2. bölüm / 3
İntikam ŞövalyesiII - B Planı
Bölümler 3Şu an: II - B Planı
- 1 I - Soylular ve Soysuzlar2.745 kelime
- 2 II - B Planı1.298 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 III - Bir Sorunumuz Var2.388 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Batı yakası sokakları yavaş yavaş sessizliğe bürünüyordu. Şehir nöbetçisi her sokak başına ve sonuna yakılmış kalın mumlardan koysa bile, aydınlık yok denecek kadar azdı. Bunun sebebi bulutların gündüz güneşi perdelediği gibi akşam da ayı perdelemesiydi. Surların görüntüsü geceyi daha da korkutucu hâle getiriyor, rüzgarın ince sesi insanı tedirgin ediyordu. Kışın gelmesi an meselesiydi. Marcus, açık alanda olmadığı halde fazlasıyla soğuk yemişti. Soğuk yüzünden elinin titremesi, kılıcı düzgün tutmasını zorlaştırıyordu. Yüzünde eski püskü siyah bir maske vardı. Yelena’nın evini gözetlemeye devam ederken planını düşünmeye başladı. Tâlim kılıcı basit bir taş kılıçtı. Kapı önünde duran elit şövalyenin kılıcı kınında olmasına rağmen, onunla rekabet edemeyeceğini biliyordu. Elektrumdan yapılmış bir kılıcı bile olabilirdi. Ki Marcus, hayatında hiç elektrum kılıç görmemişti. Babasından elektrumun caydırıcı bir madde olduğunu, herkesin kaldırabileceği bir şey olmadığını duymuştu. Ses çıkarmadan evin arka tarafını kolaçan etmeye gitti. İçerde nelerin olup bittiği hakkında en ufak fikri yoktu. Tam bu esnada Yelena, abisini küçük düşürecek sözler sarf etmeye başlamıştı.
“Buraya kadar gelip tanışmak istemişsiniz, anlayışla karşılarım. Ancak sizinle evlenmeye niyetim yoktur. Ama dilerseniz abimle evlenebilirsiniz, kendisi buna pek meraklı gibi duruyor.”
Magenta’nın neşeli yüzü yavaşça asıldı. Kralın halefi yanında kardeşi tarafından aşağılanmayı beklemiyordu. Ancak Clorusy bu sözleri tebessümle karşılamıştı. Ardından kısa bir kahkahayla, Yelena’nın kafasını karıştırırcasına cevap verdi.
“Beni yanlış anladınız leydim.”
Önce emrindeki elit şövalyeye, sonra Magenta’ya baktı.
“Derhal dışarı çıkın, yalnız konuşacağız.”
Clorusy’nin cümlesi bitmeden kapıya adım atan şövalye, çıkması için Magenta’yı bekledi. Magenta hâlâ kardeşinin sözlerine sinirliydi ama Clorusy’i ikiletmeden dışarıya çıktı. Marcus, evden çıkanları görünce daha fazla dayanamadı. Arka pencereden eve girmek için harekete geçti.
Yelena tedirgin bir hâldeydi. Tanımadığı genç bir erkekle, geleceğin kralı olsa bile, aynı evde yalnız kalma fikri onu strese sokuyordu. Clorusy, oturması için eliyle karşısındaki koltuğu işaret etti. Yelena çekinerek oturdu ve göz göze geldiler.
“Yelena’ydı değil mi?”
“Öyle.”
“Benim adım da Clorusy. Memnun oldum.”
Yelena bakışlarını kaçırıp duvar resimlerine göz gezdirmeye başladı. Clorusy’nin elbisesinden etkilendiğini anlamıştı. Belki kızıla çalan uzun saçları, belki de ortalamanın üstünde boyu olması onu büyülemiştir diye düşünüyordu. Clorusy ise güzelliğinden ve giyiminden çok, dilinden ve baskın tavırlarından hoşlanmıştı.
“Dinle Yelena, kısa keseceğim. Kafanda yanlış yer etmek istemiyorum. Buraya seninle evlenmek için geldiğim doğrudur.”
“Evlenmek istemediğimi anlayacak zekaya sahipsin bence.”
“Dedem beni vâris/halef seçtiğinde bekar olduğumu biliyordu. Ama kardeşim ayyaşın teki olduğundan ve eğitimlerden geri kaldığından tek mantıklı seçeneği bendim.”
“Yani? Madem evlenmen gerekiyor, birini satın al. Paran var sonuçta.”
“O iş dediğin gibi olmuyor. Bir kral adayı ancak bir soyluyla evli olabilir. Kendini pazarlayan soylu kadın, soylu mudur?”
Yelena’nın aklına Marcus’a okuduğu kitaptaki satırlar geldi.
“Yarı soylu birini bul Kral Baryus gibi, onlar can atar seninle olmak için.”
