2. bölüm / 7
İsfad Oneshotzehir
Bölümler 7Şu an: zehir
(Bu bölüm Zehirlenme olayının sonrası için yazılmıştır.) Şimdiden İyi Okumalar dilerim🙏
İso ayılmıştı ama hâlâ kendini iyi hissetmiyor, dengesini koruyamıyordu. Zehirlenmeden olsa gerek, vücudu titriyor, bir üşüme geliyordu. Fadime de bunu hissetmiş olacak ki önce İso’yu yatağın üzerine oturttu ve arkasında kalan dolaptan İso’nun üstüne giymesi için lacivert bir kazak çıkardı.
İso’nun yanına gelerek kazağı başından geçirdi. Bunu yaparken İso’nun kafası biraz geriye doğru gitti ve gözleri, Fadime’nin korkudan sulu olan kocaman gözleriyle karşılaştı. Korktuğu her hâlinden belliydi.
İso, Fadime’nin de yardımıyla kazağı kollarından geçirerek giydi. Ellerini yavaşça Fadime’nin ellerine götürerek yatakta onun da oturması için yer açtı ve kızı usulca yanına çekti. Elleri birbirine kenetliyken, Fadime’nin ellerini yüzüne yaklaştırdı; önce kokusunu içine çekti, sonra ufak bir öpücük kondurdu.
Fadime ne tepki veriyor ne de İso’ya karşı çıkıyordu. Eskiden “Yüzünü göresim yok.” dediği adamın yüzüne şimdi öyle bir bakıyordu ki sanki yüzünün her santimini ezberlemişti.
İso bu sessizliği bozmak için önce boğazını temizler gibi öksürdü, ardından konuşmaya başladı:
“Fadime, nolayi kızum? Da beni yiyecek gibi bakaysun ha?”
Fadime hemen cevap verdi:“Seni yesem doymam!”
Sonra kendi dediğini kendi içinde bir düşündü. Önceden öfkeden söylediği bu sözü şimdi gerçekten hissederek söylüyordu ama bunu İso’ya belli etmemeliydi.
“Yani… sinirimden diyorum ula! Sen ne diye iyiyum ben diyorsun? Bi de diyon ‘git da bekleme’… İki dakika başından ayrıldum, hemen bayılmışsun, aklum çıktı!”
İso, Fadime’nin bu hâline, korkusunu belli etmeme çabasına gülümsedi.
“Öldüm diye mi aklun çıktı, yoksa ölmedum diye mi?”
“Sence?”
“Ölsem, boşanmaktan kurtulursun… fena mı olur?”
Fadime’nin gözleri bir anda şaşırır gibi İso’ya baktı. Ne diyordu bu adam? Daha dün gece “İstemezsen boşanma da olmaz.” diyen o değil miydi? Ne boşanmasından bahsediyordu?
Fadime’nin gözleri iyice dolmuştu artık:“Ha… Hafızamızdan hani silerdik o kelimeyi?”
İso bu sözle öyle bir gülümsedi ki içinin sevinci yüzüne yansımıştı:“İstemezsen sileriz demiştim… isteyip istemediğini hâlâ bilmiyorum ki.”
Tam o anda kapı hafifçe tıklandı.
İkisi de irkildi. Fadime hemen ellerini çekti, İso’nun yanından biraz uzaklaştı.
Kapı aralandı, Eleni başını uzattı.
“Rahatsız etmiyorum umarım?” dedi nazik bir sesle.
Fadime hızlıca ayağa kalktı.“Yok minnak, gel…”
Eleni içeri girdi. Gözleri bir an İso’dan Fadime’ye kaydı. Ortamdaki havayı anlamış gibiydi ama belli etmedi.
İso’ya yaklaşarak hafifçe kaşlarını çattı:“Senin dinlenmen gerekiyor. Daha tam toparlanmış sayılmazsın.”
İso itiraz edecek gibi oldu:“İyiyim ben—”
Eleni başını hafifçe salladı:“İyi olmak başka, iyi hissetmek başka. Az önce bayılan sendin, unutmadık.”
İso bu sefer sustu,hafifçe iç çekti.
Eleni Fadime’ye döndü:
“Biraz uyusa bir de sıcak birşeyler içse iyi olur Fadime. Dinlenince daha çabuk toparlar.”
Fadime başını salladı ama gözleri yine İso’ya kaydı.“Tamam minnak…” dedi kısık bir sesle.
Eleni kapıya yöneldi, sonra durup hafifçe gülümsedi:“Bir şeye ihtiyacınız olursa haber verin. Ama önce dinlenmek, tamam mı?”
Kapı kapandı.
Oda yine sessizliğe gömüldü.
