Bölümler 2Şu an: Bölüm-2
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gök gürültüsü Urfa'nın üzerinde heybetle yankılanmaya devam ederken, Tunaboylu Konağı'nın devasa ahşap kapıları fırtınanın şiddetiyle sarsılıyordu. Taş avluyu aydınlatan lambaların sarı ışığı, yağan sağanağın altında kırılıyor, konak adeta uğursuz bir fırtınanın sancılarını çekiyordu.
Konağın yüksek tavanlı selamlık bölümünde gerilim tavan yapmış durumdaydı. Tunaboylu aşiretinin mutlak hâkimi Halil Ağa, heybetli cüssesi ve işlemeli bastonuyla sedirde oturuyordu. Karşısında oğulları Aslan ve Mervan vardı. Aşiretler arası sulama kanalları ve sınır anlaşmazlıkları için toplanan acil meclis yeni dağılmış, Halil Ağa'nın emriyle konağın ağır dış kapıları sürgülenmişti.
Aslan, üzerindeki siyah gömleğin kollarını sıvamış, elindeki tespihi hırsla çevirerek avlunun kapısına bakıp duruyordu. Kalbinde giderek büyüyen bir huzursuzluk vardı. Acil toplantı yüzünden Şilan'ı almaya kendisi gidememiş, adamlarını Şilan'ı alıp güvenli bir şekilde konağa getirmeleri için erkenden yollamıştı.Lakin ne telefonlarına cevap alabiliyor ne de adamlardan en ufak bir haber alabiliyordu. Zihni, Şilan'la kurduğu o gizli kaçış kurgusuyla meşguldü. Şilan konağa getirildiğinde babası Halil Ağa onaylamadığı o evliliği, Tunaboylu adına ve Şilan'ın adına leke gelmesin diyerek onaylamak zorunda kalacak ve o da nihayet sevdiği kadına kavuşacaktı. Babasının kararını çiğnemek her ne kadar içini sızlatsa da, babası ona başka bir çıkar yol bırakmamıştı.
"Aslan!" dedi Halil Ağa, gür ve otoriter sesiyle salonu çınlatarak; bastonunu taş zemine sertçe vurdu. "Aklın nerededir senin saatlerdir? Aşiret adamları konuşur, istişare eder, sen bir tek kelime etmezsin! Aklını başından alan ne vardır merhametsiz fırtına mı, başka bir şey mi?"
Aslan derin bir nefes alıp babasına döndü. "Yok bir şey babam. Fırtına bastırdı, sahada sulama kanallarının başında duran marabaları düşünürüm."
O sırada Aslan'ın kardeşi Mervan, oturduğu koltuktan hafifçe kalkıp pencereye yanaştı. Rahat ve esprili dünyası,keskin aşiret kurallarıyla yönetilen bu dünyaya tamamen zıttı.Mervan, abisinin Şilan'a olan kör sevdasına ve o kızın abisinin başına açtığı dertlere içten içe kıl oluyordu. Ancak Ceylan'a zamanında verdiği söz ve dostluk hatırına Şilan'ın gerçek yüzünü kimseye anlatamıyor,abisininin bu kadar kör oluşuna oalan öfkesini de ona takılarak, kendine has neşeli ve iğneleyici üslubuyla çıkarıyordu.
"Fırtına Urfa'yı teğet geçer derlerdi ama bu gece gök yarılıyor abi," dedi Mervan, abisine yan ve alaycı bir bakış fırlatarak. "Senin aklın sahadaki kanallarda değil de... Kendi kazdığın kuyularda gibi sanki, ha? Ne dersin, sondajcılar bile bu kadar derin kuyu kazmayı öğretmemiştir bana!"
Aslan kaşlarını çatıp sertçe Mervan'a baktı. "Çeneni kapat Mervan, sırası değil!"
Mervan ellerini havaya kaldırıp hafifçe güldü. "İyi bakalım abi, ben sustum, lal oldum! Ama içimde tarifsiz bi sıkıntı var.Bu fırtına dışarıdaki bulutlardan değil, birazdan bu konakta kopacak kıyametin habercisi gibi geliyor. Demedi deme!"
Mervan sözlerini bitirdiği an, konağın devasa ahşap kapısından gelen sert vurma sesleri avluda yankılandı. Güvenlikten sorumlu marabalar koşarak sürgüyü çekti. İçeriye giren siyah arazi aracı, taş avluda acı bir frenle durdu.
Aslan, aracın kendi adamları Bedir ve Mahmut'a ait olduğunu görünce kaşlarını çatarak hızla avluya adımladı. İçinden, "Ulan ben size önce beni arayın demedim mi akılsız herifler?!" diye öfkeyle söyleniyordu.
"Ulan şerefsizler! Siz laf anlamaz mısınız?! Kızı ben alıp girecektim konağa! Baskın yapar gibi bu ne haldir?!"diye hışımla yürümeye başladı Aslan. "Ben size dedim?!"
Sürücü koltuğundaki Bedir, üzerindeki yağmurluktan sular damlayarak arabadan indi. Yüzü kireç gibi beyazlamıştı. "Ağam... Başımıza büyük bir felaket geldi! Yemin ederiz kasıtlı yapmadık,biz de anlamadık bu nasıl iştir!"
O sırada arka kapı açıldı. Şiddetli rüzgâr kızın saçlarını yüzüne savururken, araçtan dışarı bir adım atıldı. Ancak arabadan inen kişi, Aslan'ın beklediği Şilan değildi.
Üzerindeki koyu renk yağmurluğu sırılsıklam olmuş, su yeşili gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş, öfkeden ve dehşetten titreyen Şilan'ın kardeşi Ceylan'dı!
Aslan gördüğü çehre karşısında hayatının en büyük şokunu yaşadı. Yakasını tuttuğu adamı aniden serbest bıraktı, adımları geriye doğru bocaladı. Gözleri inanamaz bir şaşkınlıkla açıldı.
"Ceylan?.." diye fısıldadı Aslan, sesi boğazında tıkandı. "Sen... Sen ne ararsın burada?"
Ceylan,gözlerini alevli bir ok gibi Aslan'a dikti. Korkudan titriyor ama o mağrur, dik duruşundan tek bir taviz vermiyordu. Yağmur damlaları yüzünden aşağı süzülürken öfkeyle haykırdı.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun?!" dedi Ceylan, sesi konak avlusunu inletti. "Sen ne hakla adamlarını üzerime salarsın?! Ne hakla beni eşkiya gibi kaçırtırsın?!"
Ceylan'ın sözleri ile Aslan başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibi Bedir'e döndü."Ulan Ceylan'ı niye getirdiniz?! Ben size Şilan'ı alın demedim mi?!"
Aslan'ın sert sesi ve öfkeyle söylediği sözlerle Ceylan ortada bir yanlış anlaşılma olduğunu anlarken,algıladığı şeylede şok olmuştu. Ablası Aslan'la kaçacaktı! Babasını,annesini hiç düşünmeden kaçacaktı Aslan'la. Babsının yüzünü yere eğdirecek,insan içine çıkacak hal bırakmayacaktı!
Bedir korkudan dizlerinin üzerine çökecek gibi oldu: "Ağam! Fırtınadan dolayı bilemedik,tanıyamadık Ceylan Hanımı...Patikada bekleyen tek kız oydu, yenge sanıp aldık! Yolda Ceylan Hanım olduğunu anlayabildin ancak! Kör gecede, bu tufanda kızı yol ortasında bırakamadık ağam! Başına bir hâl gelir, adı çıkar, namusuna zeval gelir diye... Mecbur buraya getirdik ağam!"
O sırada konak merdivenlerinde tok ve gür bir ses patladı.
"Ne oluyor burada?!"
Halil Ağa, elinde bastonuyla merdivenlerin başında belirdi. Arkasında duran Mervan'ın gözleri şaşkınlıkla açılmıştı ama saniyeler içinde durumu kavradı çünkü abisinin bu gece Şilan'ı kaçıracağından haberi vardı. Belliki bir terslik olmuştu. Aklına gelen şeyle Mervan, bıyık altından sinsi ve eğlenen bir tebessümle abisine yaklaştı.
"Vay benim aslan abim vay..." diye fısıldadı Mervan, abisinin kulağına eğilerek o neşeli tonuyla. "Sen ceylan avına çıkmışsın da haberimiz yokmuş! Yanlış maralı vurmuşsun ama abi, bu kız senin dişine göre değil, valla seni diri diri yer, benden söylemesi!"
"Mervan belanı benden bulma, siktir git başımdan!" diye dişlerinin arasından kükredi Aslan.
Halil Ağa bastonunu mermer basamağa sertçe vurdu. "Dinar'ın kızı Ceylan'ın bu saatte, benim konağımın avlusunda ne işi vardır Aslan?!"
Ceylan, gözyaşlarını öfkeyle sildi. Her şeyin bir yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu anlasada gerçeği olduğu gibi anlatmak zorundaydı yoksa Halil Ağa töre hüküm diyerek onları hiç istmediği bir yola sürükleye bilirdi.O kendi bildiği kısmı açıklayınca,Aslan'da onu ablası sanarak kaçırttığını,ablasını nasıl sevdiğini anlatırdı elbet.Halil Ağa da oğlunun Şilan'a olan aşkından gözünün nasıl karardığını anlayıp evlenmelerine müsade ederdi belki. Böylece ablası Aslan'a kaçmaz babası ve annesi de utancından kahrolmazdı. Ceylan kendi kendine yaprığı küçük bir hesapla Halil Ağa'ya doğru bir adım attı. "Halil Ağam! Oğlun Aslan Ağa, adamlarını gönderip beni kaçırttı! Sebebi nedir ne için böyle bir şey yapmıştır ben de bilmem! "
Aslan bir Ceylan'ın su yeşili gözlerindeki kendisine karşı olan nefrete,öfkeye bir de babası Halil Ağa'nın felaket habercisi yüzüne baktı. Şilan'la kaçma planı bir anda yerle bir olmuş, kader onu hiç istemediği bir günahın ve lekenin tam ortasına fırlatmıştı...
Şehitlik tarafındaki eski bağ evinde fırtına, ahşap çatıyı çatırdatarak esiyordu. Ferzan Gökmen, elinde sigarası,dar avluda bir ileri bir geri adımlıyor, öfkesinden kendi etini yiyordu.
Siyah araç çamurlu avluda fren yapıp durduğunda Ferzan hışımla kapıya yanaştı. Adamı kapıyı açtığında, içeriden Ceylan yerine Şilan'ın indiğini gören Ferzan'ın esmer yüzü beklediği kadını görememenin öfkesi ile kasıldı.
"Bu ne lan?!" diye kükredi Ferzan adamlarına. "Ceylan nerede?! Ben size kimi getirin dedim, siz kimi getirdiniz!"
Şilan, üzerindeki montun yakalarını toplayıp Ferzan tarafından gelecek olan fırtınaya karşı dik durdu. Zihnindeki B planını devreye sokarak yüzüne masum ve çaresiz bir ifade yerleştirdi. Ceylan'ın Aslan'ın adamları tarafından kaçırıldığından habersizdi.Tek amacı Ferzan'ı oyalayıp oradan çıkmak ve Aslan'la bu gece ne olursa olsun kaçma şansını tekrar denemekti.
"Bağırma adamlara Ferzan!" dedi Şilan, sesine panikmiş gibi bir titreme vererek. "Onların suçu yok! Ceylan gelemedi... Evde aniden fenalaştı, ateşi yükseldi. Anam başından ayrılmıyor, yataktan kalkacak hâli yok kızın!"
Ferzan elindeki sigarayı yere atarak ilk defa içine düşen şüphe ile küfür savurdu. "Sikerim lan yapacağınız işi!Ceylan beni mi oyalar Şilan?! Gelmeye niyeti yoksa açık açık söylesin!"
"Gelmeye niyeti olmasa beni bu fırtınada senin ayağına gönderir miydi sanırsın?!" dedi Şilan, elini göğsüne vurarak müthiş bir tiyatro sergiledi. "Ceylan bu işin daha fazla uzamasını istemiyor Ferzan! Ablam git, Ferzan'a söyle... Ben bir an önce onunla kavuşmak istiyorum, babam ve Aslan'ın baskısından kurtulmanın tek yolu kaçmak dedi! Yarın Halil Ağalarla prtak bir projeye imza atacak Ceylan. Babam onun adına kabul etmiş ortaklığı. Yarın atılacak imzalardan sonra babam beni evden çıkarmaz, ben hasta olduğum için gidemiyorum Ferzan'ın yanına ama o,bu gece bitmeden gelip alsın beni diye sıkı sıkı tembihledi beni! O hasta haliyle bile sana kavuşmak için bu gece bitmeden kaçmayı göze alır kardeşim sen ne dersin Ferzan?!Ben sırf kardeşimin,senin sevdan ziyan olmasın diye gelip sana haber verdim."
Ferzan duraksadı. Şilan'ın bu kendinden emin tavrı ve Ceylan'ın ağzından söylediği bu sevdalı yalanlar, Ferzan'ın gözünü bürüyen o takıntılı hırsı beslemişti. Yüzü hafifçe yumuşar gibi oldu.
"Ceylan... Gerçekten öyle mi dedi?" diye sordu Ferzan, nefesini tutarak.
"Gözümün önünde çaresizlikten eriyor,ağlayıp feryat ediyor kardeşim,Ferzan!Sana olan aşkından,kavuşamamanın korkusundan hasta oldu garibim!" dedi Şilan, zafer kazandığını sanarak. "Sana elçi olarak beni yolladı.Ablam Ferzan'a söyle, hazırlığını yapsın, ben sabah ezanlarından önce kapıya çıkacağım dedi. Şimdi izin ver bana gideyim, evdekiler uyanmasın. Ceylan'ı hazırlayıp kaçmanıza yardım edeyim!"
Ferzan'ın bedeninin gecşediğini,yüzündeki öfkenin yerini rahatlamaya bıraktığını farkeden Şilan içinden sinsi bir zafer çığlığı atıyordu. Ferzan'ı tamamen kandırmış, zaman kazanmıştı.Eve gitmek için yola çıkar çıkmaz Aslan'ı arayıp kararlaştırdıkları saatte buluşma yerine neden gidemediği hakkında bi bahane sunar sonra da gelip kendisini almasını isteyerek her şeyi arkasında bırakırdı. Ceylan ve Ferzan'ın ne olacağı umrunda değildi. O sadece kendi paçasını kurtarmanın derdindeydi.
O sırada bağ evinin bahçe kapısından içeriye Ferzan'ın en yakın adamı Sabri kan ter içinde, fırtınayı yararak koştu. Cebinden çıkardığı telefonu sallarken çamurda neredeyse kayıp düşecekti.
"Ağam! Ağam! Tunaboylu Aşireti belası buldu bizi Ağam!" diye bağırdı Sabri, nefes nefese.
Ferzan işittiği sözlerle kaşlarını çatarak dönüp ona baktı. "Ne bağırırsın ulan it! Ne oldu?!"
Sabri, Şilan'a ters bir bakış fırlatıp Ferzan'a doğru konuşarak ilerledi ama fırtınada ses her yere yayıldı.
"Ne olur ne olmaz diye Şehitlik Çamlığı'nın oraya adam yerleştirmiştim. Ceylan yengeyi gözetlesinler,korusunlar bi aksilik çıkmasın diye. Yerleştirdiğim adamlarımızdan haber geldi ağam! Daha önce aramışlar ama burada hatlar çekmiyor bilirsin!Aslan Tunaboylu,Ceylan yengemi kaçırmış! Yerleştirdiğim adamlar onaları takip etmiş! Ceylan yengem şu an Tunaboylu Konağı'ndadır!"
O an bağ evine bir yıldırım düşmüş gibi zaman durdu!
Ferzan'ın gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı. Kanı beynine sıçradı, esmer yüzü öfkeden kıpkırmızı kesildi. Yavaşça başını çevirip az önce yüzü bile kızarmadan yalan söyleyen Şilan'a baktı.
Şilan ise duyduğu lafla beyninden vurulmuşa döndü! Yüzündeki o sinsi zafer tebessümü bir anda yok oldu. Ceylan'ın gözleri ile aynı renk olan su yeşili gözleri dehşetle açıldı, korkudan dili damağına yapıştı.
"Aslan... Ceylan'ı mı kaçırmış?!" diye fısıldadı Şilan, adımları geriye doğru bocalayarak. Aslan'ın kendisini değil, kız kardeşini kaçırdığı gerçeği ve Ferzan'ın gözlerindeki o katil bakışı aynı anda üzerine çökmüştü.
Ferzan, bir kaplan gibi fırlayıp Şilan'ın boğazına sarıldı!
"Ulan yalancı köpek!" diye kükredi Ferzan, Şilan'ı duvara yapıştırarak. "Hani Ceylan evde hastaydı?! Hani benimle kaçmak istiyordu?! Aslan kızı konağına götürmüş lan! Sen kiminle oyun oynarsın Şilan?!"
Şilan boğazındaki pençeyle nefessiz kalırken, hem Ceylan'ın Aslan'ın konağında olması şokuyla hem de Ferzan'ın ölümcül öfkesiyle hayatının en büyük hezimetini yaşıyordu...
Konağın ağır ahşap kapısı dışarıdan indirilen darbelerle çatırdarken, sürgüler zor dayanıyordu. Dışarıdaki çakarlı araçların siren sesleri, fırtınanın uğultusuyla birleşip tam bir felaket habercisine dönüşmüştü.
Halil Ağa ağır adımlarla kapıya doğru yürüdü ve çalışanlara sürgüyü açın işareti verdi. Kapı kanatlarına kadar açıldığında, dışarıda yağan sağanağın altında belinde silahıyla duran Ferzan Gökmen ve arkasında onlarca eli silahlı adam belirdi. Ferzan'ın hemen yanında, kolundan sıkıca tutulduğu için sürüklenen, saçları ıslanmış ve yüzü korkudan kireç gibi kesilmiş bir kadın daha vardı.Şilan!
Ferzan, Ceylan'ın kendisine kaçmak istediğine şahitlik etmesi için Şilan'ı da zorla yanında getirmişti.
Aslan kapı açılır açılmaz öne atılmıştı ki, Ferzan'ın yanında duran Şilan'ı gördüğü an beyninden vurulmuşa döndü. Şilan'ın adı çıkmasın, kimse aralarındaki gizli sevdadan haberdar olmasın diye Şilan'ın isteği ile sevdalarını herkeslerden saklamıştı. Babası Halil Ağa,Mervan ve Ceylan dışında kimse bilmezdi aralarındaki ilişkiyi.Babası Halil Ağa,Şilan'ı gelin olarak kabul etmediği için alarındaki kaçış planından bahsetmemişti. Onu kaçıracağını bilen Mervan ve kaçırmaları için yolladığı iki adamından başka kimse bilmiyordu Şilan'ı bu gece kaçıracağını. Sevdasını da onu kaçıracağını da kimse bilmesede Aslan,gördüğü manzara karşısında içindeki kıskançlık ve öfkeyle dayanamayarak kükredi.
"Ulan şerefsiz! Benim sevdiğim kadının senin yanında ne işi var?!"
Ferzan, Aslan'ın bu çıkışı karşısında önce şok olsada beynindeki çarklar hızla dönmeye başlamıştı. Yüzündeki hırsla güldü ve Şilan'ı öne doğru itti.
"Sevdiğin kadın mı?!" dedi Ferzan, alaycı ve sert bir sesle. "Lan senin adamların kördür, kör! Benim adamlarım Ceylan'ı alacakken yanlışlıkla bu ablası Şilan'ı kaçırmış! Sen madem Şilan'ı seversin esas benim maralımın senin yanında ne işi vardır aen onu de hele! Adamlarına ne demeye kaçırttın Ceylan'ımı?! Ama ve lakin mesle şimdi o değil Aslan Ağa... O meseleyi sonra konuşacağız! Mesele, Ceylan'ın kendi rızasıyla bu gece bana kaçıyor oluşudur! İşte ablası da burada, şahidimdir!"
Aslan duyduğu bu lafla sarsıldı. Şilan'ın Ferzan'ın yanında olma sebebi anlaşılmıştı.Ferzan,Ceylan ile aralarındaki ilişkiye bu gece Ceylan'ın kendisine kaçacağına şahit tutmak için Şilan'ı bir şekilde yanında sürüklemişti ama Ferzan'ın Ceylan hakkındaki sözleri zihnine zehir gibi batan bir şüphe ekmişti. Aslan, Ceylan'ın gerçekten de o gece Ferzan'a kaçmak için yola çıktığına onun sözleri ve Şilan'ın çaresiz sessizliği ile inandı ve Ceylan'ın gözlerine tiksinti dolu bir bakış fırlattı. O kadar uyarmasına,yapma demesine rağamen bu itle kaçmayı göze alacak kadar kendisini küçük düşürmesi ona karşı içinde bir tiksintiye neden olmuştu. Ferzan ahlaklı ve normal bir adam değildi. Onu herkes tanırdı ve Ceylan'ın da bunları bilebile o gibi bir adama gözü kapalı kendisini teslim etmesi en az Ferzan kadar düşük bir insan olduğunu göstermişti Aslan'a.
Şilan ise gidişata göre hareket etmek adına Aslan'ın tek taraflı aşk ilanına ayak uydurdu. Halil Ağa'nın kendisini asla gelin olarak istemediğini biliyordu. Bu kargaşada Aslan'ı kaybedeceğini anlamıştı. Sırf Ferzan'ı da kaybetmemek ve paçayı kurtarmak adına hiçbir gerçeği açıklamayıp sessiz kalmayı seçti.
Aslan'ın sessizliği karşısında,Ferzan silahını çekip ona doğrulttu."Ceylan'ın rızası bendedir! Ceylan'ı almadan bu konaktan adımımı atmam, tek bir yere gitmem!"
Kendisine doğrultulan silahla Aslan hışımla öne fırladı.Ceylan ,Ferzan'ı seviyor da olsa onların birlikte olmasına izin veremezdi. Sevdiği kadını,Şilan'ı her gün gözlerinin önünde kardeşi için kahrolarak eriyip gitmesin,Mervan kardeşi gibi sevdiği Ceylan'ı o piçin pençelerinden kurtaramadığı için her gün kendini suçlamasın diye ,Ceylan'ın kendisini göz göre göre o ateşe atmasına izin vermezdi! Ona ne kadar kızsada,öfkelensede,hatta Ferzan'a olan aşkı yüzünden tiksinsede böyle bir şeye müsade edip herkesi acıyla dolu bir ömre mahkum etmeyecekti.
"Şilan'ı da Ceylan'ı da sana vermem! Buradan canlı çıkamazsın!"
Ferzan gitmemekte direttiği için iki taraf da silah çekince ortam iyice gerildi. O sırada Halil Ağa'nın gür sesi patladı.
"Silahları indirin!"
Halil Ağa bastonunu yere vurarak iki tarafın arasına girdi. Ferzan'a soğuk ve öldürücü bir bakış fırlattı.
"Ferzan! Benim kapımda rıza pazarlığı yapılmaz!"
Ferzan yaşlı adama taviz vermeden fakat korkusundan saygıda kusur etmeden bakarken,Halil Ağa bakışlarını Ceylan'a çevirdi.
"Önce ben neler olduğunu öğreneceğim! Bu işin aslı astarı nedir bilelim hele!Ceylan kızım, benimle yukarıya, çalışma odama geliyorsun! Bu işin aslı nedir sen anlat bir de bakalım!"
Mervan, Ceylan'ın çok yakın arkadaşıydı. Bu kumpasın, Şilan'ın oynadığı oyunların ve Ceylan'ın başına gelen her şeyin baştan beri farkındaydı. Ceylan'ın korkudan neye uğradığını şaşırdığını bildiği için hemen öne çıktı.
"Ben de geliyorum babam!" dedi Mervan, o ciddi ve korumacı bir ses tonuyla. "Tek başına senin karşında korkar kız!"
Halil Ağa oğluna şüpheyle baktı.
"Senin ne işin vardır Mervan?"
"Ceylan benim arkadaşımdır babam,senden korkar çekinir yalnız başına kız. İzin ver yanında olayım biraz rahat etsin kız." dedi Mervan. Babasının şüpheli bakışları altında onaylarcasına başını sallaması ile Ceylan'ın yanına geçip babasıyla birlikte yukarıya, çalışma odasına adımladılar.
Çalışma odasının ağır ahşap kapısı kapandığında Halil Ağa masasının arkasındaki büyük koltuğuna geçti. Yüzünde derin bir ciddiyetle Ceylan'a baktı.
"Anlat hele Ceylan kızım...Bu işin aslı nedir?.." dedi Halil Ağa, otoriter ama babacan bir tonla. "Ferzan kapıda rıza der, Aslan başka şey söyler. Bu olayların aslı nedir? Sen gerçekten Ferzan'ı sever misin, ona mı kaçıyordun? Bana gerçekleri anlat!"
Ceylan, ablası Şilan'ı ve ailesinin adını korumak,iki aile arasında kan dökülmesine sebebep olmamak adına dudaklarını kenetledi. Gözlerinden çaresizlikten yaşlar süzülürken başını öne eğip sessiz kaldı.
Onun bu çaresiz sessizliği karşısında Mervan artık daha fazla dayanamadı. Ceylan'ın yanına varıp kolundan hafifçe tuttu.
"Ceylan! Konuşsana kızım!" diye baskı yaptı Mervan, sesi endişeyle yükselerek. "Görüyorsun, millet kapıya dayanmış! Babama doğruyu söyle, susma!"
Ceylan, Mervan'ın uyarılarını duymazlıktan gelip başını sallayarak susmaya devam etti. Mervan, arkadaşının bu fedakarlık uğruna kendisini ateşe atmasına ve ablası Şilan'ın pisliğini üstlenmesine daha fazla göz yumamadı. Derin bir nefes alıp babasına döndü.
"Babam! Ceylan konuşamaz ama ben anlatacağım!" dedi Mervan.
Ceylan dehşetle Mervan'a baktı.
"Mervan yapma! Ne olur karışma!"
Mervan, Ceylan'ın yalvarmalarını dinlemedi ve bildiği her şeyi babasına anlattı.
"Babam, Ceylan'ın Ferzan'la falan alakası yoktur! Şilan kendi çevirdiği dolapları, Ferzan'la yürüttüğü o kirli temasları Ceylan'ın adını kullanarak yaptı! Kendi adını temiz tutmak için Ceylan'ı tehdit etti, Sesini çıkarırsan ailemizi mahvederim diye kızı baskı altına aldı! Bu kız aylardır ablasının pisliklerini yutuyor, sırf ailesi rezil olmasın Tunaboylular ve Gökmenler arasında kan dökülmesin,babasına,ablasına kıymasınlar diye susuyor!"
Halil Ağa duydukları karşısında kaşlarını çatarak gözlerini Ceylan'a dikti. Mervan'ın bu açıklamasından sonra odadaki hava değişmiş, Şilan'ın oyunları su yüzüne çıkmaya başlamıştı.Şilan'ın ne mal olduğunu zaten bilirdi. Ceylan'ı da çocukluğundan beri tanırdı. O yüzden oğlunun anlattıklarına şaşırmamıştı bile.
Mervan'ın anlattıklarıyla köşeye sıkışan ve gerçeklerin açığa çıktığını gören Ceylan'ın direnci kırıldı. Hıçkırıklara boğularak başını kaldırdı.
"Halil Ağam..." dedi Ceylan, gözyaşları içinde. "Bu gece olanlar... Bu gece beni o patikaya getiren şey ablamın bana kurduğu son tuzaktı! Şilan, yarın sabah sizinle imzalanacak olan ana proje dosyalarımı benden habersiz alıp Ferzan'a vermiş! Bu akşam üzerime kapanıp ağladı, Proje yoksa babam rezil olur, sen rezil olursun, mahvoluruz dedi. Beni, evrakları Ferzan'dan almam için Şehitlik Çamlığı'na gönderdi! Oyunlarına planlarına son vereceğini beni de Ferzan belasından kurtaracağını söyledi! Yemin etti ağam! Ben inandım... Aptal gibi yine inandım onun oyunlarına... Ama ben sadece emeğimi ve babamın gururunu kurtarmak için gittim oraya... Başka hiçbir niyetim yoktu!"
Ceylan bir an duraksadı, ablası Şilan'ın,Ferzan'ın yanında geldiğini hatırlayınca dehşetle Halil Ağa'ya doğru iki adım attı. Yine kıyamamıştı ona. Yine korkmuştu başına bir iş gelmesinden. Ve ortaya çıkan gerçeklerin Şilan'ın,ailesinin vaşına açacağı belalardan...Elleri titreyerek Halil Ağa'nın masasına tutundu.
"Halil Ağa, kurbanın olayım..." diye ağlayarak yalvarmaya başladı Ceylan. "Ne olur ablama bir zarar vermeyin! Aslan Ağa da duyup bir şey yapmasın! Şilan cahillik etti, büyük bir hata yaptı ama o benim ablamdır... Ona bir şey olursa,bu olanlar bir duyulursa babam utancından yaşayamaz, anam kahrından ölür! Ne olur ablama dokunmayın!"
Halil Ağa duyduğu bu iğrenç kumpas ve her şeye rağmen Ceylan'ın fedakarlığı karşısında derin bir iç çekti. Mervan ise Ceylan'ın yanına yaklaşıp babasına baktı.
"Babam... Ceylan'ın tek bir suçu, tek bir lekesi yoktur. Ama bu saatten sonra Ferzan itinin elinden bu kızı kurtarmanın, Şilan'ın oyunlarını bozmanın ve iki aşiret arasında kan dökülmesini engellemenin tek bir yolu vardır. Ceylan için de en doğrusudur."
Mervan,abisinin adamlarının onu Şilan zannedip yamlışlıkla kaçırıp konağa getirdiği ilk an aklına gelen fikiri babasının da aklına sokmak istercesine konuşmuştu.
Halil Ağa'da oğlunun ne demek istediğini anlamışcasına başını ağır ağır salladı. "Doğru dersin Mervan. Bu işin sonu nikâhtır! Aslan, Ceylan'ı helali olarak alacak!"
Ceylan duydukları ile şok oldu. Bu gece konağa adım attığı an korktuğu ama olmaması için kendince çabaladığı şey gerçek olmuştu. Gözyaşları içinde korkuyla feryat etti.
"Hayır! Ben asla kabul etmem! Aslan ablamı seven bir adam! Ben ablamı seven,benden nefret eden bir adamla nasıl evlenirim?! Öleyim daha iyi!"
Mervan, Ceylan'ın ellerini sıkıca tutup o samimi ve destekleyici tonuyla konuya girdi.
"Ceylan, beni dinle!" dedi Mervan. "Başka çıkış yolun yok! Seni Ferzan'ın elinden, ablan Şilan'ın oyunlarından ancak bu nikâh korur! Aslan'ı da Şilan'ın o zehirli ağından kurtarmanın, babanın adını lekeletmemenin ve bu iki aşiret arasında kan dökülmesini engellemenin tek yolu budur Ceylan!"
Halil Ağa da öne doğru eğildi.
"Kızım... Eğer Aslan bu olanları, kandırıldığını öğrenirse öfkeden gözü döner! Hiç birimiz ona engel olamayız!Hem Şilan'ı hem Ferzan'ı hem seni gözünü kırpmadan öldürür! Konak kan gölüne döner, Urfa birbirine girer!"
Ceylan onların sözlerini düşündü bir süre. Sırf onların şimdi dile getirdiği şeyler yaşanmasın diye yıllarca sususp ferdakarlık yapmış ama bir işe yaramamıştı. Onların kendisinden istediği şeyi kabul etmezse yıllardır yaptığı fedakarlığın sonucu bi felaket olacaktı. Ama istemiyordu. Aslan'la evlenmeyi zerre kadar istemiyordu. Aslan ablasını seviyordu ve kendisi de ona karşı gram sevgi hissetmiyor,ablasının oyunlarının kurbanı olduğu olduğu için sadece acıyordu.
Mervan Ceylan'ın kararsızlığının ve kendi kendine bir istişarenin içinde olduğunu farkedince onu ikna ermek istercesine tekrar konuştu."Bu gece ve olurda evlenmeyi kabul edersen,evlendikten sonra da bir süre işler yoluna girene kadar ne olursa olsun sessiz kalacaksın Ceylan. Aslan'ın her şüphesine, sana atacağı her ağır ithama sessiz kalacaksın. Söz veriyorum, ben senin yanındayım. Seni Aslan'a karşı ezdirmeyeceğiz, arkanda biz varız. Ama şimdilik susmak zorundasın!Abim bu yaşanacakları sindirip ,öfkesini kontrol etmeyi öğrenene kadar susmak zorunda kalacaksın!"
Ceylan,ailesinin namusu, ablasının ve kendi canı, çıkacak kanlı bir savaş, Aslan'ın katil olmaması ve Mervan ile Halil Ağa'nın bu korumacı baskısı karşısında çaresizce başını yere eğdi. Gözyaşları sırılsıklam olan göğsüne damlarken, bu ağır kaderi ve bir kez daha bu sessizlik yeminini kabul etmek zorunda kaldı...
Ceylan'ın kabullenişi ile odada üçü bir süre neler yapmaları gerektiğini planlamaya başladı.
Halil Ağa, Ceylan ve Mervan'ı alıp konağın yukarı katındaki çalışma odasına çekildiğinde, taş avluda zaman adeta kilitlenmişti. Yağan şiddetli sağanak, avluyu aydınlatan lambaların sarı ışığında parıldıyor,taş zeminden sıçrayan su damlaları fırtınanın uğultusuna karışıyordu.
Avluda nefes almak bile güçleşmişti. Bir tarafta belindeki silaha elini atmış, gözlerinden alevler saçan Ferzan Gökmen,yanında, kolundan sıkıca tutulduğu için sırılsıklam olmuş, korkudan ve kurnazlıktan gözleri fıldır fıldır dönen Şilan duruyordu. Karşılarında ise öfkesinden şakaklarında damarlar şişmiş olan Aslan Tunaboylu vardı.
Aslan, babası Halil Ağa'nın odadan çıkmasını beklerken gözlerini bir an bile Ferzan'ın yanında duran Şilan'dan ayırmıyordu. Halil Ağa, Şilan'la aralarındaki gizli ilişkiden zaten haberdardı ve Şilan'ın o içten pazarlıklı, hırslı yapısını bildiği için kızı en başından beri konağına istemiyordu. Aslan,Şilan'ın gerçek yüzünü bilmese de,babası Şilan'ı istemediği için babasını,Şilan'a olan aşkına ve evliliğe ikna edemediğinden susuyordu. Eğer şimdi herkesin içinde Şilan'la aralarındaki bağı açık ederse, Şilan'ı,şu an Ferzan'ın yanında olduğu için babasının gözünde daha da istenmeyen, lekelenmiş ve hedef noktadaki kadın konumuna düşüreceğini çok iyi biliyordu. Şilan'ı, babasının o yıkıcı öfkesinden korumak adına dudaklarına bir mühür vurup onun kendisine olan duygularını gizleyip aralarındaki ilişkiye dair tek kelime edemiyordu.
Aslan adım adım ileri çıkıp, sesindeki tüm zehri dışarı kusarak konuştu.
"Şilan'ı hemen bırak Ferzan! Senin bu avluda nefes almanın tek sebebi,Şilan ve benim sabrımdır, beni sınama!"
Ferzan,esmer yüzünde alaycı, meydan okuyan bir sırıtışla Şilan'ın kolunu biraz daha sıkı kavradı.
"Ne o Aslan Ağa?" dedi Ferzan, sesini avluda yankılatarak. "Sevdiğin kadının benim ellerim de olduğunu görünce zoruna mı gitti?!Ceylan senin yanındayken bende aynı şeyleri hissediyorum! Hatta senden daha fazlasını hissediyorum çünkü benim sevdam,senin sevdanın aksine karşılıklı!"
Ferzan'ın son sözleri ile Aslan'ın elleri iki yanında yumruk olurken,bakışları Şilan'ı bulmuş ama dilinin ucuna gelen sözleri yutmak zorunda kalmıştı.Benim sevdam da karşılıklı ama ben onun adı dile düşmesin diye susmak zorundayım diyememişti. Bir umut Şilan'a bakmıştı ama onun da diyemeyeceğini biliyordu.Yaşadıkları topraklarda bir kadının adı bir erkeğe karşı beslediği hislerle anılırsa hayat onun için hiçte kolay olmazdı. Babasını,Şilan'la evlenmeye ikna edemediği için onun hayatını zorlaştırmamak için susmak mecburiyetindeydi.Aslan sevdasının mukayesesini yaparken Ferzan yüzünü buruşturarak alaycı bir üslupla sözlerine devam etti.
"Meraklısı değilim senin sevdanın da,sevdalının da ama benim sevdiğim ve beni sevdiğini bildiğin bi kadını zorla yanında tutman ve beni engellemeye çalışman benim canımı sıkıyor Aslan Ağa!Aradan çekil ,Şilan'ı al! Benim derdim senin sevdalınla değil sana söyledim!Ceylan zannettikleri için adamlarım yanlışlıkla kaçırmış dedim! O yüzden bana racon kesmeyi bırakta sen asıl kendi konağına kapattığın benim Ceylan'ımın hesabını ver! Benim olan, kendi rızasıyla bana koşan kadını bu taş duvarların arasında ne hakla alıkoyuyorsun?!"
Aslan duyduğu bu sözlerle sarsıldı. Kafasında Şilan'ın Ferzan'ın yanında olma sebebi oturmuştu ama Ferzan'ın Ceylan hakkındaki iddiaları zihnine zehirli bir hançer gibi saplandı. Aslan, Ferzan'ın söylediklerine kesin bir inanmışlıkla baktı.Ceylan'ın gerçekten de o gece Ferzan'a kaçmak için yola çıktığına inandı. Bütün uyarılarına rağmen,ablasının onun için üzülüp endielenmesine rağmen Ceylan,Ferzan'la kaçmayı göze alarak hepsini içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemişti. Onun yüzünden Ferzan Şilan'ı pençelerinin arasında tutuyordu.Şilan'ın yaşamak zorunda kaldıkları,Ferzan'ın söyledikleriyle Ceylan'a karşı bir nefret tohumu filizlenmeye başlamıştı yüreğinde. Başlarına gelen her şeyin suçlusu Ceylan ve onun Ferzan'a olan körü körüne beslediği aşktı!
Şilan ise hâlâ sessizliğini koruyor, sahte bir korku ifadesiyle başına gelecekleri bekliyordu. Ne Aslan ne Ferzan umrunda bile değildi,o sadece elde etmesine ramak kalmış gücü ve mevkii kaybetmek istemiyordu. Ceylan'ın başına gelecekler ise kılına bile dokunmuyordu. Halil Ağa'nın kendisini asla gelin olarak kabul etmeyeceğini çok iyi biliyordu. Tek çaresi Aslan'la kaçıp Halil Ağayı bu evliliği onaylamaya mecbur etmekti fakat planı ters tepmişti.Bu kargaşada Aslan'ı kaybettiğinin farkındaydı. Sırf Ferzan'ı da kaybetmemek ve paçayı kurtarmak adına hiç bir gerçeği açıklamayıp buz gibi bir sessizliğe büründü.
Ferzan konaktan bir adım bile atmamakta direnirken, konağın ağır ahşap kapısının önünde ani bir fren sesi daha patladı. Kapı açıldı ve içeriye Gökmen aşiretinin reisi, Ferzan'ın abisi Erşat Gökmen girdi.
Erşat, ağır adımlarla avluya girdiğinde ortamdaki silahların gölgesini süzdü. Aşiretlerin dengesini bilen, Halil Ağa'nın mutlak gücünden çekinen ama kardeşinin gözü dönmüşlüğünü de dizginlemeye çalışan tecrübeli bir adamdı Erşat.
"İndirin lan o silahları!" diye bağırdı Erşat adamlarına. Sonra öfkeyle Ferzan'a döndü."Ne edersin burada Ferzan?! Halil Ağa'nın kapısına dayanmak ne demektir?!"
Ferzan abisine dönüp, işaret parmağıyla Aslan'ı hedef gösterdi: "Abi! Aslan benim maralımı, beni seven,bana kaçan kadını konağına kapattı! Halil Ağa Ceylan'ı odasına götürdü konuşup olayın aslını öğrenmek için!Ceylan o odadan inip bu kapıdan benimle çıkana kadar ben de buradan bir adım atmam!"
Erşat derin bir nefes aldı. İçinde bulundukları bu durumda Ceylan'ın anlatacakları değil Halil Ağa'nın vereceği hüküm önemliydi ve böyle bi durumda verilecek hüküm belliydi. Ama belli olan bir şeyi şu an gözü dönmüş kardeşine anlatmaya çalışmayacaktı çünkü kendisini dinlemeyeceğini ve direteceğini,ortalığı daha çok karıştıracağını adı gibi biliyordu. O yüzden diğerleri gibi sessiz kalmayı tercih etti. Halil Ağa'nın vereceği hükmün bölgedeki en son söz olacağını biliyordu.
Bütün avlu, yukarıdaki çalışma odasının kapısının açılma sesine kilitlendi. Bir süre sonra
konağın geniş ahşap merdivenlerinin başında heybetli cüssesiyle Halil Ağa belirdi. Elindeki işlemeli bastonunu mermer basamağa sertçe vurdu. Arkasında her zamanki gibi başı dik ama mahzun duruşuyla Ceylan ve onun hemen yanında korumacı bir tavırla duran Mervan vardı.
Avludaki herkes başını yukarı kaldırdı. Halil Ağa, bölgenin en güçlü aşiret reisi, diğer tüm aşiretlerin biat ettiği mutlak hâkimdi. Gökmenler de dâhil kimse onun hükmünün üzerine söz söyleyemezdi. Halil Ağa, oğlunun Şilan'a olan zaafını da Şilan'ın tehlikeli hırslarını da başından beri biliyordu ve bu yüzden Şilan'ı konağın kapısından içeri sokmamaya ant içmişti.
Halil Ağa merdivenleri ağır ağır inip avlunun ortasında durdu. Gözleri Erşat'a, Ferzan'a ve ardından Aslan'a kaydı ve lafı uzatmadan direkt söze girdi.
"Sözüm kesindir!" dedi Halil Ağa, sesi fırtınayı bastıran bir otoriteyle avluda çınladı. "Bu gece bu konağın eşiğinden içeri iki kızın da adı düşmüştür. Lafın, lekenin, törenin önünü kesecek, aşiretler arası kan dökülmesini engelleyecek tek bir yol vardır!"
Halil Ağa bastonunu yere vurdu:
"Dinar'ın kızı Ceylan, bu geceden sonra oğlum Aslan'ın helalidir! En kısa zamanda nikâhları kıyılacak! Dinar'ın diğer kızı Şilan ise Gökmenlerin oğlu Ferzan'ın helali olacaktır! Onların da nikâhı kıyılacak! Bu hükme karşı gelen oğlum da olsa Urfa toprağından sürgün edilecek!"
Halil Ağa'nın hükmü herkese,Ferzan ve Şilan'a hak ettikleri hayatın cezasıyken, Aslan için cehennem, Ceylan içinse ızdıraplı bir kurtuluş yoluydu...
Bölüm etkileşimi
