2. bölüm / 5
İki Ruh Tek Bedenİnsanların Söyledikleri
Bölümler 5Şu an: İnsanların Söyledikleri
Nyx eve vardığında saat altıya yaklaşıyordu.
Apartmanın merdivenlerini çıkarken telefonuna baktı. Annesinden iki cevapsız arama, babasından üç mesaj vardı. Mesajların hiçbirini açmadı. Anahtarı kilide sokup kapıyı çevirdiğinde evden televizyon sesi geliyordu.
Annesi salondaydı. Dizüstü bilgisayarı sehpanın üzerinde açıktı; telefonunu omzuyla kulağı arasında tutmuş, bir yandan da ekrandaki bir belgeyi inceliyordu.
Nyx ayakkabılarını çıkardı.
Annesi onu görünce konuşmasını kısa süreliğine kesti.
“Geldin mi? Nasıl geçti?”
“İyiydi.”
“Arkadaş edindin mi?”
“Hayır.”
“Birisiyle konuştun mu bari?”
Nyx çantasını omzundan indirdi.
“Anne, okula gittim. İnsanlarla konuştum. Derslere girdim. Eve geldim.”
Annesi telefondaki kişiye birkaç saniye beklemesini işaret etti.
“Her soruya böyle cevap vermek zorunda mısın?”
Nyx durdu.
“Nasıl cevap vermemi istiyorsun?”
“Normal bir şekilde.”
“Normal cevap verdim.”
Annesi gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Tamam. Boş ver.”
İşte Nyx’in nefret ettiği şey buydu.
Bir tartışma başlatılır, birkaç cümle söylenir, sonra konu kapatılırdı. Kimse neyin yanlış gittiğini gerçekten konuşmazdı. Herkes kendi kırgınlığını yanında götürür, birkaç saat sonra başka bir mesele yüzünden aynı noktaya geri dönerdi.
Nyx odasına yöneldi.
“Bu arada,” dedi annesi arkasından, “baban seni aramış.”
Nyx durmadı.
“Gördüm.”
“Dönmeyecek misin?”
“Hayır.”
“Nyx, o senin baban.”
Nyx kapısının önünde durdu.
“Biliyorum.”
“Öyleyse—”
“Anne, lütfen.”
Sesi yükselmemişti. Yine de annesi sustu.
Nyx odasına girdi ve kapıyı kapattı.
Çantasını yatağının üzerine bıraktı. Üzerini değiştirdikten sonra spor kıyafetlerini giydi, saçlarını topladı ve telefonunu sessize aldı.
Dışarı çıkması gerekiyordu.
Evde kalırsa düşünmeye başlayacaktı. Düşünmeye başlarsa annesinin söylediklerini, babasının mesajlarını, okulda kendisine takılan çocukları ve bütün bunların neden her zaman aynı güne sığmayı başardığını düşünecekti.
Bunların hiçbirine ihtiyacı yoktu.
En azından kendine böyle söylüyordu.
Spor salonu evinden on dakika uzaklıktaydı.
Nyx oraya vardığında hava kararmaya başlamıştı. Birkaç kişi koşu bandında çalışıyor, ağırlık bölümünden metal sesleri geliyordu. Kartını okutup içeri girdi ve çantasını dolaba bıraktı.
Önce ısındı. Ardından koşu bandında hızını artırdı.
Koşarken zihnindeki sesler azalıyordu.
Annesinin sesi, babasının mesajları, sınıftaki çocukların alaycı bakışları… Hepsi bir süre sonra geride kalıyordu. Geriye yalnızca nefesi, ayaklarının ritmi ve ekranın üzerinde ilerleyen sayılar kalıyordu.
Yirmi dakika sonra koşmayı bıraktı.
Havlusuyla yüzünü sildi, su içti ve ağırlık bölümüne geçti. Hareketlerini dikkatle yaptı. Son tekrarı bitirdiğinde kolları titriyordu ama bu onu rahatsız etmiyordu.
Fiziksel yorgunluk anlaşılırdı.
Ne yaparsan yap, bir noktada yorulurdun. Dinlenir, yeniden başlar ve bir sonraki sefer biraz daha ileri gidebilirdin.
İnsanlarla aynı şey değildi.
Antrenmandan çıkarken telefonunu açtı. Çocukluk arkadaşından yeni bir mesaj gelmişti.
Arkadaşı: Yaşıyor musun?
Nyx: Maalesef.
Arkadaşı: Okulun ilk gününde bu kadar yorulduysan ikinci gün ne yapacaksın?
