4. bölüm · İstanbul'un İki Delisi / Hasan Koru

3.Bölüm: Çiçekli Yol

Efsun Kar

Bölüm Şarkısı: Manifest- Yaşanacaksa

Sado duyduklarının şokunu atlatamamış gibi iki elini başına vurdu.

"Kızım deli misin sen? Bizim mahallede, bu kavgada ne işin var senin?"

"E maça geldim ya."

"Tamam, maça geldin de, kavga çıkınca niye gitmedin, niye kaldın buralarda?"

Mert araya girdi. Anlam vermez halde saçını karıştı.

"Aslında niyetim kavgada bizim o tırsak Bora'yı bulup kaçırmaktı. Ama onu ararken karşıma Bahtiyar çıktı."

"Bahtiyar abiyi o kargaşanın, kavganın ortasından çekip çıkardı. Ben gördüm."

Emir Hasan'ın dediklerini duyunca mahcup halde ellerini önünde birleştirdi. Gözlerinde samimi bir minnetle bana baktı.

"Sağ olasın."

"Önemli değil, lafı bile olmaz."

Tam o sırada Hasan inleyerek acıyla kendini doğrultmaya çalıştı ama yüzü anında kireç gibi oldu. Onun bu halini görünce bir anda jetonum düştü.

"Aaa, biz seni hastaneye götürmeyi tamamen unuttuk ya!"

Emir de elini alnına vurdu.

"Lan, harbi unuttuk adamı! Kalk oğlum, kalk."

"Benim arabam hemen şuraya, yakına park edilmişti."

Sokağın sonu işaret ettim. Mert gözlerini kısıp bana baktı, kafası iyice karışmıştı.

"Nasıl yani? Aynaları söküldükten sonra yine o arabayla mı geldin mahalleye?"

"Yok, o araba garajda yatıyor şimdi. Bu benim diğer arabam."

Sado duyduğu diğer arabam lafıyla Mert'in omzuna çöktü resmen.

''Bizim doğru dürüst yedek kıyafetimiz yok, kızın mahalle maçına gelmek için yedek arabası var lan."

Mert panikle onu dürttü.

"Sus oğlum, sus, duyacak şimdi kız."

Aslında ikisini de kabak gibi duymuştum ama hiç bozuntuya vermedim, duymamış gibi yapıp gülümsedim. Sonuçta zenginlik muhabbetleriyle canlarını sıkmak istemiyordum.

"Hadi,s iz Hasan'ı yavaşça kaldırın , ben de arabayı alıp hemen geliyorum."

Arabayı tam önlerine yanaştırıp durdum. Çocuklar Hasan'ı dikkatlice getirip ön koltuğa, yanıma oturttular. Emir, Sado ve Mert üçlüsü de arkaya sıkıştı. Emir zaten gelmeden önce abisi Bahtiyar'ı güvenli bir şekilde dükkana bırakmıştı.

Emniyet kemerimi takarken dikiz aynasından arkadakilere baktım.

"Gitmemi istediğiniz özel bir hastane var mı?"

"İlk gördüğün devlet hastanesine kır direksiyonu."

Mert kaşlarını çatıp Sado'ya döndü.

"Oğlum saçmalama, bu saatte alçı falan yapmazlar ki orada. Mesai bitti çoktan, acilden giriş olur anca."

Hasan yanımda acıyla bacağını hafifçe uzatmaya çalışırken homurdandı.

"Acilden gireriz işte, ne olacak? Sabah da alçıya alırlar, idare ederiz."

İçimden bir an hani kırık değildi diye laf sokmak geçti ama çocuğun canı zaten burnundaydı, sustum. Onun yerine önüme bakıp gaza bastım.

"Aslında benim bildiğim, tanıdık bir hastane var. Bu saatte alçıya da alırlar, bekletmezler hiç."

Hasan anında dikleşti, o inatçı mahalle abisi gururu hemen devreye girmişti.

"Özel hastane falan olmaz, baştan söyleyeyim."

"Hele bir de parasını sen ödemeye kalkacaksan, arkana bile bakmadan inelim arabadan. Hiç olmaz."

Emir de taviz vermez sesiyle Hasan'ı onaylayınca omuzlarım düştü.

"Öyle bir şey değil ya annemin hastanesi."

Sado arkadan kulağını uzattı.

