2. bölüm · İstanbul'un İki Delisi / Hasan Koru
1.Bölüm:Hem Adanalı Hem BL’ci
Bölüm Şarkısı:
Barlar sokağının o bitmek bilmeyen gürültüsünü arkamda bırakıp mekanın kapısından içeri adımımı attım. Bora, arkadaşlarımla tanışırsın, eğleniriz diye ısrar etmeseydi, bu saatte sıcak yatağımı bırakıp buralara geleceğim kesinlikle yoktu.
Gözlerim loş ışıklar altında Bora'nın o her zamanki dağınık saçlarını aradı. Birkaç saniye içinde onu seçebilmiştim ama ortam hiç de eğleniyoruz havasında durmuyordu. Bora'nın hemen yanındaki çocuk, sanki her an birini çiğ çiğ yiyecekmiş gibi bir öfkeyle iki kızla tartışıyordu.
Kaşlarımı çatıp adımlarımı hızlandırdım ve yanlarına gittim. Tam Bora'ya laf atacaktım ki, ışık yüzüne vurduğunda donakaldım. Yanağındaki ve dudağının kenarındaki o taze kızarıklıkları görmemle içimdeki koruma içgüdüsü anında devreye girdi. Bora daha ağzını açamadan, elimi hızla uzatıp yüzünü kavradım. Başını hafifçe kendime doğru çevirirken gözlerimi gözlerine diktim.
"Kimden dayak yedin sen?"
Ben Bora'dan bir cevap beklerken, demin kızlara köpüren o sinirli çocuk bana döndü. Ters ve üstten bir bakış attı.
"Sen kimsin?"
Bora, yüzünü tutan ellerimin arasından mırıldandı.
"Kuzenim Rüya."
Ortamdaki gergin havayı dağıtmak ister gibi kızlardan boyu kısa olanı hemen araya girip elini uzattı. Yüzüne sevimli bir tebessüm oluştu.
"Ben Alina tatlım, memnun oldum."
Uzatılan eli havada bırakmadım, hafifçe sıktım.
"Memnun oldum Alina."
Kıza baksam da gözüm hâlâ Bora'nın yüzündeydi. Arkadaşlarının yüzünde de kızarıklıklar vardı. Uzun boylu kız da elini uzattı.
"Ben Naz."
Tam ona da memnun oldum diyecektim ki, demin bana diklenen o sinirli çocuk sabırsızca araya girdi.
"Ben de Uzay. Şimdi gidiyoruz."
"Oğlum bir dur ya."
Uzay Bora'yı dinlemedi. O sırada arkadan başka bir çocuk daha "Uzay!" diye seslendi ama Uzay kimseyi dinleyecek durumda değildi ,arkasını dönüp kapıya doğru ilerlemeye başladı bile. Neler döndüğünü çözmeye çalışarak Bora'nın koluna girdim.
"Bora, nereye gidiyoruz biz?"
Alina hemen yanımda bitti. Boşta kalan koluma da o girdi.
"Kızın biri Naz'ın çantasını çaldı, onu almaya gidiyoruz."
Duyduğum şeyle duraksadım. Bir çanta hırsızlığı, patlamış bir dudak ve gecenin bir yarısı İstanbul sokaklarında bilinmeze doğru koşturan öfkeli bir grup. Pek bir anlam veremesem de dert etmedim. Dudaklarımın kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Sonuçta kaosu severdim. Ve bu gece oldukça hareketli geçeceğe benziyordu.
Uzay denen o çocuğun arkasından gaza basıp gitmek mi? Asla. Tipine baktığım an direksiyon başına geçmesine zerre güvenememiştim zaten. O yüzden Bora'yı kolundan tuttuğum gibi kendi arabama fırlattım. Diğerlerinin peşine takılıp ara sokaklara daldık ve en sonunda İstanbul'un gecesi ayrı, gündüzü ayrı dert olan tehlikeli, tekinsiz semtlerinden birine vardık.
Arabayı kenara çekip indiğimizde Bora bana doğru eğilip fısıldadı.
