10. bölüm · İNGİLİZ MANTIĞI

9. BÖLÜM: "Ve Gittim"

- â

9. BÖLÜM
"Ve Gittim"
31 Aralık 2021

Çıplak vücudumu saran yorganı üzerimden atamayarak önce yanıma sonra etrafa bakınmıştım. Boş yatakta oturur pozisyona gelmeye çalışıp vücudumdaki ağrıyla gözlerimi kapadım.
"Günaydın hayatım." Diyen Edis'e bakıp gülümsedim. Elindeki tepsiyi boş kucağıma bırakıp dudaklarımı öpmüştü. Saçları ıslaktı, benim aksime duş almış olmalıydı. "Çok uyudum mu? Saat kaç?"

"14.00'a geliyor." Tepsideki kahvaltılıklara bakıp dalgınlıkla konuştum. "Dün çok yoruldum, normal." Kendimi teselli ederken söylediğimi fark edip epey güçlü sırıtan kocama kısık gözlerle bakmıştım. Bir şey hatırlamışçasına cebine uzanıp bir ilaç paketi çıkardı. "İlk seferin de olsa bir şeyleri ciddiye almalıyız, bunu kullanabilirsin." Diyerek uzattığı ilaca baktım.
Bakışım uzun sürmüş olacak ki kuşkulu bakışlarını bana dikmişti. "Ciddiye alıyoruz değil mi? Şu an bir bebek düşünmüyoruz?" Derken onu onayladım. "Evet, evet. Sadece...Daldım. Gerçekten gözüm daldı." Edis harika biriydi. Onunla dün geçirdiğim geceden asla pişman olmayacağım kadar harika. Ancak cinselliğin dayatılan bir tabu olmasından kaynaklanan bir problem olsa gerek, her şey hayal ettiğim kadar mükemmel değildi. Dün gece istemsiz bağırışlarım ve bu yüzden tahmin ettiğim üzere bugün oldukça çatallı çıkan sesim, kasıklarımdaki büyük ağrıyı kendime açıklayamıyorum bile; Sanki biri içime girip beni en derinlerde defalarca yumruklamış gibiydi. Şimdiyse kocam bana bebek istemediğimizi söylüyordu. İstemiyorduk. Ancak bunu açıklama şekli içimde büyük tartışmalar yaratmıştı bile.

Kahvaltı yapmak istemeyerek tepsiyi yanımdaki boş yere koydum. "Ben aç değilim Edis, midem çok dolu." Diyerek doğrulmaya çalıştığımda Edis göğüslerime bakıyordu. "Dün gözüm hiçbir şeyi görmedi." Diyerek parmağını gerdanımdan başlayarak aşağı indirdiğinde sırıttım.

Sonra dudaklarımız buluştu. Birbirlerimize karşı neden sert olduğumuzu bilmiyordum ancak ikimiz de birbirlerimizi en çok öpen kişi olmaya çalışıyor gibiydik.

Edis sakinleşerek önce kendini sonra beni durdurdu. "Seni yormak istemiyorum." Nefes nefese suratına bakarken yüzümü ellerinin arasına aldı. "Duşunu al, kıyafetlerini hazırlayacağım." Alnıma öpücük kondurduğunda gülümsedim. "Bir şeye ihtiyacın olursa banyodan seslenmen yeterli." Ellerini indirip kapıdan çıktığında gözlerimi kıstım. Nedense yaptıklarımızdan utanıyordum.
Küveti doldurduğunu görünce gülümsedim. Bana özel bir alan yaratıp hemen ortalıktan çekilmişti.

Isıtıcıdan olsa gerek sıcacık suyun içinde adeta kaybolmuştum. Havluya sarılıp duştan çıktığımda yatağın üzerindeki kıyafetlerimi gördüm. Çorabına kadar getirdiği her şeyi giyinmiştim. Odadan çıktığımda aşağıdan gelen seslere dikkat kesildim. "Yılbaşı akşamımı senin sikik işlerine ayıramayacağımı söyledim. Siktir git başkasını bul o zaman. Karımın adını ağzına alma orospu!" Kapı çarpıldığında evden çıktığını anlamıştım. Sakinleşmeye çalışarak merdivenlere oturdum. Bu gerçek bir kavga mıydı?

