18. bölüm · İmkansız Aşk

18. Bölüm

Cemre Kızılateş

"Kalbim seni seçti, kaderim seni vermedi."

Otelden çıkıp son olarak geziceğimiz yerleri gezmeye başlamıştık. İlk olarak Sherlock Holmes Müzesi'ne gitmiştik. Oraya vardığımızda dışardan görüntüsünü gördüğümüzde çok güzel bir yer olduğunu anlamıştık. Sherlock Holmes Müzesi 1990 yılında açılmış ve Victoria döneminde uygun şekilde dekore edilmiş. Buraya hayran kalmamak elde değildi.
Sherlock Holmes Müzesi'ni gezerken kendimi sanki o döneme ışınlanmış gibi hissetmiştim. Burayı gezerken gerçekten kaybolup gitmek ve bu diyarda kendimi ışınlamak istemiştim.
Sherlock Holmes Müzesi'ni gezip bitirdikten sonra artık ikinci yer olan Westminster Köprüsüne gitmiştik. Westminster Köprüsüne geldiğimizde tarih hocamız 1750 yılında açıldığını ve 1862 yılında günümüzdeki yapısıyla yer aldığını anlatmıştı. Bu köprü o kadar güzeldi ki üzerinde yürümek bile heyecan vericiydi. Londra'ya geldiğimizden beri hemen hemen her yeri gezmiştik ve o kadar güzel yerler vardı ki inanılmazdı.
Burayı da gezmeyi bitirdikten sonra günün son gezilecek olan yere gelmiştik. Bond Street yerine gelmiştik. 18. yüzyıldan bu yana aristokratların ve varlıklı kesimin alışveriş noktası olmuş ve bazı kişilerin ise markaların mağazalarına ev sahipliği yaptığı bilinmekteymiş. Burayı gezerken de her yerini incelemeyi ve ne kadar güzel bir yer olduğunu bir kez daha görüp anlamıştım.
İnsan burada hiç yaşlanmak istemezdi. Bana göre burası inanılmaz bir yerdi. İyiki Londra gezisine geldiğime sevinmiştim. Paris gezisinden sonra Londra gezisi çok iyi gelmişti. Buraları gezip görmek ve buradan hiç gitmeme hissiyatı uyandırıyordu. Ama yarın Türkiye'ye dönüyorduk. Bu günün burada son bulması içimi biraz hüzün kaplamalar neden olmuştu. Ama yapılacak bir şey de yoktu. Tatil ne kadar kısa olursa olsun yine de en iyi anılar biriktirmiş olmuştuk.
Hem burada yaşayan ünlülerde çoktu. Örnek vermek gerekirse Joe Locke ve Kıt Connor aklıma gelen isimler vardı. Ama burada yaşamak isteyen bir çok kişi olabilirdi.
Artık hepimiz otele geri dönmüştük ve akşam yemeklerimizi bitirip odalarımıza çekilmiştik. Betül'le beraber bu altı günün değerlendirmesini yapmıştık ve birbirimize en çok hangi yerleri sevdiğimizi sormuştuk. O kadar çok vardı ki hepside bizim için güzel yerlerdi. O yüzden karar vermekte ikimizde zorlanmıştık.
Saat epey geç olduğunda ikimizde yataklara yatmış ve uyumaya başlamıştık çünkü yarın Türkiye'ye dönüyorduk.
~🌺~🌺~🌺~🌺~
Londra'dan döndüğümden bu yana ne annem yakamı bırakmıştı, ne de babam. İkiside ben geldiğimden bu yana nefes aldırmamışlardı. Ben de onların ısrarlarına daha fazla dayanamayıp bir bir anlatmıştım. Gezdiğimiz yerlerin fotoğraflarını açıp annemle babama göstermiştim. Bir gün ailece gidip görmeyi istediklerini söylemişlerdi.
Bende odama geçip kendimi yatağa atmıştım ve uyuya kalmıştım. Şu birkaç gün nasıl yorulmuşsam hepsini şimdiden uyuyarak çıkarmıştım. Yarın günlerden pazardı ve okul yoktu o yüzden bol bol uyuyabilirdim.
Kaç saat uyuduğumu bilmiyordum ama yataktan kalkıp saatte baktığımda saat on buçuktu. Ben saat kaçta yattığımı bile hatırlamıyordum.
Yataktan kalkar kalkmaz kendimi duşa atmıştım ve bir güzel duşumu aldıktan sonra odama geçip üzerime ne varsa giymiştim. Telefonumu elime aldığımda Miran'dan mesaj geldiğini görmüştüm. Mesajı açıp baktığımda yüzümde ki sıratışa engel olamamıştım.