"Ne? Anlamadım?"

"Annemin hastanesi diyorum. Yani onun eskiden başhekimi olduğu, bizim aileye ait bir yer."

Sado duyduğu lafla arkada koltuğa resmen gömüldü.

"Allah bilir bir yerde galericiniz falan da vardır sizin."

Hiç sesimi çıkarmadım, sadece önüme bakıp sürmeye devam ettim.

Sado'nun gözleri aynadan beni yakaladı, şaşkınlıkla öne doğru eğildi.

"Harbi var mı lan yoksa?"

"Abimin var."

Hasan yanımda derin bir nefes alıp kafasını bana doğru çevirdi. O çakmak çakmak gözlerinde bu sefer alaycı ama merak dolu bir bakış vardı.

"Zenginlik sizde saltanat gibi desene. Herkese bir pay düşmüş. Peki senin neyin var, Adana kızı? "

Cevap vermedim. Sustum, çünkü ne söylersem söyleyeyim şu an içinde bulundukları duruma karşı onları aşağılayacak, nispet yapacak gibi duracaktı. Zaten arabaları yoktu, kıyafetleri kısıtlıydı; bir de kendi mal varlığımı döküp egomu tatmin edecek biri değildim.

Mert sessizliğimi fark edip arkadan omzuma hafifçe dokundu.

"Çekinme ya, söyle. Merak ettik işte."

Konuyu bir an önce kapatmak ve onları rahatsız etmemek için hemen bir bahane uydurdum.

"Yok ya, benim yaşım daha küçük zaten. Bir şeyim yok."

Arkadakiler de, yanımda oturan Hasan da bu cevaba pek inanmamış gibi birbirlerine baktılar. Holding kızı olduğumu öğrendikten sonra hiçbir şeyim yok lafı onlara yem gibi gelmişti tabii. Ama sağ olsunlar, bendeki o çekingenliği ve iyi niyeti sezdikleri için daha fazla üzerime gelip üstelemediler.

Göz ucuyla Hasan'a baktım. Ayağını tutuyordu ama bakışları bendeydi. Farklı bakıyordu ama adını koyamadığım bir farklı. Daha önce kimse böyle bakmamıştı. O yüzden anlayamıyordum. Gözlerimi kaçırıp yola bakmaya devam ettim.

Hastanenin acil servis girişine arabayı yanaştırdığımda, kapıdaki görevliler beni anında tanıyıp sedyeyle kapıya koştular. Bizim mahalle timi bu hız karşısında bir kez daha şaşırsa da hiç bozuntuya vermeden Hasan'ı dikkatlice sedyeye aktardılar.

"Ben arabayı park edip geliyorum."

Hasan sedyede yatarken bile hâlâ o dik kafalı, gururlu bakışlarıyla beni süzüyordu.

"Gerek yok kızım, sen git evine. Biz hallederiz bundan sonrasını."

"Sana soran olmadı, Hasan. Hadi, içeri geçin siz ."

Arabayı hızla park edip hastanenin o jilet gibi, bembeyaz koridorlarına adım attım. Annemin hastanesi olduğu için ortopedinin nöbetçi uzmanı çoktan Hasan'ın yanına inmişti bile. Müşahede odasının kapısını araladığımda Emir, Sado ve Mert odadaki lüks deri koltuklara eğreti bir şekilde ilişmiş, etrafı inceliyorlardı. Hasan ise yatakta yatıyordu. Bileği fena halde şişmiş, morarmıştı.

''Bir röntgen çekeceğiz. Ama kırık var bu belli .''

Hasan derin bir nefes alıp bana baktı. Bakışlarında yine o çözülmesi zor, hırçın ama bu sefer biraz da mahcup bir eda vardı. Doktor işini yapmak için hazırlıklara başladığında çocuklar koridora çıktı, ben de arkalarından ilerledim. Sado koridordaki devasa camdan dışarıyı izlerken kafasını salladı.

"Valla Rüya, sen olmasa biz buralarda paket olurduk normalde."

"Abartma Sado."

Bora'yı döven çocuklarla arkadaş olmam demiştim ama olmuştum. Mert ve Sado telefon numaralarını vermişti. Hatta Sado instagramımı da almıştı. Her gün bana komik reels atacakmış. Emir de telefon numarasını verip bir sorun olursa aramamı söyledi. Bunu söylerken elini omzuma koymuştu ve ses tonunu kalınlaştırmıştı. Kendimi mahalle abisinden koruma alan çocuk gibi hissettim.