O gelene kadar oturup düşünmüştüm. Ne olduğunu anlayamıyordum. Merdivenlerin başından beni gördüğünde kaşları çatıldı. "Neden yerde oturuyorsun bebeğim?"

"Az evvel kiminle konuşuyordun?" Dürüst olmalıydım, olmalıydı. "Bunun bir önemi yok."

"Edis... Benim için önemli." Suratıma baktı. "Patronum yani ona yakın biriyle, bu akşam mesai yapıp yapamayacağımı sordular."

"Evden çalışamaz mısın? Zaten ihtiyaçları olan matematik değil mi?"

"Bu işin istatistiği benim Hazel, ben olmadan yapamıyorlar." Birbirlerimize sessizce baktık. "Sana güvenmiyorum." Dedim açık bir şekilde devam ettim. "Deniyorum ama, olmuyor. Sana güvenemiyorum Edis."

"Haklısın." Suratıma bakmaktan çekinmedi. "Bana biraz vakit ver olur mu? En azından geceye kadar sonra her şeyi çözmeye çalışacağım." Saçlarımı okşayıp diplerini öptü. Ellerini tutarak ayağı kalkıp dudaklarını öptüğümde gülüşünün tınısını duymuştum.

Kollarımı boynuna sarıp beni kucağına almasına izin verdim. Öpüşürken yavaşça geriye çekildi. "Seninle her gün sevişebilirim." Saçını çekercesine tutup yüzüme yaklaştırdım. "Sana biraz zaman veriyorum Edis, geceye kadar her şeyi çöz ve bana anlat." Dolgun dudaklarını ıslattığı anda beni öpeceğini anladığımda saçını tutup yüzümü geri çekmiştim. "Dediğim gibi, her şeyi anlatmanı bekliyorum." Çaktırmamaya çalışsa da bakışları epey yoğun ve gergindi. "Bugün Noel sevgilim, gecikmiş ağacımızı alalım. Süsleyelim ve yeni yıla girelim." Başımı sallayıp uzattığı ellerini ellerimle kavrayıp ayağı kalkmıştım.

"Edis." Gözlerimin içine baktı. "Annem iyi olacak mı?" Şaşırmıştı. Bunu beklememişti ancak benim bu hayatta annemden başka kimsem kalmamıştı belki de bu yüzden onu aklımdan çıkaramıyordum. "Olacak sevgilim, sen dert etmesene onu. O kendi halinde iyi."

"Düşünmeden duramıyorum." Dedim merdivenden bir adım inerken. Eğer annem iyi olmazsa hayatımda sadece Edis'le kalacaktım ve onunla da dün geceyi epey hareketli geçirerek aramızdaki sınırı kırdığım için bir ilişkimiz olmak zorundaymış gibi hissediyordum. "Düşünme." Dedi bana dönerek. Söylemesi kolaydı.

Askıdan montumu alıp arkama geçtiğinde kollarımı içinden geçirip giydirmesine izin vermiştim. "Çıkalım bakalım." Diyerek açtığı kapıdan geçmiştim.

Arabaya bindiğimizde ilk konuşan ben olmuştum. "Nasıl büyüdün Edis? Anladığım kadarıyla Noel'i dini anlamda kutluyorsun değil mi?"

"Dinimi mi merak ediyorsun?" Dedi düz yolda gittiği için bana bakarken. Güldüğünde bende güldüm. "Öyle değil, mesela benim annem böyle günleri bana hiç kutlamazdı."

"Dün görmüşsündür, Müslüman usulüne göre sünnet oldum." Ani bir tepki olarak utançtan ellerimle yüzümü kapatırken gülüyordum. "Of! Edis!"

