8. bölüm · İsfad Oneshot
Yüzleşme
İso ve Fadime, Eyüphan’ın Oruç’a attığı o mesajın yarattığı fırtınayı dindiremeyeceklerini anlamışlardı. Gerçekler, bir çığ gibi üzerlerine gelmeden önce dizginleri ele almaları gerekiyordu. Adil’e her şeyi kendilerinin anlatması gerektiğini bilmenin verdiği o ağır sorumlulukla, vakit kaybetmeden Koçari’ye doğru yola koyuldular.
Yol boyunca araba içindeki sessizliği sadece dışarıdaki rüzgar bozuyordu. Yaklaşık 20 dakika sonra, heybetli Koçari Konağı’nın önünde durduklarında ikisinin de yüreği ağzındaydı. Kapıya vardıklarında onları Adil karşıladı.Adil, kapıyı açar açmaz yüzünde kocaman bir gülümsemeyle karşıladı onları.
"Tattaraam, hoş geldun!" diyerek Fadime’yi karşıladı ve şefkatle alnından öptü. Fadime’nin boğazı düğümlendi, tek kelime dahi edemedi; sadece gözlerinin dolmasına engel olamadı. Adil, kardeşinin bu durgunluğunu ve dolan gözlerini fark edince bakışları aniden ciddileşti, şüpheyle karışık bir merakla İso’ya döndü.
"Abim, sende hoşgeldun,"
dedi Adil, sesindeki o neşeli ton yerini hafif bir sorgulamaya bırakırken.İso, dik durmaya çalışarak derin bir nefes aldı ve doğrudan Adil’in gözlerinin içine baktı: "Hoşbuldum abi, hayde içeri geçelum. Bizim senle konuşacaklarımuz var.
"Adil’in yüzündeki endişe iyice belirginleşmişti. Kapıyı ardına kadar açarken mırıldandı:
"Hayır olsun inşallah, hayde geçin bakayum."
İso, Adil’in hemen ardından konağın ağır kapısından içeri adımını atacakken, arkasından uzanan Fadime’nin küçük elleri bir sığınak ararcasına İso’nun avucunu doldurdu. İso, tenine değen bu ürkek temasla duraksadı; yavaşça arkasına dönüp sevdiği kadına baktı.
Fadime’nin kocaman gözleri, dudaklarından dökülmeyen o ağır cümleyi haykırıyordu: "Korkuyorum."
İso, onu böyle çaresiz görmeye dayanamıyordu. Aslında kendi yüreği de içeride kopacak fırtınanın korkusuyla çalkalanıyordu. Adil Abisi ne tepki verecekti? Fadime’ye zarar verir miydi, yoksa merhamet edip onu affeder miydi?İso’nun zihni yine sadece Fadime ile meşguldü. Tıpkı en başında, amcası "Öldür!" dediğinde onu yaşatmak için nikahına aldığı o ilk günkü gibi...
Bu düşüncelerin arasında kendine dair tek korkusu, Fadime’den koparılma ihtimaliydi. Bu ihtimal bir an için nefesini kesti. Ciğerlerini yakarcasına derin, sarsıntılı bir nefes aldı. Gözleri dolmuştu ama dik durmak zorundaydı.Bir eli hâlâ Fadime’nin elini sıkıca tutarken, boşta kalan diğer elini yavaşça onun yüzüne uzattı. Parmak uçlarıyla, Fadime’nin elmacık kemiklerinden süzülen yaşları birer inci tanesi toplar gibi usulca sildi. Ardından, bakışlarıyla sessiz bir izin istedi. Fadime, titreyen bir nefes alıp onay verircesine İso’nun yanağındaki eline küçük, tüy kadar hafif bir buse kondurdu.Bu onayla birlikte İso’nun direnci kırıldı. Titrek adımlarla Fadime’ye biraz daha yaklaştı, aralarındaki mesafeyi yok etti. Gözlerini sıkıca kapattı; sanki dünya o an durmuştu.Önce sağ, sonra da sol gözünün altına, gözyaşlarını kesmek istercesine birer öpücük kondurdu.
