7. bölüm · İNSAN MEZBAHASI

Bölüm 6: Araştırma

Yiğit Karakoç

Geçen bir haftanın ardından Nida iyileşmiş ve başkan eski hayatına devam ediyordu.Tolgay ise babasının iyileşmesinden sonra geri dönmüştü. Ben ise bu şehri yavaş yavaş öğrenmeye başlamıştım.

Sürekli sokaklarda gezerek çevremi öğrenmeye çalışıyordum. Başkan ise bu büyük patlamanın arkasındakileri bulmaya çalışıyordu.

"Hâlâ bulamadık." Başkanın bu dediğine, nedensiz bir şekilde sinirlenmiştim. Nida'ya bunu yapanları yok etmek istirordum. Başkanda benimle aynı şeyleri düşünüyormuş gibi, "kızıma bunları yapanları mahfedeceğim!" Sesinden ne denli intikam duygusu beslediğini anlayabiliyordum.

Başkan yumruk yaptığı elini sertçe masya vurdu. "Bulamadım işte!" Başkanın sesiyle titremiştim. "Bu nasıl olabilir ki? Tüm kameralara baktım ama yok!"

"Yakında buluruz." dedim. Bana bir an öldürecekmiş gibi baktı. "Ama bulamıyoruz!" diye bağırdı. Belki yakında bulabilirdik. "Onları bulacağım. Kızıma bunları yapanları yok edeceğim." Ama ben de oradaydım ve benim de başıma birşeyler gelebilirdi.

"Kamera kayıtlarına baktınız mı?" diye sordu başkan. Bu soruyu bize sorduğu belliydi. "Aradık ama yoklar." Başkan sini ile yumruk yaptığı elini, sertçe masaya vurdu. "Bulacağız! Onları bulacağız!"

Tolgay yere bakarken, "Yakında buluruz," dedi. Tolgay'ın sesi çok sakindi. Başkan bir anda bağırdı. "Bana bak!" Tolgay başını babasına çevirdi. "Onları bulacağız!" Bunları kaç kere söylemişti ama farkında değildi. "Baba, biraz sakin olur musun?" "Nasıl sakin olayım, benim kızım az kalsın ölebilirdi!"

"Biliyorum. Sana yakında bulacağız dedim!" diye çıkıştı bu sefer. Başkan elini yüzüne vurdu ve derin bir nefes aldı.
"O zaman şimdiden füzeleri hazırlayın." dedi, başkan.

"Onlar, bunları bilerek yapmış olabilir."dedi başkan. Hemen öne atıldım. "Tabii ki olabilir! Bu gerçekten mümkün!" Sesim bu sefer heyecanlı ve şaşkın çıkmıştı.

"E, o zaman daha sıkı araştırma yapacağız," dedi başkan. Sesindeki umut ve intikam duygusu çok fazlaydı.

"Gerçekten de bu işimize yarar," diye karşılık verdim. "Neden yapmıyoruz o zaman? Bunu diyen tabii ki de Tolgay'dı. "Şu anda yapmıyor gibi mi görünüyoruz?" dedi başkan, oturduğu sandalyeden oğluna bakarak. Bu sefer Tolgay susmayı tercih etti.

"Böyle susarsın işte."

"Baba..."

"Kes sesini! Birazdan söylersin."

"Ama baba..."

"Sus dedim!"

"Onları buldum!"

Başkan bu sefer durmuştu. Bunu duyunca şaşırmamıştım çünkü eninde sonunda bulacaklardı. "Ne?" Bunu başkan söylemişti. "Onları buldum," diye tekrar etti, Tolgay. "Nasıl buldun?" dedi başkan. Başkan hiddetle burnundan solumaya başladı. "Neredelermiş?" diye sordu, başkan.

"İki kilometre ötede. Eski fabrikaların olduğu bir yerleşkede. Hemen bu pencereden görebiliriz."

Başkan hızlıca, sadece bilgisayarların aydınlattığı odanın, penceresini açtı. Tolgay babasının yanına geldi ve işaret parmağıyla o tarafı göstermeye çalıştı.

"İşte orası."

"Afferin lan sana. Askan oğlum benim be," dedi ve Tolgay'ı iki yanağından da öptü.

Bu durum karşısında kendimi gülmemek için zor tutmuştum. Öyle ki yanaklarımın içini ısırmıştım.

"Oğlum, füze nerede?" diye sordu, başkan heyecanlı bir sesle. "Üst katta baba." Tolgay'ın bunu söylediği gibi başkan odadan fırlamıştı.

Haykıra haykıra gülmeye başladım. Tolgay'ın öpülme sahnesi aklımdan çıkmazdı artık. "Gıcık," dedi ve odadan çıktı. En sonunda gülmeyi bıraktım.

Hemen odanın penceresine doğru yürüdüm. Muhtemelen birazdan füzeleri fırlatmaya başkayacaktı.

Kısa bir beklemenin ardından, "ateş!" diyen nir adamın sesini duydum. Bir anda kulakları tırmalayan bir ses geldi. Hızlıca başımı dışarı çıkardım ve çantamdaki kulaklığı çıkardım. Kulaklığı kulağıma taktım ve basımı dışarı çıkardım.

İlk füze yerine isabet etmişti. Bir diğeri... ve bir diğeri...
Ard arda tam 3 kez füze atılmıştı.

Füzeler çakıldıkları yerlerde çok büyük bir yıkım yapmıştı. Etraftan ateşler çıkıyordu. Büyük bir yıkım, ateş ve tufan oluyordu.

Kulaklığımı çıkardığımda, aşağıdaki insanların çığlıkları havada uçuşuyordu.

O büyük patlamayı yaratanlar, daha büyük bir patlamayla yok olmuşlardı.