"Ne istiyorsun kızım anlatıyorum işte." Gülüşüme eşlik edince kafamı kendi yanımdaki cama çevirdim. "Seninle konuşulmuyor."

"Annemle her Noel'i kutlardık çünkü ona kendi ailesini hatırlatıyordu bu; geldiği yeri, kökenlerini unutmamak, onlara saygı duymak gibi hissettiriyordu." İlgiyle ona döndüğümde konuştu. "Özellikle Yılbaşı akşamları bir geleneğimiz vardı; O da üzerimize düşen üç dilek hakkı. İkimizde ağaca üçer dileğimizi asardık ve gerçekleşeceğine inanırdık."

"Gerçekleşti mi?"

"Bilmem." Dedi sessizce. "Seni bu konuda kandırmak istemiyorum, gerçekleşmedi."

"Ne diliyordun ki bu kadar kabul olmayacak."

"Tanrım,
Annemle beni, babamın kötülüğünden koru."

"Bilmem aklıma bile gelmiyor, çok önemli bir şey değildi muhtemelen." Başımı salladım. Anlamıştım, yine bir şey saklıyordu. Artık mimiklerini tanıyordum.

Ormanlık bir bölgeye girdiğimizde onun sessizliğine katılıp yolu izlemeye devam etmiştim.

"Geldik sayılır, ben bir tane ayırttırdım. Onu bagaja yerleştirip gelirim." Başımı salladım. Ve bekledim. Böyle mi olması gerekiyordu?

Kimse bana bir ilişkiye hazır olup olmadığımı bile sormamıştı. Gidişini izlerken hissizliğimle baş başaydım. Bunun ona özel olmadığınında az çok farkındaydım; Ben yapamıyordum. Sakladıklarının yükünü şimdiden omuzlarımda hissetmeye başlamıştım. Gittikçe ağırlaşıyordum.

Katlanmış ağacı kucaklamış arabaya yaklaşırken ona baktım. Taşımakta zorlanıyormuş gibi bir mimik yaparak beni gülümsetmeyi başarmıştı.

Arabaya binip konuştu. "Tam vaktinde gelmişiz, neredeyse sabredemeyip kapatacaklarmış." Sessiz kalıp tebessüm ettiğimde bana baktı. "Bir sorun mu var?"

"Biraz yorgunum." Gözlerimiz kesiştiğinde başını salladı. Göz göze geldiğimizde içimdeki serzenişe kulak verdim. "Edis ben aslında dün gece yaşananlar için üzgünüm." Kaşlarını kaldırdı. Şaşırmıştı. "Üzgünsün?"

"Evet," Kendimi ifade etmek üzere konuştum. "Ben yani bizim aramızdaki ne bilmiyorum ancak bunun bir adı varsa bu tensel çekimden başka bir şey değil." Dudakları gözlerindeki yorgunluğa karşı gelerek yukarı kıvrıldı bu sahte gülüşünde neredeyse gamzelerini görüyordum. "Seninle arabada tartışmak istemiyorum."

"Ben de tartışma olsun istemiyorum... Eminim ki, sen de benim gibi düşünüyorsun. Seni öpmek istiyorum, sana sarılmak istiyorum ama seni, senin beni sevdiğin gibi sevemiyorum. Dün gece için bu yüzden üzgünüm Edis." Dediğimde gülüşü büyüdü. "Sen seni senelerce beklemiş bir adamın, dün gecenin benim için ne ifade ettiğini bilmiyorsun."

"Seneleri anlatmadığın sürece o senelere anlam yükleyecek tek insan sensin Edis." Üzerine gidip anlatmasını bekliyordum ancak beklemediğim bir şekilde bana yaklaştı. "O yüzden değerini bilmediğin şeyler için susmalısın."

"Dün gecenin benim için değeri yok, değersiz. Neden susmalıyım ki?"

"Ama benim için var. Neden bana saygı duymuyorsun?"