Gözlerini yavaşça açtı; elinde tuttuğu elini destek alır gibi sıkıca kavradı ve konuşmaya başladı:
— "Bak, içeride her ne olursa olsun; sana var ya, çok pis sevdalı bir İso var, tamam mı?"
Fadime’nin boşta kalan eli İso’nun sakallarıyla buluştu, onları usulca okşadı. O da İso’nun süzülen gözyaşını silerken fısıldadı:
— "Biliyorum... Fadime de tam yanında; o da sana çok pis sevdalı."
İso ve Fadime’nin dudakları birleşmek için aralanırken içeriden Esme çıkar. Esme bir gözüyle içeriyi kontrol eder, kapıyı kapatıp İso ve Fadime’nin yanına gider. Fadime ve İso’nun birleşmiş ellerini tutup destek verircesine sıkar. Sonra ikisini de kollarının arasına alır.
Boğazını temizleyip, "Biz bu düşmanlığın masumlarıyız. Şimdi de masum kalmak için gidip içeride her şeyi anlatmamız gerek. Bu elleriniz hiç ayrılmasın diye..."
der.
Esme, Fadime’den ayrılıp gözlerinin içine bakar, "Tamam mı?" diye devam eder.İso ve Fadime onaylarcasına kafa sallar. Esme de onlara karşı kafasını eğip,
"Hayde girelim," der.
Önde Esme, arkada İso ve Fadime, Koçari Konağı’nın içine girer. Adil, tekli koltukta oturmuş onları bekliyordur. Fadime usulca Adil’in yanına yaklaşırken, Adil kardeşine endişeli gözlerle bakar.
Fadime, abisinin oturduğu tekli koltuğun tam karşısına yerleşti. Bir eliyle abisinin dizinin üzerinde duran elini kavrarken, diğeriyle koltuğa yanına ilişen İso’nun elini tutuyordu.
"Abim, biz sana bir şey anlatacağız."
Sesini toparlamak adına boğazını temizledi Fadime.
İso, onun zorlandığını görünce elini hafifçe sıktı; gözlerini Fadime’ye doğru kapatıp "bana bırak" dercesine bir işaret yaptı. Ardından Adil’e dönerek, "Abi, ben sana bir ses kaydı dinleteceğim," dedi.
Telefonunu pantolonunun cebinden çıkarıp Eyüphan’ın ses kaydını açtı ve önündeki sehpaya bıraktı.Odada asılı kalan sessizliği ses kaydı bozarken, herkesin kulağı o seste, gözleri ise Adil’in vereceği tepkilerdeydi.
Kayıt başladı:
— Ömer amca, seni öldüren adam benden kızını da öldürmemi istedi. Ben de öldürmemek için evlendim.
Adil’in eğik olan başı yavaşça kalktı ve bakışları Fadime’yi buldu. Alnındaki damarlar belirginleşmiş, yüzü öfkeden kıpkırmızı kesilmişti. Fadime’nin gözyaşları yeniden süzülmeye başladı.
"Abi, bak ne olursun bir dinle!"
Adil, Fadime’nin tuttuğu elini hızla çekip kurtardı ve oturduğu yerden fırlayıp İso’yu tişörtünün yakasından yakaladı.
İso’nun hemen arkasındaki Oruç, araya girip Adil’i engellemeye yeltendi; ancak İso onu durdurdu.
"Bırak abi, hiç kimse karışmasın," diyerek Adil’in karşısında dimdik durdu. Bakışlarını doğrudan abisinin gözlerine dikti:
"Bana ne yaparsan yap razıyım abi, hakkındır."
Adil, İso’yu susturmak istercesine bir elini havaya kaldırdı. Bu hamleyle birlikte arkadaki Fadime ağlayarak "Abi!" diye seslendi; o sırada Esme, destek olmak ister gibi Fadime’nin omzunu sıkıca kavradı. Adil, İso’nun kafasını iki eliyle birden tuttu ve sordu:
"Şimdi sen, babanı öldüren adamın, yani düşmanının kızını korumak için onunla evlendin, öyle mi?
İso onaylarcasına başını salladı.
"Sana yemin ediyorum abi, Fadime’yi korumaktan başka amacım yoktu. Abi, ben Fadime’yi çok seviyorum."