"Olay büyürse topuk, unutma."
"Tamam."
Kaos dediysek kendimizi kurşunlatacak kadar da salak değildik herhalde. Biz arabadan inene kadar Uzay çoktan mahallenin ortasındaki o köşe başına, dört tane çocuğun dikildiği yere doğru vites büyütmüş, yürümüştü. Çalıntı çanta mevzusu yüzünden grubun yanındaki bir kızı suçluyor, resmen mahalleliye kafa tutuyordu. Bora durumu toparlamak ya da en azından arkasını kollamak için hemen Uzay'ın yanına geçti. Kulüpte adını öğrenmediğim, Uzay'ın arkasından seslenen diğer çocuk da onlara katıldı. Alina hemen yanımda bitmiş, etrafı izliyordu.
''Emir.''
Karşı taraftaki kız seslenince çocuklardan birinin adını öğrenmiş oldum. Karşı taraftan Uzay'a diklenen, o mahalle abisi havalarındaki esmer çocuğun adının Emir olduğunu da böylece öğrenmiş oldum.
Çocukları şöyle tepeden tırnağa süzdüğümde içimden istemsizce bir teşhis koydum. Net keko bunlar. Hele bir tanesi vardı ki, üzerine çektiği o lacivert eşofman üstüyle resmen kekoyum diye bağırıyordu.
O sırada Uzay ve Emir birbirlerinin üzerine yürüdü. Ama öyle bir yürüme değil, burun buruna geldiler, nefesleri birbirine karışacak kadar dibe girdiler. Aralarındaki o nefret dolu elektriklenme beni benden aldı. Ortamı yumuşatmak ya da kendimi eğlendirmek için yanımda duran Alina'ya doğru eğildim.
"Sence öpüşürler mi?"
"Ne diyon kızım sen?"
Yanımdan gelen kalın sesle irkildim. Kafamı çevirdiğimde Alina'nın bir adım geride kaldığını, yanımda ise demin incelediğim o lacivert eşofman üstlü çocuğun bittiğini fark ettim. Diğer keko arkadaşlarına göre boyu biraz daha kısaydı ama Allah var, yakışıklı çocuktu. Tabi bu, şaşkınlığımı gizlememe yetmedi. Hiç bozuntuya vermeden karşımdaki manzarayı işaret ettim.
"Baksana, çok yakınlar."
Lacivertli çocuk kaşlarını çatıp Uzay'la Emir'e baktı, sonra tekrar bana döndü.
"Yakınlar diye niye öpüşsünler? İkisi de erkek."
Mahalle kekosundan ne bekliyorsam. Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tuttum.
"Boys love diye bir şey var, duymadın mı hiç?"
Çocuk iyice afalladı, yüzü komik bir hal aldı.
"Ne diyon, hiç anlamıyom ki."
Derin bir nefes alıp elimi havada salladım.
"Of, laf anlatılmıyor sana da!"
Millet burada çanta, mahalle kavgası peşindeydi; bense başımı soktuğum bu tehlikeli sokak ortasında lacivert eşofmanlı bir kekoya Bl anlatmaya çalışıyordum. İki erkeği burun buruna görse hangi kafayı daha önce gömer diye düşünür bu.
''Düzgün laf anlatıyorsun sanki. Emir kafayı gömecek çocuğa , sen diyorsun öpüşürler mi?''
Al işte. Homofobik keko. Gözlerimi gözlerine diktim.
''Homofobik misin sen?''
''Kızım hangi dili konuşuyon sen ? Küfür falan mı ediyon?''
''Kekonun da cahiline denk geldim. Oğlum bak diyorum ki eşcinsellerden nefret ediyorsun.''
''Oğlumlu falan konuşma bana . Ayrıca niye nefret edeyim? Kim kimi severse sevsin banane.''
''İyi homofobik değil cahilsin sadece.''
''Sabır ya sabır.''