"Anlatmadığın seneler için saygı bekliyorsun." Sinirle gülerek başımı yana yatırdığımda suratıma eğildi. "Anlatmadığım senelerin varlığını bildiğini düşünerek senden saygı beklemiştim."

"Bekleme Edis, çünkü anlatmadığın sürece saygı duymayacağım."

"Bana saygı duymuyorsun, ama saygısızlığına saygı bekliyorsun. Niçin bu kadar bencilsin Hazel?" Arabayı sertçe durdurduğunda eve geldiğimizi anlamıştım. "Bence bu akşam ayrı olmalıyız." Diyerek evin anahtarını kucağıma bırakmıştı.

"Edis..." Başıyla reddetti. "Git Hazel, kalplerimiz kırılmasın."

Gözlerimi kapadım. Bu hiç iyi olmamıştı. Vücudumun titrediğimi ellerimden anlamıştım. Arabadan indiğimde bacaklarımın kasıldığını hissettim. İlk defa eve girmemi bile beklemeden gitmişti.

Hayat beni yalnızlaştırmadan ben kendimi yalnızlaştırıyordum.

Yukarıya, odaya çıkıp telefonumu elime aldım. Annemi aramalıydım. Gözüm gelen mesaja çarpınca durdum. Edis'ten olmalıydı; Ancak onun numarası değildi.

📍Konum
23.30
Edis William George.

Her başlangıç bir son mudur, bilmiyorum.
Bildiğim tek bir şey var ki, o da; Bu sonun bir başlangıç olduğu.

Elimde ucu açık bir konum, yürüyordum. Adımlarım sık, nefesim dar. Çıkmaz sokak değil ama ucu öyle karanlık.

Kırmızı bir tabela. Koca bir "C" harfi var. Acil çıkış kapısına benzer bu ağır kapıyı ittirdiğimde halihazırda dışarıya gelen sesler büyüyor. Sanki bir trübündeyim.

Fazla yürümedim ancak okları takip ettim. Telefonumu cebime iliştirip büyüyen kalabalığa baktım. Burası bir mahşerdi. Her türden insanın bulunabileceği bir alan. Zira karşımda takım elbiseli adamlar, arkalarında da tişörtleri ellerinde kuduranlar vardı.

Tam ortada büyük bir boşluk, kırmızı şeritlerle sınırları çizilmiş geniş bir kareyi anımsatıyordu. Ve yüzümün rengi o şeritlerden farksızdı.

Edis'i gördüm. İsmi yüksek sesle anıldığında isminin de işi gibi yalan olmamasını umduğum kocamı. Edis William George'u. Evliliğimiz gibi sahte olan o adamı.

Beni görmedi. Elindeki siyah boks eldivenlerini gördükten sonra beni görmesini istememiştim zaten.

Hayallerim cam olup kırılsaydı ayağımdaki kandan zeminde yürüyemezdim muhtemelen. Gerçi zeminde cam kırıkları yoktu; Belki de bu yüzden girdiğim yerden çıkmak üzere hızlı davrandım.

"Hazel!" İsmimi bir yalancıda duymak ismimi bile bana yabancı hissettiriyordu. Öylesine hızlı davrandım. Beni yakalayacağını bile bile koştum.

Ağır kapıyı açıp çıktığımda soluklandım. Onun gelişi de nefesimin düzene girdiği saniyelere denk gelmişti. "Göründüğü gibi değil." Koluma dokunduğunda sertçe çektim. "Dokunma bana!"

"Ne kadarını açıklamam gerekiyor, ne zamandır oradasın?" Öyle sakindi ki, içime atılan çığlıklar boğazımı acıtıyor, düğümlüyordu. "Yine her şeyi açıklayamayacak kadar korkaksın." Dedim düş kırgınlığım sesime yansımıştı.

"Her şeyi açıklasam, beni dinler misin?"

"Şimdi mi?" Histerik gülüşüm beklediğimden sesli olmuştu. "Bana şimdi hiçbir şey anlatamazsın."

"Anlatsaydım beni dinlemeden kaçardın Hazel, biliyorum. Kaçardın."

