3. bölüm · İSTİKLALİN ARDINDAKİ MSUTAFA

3.Üniforma türküsü ve Kemal

Gece Kuşu

Selanik sokaklarında bahar rüzgarları eserken, Langaza’daki çiftlikten dönen Mustafa’nın zihninde tek bir fırtına kopuyordu. Selanik Mülkiye Rüştiyesi’nin soğuk sıralarında otururken, pencereden dışarıdaki subayları izliyor, o pırıl pırıl üniformaların içinde kendini hayal ediyordu. O, bir memur masasında evraklar arasında boğulmak için doğmamıştı; o, vatanın kaderini omuzlayacak bir asker olmak istiyordu.
Bir akşamüstü, pembe evin avlusunda Zübeyde Hanım nakış işlerken, Mustafa yanına usulca yaklaştı. Annesi, oğlunun gözlerindeki o kararlı bakışı gördüğünde içindeki huzursuzluk katlandı.
"Ana," dedi Mustafa, sesi hiç olmadığı kadar vakur çıkıyordu. "Mülkiye'deki sıralar bana dar geliyor. Ben asker olacağım."
Zübeyde Hanım elindeki nakışı yavaşça kucağına bıraktı. Gözleri buğulanmıştı. "Mustafa'm... Evladım," diye söze başladı, sesi titriyordu. "Babanın vefatından sonra bir sen kaldın dayanağım. Askerlik demek ateş demek, gurbet demek, ölümle burun buruna yaşamak demek. Seni o ateşin içine kendi ellerimle nasıl atarım? Ben senin bir memur olup dizimin dibinde kalmanı hayal ederim."
Mustafa, annesinin önüne diz çöktü ve ellerini tuttu. "Bak ana, komşumuz Binbaşı Kadri Bey’in oğlu Ahmet’e bak. Üniformasıyla sokaktan geçerken herkes ona saygıyla bakıyor. Memleketin hali ortada, her yanda yangın var. Bu yangını söndürecek olanlar bizleriz. Ben asker doğdum ana, memur olup bir köşede oturamam."
Zübeyde Hanım başını çevirdi, razı gelmiyordu. "Hayır Mustafa, rızam yoktur."
Mustafa sustu ama vazgeçmedi. Karakterindeki o sarsılmaz irade devreye girmişti. Günlerce bu konuyu bir daha açmadı ama gizlice planını yaptı. Bir sabah erkenden evden çıktı ve kimseye haber vermeden Askeri Rüştiye sınavlarının yapıldığı binaya gitti. Kalemi eline aldığında, sadece matematik problemlerini değil, kendi kaderini de çözüyordu.
Sınav sonuçları açıklandığında Mustafa en ön sıralardaydı. Eve gelip kağıdı annesinin önüne koyduğunda, Zübeyde Hanım hem büyük bir gurur hem de derin bir korku hissetti. Mustafa, annesinin ellerinden öperken fısıldadı: "Hakkını helal et ana, bu benim yolum. Bu yolun sonunda vatan var."
Nihayet 1893 yılında, o çok sevdiği üniformayı giyip Selanik Askeri Rüştiyesi’ne adım attı. Sınıfa girdiğinde artık sadece Mustafa değil, bir asker adayıydı. Okulda en çok matematik dersini seviyordu. Sorularla boğuşurken dünyayı unutuyordu. Bir gün, kendisiyle aynı adı taşıyan matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Bey, tahtadaki en zor problemi saniyeler içinde çözen öğrencisini hayranlıkla izledi.
Öğretmen, sınıfa dönerek, "Oğlum," dedi. "Senin adın da Mustafa, benim de... Bu böyle olmayacak. Senin zekan, olgunluğun ve karakterin seni diğerlerinden ayırıyor." Mustafa’nın omzuna elini koydu ve tüm sınıfın önünde devam etti:
"Bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun. Çünkü sen, ismiyle müsemma, 'kemal'e ermiş (mükemmelleşmiş) bir gençsin."
Mustafa Kemal... Bu yeni isim, onun omuzlarına yeni bir sorumluluk yüklemişti. Artık sadece başarılı bir öğrenci değil, isminin anlamını taşıyan bir lider olma yolundaydı.
Eğitim yılları su gibi akıp giderken, Selanik ona yetmemeye başladı. 1896 yılı geldiğinde, Manastır Askeri İdadisi’ne (lise) kabul edildiği haberi geldi. Bu, evden ilk kez ayrılacağı, gurbetle ve vatanın geniş sınırlarıyla tanışacağı ilk büyük yolculuğun başlangıcıydı. Zübeyde Hanım, oğlunun bavulunu hazırlarken içine dualarını ve gözyaşlarını sığdırdı. Mustafa Kemal ise başı dik, ufukta yükselen yeni hayallerine doğru, Manastır yoluna düştü.