Bir saat sonra Hasan'ı bacağı bembeyaz bir alçıyla kaplanmış şekilde odadan çıkardılar. Tekerlekli sandalyede otururken bile o kadar karizmatik durmayı nasıl başarıyordu, hayret ediyordum.

"Eee, şimdi ne yapıyoruz? Sizi mahalleye geri mi bırakıyorum?"

Hasan tekerlekli sandalyenin kollarını sıkıp gözlerini gözlerime dikti.

"Buraya kadar getirdin, sağ ol . Birde hastane masrafı da ödetmiyorsun , gerisini biz hallederiz. ''

Tam ona laf yetiştirecektim ki, hastanenin otomatik kapısından içeriye hışımla biri daldı. Bu bizim kıvırcık Bora'dan başkası değildi! Üstü başı dağılmış, nefes nefese kalmıştı.

"Rüya! Öldün mü kaldın mı be kızım?!"

Bağırarak üzerime doğru koştu. Ama tam yanıma geldiğinde, tekerlekli sandalyedeki Hasan'ı ve arkasındaki Emir, Sado, Mert üçlüsünü görmesiyle anında zımbalanmış gibi olduğu yerde kaldı.

''Rüya ne işin var bunlarla?''

Hemen kolunu cimcikledim. Hasan'ın ayağını Uzay kırmıştı. Yanlış bir lafında Bora'yı da paket ederlerdi. Hasan'ın bakışları benimle Bora arasında gidip geldi. Yüzünde yine o kuzen muzen hikaye, bunlar kesin sevgili diyen, o inatçı ve sinir bozucu şüphe belirdi. Çenesi kasıldı, ellerini yumruk yaptı.

"Ulan!"

Sado doğrudan Bora'nın üstüne yürüdü. Bora da artık burasının hastane koridoru olmasından mı, yoksa arkasında bana güvenmesinden mi bilinmez, şaşırtıcı bir cesaretle Sado'ya doğru adımladı. İkisi burun buruna geldi geleceklerdi. Ben araya girip girmemek arasında kalmış, bu yeni kaosu izlerken Emir beni Hasan'ın yanına çekti. Kendisi de Mert ile diğer ikisinin yanına geçti.

"Eee, yine öpüşüp öpüşmeyeceklerini soracak mısın?"

Kafamı hızla Hasan'a doğru çevirdim. Hasan kafasını arkaya yaslamış, gözlerini kısmış muzipçe bana bakıyordu. İlk karşılaştığımızda söylediğimi unutmamıştı. Hiç bozuntuya vermeden Sado ve Bora'yı süzdüm.

"Yok. Bunların ikisinde de Uzay'la Emir arasındaki o hırslı gerilim yok. Bunlardan bir cacık olmaz."

Hasan bu lafıma bıyık altından gülerken, koridorun ortasında Mert ve Emir durumu toparlamak için kıçını yırtıyordu. Mert, Sado'nun koluna yapışmıştı.

"Oğlum hastanedeyiz dur, rezil etme bizi."

Emir de bir yandan Bora'nın önüne set çekmişti. Gerçi Emir'in gözlerine baktığımda şeyi çok net görüyordum. Karşısındaki Bora değil de Uzay olsaydı, hiç düşünmez iki tane patlatır, burayı yine savaş alanına çevirirdi. Ama Bora'ya sadece git şuradan der gibi ters ters bakmakla yetiniyordu.

Bora'yı bir şekilde ikna edip eve yolladıktan sonra, çocukların tüm o biz taksiyle döneriz itirazlarını kulak ardı edip hepsini resmen zorla yine arabaya tıktım. Kimseyi o halde bırakacak değildim. Hasan yine sağ ayağındaki o taze beyaz alçıyla ön koltuktaydı, Emir, Sado ve Mert üçlüsü de arkaya yerleşmişti.

Arabayı hastanenin otoparkından çıkarıp ana yola doğru sürerken sessizliği dağıtmak için müzik listemi açtım. Şansıma listeden Manifest çalmaya başlayınca istemsizce kafamı sallayarak kısık sesle mırıldanmaya başladım. Arkadan Sado'nun da ritme uyup koltuğa vurduğunu fark ettim.

