14. bölüm · İmkansız Aşk
14. Bölüm
"En acı veda, hiç başlayamayan aşktır.”
Paris'ten döndüğümüzden beri güzel eğlendiğimi söyleyebilirdim. Paris'te gezilecek olan her yeri bir hafta içerisinde gezmiştik ve çokça eğlenmiştik. Ama şimdi ise sınavlarımız vardı. Londra gezisine gidene kadar bu sınavlarıda atlatmamız lazımdı bizim. Londra'ya gidip geldikten sonra ise tek tük sınavlarımız kalıyordu ve sonrası tatildi.
Paris'ten beri artık aramızda Betül katılmıştı ve dördümüz beraber takılıyorduk. Dördümüz ayrılmıyorduk. Okula geri döndüğümüzde ben Betül'le oturuyordum, Doruk'la Miran beraber oturuyorlardı.
Pazartesi günü okulla vardığımızda sınıfa çıkmıştık ve ders başlayana kadar sohbetler etmeye başlamıştık.
“Paris'te en sevdiğiniz yer neresi oldu? Ben de Eyfel Kulesi mesela.”
“Bende Eyfel Kulesini sevdim ama müzeleride çok sevdim.”
“Louvre Müzesini çok sevdim ben.”
“Ben her yeri çok sevdim. Ayırt edemem.”
Dördümüz Paris'te ki en güzel yerleri sevdiğimizi söylerken ders zili çalmasıyla yerlerimize geçip oturmamız bir olmuştu. İlk dersimiz Fizikti ve ben bu dersi hiç sevmezdim. Ama yinede görmeye mecburdur.
İlk derse girmemizle beraber çok sıkıcı ilerlemeye devam ediyordu. Çünkü bu dersin hocası mıymıntı şeklinde söylenerek anlatıyordu. Konu yetiştirmek istesek bile olmuyordu.
İlk ders bir şekilde bitmişti ve teneffüse çıkıp bahçede bulduğumuz bir bankta oturmuştuk. Oturduğumuzda ise bir sonra ki gezimiz olan Londra için planlar yapmaya başlamıştık. Nerelerde geziceğimizi, neler yapıcağımızı hepsini bir bir konuşmaya başlamıştık.
Okul çıkış saatine kadar muhabbetimiz iyi sarmıştı ve okuldan çıktığımızda ise Doruk Betül'ü kendi evine bırakmak için yanımızdan ayrılmışlardı. Beni de evime kadar Miran eşlik etmişti.
Yol boyunca ikimizden de çıt çıkmamıştı ve ikimiz hiç konuşmamıştık. Bir süre daha yürüdükten sonra Miran daha fazla dayanamayarak konuşmaya başlamıştı.
“Eylül sana bir sorum olacaktı.”
“Nedir?”
“Sen kimi seviyorsun? Ben mi, Doruk mu?”
“Ben ikinizide seviyorum.”
“Eylül, ben onu kastetmedim. Sevgili olarak sordum.”
Bir müddet susmuştum ve Miran'ın bu sorusuna cevap vermemiştim. Çünkü ne diyeceğimi, ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Miran ise bu suskunluğumu anlayınca başını sağa sola sallamıştı.
“Sustuğuna göre Doruk olduğunu anlıyorum.”
“Ben öyle bir şey demedim.”
“Sustuğuna göre o olduğunu düşünüyorum.”
“Miran bu sandığın kadar kolay bir cevap verebileceğim bir konu değil. Daha hanginizi seçeceğimi bilmiyorum.”
Miran yürümeyi bırakıp olduğu yerde durmuştu. Bana doğru bakıyordu ama hiçbir şey söylemiyordu. Bundan emin olmak istiyor gibiydi.
Daha fazla üstelemeyip yanımdan hızlı bir şekilde yürümeye devam edip gitmişti. Bana hiçbir şey söylememişti. Arkasından defalarca bağırmama rağmen oralı bile olmamıştı. Ben de kendi evime bir başıma gitmiştim. Miran'ın bu hâli beni perişan ediyordu. Ama benim ise daha kimi seçeceğimi net bir bilgisi yoktu.
Evime varıp odama girdiğimde hemen ödevlerimi yapmaya koyulmuştum. Pek fazla ödev yoktu ve sınavlara çalışmak için fazla zamanım vardı. Mayıs ayına kadar büssürü sınavımız vardı ve o geziye gitmek istiyorsak hepimizin o sınavlardan geçmesi lazımdı.
Ben ödevlerimi bitirir bitirmez sınavlarıma odaklandığım esnada odamın kapısı tıklatıldı ve odamın kapısı açılmıştı. İçeriye giren annemdi ve annem beni sınavıma çalışırken görmüştü. Yanıma gelip yatağıma oturmuştu ve bende bir tuhaflık sezer olmuştu.
“Kızım sen iyi misin?”
“İyiyim anne.”
“O zaman neden bu kadar çok kötü gözüküyorsun? Bana anlatmak istediğin bir şey var mı?”
“Sana anlatacak bir şey yok anne.”
“Bundan emin misin?”
Daha fazla dayanamayıp anneme doğru dönüp en baştan her şeyi anlatmaya başlamıştım. Bütün olan biteni anneme anlattığımda ise lafımı kesmeden beni pür dikkat dinlemişti. Ve anlattıklarım en sonunda bittiğinde bana anlayamadığım bir şekilde bakmaya başlamıştı. Artık en sonunda ağzını açmıştı ve bana ne yapmam gereken şeyi söylemeye başlamıştı.
“Bak kızım, bu gönül işleri öyle kolay olmuyor. Bazen acı çektiğin zamanların, ağladığın zamanların olucak ama en çok da o kişiyi çok sevdiğin an olacak. Bazı ilişkiler zordur ve öyle kolay kolay kazanılmazdır. O ilişkide güven gerekir. O güven bir kere sarsıldımı geri kazanması çok daha zordur. O yüzden de fazla canın yanabilir. En doğru karar ve ruh eşin seni doğru bir zamanda, doğru bir yolda karşına çıkacaktır. Şimdiden kendini buna yorma.”
Annemin söyledikleri o kadar içtendi ki ruh eşimin beni en doğru zamanda bulacağı kesindi. Ama benim ruh eşim kimdi?
~🌺~🌺~🌺~🌺~
Sabah olduğunda hızlıca üzerimi değiştirip kahvaltımı yaptığımda hızlıca evden çıkmıştım. Okula doğru tek başıma gitmeye başlamıştım. Bugün benim yanıma ne Doruk gelmişti, ne Miran gelmişti. Gerçi Miran dün biraz bana kırılmış olabilirdi, o yüzden yanıma gelmemiş olabilirdi. Doruk ise kesin Betül'ü evinden almaya gitmiş olabilirdi.
Ben ise yalnız kalmıştım. Okula da şarkı dinleyerek gitmiştim. İlk dersten kimya sınavımız vardı ve bu yüzden biraz olsun stresimi atmak için şarkı dinleyerek gitmiştim.
Okula varır varmaz okulun bahçesine girdiğimde Betül ile Doruk'u yan yana görmüştüm. İkisi birbirine bu kadar çok yakındılar. Bu ikisinin yakınlığı beni biraz şaşırtmıştı. Ama oralı bile olmadan okulun içerisine girer girmez sınıfa çıkmıştım. Sınıfa girdiğimde sırama oturup kimya kitabımı çıkarttım ve sınavıma çalışmaya başlamıştım.
Ben sınavıma çalışırken sınıfın içerisine Miran, Betül ve Doruk girmişti. Üçüde beni gördüklerinde şaşırmıştı. Gerçi Doruk ve Betül şaşırmıştı. Miran'ın şaşırdığını pek söyleyemezdim.
“Sen hangi ara geldin?”
“Sen ve Doruk dışarda bankta otururken ben içeriye girdim.”
“Yanımıza gelseydin.”
“Rahatsız etmek istemedim ve ilk ders sınav olucağımız için sınava çalışmak istedim.”
“En doğrusu.”
Miran'ın bana karşı sergilediği bu soğuk tavrı anlayamamıştım. Bana şimdi neden bu kadar soğuk yapıyordu ki? Burada benim suçum neydi?
Miran'a bakmayı kesip önümdeki kimya sınavına odaklanmıştım. Doruk ve Betül, bizim aramızda ki bu soğukluğu fark etmiş olacaklardı ki seslerini çıkartmamışlardı. Onlarda kimya kitaplarını çıkartıp çalışmaya başlamışlardı.
Çaktırmadan ara ara Miran'a baksam da içten içe de biraz üzülmüyor değildim. Ama ne yapıcağımı ve onu kendime nasıl affettireceğimi bilmiyordum.