"Anlatsaydın dinlerdim, Edis. Kaçmazdım. Bu kulaklar hep açıktı sana..." uzattığı elini bana ait olmayan memnuniyetsiz bir ifadeyle tuttum. "...Kirlendiğim kadar kirlendim zaten..." Elini sol yanıma koydum. "...Bak bu gönül de açıktı sana."

"Hâlâ açık..." Fısıldayarak devam etti. "...değil mi?" Başımla reddettim. "Sana her şey kapalı."

Dönüp gitmek üzereyken elimi tuttu. "Evimize gideceksin değil mi?"

"Eşyalarımı almak için, evet." Elimi çekip arkamı döndüm. Arkamdan sarılan iki kolun sahibi yalvararak fısıldadı. "Gitme, lütfen gitme. Gidersen nasıl toparlarım?"

"Ben çok mu topluyum sanki? Yalanlarınla dağıttın beni, bizi..." Çığlık çığlığa arkamı dönüp göğsünü yumrukladım. "O yalancı ağzınla öptün beni! Lanet olsun! Lanet olsun sana!" Beni sarılarak hafifletmeye çalıştıkça ağlıyordum. "Hazel..."

"Hazel deme bana!"

"Sevgilim..." okkalı bir tokat savurup uzaklaştığımda yüzüne buruk bir gülümseme kondurmuştu. O gülümsemeyi dudaklarımın tam üzerine kondurdu ve tuttuğum gözyaşını bu bahaneyle döktüm.

Kendimi geri çekip elimin tersiyle dudaklarımı sildiğimde öfkeliydim. "Bir daha o yalancı ağzınla öpmeyeceksin beni! Kahretsin, senden nefret ediyorum! Nefret!" Sokakta yankılanan çığlığımla gözyaşlarımı durdurmaya çalışırken onun yüzünde duygunun esamesini görmemek beni delirtiyordu.

"Birlikte evimize gideceğiz." Temkinli sesine karşı başımı salladım. "Tamam."

Şaşkınlıkla suratıma baktı. "Gidelim o zaman." Dedi tereddütle bakmayı sürdürdü. "Arabam orada."

Onu onaylayıp önden yürüdüm. Arabaya yerleştiğimizde sessizliği ağlamama neden oluyordu.

"Hazel ben..."

"Kes sesini! Adımı ağzına alma." Deyip sözünü kestiğimde susmuştu.

Eve kadar sustuk. Arabadan ilk inen ben olduğum için bana verdiği anahtarla kapıyı açıp hızla yukarıya çıktım. Dolabın üzerine koyduğum valizi indirip dolaba özenle yerleştirdiğim eşyaları valizime gelişigüzel bir biçimde atarken kapıdan beni dikizlediğinin farkındaydım.

"Bu saatte hiçbir yere gidemezsin." İçime sığmayan nefretle ona baktım. "Öyle bir giderim ki."

"Dene." Onu takmadan kıyafetlerimin hepsini koyduğumdan emin olup valizimi kapatırken sessizce konuştu. "Sana olan sevgimin farkında olup, öylece çekip gidemezsin."

"Gece gece polisle uğraşmak istemezsin Edis, inan bana yaparım bunu."

"Polise ne diyeceksin Hazel? Güldürme beni." Ona yaklaşıp hiç görmediği yüzümle konuştum. "Bana zorla dokunduğunu söylerim, ben çıldırmadan evden çıkacağım. Sen de bu boktan evinde iğrenç travmatik hayatına devam edeceksin tamam mı, ahmak adam!"

Annem haksızdı; Sevilmek her problemi çözmüyordu, önemli olan karşılıklı sevgiydi.
Edis beni seviyordu...Ancak bu onu affetmeye yetmiyordu, yetmeyecekti.
Belki de bu yüzden onu bir daha hiç görmeyeceğimi düşündüm.

Ve gittim.

Peşimden gelmedi, bende dönmedim.

• ♡ •