Başını sağa sola salladı. Cahil olduğunu inkar etmemişti. Gerçi ben konuşunca error vermesi de bir kanıttı. Ben kekoyla konuşmaya daldığımdan durumu çok takip edememiştim. O sırada keskin bir ıslık sesi sokakta yankılandı. Ne olduğunu anlamama fırsat kalmadan, sanki yer yarıldı da içine saklanmışlar gibi sağdan soldan, ara sokaklardan en az elli tane adam bir anda etrafımızı sardı. Resmen pusuya düşmüştük.
Naz korkuyla titreyerek Uzay'ın koluna yapıştı. Uzay Naz'a dönüp bakmadı. Gözleri hala Emir'in üzerindeydi.
"Gidelim, lütfen gidelim."
Benimse aklımda tek bir plan vardı. Bora'yı alıp buradan sağ salim tüymek. Tabii kızları da burada bırakacak halim yoktu, Alina ve Naz'ı da yanımıza katardım. Ama o çok bilmiş Uzay ile adını bile bilmediğim diğer çocuk ne bok yiyorsa yesindi, kendi başlarının çaresine baksınlardı.
Hemen hamle yapıp Alina'nın elini sıkıca yakaladım. Diğer elimle de Bora'ya arabaya yanaşmasını işaret ettim. Tam o esnada karşı grubun lideri esmer Emir, bizim gerildiğimizi fark etmiş olacak ki o keko lügatiyle racon kesti:
"Korkmayın, bizde kadına el kalkmaz."
Bunu duyduğum an içime derin bir nefes çektim, yalan yok, bayağı bir rahatlamıştım. Tamam, Naz ve Alina açısından bir sorun kalmamıştı, can güvenliğimiz yerindeydi. Ama gözüm hemen yanımda ecel terleri döken kuzenime kaydı. Kızlar güvendeydi de, Bora'nın göt fena halde tehlikedeydi! Adamların kadına el kaldırmaması, Bora'yı burada paspas yapmayacakları anlamına gelmiyordu.
''Uzay gidelim."
Naz'ın ağlamaklı sesiyle Uzay etrafına bir iyice baktı. Uzay da etrafındaki elli kişiyi tartmış olacak ki sonunda ikna oldu. Ters bir bakış atıp arabalara doğru ilerlemeye başladı. Biz de arkasından hızlı adımlarla arabaların yanına döndük.
Fakat arabamın yanına ulaştığımda gördüğüm manzarayla beynime sıçrayan kanı hissedebiliyordum. Şerefsizler arabaların dikiz aynalarını güpegündüz, pardon gecenin köründe resmen söküp götürmüşlerdi! Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Benim gözüm gibi baktığım, canım, ciğerim, bebeğimin aynalarını yok etmişlerdi. Sinirden sağ gözüm seğirmeye, ellerim titremeye başladı. Kaos falan bir yere kadardı, kimse benim arabama dokunamazdı. Bora delirdiğimi anladığı an dehşet içinde kolumu tuttu.
"Rüya sakın. Gidelim düzgünce, yalvarırım bir şey deme."
Bora'yı falan duyacak durumda değildim. O elli tane adama dönüp sokağın ortasında avazım çıktığı kadar bağırdım.
"Hangi şerefsiz söktü lan benim bebeğimin aynalarını?"
Bora, sanki o an hakkımızda ölüm fermanı imzalanmış gibi yandık dercesine kafasını iki elinin arasına alıp yere eğdi. Sokaktaki elli çift göz anında bana döndü ama umurumda değildi. Bu araba bana annemin hediyesiydi. O keskin ıslığı çalan tip kalabalığın arasından öne doğru bir adım attı.
"Ayıp oluyor bacım, şerefsiz falan."
"Oluyorsa oluyor! Ver lan bebeğimin aynalarını!"
Gözüm dönmüştü bir kere, bacım macım dinleyecek halim yoktu.
"Rüya lütfen."
Naz beni sakinleştirmek için kolumu tutmaya yeltendi. Ama anında kolumu hızla geri çekip ona engel oldum. Kimse beni tutmasaydı iyi ederdi. Islıkçı , yüzsüz bir sırıtışla o mahalle jargonu raconlarından birini daha kesti:
"Bize alınan mal geri verilmez."