Miran: Günaydın sevgilim. Seni almaya geleyim mi? Bugün vakit geçiririz.
Eylül: Olur, bana uyar sevgilim.
Miran'la beraber bugün dışarıya çıkıp dolaşacaktık ve bütün günümüzü beraber geçirecektik. Ben zaten hazırdım üzerime sadece ince bir hırka almıştım ve dışarıya çıktığımda o da gelmişti.
Ben merdivenlerden çıktığımda o da arabasından hızlıca çıkıp benim olduğum tarafa gelerek kapımı açmıştı. Arabasının ön tarafına oturduğumda kapımı kapatmıştı ve koşar adımlarla şoför koltuğuna gelip oturmuştu ve kapısını kapatıp arabasını çalıştırmıştı. Çanakkale'nin en güzel manzarasına beni götürmüştü ve kahvaltı yapabileceğimiz bir yer bulmuştu. Arabadan inmiştik ve bir kahvaltıcıya gelmiştik.
İkimiz beraber kahvaltıcıya gelip bir güzel kahvaltımızı yaparken Londra'da gezdiğimiz yerler hakkında konuşmaya başlamıştık. Betül'le çekiştirdiğimiz yerleri Miran'la da çekiştirmiştik. Sevgilimle bu konuları konuşmak çok güzel bir duyguydu benim için. Sanki bir rüyada gibiydim ama bu rüyanın da kâbus olmasını hayatta istemiyordum. Böyle şeyler olursa diye de korkmuyor değildim.
Ama ben bunları düşünmek istemiyordum. Ben şuanda sevgilimle beraber vakit geçirmek ve bugünü sadece ikimiz varmışcasına eğlenmek istiyordum.
Miran'la beraber kahvaltımızı yaptıktan sonra buradan ayrılıp başka yerlerde gezmeye başlamıştık. Miran beni şaşırtıyordu. Çünkü beni bir yere getirmişti ve burasının neresi olduğunu bilmiyordum. Bir eve gelmiştim ama kimin eviydi bilmiyordum.
Miran'la beraber arabadan indiğimizde Miran'a soran gözlerle ona bakmaya başlamıştım. O ise hiçbir şey demeden yanıma gelmişti ve elimden tutup beni o eve doğru götürmüştü. O evin içerisine girdiğimizde ise içerisinin ne kadar güzel olduğunu görmüştüm. İçerisi hem güzel hem ferahtı.
Miran'a bir kez daha soran gözlerle baktığımda daha fazla dayanamamıştı ve bana her şeyi açıklamaya başlamıştı.
“Canım bugün buraya benim evime gelmiş oldun. Ve ailem seninle tanışmak istiyor. İlerdeki gelinini tanımak istedi annem.”
Bir anlığına donup kalmıştım. Ne demek ailesiyle tanışıcaktım? Ne demekti ilerdeki gelinini tanımak istemesiydi?
“Ne?”
“Duydun işte sevgilim. Ailem seninle tanışmak istiyor.”
Ben Miran'la konuşurken annesi ve babası yanımıza gelmişlerdi. Onlarla bugün tanışacağım için gerilmiştim ve ne yapmam gerektiğini, nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum.
“Hoşgeldin oğlum.”
“Hoşgeldin evlat.”
“Hoşbulduk anne ve baba. Hem yalnız gelmedim. Size sevgilimi de getirdim.”
Miran yana doğru çekilip beni ailesiyle göz göze getirdiğinde ailesiyle bakışmaya başlamıştım. Daha fazla olduğum yerde durmayıp yanlarına gitmiştim ve ellerinden tutup öpüp alnıma koymuştum.
“Bu kız benim sevgilim, Eylül Aydın. Üç sokak ötede oturuyorlar. Bunlarda benim annem Nisa Özdemir, babam Emirhan Özdemir.”
“Sizlerle tanıştığıma memnun oldum efendim.”
“Bizimle öyle konuşmana gerek yok kızım. Bize Nisa Teyze ve Emirhan Amca diyebilirsin. “
Anladığıma dair kafamı salladığımda daha çok gerilmiştim. Miran beni ailesiyle tanıştırmaya getireceğini bilmiyordum. Bilseydim buna şimdilik müsaade etmezdim ama yapacak bir şey kalmamıştı. Miran'ın ailesiyle şimdiden tanışmak varmış.