9. bölüm · Işığın Gölgesi

8. Bölüm

Rüveyda Yy💕

Rüyamda birinin yanaklarımı sıktığını, burnumu çektiğini görüyordum."bu ne biçim rüya ya?" Derken, birden ablamın sesi odada yankılandı
-kalk ulan, saat dört oldu!
"Hayır ya, saat daha dört mü?"diye içimden feryat ettim.
Bir haftadır her sabah namazını kılıp tarlanın yolunu tutuyordum.
O kadar yorgundum ki her yerim sızlyordu ; sanki üstümden on tane tır geçmiş gibi.gerinerek yatakta oturdum.Ayakta bile uyuyabilirdim; bir yandan Dalyan akıyor , bir yandan saçlarım bir birine karışmış, sanki bitler kafamda maça çıkmış gibi darmadağın görünüyordum,
Tam o sırada ablam tekrar gürledi:
-Asel! Kalk, namaz kaciracaksin!
Gözlerim kapalı bir şekilde kendi kendine mirıldanir:
-kıldım ben,herkesten önce kıldım hem de... Görmedin mi?
Aslında namaz fazla kılmamiştim, rüyamda kıldığımı sanıyordum."Ayyyy, hangi esoo..." Demeye kalmadan, ablamın fırlattığı eski bir terlik tam kafama isabet etti.
Evdekiler Halime gülerken ben yatakta tepiniyordum:
-ya tamam ya, tamam yeter !bıktım artık ,ııhhhh!
ağlayarak, isyan ederek de olsa sonunda yataktan kalktım. herkesten önce tarlaya varan yine ve yine bendim nihayet bugün tarladaki son günümüzdü. mercimek işi ne zor arkadaş !biçmesi ayrı eziyet, toplaması ayrı eziyet .. eve gidip yemesi ayrı eziyet .saat 10.00 olduğunda artık bitmiş tükenmiştim, ayaklarımı hissetmiyordum. akşam eve gidip dinlenmenin hayaliyle, uçurumun kenarına gidip ayaklarım aşağıya doğru sarkıttım. bir gökdelen gibi yüksek : iki tepenin arasında geçen barajın su yeşili suyun, taşların arasından sızan çeşmeyi izliyordum. kuşların ve suyun sesi senin havaya karışıyordu. oh, mis !normalde ormana gelmeyi hiç sevmem ama bu burası sanki ayrı bir dünyaydı.
en güzel vakitleri de sabah vakitleridir, ikindiye doğru buralar hep çok sıcak olur.
ben tam bu huzurunun tadını çıkarırken
erkek kardeşim Furkan arkamdan bellirdi:
-Abla!!
- Ne var iki dakika huzur vermiyorsunuz,. insan şurada bir sakinleşsin
Furkan hemen söze girdi
-başlarım senin huzuruna vaktine , hadi önden git de bize kahvaltı hazırla!
içimden," ben senin için aklında öyle bir kahvaltı şekli biliyorum ki .."diye geçirdim.
o sırada diğer erkek kardeşinin Abdullah gelip Furkan'ın enesine bir şamar indirdi:
- burada herkes çalıştı. çok istiyorsan önden gidip sen
hazırlayabilirsin!
Furkan homurdandı :
-erkeklerin yemek yaptığını nereden görürmüş?
bize kılıbıkmı dedirteceksin? kadınlara ne diye var?
her zamanki gibi yine birbirlerine laf atıp kavgaya tutuşlara. yeminle bu erkeklerden bıkmıştım;
her dakika bir kavga, her kelimede bir hır gür..
Ağız burun birbirine dalıyorlardı. hayvanların iletişimi bile bunlardan daha kolaydır!
sonunda dayanamayıp dayanamayıp bağırdım:
ayyyyy, yeter! bu kadar kavga bence yeter.
bence bir oynayalım: eve kadar yarışacağız. ilk önce Varan kazanır ama sonucu olan
hepimize dondurma alır!
"Dondurma " sözünü duyunca hepsini gözleri parladı.
iki büyük ablam ve erkek kardeşlerim hepimiz tek sıra halinde dizildik.
onları uyardım:
-bakın, hile yapmak yok 3 deyince koşacağız.
herkes maraton koşucular gibi öne doğru eğildi.
Ama bende bir gülme krizi başladı;
Ciddi bir durumda asla ciddi durmama gibi bir problemim vardı."Ahhhahh!" Diye gülerken duruş sekileri gözüme çok komik geliyordu ama ne de olsa işin ucunda dondurma vardı.
Abdullah sabırsızlıkla söylendi:
-Eee, hadi başla artık, fıtık olduk burda!
-tamam, sayıyorum..üçccc!
Diye bağırarak aniden öne fırladım. Arkamdan, "Hani hile yotu!" Diye bağiriyorlardı.
"Hadi tabana kuvvet Asel!" Diyerek sahada hızlandım.erkek kardeşlerimin kazanmamasi lazımdı.
Ablamlar arkadan öyle bir koşuyorlard ki sanki gerçekten olimpiyat maratonundaydık.
Kardeşim Furkan ise zayıf çelimsiz bir çocuk olduğu için adeta bir Tanzanya tavşanı gibi fırlamış, mübarek uçuyordu.
Taşa toprağa aldırmadan,önümüze bakmadan koştuk. Ve eve ilk önce varan ben oldum!
-yuppi! Heyt be ! Kim beni yenebilirmiş?
Abdullah arkadan nefes nefese yetişip itiraz etti:
-He he ,kim dedi ... Bir kere hile yaptın,orda bir dur!
-ya ne hilesi kardeşim?kazandım mı kazandım, artık gerisi önemli değil:
Büyük ablam arkadan bitkin bir halde yetişti, nefes almaya çalışarak nefis bir final yaptı:
-Allah cezalarinizi vermesin... Pert ettiniz bizi.