"İbo abi!"
Emir'in seslenmesiyle bebeğimin aynalarını çalanın adını da öğrendim. Geri verilmez ha, ben alırdım.
"İyi, iyi."
Arkamı dönüp sakin adımlarla arabama doğru yürüdüm. Herkes pes edip arabaya biniyorum sandı herhalde ki arkamdan derin bir nefes aldılar. Sürücü kapısını açtım, koltuğun yanındaki o can dostum, emektar demir levyeyi kavrayıp dışarı çıktım. Levyeyi şöyle bir elimde tarttığımda Bora'nın gözleri yuvalarından fırladı.
"Ov, ov! Onu yerine koy, Rüya yalvarırım yerine koy!"
Bora panikle önüme atladı. Levyeyi ona doğru hafifçe kaldırdım.
"Çekil önümden Bora, yoksa senin de kafanı ezerim!"
Bora anında ellerini kaldırıp iki adım geri çekildi. Ben öfkeyle İbo'ya doğru yürürken, arkadan o demin laf anlatamadığım lacivert eşofmanlı kekonun sesini duydum.
"Hatun manyak çıktı !"
"Bora, durdur şu kızı!"
Uzay'ın Bora'ya bağırmasını umursamadım. Gerçi kekonun hatun demesi biraz sinirimi bozmuştu. İbo'nin karşısına dikildim. Levyeyi omzuma vurur gibi hafifçe sallayıp gözlerinin içine baktım.
"Bebeğimin aynalarını ver, yoksa o kafanı patlatırım senin."
Tam o sırada esmer Emir, bir kahramanlık yapıp olayı büyümeden çözeceğini sandı herhalde ki, hamle yapıp elimdeki levyeyi havada yakaladı.
"Şiddet."
Cümlesini tamamlamasına izin vermedim. Sağ bacağımı geriye doğru açıp, bütün gücümle bacak arasına okkalı bir tekme geçirdim. Emir'in gözleri anında büyüdü, acıyla nefesi kesildi. O sersemleyip levyeyi bırakmak zorunda kaldığında, demir çubuğu hızla geri çektim. Emir iki büklüm olup iki eliyle önünü tutarken, arkadan Uzay'ın hayranlık ve şaşkınlık dolu sesini duydum.
"Vazgeçtim, durdurma."
O sırada karşı gruptaki kızlardan biri çığlık atarak öne fırladı.
"Emir!"
Emir acıdan konuşamasa da, erkekliğe leke sürdürmemek için dişlerinin arasından konuştu.
"İyiyim."
Ama yüzü çoktan kıpkırmızı kesilmiş, acıdan gözlerinden yaş gelmişti. Levyeyi tekrar omzuma yaslayıp İbo'ya döndüm.
"Evet, nerede kalmıştık?"
Bora arkamdan dehşet içinde çırpındı.
"Bizi öldürteceksin kızım sen, valla öldürteceksin!"
Hiç istifimi bozmadan, gözümü karşımdaki kalabalıktan ayırmadan cevap verdim.
"Kadınlara dokunmuyorlardı ya işte, sorun yok."
"İyi de beni dövecekler!"
"Bir şey olmaz, en fazla biraz daha kızarırsın."
O sırada demin laf dalaşına girdiğim lacivert eşofmanlı keko araya girdi, şaşkın şaşkın kafasını kaşıdı.
"Ne aynaymış arkadaş ya, ortalığı birbirine kattın."
Sert bir bakış fırlattım.
"Çalmasaydınız o zaman!"
Çocuk ellerini iki yana açtı.
"Ben mi çaldım lan?"
"İyi, sen çalmadın. O yüzden sus ."
Tekrar İbo'ya kilitlendim. Levyeyi elimde hafifçe yukarı doğru sektirdim.
"Teklifim hâlâ geçerli. Ver aynaları, kafanı patlatmayayım."