Nyx: Seni dövmeye geleceğim.
Arkadaşı: Beni özlemişsin.
Nyx birkaç saniye ekrana baktı.
Sonra yazdı:
Biraz.
Mesajı gönderdikten sonra telefonu cebine koydu.
Yüzünde küçük bir gülümseme belirmişti.
Bunu gören kimse yoktu.
Belki de bu yüzden gülümsemek daha kolaydı.
Ertesi sabah Nyx okula on dakika erken geldi.
Sınıfın kapısından içeri girdiğinde yalnızca birkaç öğrenci vardı. Çantasını her zamanki sıraya bıraktı, pencereyi biraz araladı ve yerine oturdu.
Dün yaşananları unutmuş değildi. Yalnızca onlar hakkında konuşmaya niyeti yoktu.
Mira sınıfa girdiğinde elinde iki küçük meyve suyu vardı. Birini sırasına bırakıp çantasını sandalyeye astı.
“Günaydın.”
Nyx başını kaldırdı.
“Günaydın.”
Mira meyve suyunun kapağını açtı.
“Dün salonda şut atan sendin, değil mi?”
Nyx bir an ona baktı.
“Sanırım.”
“Sanıyor musun?”
“Evet. Başka bir Nyx daha varsa haberim yok.”
Mira güldü.
“İnsanlarla konuşmayı gerçekten sevmiyorsun.”
“Bunu anlaman ne kadar sürdü?”
“Bir gün.”
“Fena değil.”
Mira sırasına yaslandı.
“Cuma günü seçmelere geleceksin, değil mi?”
“Evet.”
“Güzel.”
Nyx kaşını kaldırdı.
“Bunu neden bu kadar önemsiyorsun?”
Mira’nın yüzündeki ifade değişti.
“Önemsemiyorum. Sadece takımın yeni bir oyuncuya ihtiyacı var.”
“Öyleyse sorun yok.”
“Yalnızca şunu söyleyeyim: Koç yetenekli oyuncuları sever ama takım oyununa da çok önem verir.”
Nyx defterini açtı.
“Tamam.”
Mira birkaç saniye onu izledi.
“Bir şey söylediğimde en azından yüzüme bakabilirsin.”
Nyx başını kaldırdı.
“Bakıyorum.”
“Bazen insanı dinlemediğini düşünüyorum.”
Nyx cevap vermedi.
Çünkü Mira’nın tamamen haksız olduğunu söyleyemezdi.
Mira çantasından kalemini çıkarırken omuz silkti.
“Her neyse. Görüşürüz.”
Nyx onu durdurmadı.
Bir süre sonra sınıf dolmaya başladı. Sabahki uğultu yükseldi, sıralar gıcırdadı, sandalyeler çekildi. Dün koridorda karşılaştığı çocuklardan biri kapıdan girdiğinde Nyx’i gördü.
Çocuğun bakışları kısa süreliğine onun üzerinde kaldı.
Sonra yanındaki arkadaşına eğilip bir şey söyledi.
İkisi güldüler.
Nyx defterindeki boş sayfaya baktı.
İnsanlar hakkında ilk günden karar vermemeleri gerektiğini onlara açıklayacak değildi.
Bırakın düşünsünlerdi.
Üçüncü dersin ardından öğretmen, sınıfı kütüphaneye götürdü.
Ödev için birkaç kaynak bulunması gerekiyordu. Öğrenciler ikili gruplara ayrılırken Nyx tek başına bir masaya yöneldi.
Öğretmen onu fark etti.
“Nyx, sen de bir arkadaşınla çalışabilirsin.”
Nyx durdu.
“Tek başıma yapabilirim, hocam.”
“Biliyorum ama burada birlikte çalışmanızı istiyorum.”
Nyx sınıfa baktı.
Mira başka bir kızla eşleşmişti. Ön sıralardaki öğrenciler kendi gruplarını kurmuştu. Birkaç kişi ona baktıktan sonra yeniden konuşmaya başladı.
Öğretmen, Nyx’in yanına yaklaşan bir öğrenciyi işaret etti.
“Ece, sen Nyx’le çalışabilirsin.”
Ece başını salladı.
“Olur hocam.”
Nyx masaya oturdu. Ece de karşısına geçti ve kitabını açtı.
Bir süre yalnızca çalıştılar.
Ece sessizliği bozdu.
“Bu arada dün sana laf atan çocuk var ya…”
Nyx sayfayı çevirdi.
“Hangisi?”