Adil, bu sözleri kabullenmiş gibi başını sallayıp "Biliyorum abim," dedi ve İso’yu alnından öptü. Fadime, abisinin bu teselli dolu hareketiyle her şeyin çözüldüğüne dair büyük bir umuda kapıldı. Yavaşça yaklaşıp arkasından abisine sıkıca sarıldı. Ancak beklemediği bir tepkiyle karşılaştı; Adil o an kaskatı kesildi. Ellerini sertçe hareket ettirerek Fadime’nin kollarını üzerinden söküp attı ve geriye doğru savurdu.
Adil, Fadime’ye doğru döndü ve yavaşça kulağına eğildi. Buz gibi bir ses tonuyla, "Başın sağ olsun Fadime Furtuna," dedi.
O an koca konak, nefeslerin tutulduğu ağır bir sessizliğe büründü.
Adil, kardeşinin yanından bir yabancı gibi geçip dış kapıya doğru adımlarken Fadime’nin sesi sessizliği yırttı:
"Fadime Furtuna olup abimle yaşamak, abimsiz bir Koçari olmaktan daha iyi geldi abi! Evet, evlendim! Evet, sen ölme diye evlendim! Niye abi, niye?"
Adil, işittiği bu sözlerle sırtı dönük bir şekilde olduğu yerde çakılı kaldı. Fadime, hıçkırıklarının arasından yükselen daha güçlü bir sesle devam etti:
"Çünkü ben yalnız Fadime’yim! Çünkü ben öksüz Fadime’yim, yetim Fadime’yim! Ya ölecektim, sen katil olacaktın; ya Furtuna olacaktım, seni de kendimi de yaşatacaktım. Kusura bakma abi, ben bizi yaşatmak istedim. Ben Furtuna olmayı seçtim abi!"
Fadime, bu ağır sözlerin yüküne daha fazla dayanamayarak kendini yavaşça yere bıraktı.
İso vakit kaybetmeden yanına gelip arkasından ona sarıldı ve şefkatle omzuna bir öpücük kondurdu. Adil, kardeşinin bu halini görünce yavaş adımlarla geri döndü; Fadime’nin karşısında diz çöküp gözyaşlarını usulca sildi. İso, abi ve kardeşi baş başa bırakmak istercesine yerinden kalktığı an, Adil kardeşini kollarıyla sarıp sıkıca göğsüne bastırdı.Bir süre sonra geri çekilen Adil, Fadime’nin yüzünü avuçlarının arasına alarak konuştu:
"Peki, bunları yaparken hiç mi aklına gelmedi benim de yetim ve öksüz olduğum? Benim de sadece 'tattaram' vardı. Ben seninle yeniden var oldum Fadime. Anamız babamız öldükten sonra kendime; 'Adil, senin kardeşin var, dik dur' dedim. O sıralar Esme de gitti, Şerif’le evlendi... Biz birlikte ağladık Fadimem, hatırlamıyor musun?"
Artık Adil’in de gözyaşları sicim gibi süzülüyordu. İki kardeş karşı karşıya oturmuş, uzun zamandır içlerinde biriktirdikleri ne varsa birbirlerine döküyorlardı. Adil, toparlanmaya çalışarak gövdesini dikleştirdi:
"Senin hatırlamaya, benimse senin yaptığını unutmaya ihtiyacım var."
Bu sözlerin ardından yerinden kalktı ve İso’ya dönerek,
"Karını al ve git buradan abim," dedi.
Fadime, abisinin onu affedip affetmediğini tam olarak kestiremiyordu; bildiği tek şey, her ikisinin de zamana ihtiyacı olduğuydu. İso, Adil’i onaylarcasına başını sallayıp Fadime’yi yerden kaldırdı. O sırada Adil dışarı çıkmış, Esme de peşinden gitmişti. Konakta yalnız kalan Fadime ve İso, tek tesellilerinin birbirlerine duydukları sevda olduğunu hatırlamak istercesine, koltukta birbirlerine sıkıca sarıldılar.
iyi okumalar diliyorum yorum yapmayı unutmayın sizi seviyorum 🫶🏻😭