Bora arkadan sessizce yaklaşıp hamle yapmaya çalıştı. Tam kolumu tutup beni geriye çekecekti ki, arkama bile bakmadan sağ ayağımla onun kaval kemiğine okkalı bir tekme savurdum.
"Ah!"
İnleyerek gerilediğinde, arkama dönüp parmağımı gözüne sokar gibi uzattım.
"Sinir etme beni Bora, geç şurada uslu uslu bekle!"
Bora acıyan bacağını ovuştururken can havliyle söylendi.
"Hay senin Adanalı damarına ya. Nereden geldik buraya!"
"Adanalı mısın?"
Sesin geldiği yöne döndüğümde, o lacivert eşofmanlı çocuğun beni baştan aşağı, yeni bir gözle süzdüğünü fark ettim. Bakışlarında bu sefer dalga geçmekten ziyade garip bir saygı vardı. Kaşlarımı kaldırıp levyeyi yere doğru indirdim.
"Niye, Adanalı gibi durmuyor muyum?"
Lacivertli çocuk tam ağzını açmıştı ki, arkasındaki o uzun boylu diğer keko araya girdi.
"Valla ne yalan söyleyeyim bacım, tipin daha çok Nişantaşı, Bebek falan duruyor."
Adanalı kelimesini duyan İbo'nun yüzündeki o sert, çetin ifade bir anda eriyip gitti. Adam sanki kırk yıllık dostunu görmüş gibi gevşedi.
"Memleketlimizsin madem. Getirin çocuklar aynaları!"
Sokaktaki o gergin hava bir anda dağılıverdi. İki dakika sonra mahallenin küçüklüklerinden iki çocuk, ellerinde bizim dikiz aynalarıyla koşturarak geldiler. Büyük bir maharet ve profesyonellikle saniyeler içinde aynaları yerlerine geri taktılar. Aynaların sapasağlam monte edildiğini görünce derin bir nefes alıp levyeyi tekrar hafifçe omzuma yasladım. Karşı gruptakilere baktım.
"Bakın, baştan şunu yapsaydınız arkadaşınızın soyunun devamını tehlikeye atmazdınız."
Hâlâ iki büklüm, acı içinde önünü tutan Emir'i işaret ettim. Benim bu lafıma o uzun boylu keko dayanamayıp sesli bir kahkaha patlattı. Emir, canının acısının arasında ona öyle bir ters ve ölümcül bakış fırlattı ki, çocuk anında ellerini kaldırdı.
"Pardon kardeşim, valla elimde olmadan güldüm."
İbo ise durumu tamamen tatlıya bağlamış olmanın rahatlığıyla bana doğru gülümsedi.
"Valla bacım, Adanalı olduğunu en başta söylesen bu mesele zaten kökten çözülmüştü, hiç buralara gelmezdi."
Dudaklarım gururla yukarı kıvrıldı. Adanalı damarım yine yapacağını yapmış, canım bebeğimin aynalarını sağ salim kurtarmıştı.
"İyi o zaman, eyvallah."
Levyeyi şöyle bir havada sallayıp ortamın raconuna ayak uydurarak. Bora arkamdan beni sürücü koltuğuna doğru itmeye çalıştı, sesindeki o panik dalgası hâlâ geçmemişti.
"Geç artık şu arabaya Rüya, hadi gözünü seveyim geç!"
İbo, Bora'nın bu hallerine bıyık altından gülerek bana doğru baktı.
"Bacım, her şeyin iyi hoş, delikanlı kızsın da. Bu tırsağı bırak sen ya, yakışmıyor yanına."
Bora bunu duyunca birden erkekliği elden bırakmak istemedi, o korkmuş halinin arkasından diklenmeye çalıştı.
"Kim lan tırsak? Kime diyorsun sen?"
O sırada lacivert eşofmanlı keko öne doğru bir adım atıp Bora'ya sırıttı.
"Sensin oğlum, kim olacak? Sen bugün benden temiz bir dayak yemedin mi lan?"
