessizliğe. Yıllardır birbirimizi sessizce incitiyorduk aslında.
Babam başını çevirdi, “Toplantı odasına geçelim,” dedi ve önden yürümeye başladı. Ben de onu izledim, ama bu kez bir kaç adım gerisinde değil, tam arkasındaydım.
Toplantı odasının kapısını açtığında burnuma dolan kolonya kokusu ve sessizlik karşıladı bizi. Pamir Aktan Kara, masanın başında oturuyordu. Gözleri ilk başta babama daha sonra yanında duran bana çevrildi. Yüzünde dünkü o meraklı ifadesi gitmiş, yerini daha profesyonel bir bakış almıştı. “Hoş geldiniz,” dedi, hafif bir tebessümle.
“Merhaba,” dedim mesafeli bir sesle, sandalyeme otururken. Bu masada bir yabancı gibi hissediyordum. Ama aslında en tanıdık yabancı da bendim.
Toplantı başladı. Sayfalar çevrildi, sunumlar yapıldı. Pamir Aktan’ın sesi kararlıydı, ama benim fikirlerime kulak vermesi beni şaşırtmıştı. Babam sessizdi, arada bir Pamir Aktan ile göz göze geliyor, ama yorum yapmıyordu. Belki de ilk kez bir şeyleri bize bırakıyordu.
Pamir Aktan dosyamı incelediğinde kaşlarını hafifçe kaldırdı. “Bunların hepsi senin elinden mi çıktı?” dedi, sesinde hem şaşkınlık hem de hayranlık vardı. “Evet,” dedim, gözlerini yakalamaktan çekinmeden. “O zaman söyleyebilirim ki, ortak bir dil yakalayabiliriz.”
Bu cümle içimde bir şeyleri yerinden oynattı. İlk kez, burada olmak anlamsız gelmedi. Ama aynı zamanda ürkütücüydü de. Çünkü karşımdaki adam, bir zamanlar gecenin karanlığında farkında olmadan gördüğüm o yabancıydı. Henüz bilmiyordum. Ama bir gün öğrenecektim.
Ve o gün geldiğinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
~~
Şu Selçuk'a bende bir sinir olmuyorum değil yani. Ama napalım kurgu böyle.
Bölüm hakkında düşünceleriniz nelerr??
Buraya kadar geldiğiniz için teşekkür ederim. Diğer bölüme geçebilirsiniz 🤍
Bölüm etkileşimi