“Tarihi eksik öğrenmişsiniz leydim. Dediğim gibi, bir kral adayı ancak bir soyluyla evli olabilir. Baryus tahta çıktığında soylu bir eşi vardı.”
“Nasıl oldu da yarı soylu birisiyle evlendi o zaman?”
“Eşi öldü çünkü. Obsidyen Savaşları’nda cesurca savaştı. Baryus’tan daha savaşçıydı.”
Yelena, Clorusy’nin tarih bilgisinden etkilenip söylediklerine şaşırmıştı.
“Neden kitaplarda yazmıyor?”
“Tarih kitapları kadınları yazmaz. Çünkü o kitapları erkekler yazar.”
“Yine de Kral Baryus’un tekrar evlenmesi sadakatsizlik gibi geliyor.”
“Baryus Üç Bayrak’ın hayal kırıklığıydı. Eğer evlenirsek, sana sadık kalacağım leydim.”
“Teklifini reddetmek zorundayım. Hoşlandığım birisi var.”
Clorusy yaslandığı koltukta doğrulup kendine çekidüzen verdi. Kristal Kule’ye eli boş dönmek istemiyordu.
“Anne ve babanı özlemiyor musun? Başkent hayalindeki kadar yorucu bir yer değil. Bana bir şans ver, Yelena.”
Koruyucu giysisinin cebinden küçük bir kolye çıkartıp uzattı. Yelena gözlerini kısarak kolyeye baktı, gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu.
“Bu nedir?”
Clorusy fısıldayarak “Elektrum ama kimseye söyleme.” dedi. Gözünü kırptı. Yelena evlenmemekte kararlıydı ancak hediyeyi geri çevirmek istemedi. Kolyeyi Clorusy’nin elinden alıp mumların ışığına götürdü. Gerçekten saf elektrumdu. Artık evindeki yabancıya biraz da olsa yumuşamış gibiydi.
“Teşekkür ederim.”
Clorusy tam rica ediyordu ki Yelena’nın odasından kırılmış cam sesi geldi. Ayak sesleri içeriye doğru geliyordu. Yelena yarı şaşkın yarı panik şekilde bağırdı.
“MARCUS!”
Clorusy, odadan çıkan çocuğun elinde taş kılıç tuttuğunu görünce ayağa kalktı. Marcus’u baştan aşağı süzerken Yelena’ya baktı.
“Marcus da kim?”
Yelena panikatak geçirmek üzereydi, köşeye çekilerek derin nefes alıp verdi. Marcus kılıcını Clorusy’e doğru kaldırdı.
“Burdan defolup gitmezsen sonun olacak kişiyim.”
Clorusy, siyah maskeli Marcus’a alaycı bir gülümsemeyle karşılık verdi.
“Görelim bakalım dediğin kadar var mısın, Maskeli Marcus.”
Marcus Yelena’yı alıp kaçmak istiyordu ancak odanın diğer ucunda, duvara dayanmış ve ağlamak üzere olan bir Yelena vardı. Marcus’un bunu yapacağını tahmin etmemişti. Ona hem kızıyor hem de kıyamıyordu. Clorusy evin kapısını açınca kapıdaki şövalyeler içerdeki çocuğa baktılar. Evin girişinde nöbet tuttukları için ikisi de şaşırmıştı. Clorusy, Yelena’yı kolundan tutup kendisiyle birlikte evin önüne çıkardı. Magenta, birkaç saniye sonra kapıdan çıkan Marcus’u görünce iğrendi ve onun aptal olduğunu düşündü. Clorusy, ellerini göğsünde birleştirerek şövalyelerine saldırı emri verdi.
“Seviyeni göster bakalım çocuk.”
Elektrum kılıçlarını kınlarından çıkartan elit şövalyeler, sırayla saldırmaya başladılar. Marcus gardını alarak eğitimlerde öğrendiklerini uygulamaya çalıştı. Ancak arka arkaya saldırılar karşısında atak yapamıyor, yorgun düşüyordu. Şövalyeler onu evin duvarına sıkıştırmaya çalışıyordu. Yerden bir taş alıp şövalyenin kaskına fırlattı. Bir anlığına dikkati dağılan şövalyeye kılıcını sürttü lâkin zırhı çizilmedi. Diğer şövalye kılıcını kaldırıp Marcus’a öldürücü darbeyi vurmak istedi, Marcus kendi kılıcıyla onunkini çarpıştırdı. Kılıçlar X harfini andırırcasına duruyordu. Abisi tarafından iki kolundan tutulan Yelena, yüksek sesle şövalyelere bağırdı.
“Durun!”
Sesi sokakta yankılanmıştı. Soylular pencerelerden kavgayı izliyordu. Marcus, omzuna ve bacaklarına sert darbeler alınca ayakta duramadı. Acıyla diz çöktü, kılıcını yere bıraktı. Clorusy sessizliğini bozdu.