Sado öne doğru eğildi.

"Güzel şarkıymış, adı ne bunun?"

"Yaşanacaksa."

Ama yanımda oturan inatçı keko modumu düşürmekte gecikmedi. Hasan yüzünü buruşturdu.

"Ben sevmedim bunu."

Hiç izin istemeden doğrudan ekrana uzanıp şarkıyı değiştirdi. Değiştirdiği an arabaya bir anda öyle bir bas sesleri yayıldı ki neye uğradığımı şaşırdım. Listeden Yıldız Tilbe'nin Adanalı şarkısı gümbür gümbür çalmaya başlamıştı.

Mert arkadan alaycı bir kahkaha attı.

"Listenin tutarlılığına hayran kaldım valla."

Dikiz aynasından ona bakıp omuz silktim.

"Ne var be? Adanalıyım sonuçta."

"Anladık onu, ben de Adanalıyım."

Onu hemen parlamalarından anlıyordum. Emir de memleketini yansıtıyordu. Mahalleye iyice yaklaştığımız sırada, sokak lambasının altından bir çocuk aniden, hiç bakmadan arabanın önüne atladı.

Bütün gücümle frene asıldım. Lastikler acı bir çığlık koparırken, refleks olarak sağ kolumu hızla Hasan'ın göğsüne doğru uzatıp onu koltuğa sabitlemeye çalıştım. Alçılı bacağıyla öne fırlayıp canı daha çok yanmasın diye tamamen içgüdüsel yapmıştım.

Araba sarsılarak durduğu an nefes nefese arkaya döndüm.

"İyi misiniz? Bir şeyiniz var mı?"

Sado elini alnına koymuştu.

"Kafamı vurdum ya."

"Bir şeyim yok."

Emir'in sesi rahat geliyordu.

"Ben de iyiyim, sıkıntı yok. "

"Kafamı vurdum dedim!"

Sado küçük çocuk gibi mızmızlandı. Emir bıkkın bir nefes verdi.

"Bir şeyimiz yok işte uzatma,"

"Kafamı vurdum lan, kafamı!"

Onun bu ısrarlı sızlanmasına dayanamayıp arabayı el frenini çekerek tamamen durdurdum. Emniyet kemerimi çıt diye açıp koltukta dizlerimin üzerinde doğruldum ve tamamen arkaya, Sado'ya doğru döndüm.

"Bakayım, ciddi bir şey mi?"

Ben öyle deyince Sado bir anda çocuk gibi naz yapmayı bırakıp suçlu gibi kafasını diğer tarafa çevirdi. Tam o sırada, arkaya doğru uzanmış bedenim birden geriye doğru çekildi.

Hasan, o kırık ve alçılı ayağına, çektiği acıya rağmen hiç düşünmeden kollarıyla beni belimden sıkıca kavramış, arkaya gitmeme izin vermeyerek beni kendi koltuğuma doğru geri çekmişti. Aramızdaki o ani fiziksel yakınlık nefesimi keserken, Hasan arkaya dik dik baktı.

"Bir şeyi yok, mızmızlanıyor işte numaradan."

Belimdeki ellerinin sıcaklığı hâlâ dururken Sado koltukta dikleşip Hasan'a ters bir bakış attı.

"Tabi ya! Sen önde özel korumana sahiptin, konuşursun tabii öyle."

Hasan lafı duyunca ellerini yavaşça belimden çekti ama gözlerini benden kaçırmadı. Yüzünde yine o çözülmesi zor, hafifçe bozguna uğramış ama bir o kadar da dik başlı ifade vardı. Yolun bundan sonrası, bu mahallenin çocuklarıyla ve özellikle yanımdaki bu inatçı serseriyle çok daha büyük dalgalara gebeydi, hissediyordum.

Sado'nun özel koruma imasına karşı Hasan'ın kulaklarının hafifçe kızardığını gördüm ama hiç bozuntuya vermeyip önüne döndü.

"Boş yapma Sado, kafan taştan sert zaten, arabaya bir şey olmadı şükret."

Arkadan Mert ve Emir bu halimize kıs kıs gülerken ben de derin bir nefes alıp kemerimi yeniden taktım ve vitesi bire attım.