Ece şaşkınlıkla ona baktı.
“Ciddi misin? Birden fazla mı vardı?”
“Üç kişi koridorda yolumu kesti.”
“Ha, onları duydum. Bir de sınıftaki Arda var.”
“Arda kim?”
Ece gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
“Arka sırada oturan. Seninle uğraşan çocuk.”
Nyx başını kaldırdı.
“Adını bilmiyordum.”
“Bence bilmediğin daha iyi. Kendisi okulun gayriresmî dedikodu müdürü.”
Nyx yeniden kitabına döndü.
“Görevinde başarılar.”
Ece güldü.
“Sen hep böyle misin?”
Nyx bu soruyu son iki günde üçüncü kez duyuyordu.
“Nasıl?”
“Bilmiyorum. Sanki kimse seni ilgilendirmiyormuş gibi.”
Nyx cevap vermeden önce düşündü.
“İlgilendiren insanlar var.”
Ece onun yüzüne baktı.
“Kim?”
Nyx kitabın kenarını düzeltti.
“Bunu sana neden anlatayım?”
Ece birkaç saniye sustu. Ardından başını salladı.
“Haklısın. Biraz saçma bir soru oldu.”
Nyx onun hemen alınmamasını beklemiyordu. İnsanlar genellikle ya üstelemeyi ya da söylediklerini kişisel algılamayı tercih ederdi.
Ece ise önündeki kitaba döndü.
“Şu paragrafı sen okur musun? Ben burayı anlamadım.”
Nyx kitabı kendisine çekti.
“Ver.”
Bir süre birlikte çalıştılar. Ece birkaç kez konuyu dağıttı, Nyx onu tekrar ödeve döndürdü. Çalışma bittiğinde Ece kitaplarını topladı.
“Seninle çalışmak beklediğimden daha kolaymış.”
Nyx çantasını aldı.
“Beklentilerin düşükmüş.”
“Yine de kolaymış.”
Ece gülerek yanından ayrıldı.
Nyx kütüphaneden çıkarken onun arkasından bakmadı. Fakat ilk kez, sınıfta herkesin kendisinden hoşlanması gerekmediğini düşündü.
Bir kişiyle düzgün bir konuşma yapabilmek de yeterli olabilirdi.
Şimdilik.
Kütüphanenin çıkışında yanlış koridora girdi.
Okulun bu bölümünde öğrenciler daha azdı. Duvarlardaki boyalar yer yer kabarmış, bazı kapıların üzerine küçük kâğıtlar yapıştırılmıştı. Koridorun sonunda eski bir merdiven ve kullanılmadığı belli olan bir bölüm vardı.
Nyx durdu.
Haritada buranın kütüphaneye giden kısa yol olduğunu hatırlıyordu. Fakat geçtiği kapının üzerinde herhangi bir tabela yoktu.
İçeriden hafif bir ses geldi.
Sanki bir şey yere düşmüştü.
Nyx başını çevirdi.
“Kim var?”
Cevap gelmedi.
Bir an bekledi. Ardından omuz silkip yürümeye devam etti.
Merdivenlerin başına geldiğinde duvardaki fotoğrafları fark etti.
Uzun bir cam panonun içinde eski okul etkinliklerinden kareler vardı. Bazılarında öğrenciler sahnede, bazılarında spor müsabakalarında, bazılarında ise okul bahçesinde yan yana duruyordu.
Fotoğrafların kenarları sararmıştı.
Nyx birkaç adım yaklaştı.
Bir fotoğrafın altında tarih yazıyordu. Başka birinin altında ise yalnızca okulun adı ve bir mezuniyet töreni ifadesi vardı.
Fotoğrafların çoğunda insanlar gülümsüyordu.
Nyx bunun neden dikkatini çektiğini bilmiyordu.
Belki de eski fotoğraflardaki yüzlerin bugünkülerden farklı görünmesi yüzündendi. İnsanların saçları, kıyafetleri, duruşları değişiyordu. Fakat yüzlerindeki ifadeler tuhaf biçimde aynı kalıyordu.
Tam arkasını dönecekken camın yansımasında bir siluet gördü.
Nyx hareketsiz kaldı.
Koridorun öbür ucunda bir kız duruyordu.
Uzun, dalgalı, neredeyse beyaz görünen saçları vardı. Üzerindeki kıyafetler okul üniformasına benziyordu ama Nyx ayrıntıları seçemiyordu.
Kız doğrudan ona bakıyordu.
Nyx arkasına döndü.
Kız gerçekten oradaydı.
İlk anda hiçbir şey söylemedi. Yalnızca baktı.
Nyx’in kaşları hafifçe çatıldı.
“Bir şey mi istiyorsun?”
Kız cevap vermedi.
Nyx birkaç saniye daha bekledi.
Sonra kız başını hafifçe yana eğdi. Sanki Nyx’in orada olmasını beklemiyormuş gibi şaşkın görünüyordu.
Nyx onun yüzünü incelemeye çalıştı.
Soluk teni, açık gri gözleri ve omuzlarından aşağı dökülen saçları vardı. Yüzünde ne korku ne de sıradan bir merak vardı. Daha çok, çok uzun zamandır aradığı bir şeyi aniden bulmuş gibi bakıyordu.
Nyx bu bakıştan hoşlanmadı.
“Duydun mu beni?”
Kızın dudakları aralandı.
Fakat hiçbir ses çıkmadı.
Nyx bir adım attı.
O anda koridorun diğer ucundaki kapı açıldı. Bir öğrenci elinde kitaplarla dışarı çıktı ve Nyx’in yanından geçti.
“Pardon.”
Nyx kenara çekildi.
Öğrenci merdivenlere yönelirken Nyx yeniden koridorun sonuna baktı.
Kız yoktu.
Nyx birkaç saniye boyunca aynı noktaya baktı.
Sonra arkasını dönüp fotoğraflara yeniden göz gezdirdi.
Koridorda bir kapı vardı. Kız oradan çıkmış olabilirdi. Belki merdivenlerden aşağı inmişti. Belki de Nyx onu fark ettiğinden beri orada durmuyordu.
Bunun için bir sürü açıklama bulabilirdi.
Yine de içindeki huzursuzluk geçmedi.
Çünkü kızın yüzü tanıdık değildi.
Ama bakışları…
Nyx, birinin kendisine bakışını bu kadar garip biçimde hatırladığını hiç yaşamamıştı.
Ders bitiminde okuldan çıkmadan önce yeniden aynı koridora gitti.
Kendi kendine bunun yalnızca merak olduğunu söylüyordu.
Fotoğraflara tekrar baktı. Bu kez daha dikkatliydi. Özellikle en eski görünenlere odaklandı.
Bir mezuniyet fotoğrafının kenarında, diğerlerinden biraz uzakta duran bir kız vardı.
Uzun açık renk saçları, soluk yüzü ve doğrudan kameraya bakan gözleri…
Nyx’in eli havada kaldı.
Fotoğraftaki kız, az önce gördüğü kızdı.
Neredeyse aynıydı.
Nyx camın önüne yaklaştı.
Fotoğrafın altındaki yazıyı okumaya çalıştı. Tarih kısmı silinmişti. Yalnızca son iki rakam seçilebiliyordu; fakat bunların neyi gösterdiğini anlamak mümkün değildi.
Kızın adı da görünmüyordu.
Nyx, fotoğrafın geri kalanını inceledi. Diğer öğrencilerin isimleri küçük harflerle yazılmıştı. Birkaçının soyadı hâlâ okunabiliyordu.
Ama kızın bulunduğu bölümde kâğıt, sanki sonradan kazınmış gibi pürüzlüydü.
Nyx elini cama yaklaştırdı.
Tam o sırada arkasından bir ses geldi.
“Orada ne yapıyorsun?”
Nyx döndü.
Kütüphane görevlisi kapının önünde duruyordu. Orta yaşlı, gözlüklü bir kadındı. Elinde birkaç kitap vardı.
“Fotoğraflara bakıyordum.”
Kadının bakışları cam panoya kaydı.
“Bir şey mi arıyorsun?”
Nyx yeniden fotoğrafı işaret etti.
“Bu kız kim?”
Kadın birkaç adım yaklaştı.
Önce fotoğrafa, ardından Nyx’e baktı.
“Hangisi?”
Nyx fotoğrafın kenarını gösterdi.
“Şu. Adı yazmıyor.”
Kadın gözlerini kıstı. Fotoğrafa biraz daha yaklaştı.
Sonra yüzündeki ifade değişti.
Çok küçük bir değişimdi. Dudakları aralandı, elindeki kitaplardan biri hafifçe aşağı kaydı. Kadın hemen toparlanmaya çalıştı ama Nyx bunu fark etmişti.
“Bu fotoğraf nereden çıktı?” diye sordu kadın.
Nyx kaşlarını çattı.
“Burada asılı.”
“Onu demiyorum. Nerede gördün?”