“Buraya kadarmış maskeli çocuk.”
Şövalyenin biri maskesini yüzünden çekip çıkardı, Marcus nefes nefeseydi. Kaşı patlamıştı. Gözlerini Yelena’dan ayırmıyor, kendi dudaklarını ısırıyordu. Magenta’dan kurtulan Yelena, koşarak Marcus’a yaklaştı ancak elit şövalye tarafından durduruldu. Diğer şövalye kendi kılıcını kınına geçirdi çünkü karşısındakinin buna layık olduğunu düşünmüyordu. Marcus’un taş kılıcını yerden alıp boğazına sertçe dayadı. Yelena derin bir nefes aldı ve gözlerinden yaşlar akarken Clorusy’e döndü.
“Ona ne yapacaksın?”
Clorusy ciddi bir şekilde yanıt verdi.
“Buna suikast girişimi derim. Cezası ölümdür.”
“HAYIR! O benim bahsettiğim, hoşlandığım kişi!”
Clorusy yutkundu, başını kaldırıp tekrar Marcus’a baktı. Hayal kırıklığına uğramıştı.
“Bu kılıç savuramayan çocuk için mi benimle evlenmeyi reddettin?”
Yelena’nın söylediklerini umursamayarak şövalyeye işini bitirmesini söyledi. Marcus tam gözlerini kapatıp ölüme boyun eğiyordu ki Yelena’nın bağırmasıyla tekrar gözlerini açtı. Konuşacak mecâli bile kalmamıştı. Yelena, Clorusy’e yaklaştı.
“E-Eğer seninle evlenirsem, hayatını bağışlayacak mısın?”
Clorusy olumsuz bir cevap vermeye yakındı ancak düşündü. Zayıf ve gücünü kırdığına inandığı Marcus’a acımak, işine gelecekti.
“Hay hay. Peki evlenmeyi kabul ediyor musun?”
Yelena buruk ve titreyen bir sesle cevapladı.
“Ediyorum.”
Elit şövalyeler geri çekildi. Sokak kısa süreli bir sessizliğe büründü.
Marcus, boğazına dayatılan kılıcın verdiği çaresizliği ve soğuk ölüm kokusunu hiçbir zaman unutamayacaktı. Başını evin duvarına yaslayarak öylece durdu. Yelena duraksamış, göz pınarları kurumuştu. Sevdiği erkeğin hayatı uğruna istemediği birisiyle evlenmek zorundaydı. Bir nevi onun hayatı için kendi hayatını feda etmişti. Clorusy gülümseyerek elektrum kolyeyi Yelena’nın boynuna taktı. Eliyle şövalyelere işaret verip yanlarında duran Magenta’ya baktı.
“Bu gece yola çıkmamız gerekiyor.”
Magenta istediğini almış gözüküyordu.
“Anlaştığımız miktarı ve kraliyet mührünü isterim.”
Clorusy ve Magenta konuşurken, Yelena göz ucuyla Marcus’a baktı. Marcus da ona bakarak iç çekiyordu. Bakışmaları kısa süreli bir veda gibiydi. Yelena’nın gözleri “Böyle olmamalıydı.” derken, Marcus’un gözleri “Üzgünüm.” dercesine bakıyordu. Şövalyeler at arabasını evin önüne kadar getirdiler. Arkadaki şövalye, sargıyla kaplanmış dolgun torbayı alıp Magenta’ya verdi. Clorusy, Yelena’ya döndü.
“Eşyalarını toplasınlar ister misin?”
Yelena cevap vermeden eve girip odasına çekildi. Eşyalarını bezden bir çantaya sıkıştırdı. Ne olacağını düşünmekten başına ağrı girmişti. Bu sırada Clorusy, at arabasına binmiş vaziyette Yelena’yı bekliyordu. Marcus duvardan destek alarak çöktüğü yerden kalkmaya çalıştı. Yelena kapıdan çıktığında, aralarında yalnızca birkaç metre mesafe vardı. Marcus bir adım attı, ikinci adımında sendeleyip yere düştü. Yelena at arabasına binerken yanına yaklaşan abisine nefret dolu bir bakış attı.
“Bu yaptığını unutmayacağım.”
Magenta ise yerden kalkmaya çalışan Marcus’a bakarak kardeşine cevap verdi.
“Seni eşekten indirip ata bindirdim, öyle düşün kardeşim. Başkent’te bol şans.”
Elit şövalyeler, atlara binip son kontrolleri yaptılar ve kamçılarıyla atları hareket ettirdiler. Marcus'un sokaktan hızla uzaklaşan at arabasına bakarken tek düşündüğü şey, Yelena'yı tekrar görebilmekti. Gözlerini kapattı ve ellerini yumruk yaparak yere vurdu. “Düşün Marcus, düşün. Yeni bir plan düşün."
Bölüm etkileşimi