"Hadi bakalım, kazasız belasız mahallenize sokabilirsem sizi, benden mutlusu yok bugün."

Araba ara sokaklara, o tanıdık eski binaların ve sokak lambalarının loş ışıklarının altına süzüldükçe ortamdaki hava yine o bildiğim ağır, hüzünlü ama bir o kadar da sıcak mahalle kokusuna büründü. Adanalı şarkısı arkada hafif hafif çalmaya devam ederken, Hasan'ın göz ucuyla bana baktığını hissedebiliyordum.

Sonunda dükkanın biraz ilerisinde, genişçe bir köşede arabayı durdurdum.

"Geldik keko timi. ''

Hasan yüzünü buruşturdu. Sado koltuğunu arasından kafasını uzattı.

''Biz keko değiliz kızım.''

Hasan Sado'nun kafasını sertçe arkaya geri itti. Mert bu tartışmayı umursamayıp Emir ile arabadan indi.

''Doğru konuş ne kızım falan! Ayrıca yalan mı kekoyuz biz.''

''Kendi adına konuş kardeşim. Ben nezih bir mahalle adamıyım. ''

Mert açık camdan kafasını uzattı. Sırıtarak Sado'ya baktı.

''Nezih mahalle dediğin Ziyankar kardeşim.''

Sado sinirli sinirli hepimize bakıp arabadan indi. Sinirle dükkana yürüdü. Mert arkasından gitti. Emir de ikisinin peşine takıldı. Hasan'ı bırakıp dükkana geçen tayfaya baktım.

''Ayağın kırık olduğunu unuttular mı?''

Hasan arkadaşlarına kısaca bakıp bana döndü. Eli hareket edince ne yapacağımı bilemedim. Hasan eliyle öne gelen saçımı geriye itti. Bana yavaşça yaklaştı. Hızlanan kalp atışlarımla ne yapacağımı bilemeden durdum.

''Bir daha bize yardım etme. Bırak hepimiz kendi hayatımızla uğraşalım.''

Ne? Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. Doğru mu duymuştum?

''Ne?''

Hasan sanki sorun bendeymiş gibi eliyle çenemi kavradı. Ve gözlerini gözlerime sabitledi.

''Diğer zengin conconlara benzemiyorsun eyvallah. Ama sen onlardan daha tehlikelisin.''

''İlk geceden bahsediyorsan sinirliydim ondan.''

Aceleyle açıklamaya çalıştım. Araba annemden kalmıştı ve zarar görmüştü.

''Öyle bir tehlike değil. Önemsiyorsun ve sanki aramızdaki sınırları belirsizleştiriyorsun. Ama o sınırlar öyle kolay yok olmaz. Sadece biraz ileri gitmeyle biz uçurumdan düşeriz. Sana ise hiçbir şey olmaz.''

İtiraz etmek istedim. Sınırların hiçbir önemi olmadığını söylemek istedim. Ama Hasan'ın çenemdeki eli yanağıma çıkınca konuşamadım.

''Sen çiçekli yollara layıksın , bizim taş yollar seni yorar. O yüzden daha o yola ayak basmadan , kendi yoluna git güzelim.''

Hasan yanağımı bırakıp arabadan sekerek indi. Koltuk değnekleriyle çocukların yanına kadar sekti. Ama hiç arkasına dönmedi. Oysa ben gözlerimi ondan çekememiştim. Gözlerimi zorla çektim , emniyet kemerimi takıp vitesi bire attım. Arabayı o karanlık ve dar sokaktan çıkarırken dikiz aynasından dükkanın önündeki kalabalığa son bir kez baktım. Çiçekli yol demek. Dışarıdan yargılamak ne kolaydı. Sanırım ona göre hayatından sıkılıp , heyecan arayan bir zengin züppesiydim. Bipolar pislik. Bir kaç saat önce zengin olmam sorun değilmiş gibi bakıyordu. Ama inat değil mi ? Bende Rüya'ysam girerdim o taş yola. Gör bakalım Hasan efendi taş yol beni mi seni mi yoruyor?

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. Hasan'a gururu ağır geldi arkadaşlar. Hasan'a karşı Rüya :

Kızla yalnız kalsın diye bıraktıkları Hasan Rüya'ya fakir edebiyatı yapınca çocuklar: