Bölümler 2Şu an: Bölüm -1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şanlıurfa'nın sarı taş sokaklarına akşamın serinliği çökerken, kehribar rengi güneş ışıkları konakların yüksek duvarlarında son çırpınışlarını sergiliyordu. Dar taş sokaktan yükselen hafif bir rüzgâr, Ceylan'ın omuzlarına dökülen uzun koyu kumral saçlarını havalandırdı. Ceylan, adımlarını hızlandırıp evlerinin yolunu tutmuştu ki, dar sokağın köşesini dönmesiyle birlikte önünde beliren gölgeyle duraklamak zorunda kaldı.
Karşısında, Tunaboylu ailesinin heybetli duruşuyla sokağı kaplayan oğlu Aslan duruyordu.
Uzun boyu, uzunboyuna orantılı yapılı vücudu, kumral dalgalı saçları ve o yumuşak yüz hatlarına tezat oluşturan delici, deniz mavisi gözleriyle doğrudan Ceylan'a bakıyordu. Kirli sakallarının gizleyemediği sert çene hattı öfkeyle kasılmıştı. Şilan'ın kulağına fısıldadığı yalanlar yüzünden zihninde Ceylan'a karşı tek bir duygu vardı,öfke. Aslan'ın gözünde Ceylan,ablasının arkasından iş çeviren, Ferzan Gökmen gibi kirli ve zalim bir adamla gizli kapaklı sevdalık yaşayıp kendini heba etmeye meyilli bir kızdan ibaretti.
Ceylan, irice açılmış su yeşili gözleriyle Aslan'a baktı. Ablası Şilan'ın sırf Tunaboylular'ın gücüne ve konaklarına kurulmak için Aslan'ı nasıl kandırdığını iyi biliyordu. Ama susmak zorundaydı. Ailesinin adı çıkmasın, babası Dinar'ın başı yere eğilmesin,ablası canından olmasın,iki aile arasında kan dökülmesin diye gerçekleri anlatamıyordu. Yine de bu durum, karşısındaki adamın emreden tavırlarına boyun eğeceği anlamına gelmiyordu. Herkesin çekinip Aslan Ağa diye seslendiği bu adama boyun eğmeye hiç niyeti yoktu.
Ceylan, dik başını daha da yukarı kaldırdı.
"Hayırdır Aslan? Yolu kapatmışsın. Sizin konak bu tarafta değil bildiğim kadarıyla."
Aslan, kızın bu hazır cevaplılığı, herkesin hürmetle yaklaştığı unvanını hiçe sayarak doğrudan adıyla hitap etmesi ve geri adım atmayan cüreti karşısında kaşlarını daha da çattı. Aralarındaki mesafeyi koruyarak sert bir adımla durdu.
"Seni uyarmaya geldim Ceylan!"
Aslan'ın sesi alçak ama emreden bir tonla son derece sertti.
"Ferzan'la görüşmeyi bırak. O adamın ne pis işlere bulaştığını, nasıl biri olduğunu bilmez misin sen? Mervan'ın can dostusun! Şilan'ın kardeşisin,yakında akraba olacağız,kardeşim sayılırsın diye seni uyarıyorum. O puşttan uzak dur!"
Ceylan'ın dudaklarında alaycı, hafif çatlak bir tebessüm belirdi. Ferzan'a mesajları yazdıran, adamı peşinde dolandıran kendi öz ablası Şilan'dı ama Aslan gelmiş, hesabı ona kesiyordu. Ceylan doğrudan Aslan'ın gözlerinin içine bakarak sordu.
"Benim sınırımı sen mi çizeceksin Aslan? Sen önce kendi bastığın toprağa, kendi etrafındaki çemberin içine bak! Yükseklerde süzüldüğünü sanıyorsun ama burnunun ucundaki yalanları göremeyecek kadar körsün!"
Aslan'ın gözlerinde çakan öfke netleşti. Şilan'ın ona anlattıkları aklına geldikçe, Ceylan'ın bu umursamaz ve dik başlı tavrı sadece sinirini bozuyordu. Şilan kardeşi adına endişelenip üzülüyor,ona Ferzan'da uzak durması gerektiğini söyleyip uyardığı halde kendisini dinlemediğini söylüyordu.Arada Şilan ve Mervan olmasa umrunda olur muydu bilmiyordu ama o hiç bir kızın kendini o it için heba etmesine razı gelmez,vicdanı el vermezdi.Ferzan gibi pis işlerle uğraşan birinin yanında bu kızın heba olmasını istemiyordu ama kız resmen laf dinlemiyordu.
"Laflarına dikkat et Ceylan!"
Sinirli bir yüz ifadesi ve keskin bir tonla çıkıştı Aslan."O Ferzan'dan da, onun karanlık dünyasından da uzak duracaksın.O şerefsizden hayır gelmez insana!Uzak duracaksın ondan.Duydun mu beni?"
Ceylan başını hafifçe yana eğip alaycı edasını korudu ver ters bir ifade ile karşılık verdi.
"Duyamadım Aslan, sesin çok yüksekten geliyor. Sen git emrini başkalarına ver. Bana kimse emir veremez ve ben kimsenin boyunduruğuna girmem! Bunu o çok güvendiğin aklına iyi yaz!"
Ceylan, Aslan'ın başka bir şey söylemesine fırsat vermeden yanından geçip gitti ve hızlı adımlarla taş sokakta ilerledi.
Aslan ise,yanından hırsla geçip giden Ceylan'a,arkasını bile dönüp bakmadan, sadece onun kendisine laf yetiştirmesine, inadına adıyla hitap etmesine ve dik başlılığına duyduğu öfkeyle olduğu yerde kaldı. Zihninde sadece bu kızın ne kadar laf anlamaz ve asi olduğu düşüncesi vardı. Sergilediği tavır içinde bir yerlerden tuhaf bir öfkenin yükselmesine neden olmuştu.
Nefes nefese eve gelen Ceylan,odasının kapısını yavaşça kapatıp sırtını ahşap kanada yasladı.Aslan'ı bir anda karşısında görünce ne yapacağını bilememişti. Ablasının çevirdiği oyunları öğrendiğini zannetmiş korkuyla onun ağzından her çıkan,kendi hakkındaki her sözün doğru olduğunu tasdiklercesine konuşmuştu.Yüreği sıkışıyordu. Şilan ise aynanın karşısına oturmuş, tarağı saçlarında gezdirirken aynadaki yansımasından huzursuzca kardeşini izliyordu.
"Nerede kaldın sen?" dedi Şilan, sesindeki yapmacık merakın ardındaki hesapçı edayla. "Babam birazdan sofraya çağıracak."
Ceylan adımlarını ablasına doğru attı. Su yeşili gözlerinde derin bir endişe, öfke ve çaresizlik vardı.
"Sokakta yine Aslan'la karşılaştım Şilan..." dedi Ceylan, sesi titreyerek. "Yolumu kesti. Bana Ferzan'dan uzak durmamı söylüyor, beni uyarmaya çalışıyor. Şilan, kurban olayım ne yapıyorsun sen? Ben o Ferzan denilen pislikten, o zorba adamdan ölesiye nefret ediyorum! Adını duymaya bile tahammülüm yokken, Aslan beni o adama sevdalı sanıyor! Bu işin sonu hiç iyi yere gitmeyecek."
Şilan'ın yüzü bir an gerildi ama hemen toparlanıp aynadaki aksine bakarak umursamazca omuz silkti.
"Bana bak Ceylan, Aslan'a bir şey çaktırmadın değil mi?"
"Çaktırmadım ama ben artık dayanamıyorum Şilan!" dedi Ceylan, ablasının yanına diz çöküp ellerini tutmaya çalışarak. "Nefret ettiğim bir adamın adı üzerinden Aslan'ın bana üstenci laflar etmesine, beni suçlamasına katlanamıyorum! Yapma bunu, yalvarırım yapma. Ben sizin aranızdaki köprü olmaktan, nefret ettiğim adam için senin yerine o mesajları yazmaktan bıktım! Benim canım ciğerimsin, sana bir şey olacak, adın çıkacak diye ödüm kopuyor. Kıyamıyorum sana. Gel vazgeç bu oyundan, kurbanın olayım vazgeç..."
Şilan, ellerini Ceylan'ın ellerinden sertçe çekti. Gözlerindeki hırs, kardeşinin bu çırpınışını ve sevgisini ezip geçecek kadar keskindi.
"Ağlayıp sızlamayı kes Ceylan!" dedi Şilan fısıltılı ama tehditkâr bir tonla. "Sen ne anlarsın benim hedeflerimden? Ben o Tunaboylu Konağı'na hanım olacağım! Halil ağa beni istemiyor! Onun için olur da Aslan'la bir aksilik yaşarsam diye Ferzan'ı da kenarda tutuyorum.B planım hazır benim! Sana mı kaldı benim hedeflerimi ve seçtiğim yolu sorgulamak?"
Ceylan gözlerini korkuyla büyülterek ablasına baktı. "Ne B planı Şilan? Ne yapacaksın?"
Kardeşinin yüzündeki korku ifadesi ve sorusu ile Şilan sinsice gülümsedi.Ceylan'ı korkuları yüzünden parmağında oynatması çok kolaydı."Gerekirse Ferzan'a,Ceylan seni hiç sevmedi, seninle alay edip gururunla oynadı derim! Seni onun gözünde bir hiç yaparım,ben seni gizlice seviyordum ama kardeşimin sana meyli var diye sustum derim. Ne söylediysem Ceylan'ı sana oynadığı bu pis oyundan döndüremedim der Ferzan'la ben evlenirim!Erkekler her zaman kendisiyle daha fazla ilgilenen kadına kayar nede olsa.Seni onun gözünde kötüleyince, gerçek yüzünü görünce benim ilgimi,sevgimi geri çevirmeyecektir.Seni bir kalemde saf dışı bırakırım, ruhun bile duymaz!"
Ceylan duydukları karşısında dehşetle sarsıldı. Ablasının bu kadar gözünün dönmüş olması, nefret ettiği bir adamı elde etmek için oyunlarına kendisini alet etmesi kanını dondurmuştu. Üstelik bu oyunlarda kendi yaptığı pislikleri onun yaptığını söyleyip,öyle gösterecek kadar kötüydü düşünceleri.
"Şilan... Sen çıldırmışsın," diye fısıldadı Ceylan. "Sen beni ateşe atmaktan hiç mi korkmuyorsun?"
"O zaman ayağını denk alacaksın!" dedi Şilan, Ceylan'ın omuzundan sertçe bastırarak. "Sana ne diyorsam onu yazacaksın. Susacaksın! Eğer tek bir kelime edip oyunumu bozarsan, Ferzan'a,az önce söylediğim sözleri söyler,babamın karşısına dikerim. Babam bu utancı, bu lekeyi kaldırabilir mi? Adamın katili mi olacaksın? O tetiği kendi ellerinle mi çektireceksin babama?"
Abladının iğrenç planları,tehtitleri ve o tehtitleri gerçekleştirecek kadar gözü kara olmasıyla,Ceylan başını çaresizce önüne eğdi. Ne olursa olsun ablasına kıyamayışı, Ferzan'a duyduğu derin nefrete rağmen ailesini koruma arzusu ve babasının adı kirlenmesin diye hissettiği o devasa sorumluluk,Aslan ve Ferzan arasında dökülecek olan kan korkusu,kendi sesini kendi elleriyle boğmasına yetmişti. Ablasının tehditleri ve kurduğu o karanlık tuzak, Ceylan'ı çaresizlik içinde susturmaya yetmişti.
Şanlıurfa'nın kadim surlarının dibinde yükselen, sarı taşlardan örülmüş kervansarayın buz gibi avlusunda güvercin kanatlarının patırtısı yankılanıyordu. Tarihi dokusu korunarak restore edilmeye çalışılan yapının kemerli pencerelerinden içeri giren dik öğle güneşi, tozu ve birikmiş nem kokusunu havada asılı tutuyordu. Burası Gökmen ailesinin karanlık gölgesini Urfa sokaklarına yayan Ferzan Gökmen'in, işlerini gözlerden uzak yürüttüğü mülküydü.
Kervansarayın yüksek tavanlı, ahşap işlemeli odasında Ferzan,geniş, koyu renk deri koltuğuna kurulmuştu. Bakışlarında, Urfa'nın tekinsiz sokaklarında bilenmiş sert bir eda vardı. Elindeki kehribar tespihi ritmik bir şekilde sallıyor, gözlerini ahşap masanın üzerinde parıldayan telefonun ekranından ayırmıyordu.
Telefonun ekranında ki açık mesajdan gözlerini bir saniye bile ayırmamıştı.
"Babam duyar diye korkarım Ferzan... Biraz daha sabret, elbet buluşacağız."
Ferzan'ın dudaklarında gururlu ve kibirli bir gülüş belirdi. Mesajın Ceylan'dan geldiğine öylesine emindi ki, zihninde o su yeşili gözleri, dik başlı ve umursamaz edayı canlandırdıkça göğsü delicesine çarpıyordu.Urfa'da hiçbir kadının kendisine karşı koyamayacağını bilen Ferzan için Ceylan, ulaşılması zor görünen ama sonunda onun olacak olan en kıymetli ganimetti.
Odanın ağır ahşap kapısı yavaşça aralandı. İçeriye, başındaki ipek şalı omuzlarına salmış, adımlarını bilerek süzülerek atan Şilan girdi.
Ferzan, gelenin Şilan olduğunu görünce kaşlarını hafifçe çatarak tespihi çekmeyi durdurdu. Oturduğu koltukta doğrulurken sesi soğuk ve sorgulayıcıydı.
"Şilan?" dedi, gözlerini merakla ona dikerek. "Senin ne işin var burada? Bir gören olacak. Ne diye yalnız geldin, Ceylan nerede?"
Şilan, kapıyı arkasından dikkatlice kapatıp odanın ortasına doğru birkaç adım attı. Yüzüne hüznü ve endişeyi takınmakta gecikmemişti. Kardeşinin adını duyunca gözlerini hafifçe kaçırarak derin bir iç çekti.
"Ceylan gelemezdi Ferzan," dedi Şilan, sesine bastırılmış bir korku ve çaresizlik katarak. "Evi bilsen... Babamın gözü üzerinde. Hele sokakta Aslan Tunaboylu'yu gördükten sonra Ceylan'ın dışarı adım atacak hali mi kaldı sanıyorsun?"
Ferzan, "Aslan" adını duyduğu an gözlerinde şimşekler çaktı. Oturduğu yerden aniden ayağa kalktı. Boyu posuyla masanın arkasında devasa bir gölge gibi belirdi.
"Aslan mı?" dedi sert bir hırıltıyla. "Ne alakası var Aslan'ın Ceylan'ım la? Ne hakla yolunu keser, ne karıştırır o Tunaboylu eniği?"
Şilan içten içe kurduğu tuzağın ilk yemini Ferzan'ın yuttuğunu görünce keyiflendi ama dışarıya tamamen endişeli bir abla portresi çizmeye devam etti. Yaklaşıp masanın kenarına tutundu ve üzgünce konuştu.
"Biliyorsun Ferzan... Tunaboylular Urfa'da her şeye hükmetmek ister. Aslan Ağa güya Ceylan'ı uyarmış. Ferzan'dan uzak duracaksın, onun karanlık dünyasına girmeyeceksin diye gözdağı vermiş kardeşime. Ceylan ne yapsın? Korkudan ne yapacağını şaştı garibim. Bir tarafta babam,bir tarafta Urfa'nın en büyük ağasının oğlu Aslan ağa!Bana yalvardı, Abla nolursun Ferzan'a git, buluşmaya gidemediğim için bana kızmasın,küsmesin,babamla Aslan'dan korkumdan çıkamadığımı söyle dedi."
Şilan'ın anlattıkları ile Ferzan'ın çene kasları kasıldı. Aslan'ın Ceylan'ın etrafında dolaşması ve ona emretmeye kalkışması, gururunu fena halde yaralamıştı. Ama bir yandan da Şilan'ın söyledikleri, Ceylan'ın kendisine ne kadar bağlı olduğunu anlamasına yetiyordu.
"Demek Ceylan benim için Aslan'a karşı duruyor..." dedi Ferzan, sesi bir an olsun yumuşayarak. "Korkmasın! Aslan kim oluyor da benim sevdama dil uzatıyor? O Tunaboylu konağını başlarına yıkarım!"
Şilan, gözlerini Ferzan'a dikip bir adım daha yaklaştı. Yüzündeki o saf, mağdur ifadeyi korurken zehrini akıtmaya devam etti.
"Korkuyor işte Ferzan, kız kısmı ne yapsın? Civan'la nişanı senin yüzünden attığında mahallenin diline nasıl düştüğünü biliyorsun. O zaman da laf çıktı, Ceylan'ın aklı Ferzan'da dediler diye Civan nişanı bozdu. Ceylan senin sevdan için onu nişan bozuldu diye babamdan dayak yedi. O yüzden babamın başı yine eğilmesin diye şimdi adımlarını sakınmak zorunda. Sana attığı her mesajı bana kontrol ettiriyor.Abla Ferzan kızar mı, yanlış anlar mı diye diken üstünde kardeşim."
Ferzan masanın üzerindeki telefonu eline aldı. Şilan'ın bu sözleri, zihnindeki tüm şüphe kırıntılarını silip atmıştı. Ceylan'ın Civan ile nişanının bozulması,o Civan itine haddini bildirmesinden kaynaklıydı ama Ceylan'ın da sevdaları için o itten uzak durup babasının sözüne karşı gelmiş olması,Şilan'ın bunları anlatması takıntısını daha da alevlendirdi.
"Ceylan'a söyle, korkmayacak!" dedi Ferzan emredercesine. "Bu iş böyle gizli kapaklı mesajlarla sürmez. Madem Aslan da işin içine girdi, madem babanız Dinar engel oluyor, ben bu işi kestirmeden çözerim. Ceylan'ı alırım, biter!"
Şilan'ın gözlerinde çakan o şeytani ışığı Ferzan fark etmedi. Asıl duymak istediği cümle buydu ama kartlarını çok dikkatli oynamalıydı. Tunaboylu Konağı'na gelin gitme hayali asıl hedefiydi ama Aslan'la kaçma planı bozulursa Ferzan onun tek kurtuluş bileti olacaktı.
"Aman Ferzan, ne yaparsın?" dedi Şilan, ellerini birleştirip paniklemiş gibi yaparak. "Acele etme! Ceylan seni seviyor, seninle gelmeye dünden razı ama zamanı var. Ben aranızdaki köprü olmaya devam edeceğim. Ceylan,ne zaman 'tamam' derse o zaman harekete geçeceksin. Yoksa babam bu kahrı kaldıramaz, onu da kendini de vurur!"
Ferzan derin bir nefes alarak camdan dışarı, kervansarayın avlusuna baktı. Ceylan'a olan takıntısı gözünü kör etmişti.
"Tamam," dedi Ferzan, sesindeki kararlılık buz gibiydi. "Ama Ceylan mesajları aksatmayacak. Bana her gün haber yollayacak. Ve Aslan... O Tunaboylu eniği bir daha Ceylan'ın yoluna çıkarsa bana söyleyecek! Aslan'a Urfa'yı dar ederim!"
Şilan hafifçe gülümsedi. Ferzan'ın bu gözü dönmüşlüğü, arkasında bırakacağı B planı için kusursuz bir zırhtı. Eğer Aslan'la kaçıp Tunaboylu Konağı'na kapağı atamazsa, Ceylan'ı Ferzan'ın gözünde bir kalemde,seninle dalga geçti, Aslan'ı seviyordu diyerek harcayacak ve mağdur rolüyle Ferzan'ın kucağına atlayacaktı.
"Ben Ceylan'a söylerim," dedi Şilan, şalını düzeltip geriye doğru bir adım atarken. "Sen sadece haber bekle. Ceylan'ın kalbi de gözü de sende, bunu sakın unutma."
Şilan, kervansarayın ağır kapısını açıp dışarı çıkarken arkasında bıraktığı yangından son derece memnundu. Ferzan ise elindeki telefona bakıp Ceylan'ın dün attığı mesajı tekrar tekrar okuyordu. Ceylan onun olacaktı. Ta bacak kadarken düşmüştü sevdası yüreğine. Kolay mıydı söküp atması? Değil Urfa'nın hükümranı dünyanın hükümranı karşısına dikilse yinede vazgeçmezdi Ceylan dan.
Şilan, kervansarayın soğuk ve kasvetli avlusunu hızlı adımlarla terk ederken Ferzan, odasındaki ahşap masaya sertçe dayandı. Kalbinde yükselen o karanlık, mülkiyetçi hırs, damarlarındaki kanı tutuşturuyordu. Ceylan'ın su yeşili gözleri, o mahir ve dik başlı duruşu gözünün önüne geldikçe kehribar tespihini elinde daha sıkı sıkıyordu.
"Aslan Tunaboylu..." diye fısıldadı kendi kendine, sesi kervansarayın yüksek tavanında uğursuz bir yankı bıraktı. "Sen kimin malına, kimin sevdasına göz dikip hiza çekiyorsun?"
O sırada odanın ahşap kapısı sertçe vurularak açıldı ve içeri Ferzan'ın ağabeyi Erşat girdi. Erşat'ın esmer, sert yüz hatlarında ve gözlerinde yıllardır sönmeyen o birikmiş nefretin gölgesi vardı. Zamanında sevdiği kız Asel onu istemeyince Ayaz Tunaboylu devreye girip Asel'i kendi himayesine almış,kendisini ise Şahsanem'le evlenmek zorunda bırakmıştı. Üzerinden beş yıl geçsede,Tunaboylu'lar dan yediği darbeyi asla unutmamıştı.
Erşat'ın içindeki kin büyüktü ama korkusu ve gerçekliği de bir o kadar netti. Tunaboylular bu şehrin mutlak hâkimiydi.Urfa'daki bütün aşiretler Ayaz Tunaboylu'ya bağlıydı.Halil Ağa,Ayaz'ın yerine vekil Ağalık görevini üstleniyordu ve Urfa'da Ayaz'dan bile sözü daha çok değer gören saygı gören,yaşından dolayı hürmet edilen bir adamdı. Gökmenler de mecburen bu biatın içindeydi. Açıktan tek bir yanlış hamle yapsalar, Tunaboylular ile diğer aşiretler birleşir, Gökmen adını bu topraklardan kökten kazıyıp sürgüne gönderirdi.
"Ferzan..." dedi Erşat, adımlarını masaya doğru atarken. Sesi alçak ama temkinliydi. "Aşağıda Şilan'ı gördüm. Ne işler çeviriyorsun yine Dinar'ın kızlarıyla?"
Ferzan masanın üzerindeki sigara paketinden bir dal alıp yakarken ağabeyine baktı. Dumanı ağır ağır ciğerlerine çekip dışarı üfledi.
"Aslan Tunaboylu sokakta Ceylan'ın yolunu kesmiş," dedi Ferzan, dişlerinin arasından kenetlenen bir öfkeyle. "Kıza benim adımdan uzak durması için gözdağı vermeye kalkmış."
Erşat, "Aslan Tunaboylu" adını duyduğu an duraksadı. Gözlerinde eski bir hırs ve sinsi bir öfke çaktı ama hemen kervansarayın kapısına doğru bakıp sesini daha da kıstı.
"Milletin içinde sesini yükseltme Ferzan!" dedi Erşat, masaya doğru yanaşıp hırıltılı bir fısıltıyla. "O Tunaboylu itlerinin arkasında koca Urfa var! Bütün aşiretler Halil Ağa'nın ağzının içine bakıyor. Bizim gücümüz onlara açıktan savaş açmaya yeter mi sanırsın? Tek bir açık verirsek, o Tunaboylu sülalesi bizi bu şehirden siler! En iyi ihtimalle sürgün eder, adımızı bile anamazlar bu topraklarda!"
Ferzan yumruğunu sıktı. Ağabeyinin dediklerinin acı bir gerçek olduğunu biliyordu ama gururu bunu yediremiyordu.
"Biatsa yüzlerine karşı biatımızı ediyoruz işte abi!" dedi Ferzan hırsla. "Ama Ceylan benimdir! O kız bana sevdalı! Benim için nişanını bozdu! Aslan Ağa benim sevdiğim kıza hiza çekemez!"
Erşat'ın dudaklarında karanlık, kurnaz bir gülüş belirdi. Kardeşinin Ceylan'a olan takıntısını, Tunaboylu'ların ruhu bile duymadan arkalarından vurulacak gizli bir darbe olarak düşündü. Aslan bir kızın yolunu kesip onu uyardıysa bu Tunaboylu'ların dilinde açık ve net bir şekilde ya himayem altındasın ya da benimsin demekti. İki seçenekte Erşat'ın işine gelirdi. Onu ilgilendiren tek şey alacağı intikamdı ve kardeşi aklını kullanır,Ceylan'ı Aslan'ın pençelerinden kurtarırsa onlara büyük bir darbe atarlardı.
"O zaman sen de akıllı olacaksın!" dedi Erşat, masaya eğilip kardeşinin gözlerinin içine bakarak. "Açıktan karşılarına dikilmeyeceksin. Aleyhlerine laf etmeyeceksin, kuralları bozmayacaksın. Zamanında Ayaz benim hayatımı kararttı, beni o konağa, Şahsanem'e mahkûm etti... Bizi ezmelerine mecburen eyvallah dedik ama bu iş gizli yürüyecek. Ceylan'ı alacaksan, öyle bir kurguyla, öyle çaktırmadan alacaksın ki Tunaboylular'ın eline tek bir koz geçmeyecek. Ruhları bile duymadan o kızı çekip alacaksın ellerinden!"
Ferzan ağabeyinden aldığı bu sinsi akılla başını salladı. Açıktan savaşamayacaklarını, oyunlarını gölgede oynamak zorunda olduklarını biliyordu.
"Merak etme abi," dedi Ferzan kehribar tespihi parmaklarının arasında sessizce çevirirken. "Tek bir açık vermeyeceğiz.Ceylan'ı gizlice alacağım yanıma, Aslan da sülalesi de ne olduğunu anlamadan iş işten geçmiş olacak!"
Güneş Urfa surlarının arkasından çekilip yerini koyu bir morluğa bırakırken, Dinar'ın mütevazı evinin avlusuna sükûnet çökmüştü. Ancak bu sükûnet, birazdan patlayacak olan büyük fırtınanın habercisi gibi ağır ve basıktı. Avludaki taşların arasına sızan serinlik, Ceylan'ın içindeki o hapis kalmışlık hissini dağıtmaya yetmiyordu.
Mutfaktan çıkan Ceylan, elindeki bakır tepsiyi taş masanın üzerine bıraktı. Üzerindeki açık yeşil kumaş pantolonu ve şık, beyaz keten gömleğiyle ziraat mühendisi kimliğinin getirdiği o derli toplu edayı taşıyordu. Yüzü solgundu, su yeşili gözlerinde biriken yorgunluk ve ablasının tehditlerinin yarattığı gölge açıkça okunuyordu. Odalarında yaşanan o ağır konuşmadan sonra ablası Şilan'ın yüzüne bakmamaya çalışıyor, sadece babası Dinar ve annesi Aysel'in yanında dik durmaya çabalıyordu.
Anneleri Aysel Hanım, elindeki çaydanlıkla mutfaktan çıkıp masaya doğru ilerledi. Üzerinde dökümlü, zarif bir günlük elbise vardı; saçlarını omuzlarına şık bir şalla tutturmuş, yüzüne annelik şefkatini yerleştirmişti. Çayları bardaklara doldururken gözleri bir Ceylan'a, bir de odadan yeni çıkan Şilan'a kayıyordu.
"Hadi kızlar, çaylar soğumadan oturun," dedi Aysel, sesi ev içi huzuru korumaya çalışan anaç bir edayla. Sonra Ceylan'a dönüp kaşlarını hafifçe çattı. "Ceylan... Kızım senin bu halin ne? Yüzünden düşen bin parça. Civan'la bozulan nişandan beri bir haller oldu sana. Mahallenin ağzı torba değil ki bükesin, milletin lafına bakıp da kendini böyle helak etme."
Ceylan duraksadı. Annesinin bu sözleri içindeki acıyı daha da katmerlendiriyordu. Annesi bile Şilan'ın kurguladığı sahte dedikodular yüzünden nişanın bozulduğunu sanıyor, gerçeği bilmiyordu.
"Bir şeyim yok anne," dedi Ceylan yumuşak bir sesle. "Masa başında, sahadaki ziraat işlerinde yoruluyorum hepsi bu."
Aysel çay bardağını Dinar'ın önüne bırakırken hafifçe iç çekti. "İş güç biter kızım ama adın bir kere dillere düşmeye görsün... Baksana, Şilan ablan senin için ne kadar çırpınıyor, kardeşinin başı öne eğilmesin diye laf konuşturmuyor mahallede. Sen de biraz ablanın sözünü dinle, poyraz gibi esip durma."
Dinar, karısının bu sözleri üzerine müdahale ederek elindeki tespihini masaya bıraktı. Saçlarına düşen aklar ve yüzündeki derin çizgilerle kızına şefkatle baktı.
"Bırak hanım, üstüne gitme kızın," dedi Dinar. "Benim Ceylan'ımın alnı açıktır."
Orta yaşlı adam şefkatli bakışlarını Ceylan'a çevirerek onu biraz olsun teselli etmek istercesine sözlerine devam etti.
"Halil Ağa bugün haber yolladı.Bizim arazilerin sulama kanalları için şirketle ortak proje yürütecekmişsiniz. Halil Ağa seni evladı gibi sever, Ceylan kızımın ilmi bizim topraklara bereket getirecek der. Aslan da ilgilenecekmiş işle. Seninle gurur duyuyorum Ceylan'ım."
Ceylan, 'Aslan' adını duyunca bakışlarını kaçırdı. Projede onunla birlikte çalışacağı bilgisi verilmemişti kendisine.Sokakta kendisine üstten bakan, Ferzan'a aşık sanıp hesap sormaya kalkan o adamla iş yapmak zorunda kalacağı düşüncesi göğsüne bir taş gibi oturdu. Aslan onun gözünde sadece kör bir yargıdan ibaretti. Ama düşüncelerini,huzursuzluğunu babasına belli etmek istemeyerek gülümsedi.
O sırada Şilan, şık ve sinsi bir tebessüm saçarak kapı önünden onları dinlemeyi bırakıp avluya adımladı. Annesi Aysel'in yanına oturup koluna girdi.
"Annem doğru söyler babacığım," dedi Şilan, sesine olabilecek en tatlı tonu vererek. "Ben Ceylan'ımın hep arkasındayım. O yeter ki hata yapmasın, adı bir daha yanlış adamlarla anılmasın. Ben kardeşimi korurum."
Ceylan, ablasının annesi ve babası önündeki bu yapmacık korumacı tavrı karşısında öfkeyle parmaklarını sıktı. Şilan, anne ve babasının güvenini arkasına alarak Ceylan'ı tamamen köşeye sıkıştırıyordu.
"Benim kimseden çekindiğim yok Şilan," dedi Ceylan, ablasının gözlerinin içine dik bir bakış fırlatarak. "Alnım açık, başım dik benim. Kimin ne dolaplar çevirdiğini, kimin ne hırslar peşinde koştuğunu en iyi Allah bilir."
Aysel araya girdi."Aman kızım, ablaya öyle dik dik konuşulmaz! Şilan senin iyiliğini ister."
Şilan gözlerini hafifçe devirdi ama annesinin yanında renk vermedi. Yaklaşıp Ceylan'ın kulağına doğru eğildi, annesi ile babasının duyamayacağı bir fısıltıyla soğukça konuştu.
"Aferin Ceylan... Dik dur ki Ferzan'a yazacağın o akşam mesajında elin titremesin. Annemin de babamın da yüzündeki şu tebessümü silmek istemiyorsan, odaya geçince telefonunu eline alacaksın."
Ablasının sözleri ile Ceylan'ın gözleri doldu. Annesi Aysel'in de Şilan'ın tarafında durması, babasının yaşlı kalbi ve ablasının tehditleri, Ceylan'ı kendi evinde bile yalnız ve çaresiz bırakmıştı. Ailesini korumak adına kurban seçildiği bu karanlık oyunda, kendi sesini kendi elleriyle boğmaya devam etmekten başka çaresi yoktu.
Gecenin karanlığı Urfa sokaklarını tamamen kapladığında, havadaki fırtına sanki o gece değişecek olan kaderlerin habercisi gibiydi.
Dışarıda Urfa'yı teğet geçen sert bir poyraz, ahşap pencerelerin pervazlarını dövüyor; gökyüzünü kaplayan gürültülü bulutlar birazdan bastıracak olan sağanağın haberini veriyordu. Şehir gecenin koyuluğuna gömülürken Dinar'ın evinde hayat durmuş, anne Aysel ile baba Dinar odalarına çekilip derin bir uykuya dalmıştı.
Kızların odasında ise Şilan, dizlerinin üzerine çökmüş, gözyaşları içinde hıçkırarak omuzlarını sarsıyordu. Yüzüne yerleştirdiği o mahvolmuş, perişan ifadeyle ellerini yüzüne kapatmış, Ceylan'ın kalbini tam ortasından vuracak o tiyatroyu sergiliyordu. Ceylan ise ablasının bu perişan halini görünce dayanamayıp yanına koşmuş, dizlerinin üzerine çökerek ellerini tutmuştu.
"Şilan... Kurban olayım ne oldu?" dedi Ceylan, gözlerinde derin bir endişeyle. "Ne bu halin? Neden ağlıyorsun gecenin bu vakti?"
Ablasını o halde görünce Aslan ve Ferzan'ın her şeyi öğrendiğini düşünmüş kalbi bir kuş gibi başlarına gelecek olan belaların korkusuyla çırpınmaya başlamıştı.
Şilan, Ceylan'ın ellerini sanki son sığınağıymış gibi sıkıca tuttu. Bakışlarına sahte bir çaresizlik ve pişmanlık yerleştirerek kardeşinin gözlerinin içine baktı.
"Ceylan... Ben bir cahillik ettim, ben bittim!" dedi Şilan, sesi titreyerek. "Beni dinle ne olur, tek umudum sensin. Ben bu defa ne yaptıysam senin için, ailemiz için yaptım ama her şeyi mahvettim!"
Ceylan'ın yüreği ağzına geldi. "Şilan ne diyorsun sen? Anlat doğru düzgün, ne yaptın?"
"O proje..." dedi Şilan, gözyaşlarını sicim gibi akıtarak. "Tunaboylularla yarın sabah imzalayacağın o büyük sulama projesinin ana evrakları, tapu incelemeleri, senin günlerdir geceni gündüzüne katıp hazırladığın o orijinal proje dosyası var ya... Ben o dosyayı Ferzan Gökmen'e verdim Ceylan!"
Ceylan adeta çarpılmışa döndü. Ağzı açık kaldı, kanı çekildi. "Ne?.. Sen ne dedin Şilan? Sen benim aylardır verdiğim emeği, yarın Halil Ağa'yla imzalanacak ana projeyi o adama nasıl verirsin? Akıl tutulması mı yaşadın sen?!"
"Dinle ne olur, hemen yargılama!" diye bağırdı Şilan, yapmacık bir acıtasyonla Ceylan'ın ellerini öpmeye kalkışarak. "Ben nereden bileyim senin Tunaboylularla anlaşacağını? Sen 'büyük bir proje hazırlıyorum' deyince ben senin mesleğinde iyi bir yere gelmeni istedim! Anam, babam daha rahat yaşasın, senin de emeğin ziyan olmasın diye düşündüm. Ferzan'ın gücü var, parası var,Bu projeyi Ferzan kabul ederse Ceylan'a büyük kazanç sağlar,kardeşimin önü açılır dedim! Kötü bir niyetim yoktu vallahi yoktu Ceylan! İyi bir mevkiye gelirsen,ben Aslan'la evlenince sende benim çevirdiğim oyun yüzünden Ferzan'a boyun eğmezsin ona karşı savaşa bilirsin diye düşünmüştüm. Seni Ferzan'ın insafına bırakmak istemedim! Sen büyük bi iş başarırsan Tunaboylu'lar seni keşfeder Aslan'da arkamızda durur Ferzan'ın yanından seni kendi şirketine transfer eder,sende ondan temelli kurtulursun diye düşünmüştüm. Ben ne bileyim senin Tunaboylu'larla anlaşma imzalayacağını! Vallahi kötü bi niyetim yoktu bu sefer!"
Ceylan öfkeyle ellerini çekti. Gözleri dolmuş, şaşkınlık ve dehşet içinde ablasına bakıyordu. "Bıktım bu planlarından oyunlarından!Beni o pislikten kurtarmak için bile onun kucapına atıyorsun! Ben torpille iş yapacak olsam senin Aslan'la evlenmeni mi beklerim! Mervan dan rica eder projemi Tunaboylulara oonun vasıtası ile sunardım!"
Ellerini saçlarına geçirerek hırsla çekiştirip öfkeyle sözlerine devam etti.
"Ya sen nasıl benim işime, benim emeğime benden habersiz el uzatırsın Şilan? O adam zorba! O adam bana takıntılı! Beni almak için fırsat kolluyor, sen kendi ellerinle projemi adama mı teslim ettin?!"
"Yemin ederim bilmiyordum!" dedi Şilan hıçkırıp, Ceylan'ın ayaklarına kapanır gibi yaparak. "Yarın sabah Halil Ağa ve babam masaya oturduğunda o ana evraklar olmazsa sözleşme imzalanmaz Ceylan! Halil Ağa,siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz, evraklar nerede? der. Hem sen işinden olursun, mesleki şerefin sıfırlanır hem de babam Tunaboylulara karşı rezil olur! Babamın o yaşlı yüreği bu mahcubiyeti kaldırır mı sanırsın? Kızım işini beceremedi, bizi rezil etti diye üzüntüsünden kahrolur adam!"
Ceylan'ın boğazına bir düğüm saplandı. Babasının o gururlu, şefkatli yüzü gözünün önüne geldi. Aylardır gecesini gündüzüne kattığı o ziraat projesi, babasının Halil Ağa'ya verdiği söz ve göz nuru emeği bir anda uçurumun kenarına gelmişti.
"Söyle..." dedi Ceylan, sesi titreyerek. "Nasıl alacağız o evrakları?"
Şilan, avını yakalamış bir yırtıcının sinsi zaferiyle gözyaşlarını sildi, hemen Ceylan'a yaklaştı.
"Ferzan'ı ikna edebilecek tek kişi sensin Ceylan," dedi Şilan hızlı hızlı. "Ben Tınaboylularla sözleşme imzalayacağını öğrenince hemen onu aradım, yalvardım ama bana vermiyor evrakları. Ceylan gelsin, projeyi kendi alsın, yoksa yakarım o dosyayı dedi. Adamları seni Şehitlik Çamlığı'nın girişindeki patikadan alacak. Oradan Ferzan'ın olduğu eski bağ evine götürecekler. Yarın sabah o imza atılmalı Ceylan, yoksa babamın da senin de hayatın kararır! Ben de sana ve ailemize yaşattıklarımın vicdan azabıyla yemin olsun kendimi atarım Fırat'a!"
Ceylan, ablasının kendi hatalarını örtmek için kurduğu bu duygu sömürüsünün, ailesini koruma arzusunun ve babasının başı yere eğilmesin diye taşıdığı o devasa sorumluluğun altında ezildi. Ferzan'dan ölesiye nefret ediyordu ama babasının rezil olması ve kendi mesleğinin yok olması fikri göğsüne bir taş gibi oturdu.
"Ben o adamdan ölesiye nefret ediyorum Şilan..." dedi Ceylan, gözünden süzülen tek damla yaşı silerek çaresizce. "Ama babamın adı kirleneceğine, emeğim çöp olacağına... Gideceğim. O evrakları alıp geleceğim."
Şilan içten içe zaferle çığlık atıyordu. Ceylan'a sarıldı: "Ben senin hakkını nasıl öderim Ceylan... Söz veriyorum her şeyi düzelteceğim. O Ferzan'dan seni kurtaracağım.Şehitlik Çamlığı'nın oradaki patikaya yürü, adamlar seni oradan alacak."
Ceylan çaresizce başını salladı. Üzerine koyu renk yağmurluğunu aldı, fırtınanın uğultusu arasında evin arka kapısından sessizce dışarı süzüldü. Babasının gururunu ve kendi projesini kurtarmak adına, Ferzan'ın tuzağına doğru yürüdü.
Şilan ise Ceylan kapıdan çıkar çıkmaz gözyaşlarını sildi. Planını çoktan yapmıştı. Sabah Ferzan'ın gözlerindeki o kararlılığı görünce bu işin sonuna geldiğini anlamıştı. Ferzan, buluşmalarında Ceylan'a onu kaçıracağını söylerse kardeşi olacak aptal bütün planlarını suya düşürürdü. Yıllardır verdiği emekleri riske atmak istemeyerek Ceylan'ın telefonundan Ferzan'a sanki Ceylan istiyormuş gibi onu bu gece kaçırması için mesaj atmıştı. Törede kaçırılan bir kız ne olursa olsun baba evine dönemezdi. Ceylan'da dönemeyecekti. Dönemedikten sonra Ferzan'a gerçekleri anlatsada Ferzan'ın umrunda olmazdı çünkü kardeşine olan aşkı gözünü kör etmiş onu takıntı haline getirmişti. Ceylan'ı avuçlarının içine alınca imkanı yok bırakmazdı.
Aynı şeyi kendisi için Aslan'dan da istemiş bu gece onu kaçırmasını yoksa babasının onu başkasıyla nişanlayacağını yazmıştı. Aslan kendisini kaçırdıktan sonra evlenmelerine izni olmayan Halil Ağa'nın da evlenmelerine mecburen müsade edeceğini söylemişti. Aslan'dan gelen olumlu yanıtla planı tıkır tıkır işlemişti.
Yüzüne oturan o sinsi, buz gibi tebessümle sırt çantasını omuzladı. Ferzan'ın gönderdiği adamlara sırf proje yalanına inandığı için Ceylan kendi rızası ile teslim olacak,kendisi ise mecburen aynı patikadan, Aslan'la kaçacaktı çünkü Aslan'la her zaman buluştukları gizli yere giden tek tenha ve kestirme yol o patikaydı.
Gökyüzünü delercesine yağan sağanak yağmur, Urfa'nın kırmızı toprağını çamura buluyor,çakan şimşekler Şehitlik Çamlığı'nın karanlık patikalarını saniyeliğine aydınlatıyordu. Rüzgârın uğultusu gecenin koyuluğuna karışmış, göz gözü görmez bir fırtına şehri teslim almıştı.
Ceylan, birilerinin onu gecenin bir vakti bu ıssız patikada görmesinden ve şiddetli yağmurdan korunmak için yağmurluğunun kapüşonunu başına geçirmiş çamlığın girişindeki patikada zorlukla ilerliyordu. Gözleri korku ve tiksintiyle etrafı tarıyordu.Proje evraklarını Ferzan'ın elinden söküp almak, babasının başını dik tutmak için,ablasının oyunlarının son bulacağına inanarak çıkmıştı yola.
Tam o sırada, fırtınanın gürültüsünü yararak siyah bir arazi aracı patikanın başında hışımla fren yaptı. Araçtan inen adamlar, Aslan Tunaboylu'nun emriyle Şilan'ı kaçırmak için gelen adamlardı. Aslan, babası Halil Ağa'nın acil aşiret toplantısı yüzünden evden çıkamamış, Şilan'ı yüzüstü bırakmamak için adamlarını erken göndermişti. Adamlar, sağanak yağmurun ve zifiri karanlığın ortasında, patikada bekleyen tek kadını,Ceylan'ı,gördüklerinde tereddüt etmediler. Bu fırtınada,yağmurda gecenin bu vaktinde ağalarını bekleyen kadından başka birisi olacağı akıllarına gelmedi hiç.Araçtan inip Ceylan'a doğru yaklaşan genç adam ellerini gözlerine siper edip görüş açısını netleştirmeye çalışarak seslendş.
"Ağamız yolladı bizi yenge! Fırtına da daha fazla kalmayasın arabaya binesin !"
Ceylan, adamın sözlerini başını sallayarak onaylayıp ona doğru ilerlerken aklındaki tek şey sözleşmeydi. Aracın kapısı yüzüne açıldığı an içini anlam veremediği bir huzursuzluk sararken bir adım gerilesede kendisini toparlamaya çalışarak mecburen bindi araca. Arkasından kapanan kapıdan sonra dışarıdaki genç adam da binerek kapıyı kapatınca araç büyük bir gürültüyle çalıştı.
Araç bağ evlerinin olduğu yönün aksine şehir merkezine giden yola doğru sapınca Ceylan'ın dışarıdaki yağmuru izleyen bakışları hızla aracın ön tarafındaki adamları buldu.Başına geçirdiği kapüşonu çekiştirerek telaşla sordu.
"Nereye gidiyoruz?!"
"Konağa gidiyoruz yenge ağam öyle emretti."
Ceylan ablasının söylediği sözleri kısa bir an hatırlamaya çalıştı. Bağ evi dediğinden emindi. İçini saran korkuyu belli etmemeye çalışarak sertçe konuştu.
"Bağ evine gidecektik!"
Ön koltuktaki adam, dikiz aynasından arkaya bakıp kaşlarını düşünceli bir şekilde çattı.
"Ağam bize konağa getirin dedi yenge."
Ceylan'ın içindeki korku her saniye daha fazla büyürken aracı kullanan diğer genç araya girdi.
"Kirve ağayı ara hele sen bir. Belki yenge haklıdır. Sonra biz suçlu olmayalım."
Yolcu koltuğundaki adam arkadaşının sözlerini onaylarcasına başını sallayıp telefonunu cebinden çıkarttı ve ekrana tıklayarak kulağına götürdğ.
"Aslan Ağa telefona bakmıyor kirvem! Konaktaki toplantı bitmedi herhalde."
Arka koltukta diken üzerinde oturan Ceylan, duyduğu isimle bir anda buz kesti. Adamlar Ferzan'ın adamları değildi! Adamlar "Aslan Ağa"diyordu! Gözleri bi an da dehşetle büyüdü, göğsü hızla kalkıp inmeye başladı.
"Siz... Siz kimsiniz?" dedi Ceylan, titreyen sesiyle öne doğru atılarak. Ne Aslan'ı?"
Ceylan'ın sorusu ile adamlar önce anlam veremeyerek birbirine baktı sonra aracı kullanan durumdan işkillenmiş gibi temkinli bir şekilde sordu.
"Biz Aslan Ağanın adamlarıyız! Sen kimsin?!"
Ceylan yaşadığı şeye inanamayarak korkuyla fısıldadı.
"Ben Ceylan'ım!"
Ceylan'ın kendisini tanıtması ile sürücü koltuğundaki adamın,elleri direksiyonda titrerken yolcu koltuğundaki adamla göz göze geldi. Ne diyeceklerini bilemediler. Ceylan'ın,Şilan'ın kardeşi olduğunu biliyorlardı ve Şilan'ı kaçacağından haberi olup olmadığını bilmiyorlardı. Bir şey söyleseler Aslan'ın işine karışmış,planı bozmuş olacaklardı.
Yanındaki adam panikle telefonunu çıkartarak homurdandı. "Halila Ağa'mı arayalım!"
"Çıldırdın mı sen lan?!" diye bağırdı direksiyondaki adam arkadaşının kolunu tutarak. "Halil Ağam bizi vurur! Bu işten haberi yoktur babam duymayacak demedi mi Aslan Ağam! Hem gecenin bu kör saatinde, bu tufanın ortasında Aslan Ağam'ın emri ile kızı kaçırdığımızı Halil Ağam öğrenirse vay halimize? Halil Ağam'ın kulağına giderse,siz Tunaboyluların,genç bir kızın adını mı lekelediniz diye bizi ibreti alem için kurşuna dizer kirve! Biz bu işin içinden çıkamayız!"
"Peki ne yapacağız? Nereye götüreceğiz kızı?"
"Mecbur konağa götüreceğiz! Yine de en güvenli yer konaktır. Aslan Ağam ne yapacağını bilir. Halil Ağama da durumu o izah eder. Bizim Halil Ağayı aramamız uygun değildir!"
Adamların yaptığı konuşmalar ve istişareden sonra öğrendikleri ile Ceylan şok olmuştu. Aslan,kendisinin Ferzan'la sevğili olduğunu zannediyor ve her fırsatta ayrılmasını ondan uzak durmasını istiyordu ama o ablasının tehtitleri yüzünden uzaklaşamıyordu Ferzan'dan. Aslan ne yapıp,nasıl öğrendiyse bu gece Ferzan'la buluşacağını öğrenmiş ve kendisini Ferzan'dan korumak için,bu buluşmaya engel olmak adına alıkoymuş olmalıydı. Şimdi karşısona çıksa gecenin bu vakti Ferzan'la neden buluşacağını açıklamak zorunda kalacaktı. Gerçekleri anlatamayıp,açıklayamayınca Aslan'da dahil Mervan ve Halil Ağanın gözünde,gecenin bir vakti Ferzan'la buluşmak için evden kaçan iffetsiz bir kadın konumuna düşecekti.Kendini savunamayıp,aklayamadıkça onlar üzerine gelecek işler daha çok karışacaktı. Aklındaki düşüncelerle damarlarında kan yerine korku akmaya başlayınca adamlara kendisini bırakmaları için yalvarmış ağlayıp feryat etmişti ama ne kadar feryat etse de korkudan ağlayıp sızlansa da adamlar arabayı Tunaboylu Konağı'na doğru sürmeye devam etmişti...
Yaklaşık on dakika sonra, aynı patikaya Şilan geldi. Üzerindeki ince montuyla patikada beklerken, Aslan'ın adamlarının gecikmesinden dolayı huysuzlanıyordu. O sırada hışımla yanaşan araç önünde fren yaptı. Araçtan inenler ise Ferzan Gökmen'in, Ceylan'ı kaçırmak üzere görevlendirdiği adamlardı.
Şilan, adamların konuşmasına fırsat vermeden araca doğru ilerleyip arka kapıyı açarak aracın içine girip oturdu. Adamları Aslan'ın kendisini alması için gönderdiği adamlar sanıyordu. Yüzünde kibirli bir sertlikle konuştu.
"Araçtan inip kapımı dahi açmadığınızı ağanıza bizzat ileteceğim! Ayrıca nerede kaldınız siz?! Neden kendisi gelmedi de sizi gönderdi ağanız?!"
Sürücü koltuğundaki adam yönünü hiç ona dönmeden sertçe cevap verdi.
"Ferzan Ağam seni bağ evinde bekler yenge. İşi vardı, biz götüreceğiz seni ona."
"Ferzan Ağam" lafını duyan Şilan beyninden vurulmuşa döndü. Yüzündeki o kibirli tebessüm bir anda donup kaldı. Karşısındakiler Aslan'ın değil, Ferzan'ın adamlarıydı! Onu Ceylan sanarak almışlardı araca!
Şilan bir an için çığlık atmak istedi ama zihnindeki kurnaz tilkiler hemen devreye girdi. Panikleyip ortalığı karıştırırsa bu işin içinden çıkamazdı.Ceylan'ın nerede olduğundan, Aslan'ın adamlarının Ceylan'ı kaçırdığından zerre haberi yoktu. İnce ince işlediği planda bir terslik olmuş olmalıydı.Ferzan'ın adamları,Ceylan yerine yanlışlıkla onu kaçırmıştı.Peki Ceylan neredeydi? Ferzan'ın yanına gitmekten vazmıgeçmişti? İçini saran panik dalgasını bastırmaya çalıştı paniklemek ona göre değildi. Ferzan'ın karşısına çıktığında Ceylan'ın çok hasta olduğunu söyleyip ikna etmeliydi.Ferzan'ı oyalayarak oradan çıkar ve şansını sonuna kadar Aslan'la denemek için zaman kazanırdı! Ferzan'ın gözüne Ceylan deyince bir perde iniyor,Ceylan hakkında ne söylerse inanıyordu nasıl olsa. Şimdilik en iyisi onu oyalamaktı.Yaptığı küçük planla sakin olmaya zorladı kendisini.
Araç yağmurun altında bağ evine doğru ilerlerken, Şilan kafasındaki o kuracağı sahte senaryonun detaylarını birer birer birleştirmeye başladı...
O planlar yaparken,kör gecede, fırtınanın ve hırsların ortasında kader hepsinin yazısını değiştirecek devasa bir oyun oynamıştı.
Bölüm etkileşimi