Bora iyice çıldırdı. Üstüne yürüyecek gibi oldu ama yemedi tabii. Ben araya girip elimdeki levyeyi doğrudan o lacivertlinin burnunun ucuna doğru uzattım. Gözlerimi kısıp çocuğa baktım, sonra Bora'ya döndüm.
"Bundan mı dayak yedin sen gerçekten? Bora, bu çocuk senden en az bir kafa kısa!"
Şaşkınlığımı ve hayal kırıklığımı gizleyemeyerek. Koskoca kuzenim mahallenin cücesinden dayak yemişti resmen. Lacivertli çocuk hiç bozulmadı, ukala bir tavırla omuz silkti.
"Her şey boyla olsaydı ooo. İşlev önemli ."
O sırada arkadaki uzun boylu keko da eksik kalmamak için hemen atladı.
"Benden de yedi bu arada, hakkını yemeyelim."
Duyduklarımla sabır çeker gibi derin bir nefes alıp baş parmağımla işaret parmağımın arasına burnumun kemerini sıkıştırdım. Gözlerimi kapatıp sakinleşmeye çalıştım. Rezillik resmen. Neyse ki gözlerimi açıp karşı tarafa şöyle alıcı gözüyle tekrar baktığımda, o Emir'in , uzun boylunun , siyahlının ve lacivertlinin yüzünde de birkaç taze kızarıklık ve morluk fark ettim. Bizimkiler de tamamen armut toplamamıştı anlaşılan.
Levyeyi tekrar arabanın kapısına doğru yaslayıp Bora'ya baktım.
"Bak, eğer tek sen dayak yemiş olsaydın, Adana damarım adına yemin ederim bunları da burada tek tek döverdim. Ama neyse ki karşılıklı olmuş."
Lacivertli çocuk hemen kendini üste çıkarmaya çalıştı.
"Yok be ne karşılıklısı, o dayak yedi tabi, ezdik geçtik."
Şöyle bir iki adımda çocuğun tam dibine sokuldum, gözlerimi yüzündeki o taze morluğa diktim. Dudaklarımda alaycı bir tebessüm belirdi.
"Valla tatlım, yüzün hiç de öyle demiyor, aksini söylüyor sanki?"
Çocuğun çenesi kasıldı. Belimde bir baskı hissetmemle arkama döndüm. Uzay kollarını belime dolamıştı. Beni yerden keserek arabamın yanına koydu. Tepki veremedim bile. Oyuncak bebek gibi kaldırmıştı beni.
''Bin arabana gidiyoruz.''
Bora elimdeki levyemi alıp beni arabanın içine itti. Sürücü koltuğuna otururken üzerimde hala bir şaşkınlık vardı. Bora kemerimi bağlayıp , yan koltuğa geçti.
''Senin o arkadaşın az önce beni bebek gibi kaldırdı.''
''Olay uzuyordu. Senin de gitmeye niyetin yoktu.''
Arabayı çalıştırdım. Öndeki Uzay'ın arabasını takip etmeye başladım. Direksiyonu daha sıkı kavradım.
''Sen kaldırsaydın, o niye kaldırıyor?''
''Tekmeledin ya beni. İzin vermedin.''
Derince iç çektim. Yok İbo haklıydı. Bora gerçekten tırsaktı. O kadar racon kesip milleti tekmelemiştim. Sonra gelip Uzay beni bebek gibi kaldırmıştı.
''Güzelce ağırlığımı ortaya koymuştum. Şimdi kendimi çocuk gibi hissediyorum.''
Bora kahkaha attı. Ters ters baktım ama susmadı. Bende kafasına tokat attım. Tokadımla beraber kafasını cama da vurdu. O da bana ters ters bakıp iyice köşeye doğru kaydı.
''Rüya ne yapıyorsun ya?''
''Ne gülüyorsun? Kekolardan yediğin dayak yetmedi herhalde.''
''Karşılıklıydı o. Hem az önce bana vurdular diye onları dövmeyi planlıyordun. Ne oldu?''
''Ben seni dövebilirim , başkası dövemez. ''
Önde giden Uzay'ın arabası aniden acı bir fren sesiyle sağa kırdı. Siyah araba neredeyse kaldırıma çıkacak şekilde durduğunda, sürücü kapısı hışımla açıldı. Uzay, sinirden köpürmüş bir halde dışarı fırladı. Çıldırmış gibi kendi arabasının etrafında dönüyordu. Sebebi çok geçmeden arabaya bakınca anladım. Uzay'ın arabasının aynaları hâlâ ortalıkta yoktu! Benimkileri kurtarmıştım ama onunki güme gitmişti. Naz da panikle arabadan inip Uzay'ın koluna yapıştı, onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Uzay lütfen, tamam bak geldik işte, sonra hallederiz."
Ama benim aklım aynalarda falan değildi. Benim aklım hâlâ az önce sokak ortasında bir un çuvalı gibi kucaklanıp fırlatılmamdaydı. Sokaktaki elli tane kekoya racon kesmiştim, bu şehir çocuğu yüzünden madara olmuştum! Hırsla arabanın kapısını çarpıp indim. Doğrudan Uzay'ın üzerine yürüyüp tam dibinde bittim. Naz korkuyla bir adım geri çekildi.
"Rüya, ne yapıyorsun?"
Bora'yı duymamazlıktan geldim. Uzay'ın gözlerinin içine dik dik bakarak, dişlerimin arasından tısladım.
"Az önce yaptığın neydi senin? Niye beni kaldırdın?"
Uzay, kaybolan aynalarının hırsıyla bana döndü. Üstten üstten bir bakış fırlattı.
"Ne yapacaktım? Bıraksam adamlarla aynı memleketlisiniz diye samimiyeti ilerletip arkadaş olacaktın orada!"
"Ben Bora'yı döven kimseyle arkadaş falan olmam! Olacak olsam bile bu seni hiç ilgilendirmez. Daha bu akşam tanıştık biz seninle, sana ne oluyor da bana fiziksel müdahalede bulunuyorsun?"
Uzay sabır çeker gibi başını geriye attı. Benimle uğraşacak hali yoktu ama ben pes edecek en son insandım. Kafasını arkaya, Bora'ya doğru çevirip bağırdı.
"Bora, al şu kuzenini başımdan! "
Bora'ya emir vermesi beni çileden çıkardı. Hiç tereddüt etmeden öne atıldım, iki elimle Uzay'ın gömleğinin yakalarını hışımla kavradım. Kendime doğru sertçe çektiğimde Uzay şaşkınlıkla gözlerini açtı. Nefeslerimiz birbirine karışacak kadar yakındık ama gözlerimden alev fışkırıyordu.
"Bana bak! Kaçtır yapıyorsun bunu! Sen Bora'ya emir veremezsin, o senin kölen değil!''
Yakasını kavradığım ellerimin üzerindeki baskı artarken, ortamdaki gerilim bir anda patlama noktasına geldi.
"Rüya dur, ne yapıyorsun?!"
Naz ve Bora iki yandan fırlayıp kollarımı tuttular. İkisi birden asılarak beni geriye doğru çekmeye çalıştılar. Onların çekmesiyle yakasını bıraktım ama bu sefer de Uzay geri adım atmadı. Aksine, aramızdaki mesafeyi sıfırlayarak iyice dibime girdi. Boy farkından dolayı tepemden bana bakıp çenesini dikleştirdi.
"Ben onun kaptanıyım! Aramızda alt-üst ilişkisi var bir nevi, anladın mı? Saha içinde de dışında da!"
Duyduğum şeyle sinirden gülesim geldi. Naz ve Bora'nın kollarındaki tutuşundan kendimi tek bir silkinişte kurtardım. Üzerimdeki ceketimi düzeltip Uzay'ın tam gözlerinin içine baktım.
"Kaptanlığını git sahada yap da bir işe yarasın!"
"Oha, çok gerildi ortalık. Ben panikliyorum galiba!"