“Az önce. Diğer fotoğrafların yanında.”
Kadın yeniden fotoğrafa baktı.
“Bununla ilgilenmene gerek yok.”
Nyx’in bakışları sertleşti.
“Ben yalnızca kim olduğunu sordum.”
Kadın cevap vermedi.
Kitapları göğsüne bastırdı ve koridorun sonuna baktı. Sanki birinin onları dinleyip dinlemediğini kontrol ediyordu.
Ardından daha alçak bir sesle konuştu.
“Bazı eski fotoğraflar yanlışlıkla burada kalmış olabilir. Bunlarla ilgili bilgi almak istiyorsan idareye sor.”
“Peki adı neden silinmiş?”
Kadın bu kez doğrudan Nyx’e baktı.
“Silinmiş değil.”
Nyx fotoğrafı işaret etti.
“Peki neden görünmüyor?”
Kadının yüzü gerildi.
“Bilmiyorum.”
Bu cevap, Nyx’in beklediğinden daha hızlı gelmişti.
Kadın hemen arkasını döndü.
“Artık eve gitmelisin. Koridoru kapatacağım.”
Nyx yerinden kıpırdamadı.
“Bir dakika.”
Kadın durdu ama dönmedi.
“Ne?”
“Fotoğraftaki kızın adını gerçekten bilmiyor musunuz?”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra kadın, başını hafifçe yana çevirerek cevap verdi.
“Hayır.”
Fakat sesindeki tereddüt, verdiği cevaptan çok daha fazlasını söylüyordu.
Kadın uzaklaştı.
Nyx ise fotoğrafın önünde kaldı.
Bir süre sonra telefonunu çıkardı ve fotoğrafı çekti. Camın yansıması yüzünden görüntü çok net değildi ama kızın yüzü seçilebiliyordu.
Fotoğrafı büyüttü.
Kızın gözlerine baktı.
Aynı açık gri gözler.
Aynı tuhaf ifade.
Nyx telefonunu cebine koydu.
Okuldan çıkarken aklında tek bir soru vardı.
Bu kız kimdi?
Ve neden bir görevli, yalnızca bir fotoğraf hakkında soru sorduğu için bu kadar huzursuz olmuştu?
O akşam Nyx odasında otururken çektiği fotoğrafı tekrar açtı.
Görüntü bulanıktı. Camdaki yansıma, fotoğrafın bir bölümünü kapatıyordu. Buna rağmen kızın yüzü belirgindi.
Nyx fotoğrafı büyüttü.
Ardından okulun internet sitesini açıp eski mezuniyet yıllıklarını aradı.
Bir sonuç çıkmadı.
Okulun arşiv sayfasında yalnızca son yıllara ait etkinlikler vardı. Eski fotoğraflara ilişkin bir bağlantı görünmüyordu.
Nyx başka bir arama yaptı.
Yine bir şey bulamadı.
Telefonunu yatağın üzerine bıraktı.
“Saçmalık,” diye mırıldandı.
Bunun kendisini neden bu kadar ilgilendirdiğini anlamıyordu. Kızın okulda okumuş olması mümkündü. Fotoğrafın eski olması da olağandı. Görevli kadın yalnızca arşiv konusunda bilgisiz olabilirdi.
Bütün bunlar mantıklı açıklamalardı.
Nyx mantıklı açıklamaları severdi.
Fakat o gece yatağa uzandığında, gözlerini kapatır kapatmaz kızın bakışlarını hatırladı.
Sanki Nyx’i tanıyordu.
Sanki onu gördüğüne şaşırmıştı.
Ve sanki Nyx’in orada olması, uzun zamandır beklediği bir şeyin başlangıcıydı.
Nyx gözlerini açtı.
Tavana baktı.
“Bir daha görürsem,” diye mırıldandı, “bu sefer cevap vereceksin.”
Bunu kime söylediğini kendisi de bilmiyordu.
Telefonunun ekranı karardı.
Odanın içi sessizleşti.
Nyx sonunda uykuya daldığında, okulun eski koridorundaki fotoğraf panosu karanlıkta kaldı.
Camın arkasındaki kızın yüzü, koridordan gelen çok zayıf ışıkla belli belirsiz aydınlanıyordu.
Ve fotoğrafın arkasında, kimsenin görmediği sararmış bir kâğıtta tek bir cümle yazılıydı:
Onu hatırlayan son kişi de unutursa, her şey yeniden başlayacak.
İkinci Bölüm Sonu
Bölüm etkileşimi