Fadime birkaç saniye yerinde durdu, sonra yavaşça İso’ya döndü. İso da ona bakıyordu. Az önce yarım kalan sözler ikisinin de aklındaydı.
İso hafifçe gülümsedi:“İstemezsen sileruz diyorduk.. Yarım kaldı.”
Fadime gözlerini kaçırdı ama bu sefer yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.
“Dinlenmen lazum,” dedi yumuşak bir sesle.
İso başını yastığa yasladı ama gözlerini ondan ayırmadı:” Canumm karumm sen beni mi düşüneysun.?”
Fadime”Ne düşüneceğum seni ula!" dedi, sesini odanın dışına taşmasın diye alçaltarak . "Zehirledun kendini, her yerun tir tir titrey da! Yarın öbür gün anan başıma ekşimesin 'uy fidan gibi uşağumi ne hallere koydun' diye... Ben ondan şey ettum, yoksa çok da meraklıydum senin o kılçuk hallerine!"
İso, Fadime’nin bu telaşlı yalanına karşı bıyık altından güldü. "Ha öyle mi diyisun? Anam korkusuna yani bütün bu telaşun?"
Fadime tabii der gibi başını sallayarak”He ondan başka ne sanaydun.?”
dedikten sonra İso’nun o bitkin haline bakıp daha fazla dayanamadı.
Bakışları yumuşadı, ellerini heyecanla pantolonunun yanlarına vurdu, sesine o saklayamadığı şefkati ekledi."Neyse... Boş konuşup da yorma kendini daha fazla," dedi usulca. "Ben gideyum aşağıya da sana bi çorba yapayim. Sıcak sıcak içersun, vucudun bi kendine gelur. Sen de o zamana kadar kapa gözlerini, azıcık yat uyu bakayum. Hadi kımıldama yerinden.”
İso, Fadime’nin bu ani yumuşamasıyla bir an duraksadı, kalbinin ısındığını hissetti ama Fadimeyi kızdırmak için Muziplik yapmadan duramadı. Yastığa iyice gömülüp tek gözünü kısarak Fadime'ye baktı."Çorba mi?" dedi İso, yüzünde hınzır bir gülüşle. "Fadime, bak zaten zehirlenduk, hala midem alt üst. Bi de senin çorbayla tam bitirmeyelum işi?"
Fadime kaşlarını çattı, ellerini hırsla beline koydu. "Ula ne varmış benim çorbamda? Tamam yemek yapmayı bilmiyo olabilirim ama çorba bu yani ne kada zor olabilir? Mis gibi yapacağum işte, şifa niyetine!"
İso hafifçe kıkırdadı, sesi hala biraz çatlaktı ama neşesi yerindeydi. "Valla en son pide sonuçta ne kada zor olabilir deduğunde, o güzelim hamurlari kömüre çevurmiştun! Fırında değil, direkt yangında pişmiş gibiydiler. Şimdi çorbayı da tencereye yapışturup kömür suyu diye geturme sakın önüme, valla bu sefer bünyem kaldurmaz."
Fadime'nin yüzü bir an kızardı, sonra hırsla yorganın ucunu İso’nun göğsüne doğru sertçe çekti. "Ula kılçuk! O zaman fırınun ayarı bozuktu deduk ya sana, ne vuraysun yüzüme! Çorba bu, tencerede pişer, fırınla ne işi olur?"
İso gülmeye devam etti. "Tamam tamam, kızma hemen. Hadi git bakayum, tencereyi yakmadan gel. Bekleyrum o meşhur 'kara' çorbani."
Fadime, "uyu hadi, çok konuşma!" diye söylenerek kapıya yöneldi.
Tam odadan çıkacakken durup arkasına baktı, İso'nun titremesinin geçtiğinden emin olmak ister gibi süzdü onu. Kendi kendine, "Hala dalga geçeyi... Demek ki biraz düzeldi kılçuk," diye fısıldayıp hafif bir gülümsemeyle mutfağın yolunu tuttu.
Fadime, Akça’nın da yardımıyla İso’ya şifa niyetine mis gibi bir karalahana çorbası hazırladı. İçinden "Görsün bakalım kılçuk kocam, pideyi yaktık diye çorbayı da mı yakacağız?" diyerek hırs yapmıştı. Yaklaşık 45 dakikanın ardından tepsiye koyduğu dumanı üstünde çorbayla odaya girdi ama yatak boştu! Fadime’nin yüreği ağzına geldi, elindeki tepsiyi alelacele komidinin üstüne bırakıp kendini dışarı attı.Oturma odasına daldığında Zarife, Şirin ve Hicran’ı bir arada buldu. Telaşla Şirin’in yanına koştu:"Şirinum, İso nerede? Nereyedur İso? Haniyadur İso?!"Tam Şirin ağzını açıp cevap verecekti ki, arkadan o tanıdık, hafif pürüzlü ses duyuldu:
İsonun sesiydi bu.. ellerini açtı
“Burayadır İso.” deyip konuşmaya devam etti. “ Tuvallete gittum canumm karum sakin ol.”
Şirin, Fadime’nin o korkuyla titreyen omuzlarına elini koydu. Gözlerindeki telaşı görüp merhametle gülümsedi ve elini hafifçe sıvazlayarak ona destek oldu. Aralarındaki o sessiz bağla "Korkma, bak burada" der gibiydi.
Sonra başını kapı eşiğindeki İso’ya çevirdi ve otoriter ama sevgi dolu bir sesle seslendi:"Uşağum, bak kızcağazun aklini aldun yerinden. Hadi, al karuni da gidin odanıza. Dinlenun biraz, hadi bakayum."
Fadime, Şirin’in bu desteğiyle biraz olsun sakinleşmişti ama hala İso’ya "neden haber vermedin" der gibi ters ters bakıyordu.
İso ise Şirin’in sözü üzerine hafifçe başını salladı, Fadime’nin yanına yaklaşıp elini omzuna attı.
“Canum karumm hayde gidelum.” deyip bir eliyle odalarının yönünü gösterdi.
Fadime’nin korkusu azıcıkda olsa geçmiş olacak ki sevimli bir gülümseme atıp”Gidelum.” dedi.
Kapı kapandığında odayı karalahana çorbasının o iştah açıcı, tanıdık kokusu çoktan sarmıştı. Ama ikisinin de gözü komidinin üzerinde tüten tepsiyi görmüyordu. İso yatağa doğru bir adım atacakken, Fadime olduğu yerde durdu. Elleri titriyor, az önceki o korkunun ağırlığı hala omuzlarında duruyordu.
"Bi' daha..." dedi Fadime, sesi fısıltı gibi ama sitem doluydu. "Bi' daha bi' yere gidecek olursan ya da bi' şeye ihtiyacın olursa bana söyle... Çok korktum İso. Odaya girip seni görmeyince aklım çıktı yerinden, yoksun diye..."
İso duraksadı, Fadime’nin bu savunmasız hali kalbinin en derinine dokunmuştu. Dudaklarında o güven veren, hafif gülümsemesi belirdi. Kollarını iki yana açtı, sanki "Bak, sapa sağlamım" der gibiydi."Bak buradayım işte," dedi İso yumuşacık bir sesle. "Demiştim ya sana... Ben senin yanında olurum, bi' yere gitmem."
Fadime daha fazla dayanamadı. İçindeki o saatlerdir tuttuğu korku, yerini dizginleyemediği bir özleme bıraktı. Pat diye, hiç düşünmeden İso’nun göğsüne atıldı ve kollarını boynuna sıkıca doladı.İso bu ani hamleyle neye uğradığını şaşırdı. Kolları bir an havada asılı kaldı, nefesi kesildi. Beklemiyordu Fadime’nin bu kadar duvarlarını yıkmasını. Birkaç saniye öylece, şaşkınlık içinde bekledi... Sonra yavaşça, sanki kutsal bir şeye dokunur gibi ellerini Fadime’nin beline doladı. Yüzünü saçlarına yaslayıp kokusunu içine çekti.
Fadime, sarılmanın sıcaklığıyla kendine gelince bir an ne yaptığını fark etti. Kalbi küt küt atarken hızla geri çekildi. Yüzü karalahana gibi kıpkırmızı olmuştu, gözlerini kaçıracak yer arıyordu."Aman! Şey..." diyerek eli ayağına dolaştı, saçlarını düzeltti, üzerini çekiştirdi. "Tamam, hadi bakalım! Çorbayı dene de gör tadını. Soğumasın daha fazla,çok uğraştum bak yakmadum.”
İso, Fadime’nin bu telaşlı ama bir o kadar da gururlu halini izlerken gözlerinin içi güldü. Yatağın kenarına ilişip tepsiyi önüne çekti. Fadime’nin "bak yakmadum" deyişindeki o çocuksu ispat çabası, içindeki tüm ağrıları bir anlığına unutturmuştu."Valla kokusu öyle deyi Fadime," dedi İso, kaşığı eline alıp dumanı tüten çorbadan bir parça karıştırırken. "Kömür kokusu gelmeyi bu sefer, haklısun.”
Fadime İsonun dediğine karşılık onu taklit eder gibi bir ağız hareketi yaparak “Güya dedi bişey neyse iç hadi şunu da bakalum beğenecek misun.” dedi.
İso ilk kaşığı ağzına götürürken Fadime çaktırmadan omuzunun üstünden onu izliyor, vereceği tepkiyi bekliyordu. İso’nun yüzünde o ilk yudumla birlikte gerçek bir huzur belirdi. "Ellerine sağluk Canum karum. Hakikaten yakmamışsun, şifa gibi geldu valla."
Fadime bu onayı alınca içinden derin bir nefes aldı, omuzları rahatladı ama şivesindeki o sertliği elden bırakmadı: "He, herhalde yakmayacağum! Pide değil ki bu ula, çorba! Hadi bitir hepsini, tek damla kalmasun o kasede."
İso, karalahana çorbasını son damlasına kadar içip kaseyi tepsiye bıraktığında, yüzüne nihayet bir renk gelmişti. Dışarıda rüzgarın uğultusu duyuluyor, gaz lambasının ışığı odanın duvarlarında usul usul titriyordu. Artık gece iyice çökmüş, uyku vakti gelmişti.
İso, biraz sarsak adımlarla yataktan kalkıp köşede duran ince yer yatağını açmaya yeltendi.
Fadime ise hemen yerinden fırlayıp İso’nun elini yorgandan hızla çekti."Ula kılçuk! Saçmalama, ne yapaysun?" dedi kaşlarını çatarak. "Bugün sen yatakta yatacaksun, ben yerde yatacağum. O halinle bi de o soğuk yerde iyice mi gebermek isteysun?"
İso şaşkınlıkla doğruldu, itiraz edercesine ellerini açtı. "Olur mi öyle şey? Saçmalama canum karum, ben karumi yerde yatırmam!”
Fadime ellerini beline koydu, o meşhur inadı yine üstündeydi ama İso'nun o korumacı tavrı içini bir hoş etmişti. "E madem öyle, o zaman sen de yatakta yatacaksun! Yerde yatamazsun, bitti gitti!"
İso bir an duraksadı, duyduklarını sindirmeye çalışır gibi gözlerini kırpıştırdı. "Nasul yani?" dedi sesi heyecandan kısılırken. "Ben yatakta... Sen yatakta... Biz ikimiz aynı yatakta? Canum karum, sen ne deysun?"
Fadime, İso’nun bu "canum karum" deyişiyle kalbinin yerinden çıkacağını sandı ama hemen yüzünü asıp yastıklara hamle yaptı."He!" dedi, sesindeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Ne var bunda ula? Koskoca yatak burası! Sen bi tarafına kıvrılırsun, ben bi tarafına... Ortaya da şu kalın yastığı rulo yapar koyaruz, olur biter. Kimse kimseye değmez, herkes kendi tarafunda usulca uyur. İtiraz istemeyrum, kılçukluk yapma da geç şuraya!"
İso, yüzünde engel olamadığı o hınzır ve mutlu gülümsemeyle yatağın duvar tarafına doğru kaydı. "Tamam... Tamam kızma hemen. Madem öyle deysun, öyle olsun bakalum. Yastuk diyisun yani... İyi, koy o zaman yastuğu da yatalum."Fadime hışımla o yastığı ikisinin arasına, tam ortaya bir barikat gibi yerleştirdi. Ama o yastık ne kadar kalın olursa olsun, ikisi de o gece birbirlerinin kalp atışlarını duyacak kadar yakın olduklarını bilerek tavanı seyretmeye başladılar.
Aralarındaki o kalın yastığa rağmen, birbirlerinin varlığını her hücrelerinde hissediyorlardı. Sessizliğin içinde sadece dışarıdan gelen hafif rüzgarın sesi ve kendi kalp atışları vardı.
İso, karanlıkta yan tarafına, Fadime’nin olduğu yöne doğru fısıldadı:"İyi geceler canum karum..."
Fadime, bu sesle birlikte kalbinin bir an teklediğini hissetti. Yüzünde, karanlığın sakladığı o en huzurlu gülümsemesi belirdi. O da aynı yumuşaklıkla karşılık verdi:"İyi geceler kılçuk kocam..."
Bu kısa ama içten vedalaşmanın ardından, üzerlerindeki tüm o günün yorgunluğu ve telaşı bir anda silinip gitti. Birbirlerinin düzenli nefes alışlarını ve o güven veren kalp atışlarını dinleyerek, uzun süredir içlerinde olmayan o koca huzurla kendilerini uykunun kollarına bıraktılar…
Ve isfadseverler isoyla fadime aynı yatakta uyuduğu için bu bölümü keyifle okuyup düşüncelerini yorumlara yazdılar :)))
iyi okumalar Canumlarr bir yanlış hatta varsa şimdiden affolla sizi seviyorum, yorumlarınızı belirtmeyi unutmayın.💗
Bölüm etkileşimi