Alina'nın arka taraftan gelen titrek ve gerçekten korkmuş sesini duyunca bakışlarımı Uzay'dan ayırdım. Alina ellerini birbirine bastırmış, gözleri dolmuş bir şekilde bize bakıyordu. Kızın bu halini görünce , bğr adım geriledim. Yüzümdeki sert ifadeyi yumuşatarak Alina'ya döndüm.
"Senlik bir durum yok tatlım. Hatta geç sen benim arabama, seni ben bırakayım evine. Bu ayılarla uğraşma."
"İşte böyle ya. Sakinleş şöyle azıcık."
Bora'ya dönmedim bile. Gözlerim hâlâ meydan okurcasına Uzay'ın üzerindeydi. Bakışlarımı ondan ayırmadan Naz'a hitap ettim.
"Naz, sen de benim arabama geç."
Naz kararsızlıkla duraksadı. Bakışlarını benimle Uzay'ın arasında endişeyle gezdirdi. Uzay, ters ters bana bakmaya devam ederken başıyla Naz'a geç anlamında hafif bir işaret verdi. Naz da ikna olup hızlı adımlarla benim arabanın arka koltuğuna doğru ilerledi.
Sokak ortasında sadece erkekler kalmıştı. Bora, Uzay ve Uzay'ın o kulüpten beri peşimize takılan, adını hâlâ öğrenemediğim arkadaşı. Uzay, ellerini ceplerine sokup bana doğru alaycı bir tebessüm fırlattı.
'' Maça gel de, karşı takımı nasıl sahaya gömüyoruz gör o zaman kaptanlığı!"
Sertçe gülümsedim.
"Hırsından kendinle beraber Bora'yı da o sahaya gömdürme de, başka bir şey istemiyorum!"
Arkamı dönüp arabama doğru yürümeye başladım. Herkes olayın bittiğini, benim uslu uslu arabaya bindiğimi sanıyordu. Tam Uzay'ın yanından geçerken aniden adımlarımı kestim. Bedenimi ivmeyle döndürüp, bütün öfkemi sağ yumruğuma topladığım gibi Uzay'ın çenesine okkalı bir yumruk çaktım.
Uzay aldığı darbenin şiddetiyle geriye doğru sarsıldı, kafası arkaya yattı ama yıkılmadı. Sadece sendeleyip dengesini zor topladı. Elini çenesine götürüp şaşkınlık ve inanamayan gözlerle bana baktı. Yumruğumu sıkmaya devam ederek üzerine doğru bir adım attım, sesimi alçaltıp tehlikeli bir fısıltıyla konuştum.
"Bu, az önce beni çuval gibi kaldırdığın içindi. Bir daha bana sakın dokunma."
Arkamı dönüp sürücü koltuğuna geçtim ve kapıyı sertçe kapattım. Dikiz aynasından arka koltuğa baktığımda Naz ve Alina elleri ağızlarında, gözleri yuvalarından fırlamış bir şekilde bana bakıyorlardı. Şoktan konuşamıyorlardı bile.
Dışarıda ise tam bir sessizlik hakim olmuştu. Bora ve Uzay'ın arkadaşı, çenesini tutan Uzay'a bakarak donup kalmışlardı. Bora adeta bir heykel gibi donakalmıştı. Sürücü camını indirip dışarıda şaşkınlıkla duran kuzenime doğru hırsla korna bastım.
"Bora! Gel şuraya, gidiyoruz!"
Bora kornanın sesiyle sıçrayıp kendine geldi. Uzay'a kusura bakma der gibi çaresiz bir jest yapıp koştura koştura ön koltuğa atladı. Gaza bastığımda araba patinaj çekerek sokaktan fırladı.
''Ee kızlar evleriniz nerede?''
İlk bölümle karşınızdayım. Rüya sinirlenince bir manyaklaşıyor. Bundan da hem Emir hem de Uzay nasibini aldı. Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın. İlk görüşte aşk falan filan, Hasan'ı ilk gördüğünde Rüya'nın düşünce:
Rüya boys love falan anlatmaya çalışırken Hasan:
Rüya'dan tekme yiyen Emir , yumruk yiyen Uzay:
