6. bölüm · İKİ HAYAT TEK YAŞAM

6. Bölüm: Panik

AN Y

“İntikam Topluluğu çok daha dikkatli olmalıydı, saldırıları arttırmış, öfkelerini diri tutmuşlardı. Topluluğun yöneticisi masasının başında yeni gelen raporları ve saldırıları inceliyordu. Saçları beline kadar ve kan kırmızısıydı, gözleri gece kadar kara, teni ise onlara ihanet eder gibi beyazdı. Üzerinde modern hayattan kıyafetler vardı, siyah bir body ve açık mavi bir kot pantolon giymişti. Orta yaşlarda olmasına rağmen çok gençti, bu da onun gibi herkesin yavaş yaşlanması yüzündendi.

-Efendim son saldırıda gelen asker karşı tarafı ağır yaralamayı başarmış ancak kendisi de yaralanmış. Dedi içeri giren asker. Lider kafasını bile kaldırmadan.

-Kim peki? Önemsiz biriyse hiç boşa nefesini yorma. Dedi. Çok fazla saldırı olmuştu, ölen ve yaralanan askerler için erzak bulmaları lazımdı.

-Ayla Dean diye biri efendim, sanırım su perisiymiş, bence biraz ilerleme var.

Bu ismi duyduğu anda Lider durdu. Yavaşça kafasını kaldırdı. Duyduğu isim onun içinde çok eski hisler uyandırdı. Kalktı ve askerin yakalarından tutup sarstı.

-Sen ne dedin az önce? Bu doğru mu? Kızın durumu çok mu kötü?

Asker bu cevabı beklemiyordu, çok korkmuştu. Lider fazla tepki verdiğini anlayıp geri çekildi.

-O kralın kızı. O aptal arkada iz bıraktıysa bizi bulur. Git ve işini bitir onun hemen!

Dedi. Asker hızlı adımlarla oradan kaçtı. Lider ellerini masaya koydu.

-Hâlâ eskisi gibi o kızları harcıyor......"

/////////////

Ayla uyuyordu. Onu hastaneye götüremezdik, biz tamamen insanlarla aynı olsak da organlarımızın işleyişi çok farklı. Mesela bizim kalbimiz daha hızlı atar. Ayla'nın başında oturmuş sessizce ona bakıyordum. Pansumanı Arwen yapmıştı. Doğum günümüzde ona hediye bile alamadım ama o yaşam savaşı veriyordu. Bu adil değildi. Yatağının yanında olan sallanan sandalyeye oturdum. Ayla'nın odası hep rengarenk ve neşe doluydu. Duvarları bebek mavisi ve sevdiği şeylerin posterleriyle doluydu. Ona ördüğüm küçük güneş motifini bile asmıştı duvara. Odası rengarenkti cidden, çalışma masasında bile kendi çizdiği resimler vardı. Odasına bakarken o uyanana kadar ona yeni bir şey yapmak istedim. Ben de odamdan ip ve tığ aldım. O uyanana kadar ona bir çanta yapacaktım. İpim penye ve mavi renkti, çok severdi biliyorum. Örmeye başladım, ördüm, bitirdim ama uyanmadı. Ben de başka bir ipten çantaya süs yapmaya başladım ama uyanmadı. Zaten basit şeyler yapıyordum. Telefondan saate baktım, 2 saattir örü örüyordum ama o uyanmamıştı. Gözlerim dolmaya başladı. Uzun zamandır hiç bu kadar büyük bir acı hissetmemiştim. Sandalyeden kalktım. Yanına uzandım ve ağlamaya başladım. Bu hissin ne olduğunu bile bilmiyorum, sadece hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Hiç bu kadar çaresiz ve beceriksiz hissetmemiştim. Ben gitmeliydim, onun yerine ben orada olmalıydım... Çok geç artık bu pişmanlıklar için biliyorum ama insan yine de dile getirmek istiyor işte.

İçeri Buğra girdi. Bir anda yanıma oturdu, geldiğini fark etmedim bile. Doğruldum, yüzüne baktım. O da çok kötüydü. Ayla'ya aşık olduğunu zaten biliyordum ama onu böyle görmek beni daha çok üzdü. Yaklaşıp ona sarıldım. Normalde bunu o yapardı, ben uzak kalırdım ama o da bana sımsıkı sarıldı. Durup ağlarken konuşmaya başladı.

-Ben ona çok aşığım Asya, onsuz yapamam, nefes alamam. Şimdi burada o acı çekiyor ve ben ona bunu yapan o şerefsizi bile bulamadım. Diğer erkeklere bakmakta çok haklı. Ben beceriksizim, onu koruyamadım. Bu benim işimdi oysaki. Dedi ve daha çok ağlamaya başladı.

-Biliyorum, hepsini biliyorum ama Ayla ölmeyecek, ölemez. O benim kardeşim. O bir şifacı, gerekirse onun ruhunu büyücülerle geri çağırtırım. Dedim. Onun da benim de rahatlamaya ihtiyacımız vardı.

-Ben sadece uyanmasını istiyorum. Uyanır, değil mi? Bırakmaz bizi. Dedi kafasını kaldırıp gözlerime bakarak.

Hafifçe gülümseyip kafamı salladım. Bir süre ikimiz de Ayla'nın başında sessizce durduk. Daha sonra ben aşağı, diğerlerinin yanına indim. Biraz bilgi almak istedim. Onları ararken Arwen'i mutfakta yemek yaparken buldum.

-Ne pişiriyorsun? Diye sordum. Arkasını bile dönmeden.

-Size değil maalesef, kardeşiniz için kemik suyu çorbası yapıyorum. Dedi. Onun bile sesinde bir burukluk vardı.

-Teşekkür ederim her şey için. Ben yapamazken Ayla'ya sen yardım ettin.

Bunları söyleyince arkasına döndü. Gözleri şişmişti, ağlamış gibiydi.

-Aramız çok iyi değil biliyorum ama her ne olursa olsun ben bu evin yeni bakıcısıyım ve size bakmaktan asla vazgeçmeyeceğim. Dedi. Söylerken bile gözleri dolmaya başladı. O da Ayla için çok üzülüyordu ve bu aşırı belliydi. Ona sarıldım, cidden ihtiyacı varmış. O da bana sarıldı.

-Her şey düzelecek. O çok güçlü bir kız, o bir Dean. Bunu atlasa atlasa o atlatır. Uyanacak ve biz gene senle uğraşacağız. Dedim.

Beni bırakırken hafifçe güldü.

-İple çekiyorum o anları. Dedi.

Sonra ben salona geçtim, o da çorbaya döndü. Diğerleri gelmemişti. Beklerken yukarı çıktım ve odama girdim. Ben kimseye belli etmese de odamda birkaç büyü kitabı vardı. Onları karıştırmaya başladım, belki bir şeyler bulurdum. Yaklaşık 2 saat aradım. Saate baktım, saat 08:07 olmuştu bile. O kadar çok şey olmuştu ki güneşin aydınlandığını bile fark etmedim. Masadan kalktım ve kahve almaya indim. Zaten çok bir şey bulamadım.

Aşağı inince Hazar, Viktor ve Leon'u gördüm. Üçü koltuğa yığılmış, resmen komada gibi yatıyordu. Muhtemelen tüm gece o adi iti bulmaya çalışmışlardı. Yanlarından geçip mutfağa gittim. Kendime kahve yapmak için ocağa su koydum ve sandviç yapmak için dolabı açtım. Ama o kadar uzun süredir dışarıdan yiyoruz ki evdekilerin bozulduğunu hiç fark etmemişiz.

-Offf ya, ne yiyeceğim ben şimdi ya? Sabahın köründe açık yer de yoktur. Diye kendi kendime söylenmeye başladım.

Bir şey olmadığı için sadece kahve içtim ve Ayla'nın yanına çıktım. Hâlâ baygın yatıyordu. Sargılarını kontrol ettim, temiz duruyordu. Dikişleri iyi durumdaydı yani.

Odama gidecekken bir anda portal açıldı ve babam odaya girdi. Şaşkınlıkla ona baktım çünkü tamamen insani giyinmişti. Şatafat yoktu, tacı yoktu. Sadece siyah bir gömlek ve siyah kumaş pantolon. Gözleri odayı tarayıp Ayla'yı buldu. Yanına oturdu ve saçlarını okşamaya başladı.

-Ben ağır yaralandı denince çok korktum. Dedi babam.

-Merak etme, güçlü biri. O ölmez, ölmesine de ben izin vermem.

-O asalaklar ne yapıyordu o ara? Ben onları sizi korusunlar diye yollardım. Dedi sinirle. Hâlâ Ayla'ya bakıyordu.

-Bu seferki çok güçlüydü. Yenmek aşırı zordu. Kaçmasa muhtemelen daha ağır sonuçlarla karşılaşacaktık. Dedim.

Babam sinirle kalktı, bir portal açtı ve hızla gitti. Ne oldu yani, gören duyan desin süper baba.

Neyse, odama gittim, bir kağıt kalem aldım ve evde eksik olan her şeyi yazdım. Evde bomboşmuş ama biz dolu sanıyormuşuz resmen. Ayla uyanınca bir süre sağlıklı beslenmesi lazım, dışarıdan yemek söyleyemeyiz. Neyse, liste hazır. Artık alışveriş zamanı. Yukarı çıkıp bir mavi kotla siyah tişört giydim. Saate baktım, saat 09:27 olmuştu. Çöpü de alıp evden çıktım.

Evden biraz uzakta bir AVM vardı. Taksiye bindim ve oraya gittim. Önce biraz dolandım, sonra markete girdim. Listeden tek tek gerekenleri alıyorken adamın birinin bir kadını rahatsız ettiğini gördüm. Sinirle arabayı adamın üstüne sürdüm ve ona çarptım.

-Ay kusura bakmayın, ehliyetimi yeni aldım da ilk kazamı sizle yaptım. Dedim.

Adam sinirle bana baktı. Sonra hiç beklemediğim şekilde, aynı geçen geceki gibi marketin ortasında dev bir 40 ayak oldu. Ne yalan söyleyeyim, korktum. Çok korktum ama insanlar bir anda çığlık atarak kaçmaya başladı. Ben de arabayı bıraktım ve koşmaya başladım. Burada olmazdı, insan içinde saldıramazdım. Ben kaçarken o da peşimden gelmeye başladı. 40 ayakla ben de hızlı olurum yani.

Her yerin dağıldığını görünce kaçmanın mantıksız olduğunu anladım. Durdum ve bir hava dalgası yaratarak insanları geri ittim. Sonra onların önüne bir kalkan çektim. Arkama dönüp o canavara doğru bir ateş küresi attım. Bu, kızdırmaktan başka bir işe yaramadı. Sonra aklıma Ayla'nın yaptığı geldi. Aynı şekilde ben de onu bir su küresine hapsettim. O yavaşça insan formuna dönünce bıraktım. Yanına giderken bir anda toza dönüştü ve kayboldu. Bu çok yeni bir şeydi. Öldü mü, yoksa ışınlandı mı anlamadım.

Kalkanı indirdim ama insanlar sanki az önce onları ben kurtarmamışım gibi bana bakmaya başladı.

-Sen tam olarak nesin böyle? Dedi diğeri.

-Onu sen mi bu hale getirdin? Sen bir katilsin.

Bu çok ağırdı. Hepsi üstüme gelmeye başlayınca kendimi eve ışınladım.

Ne yaptım ben?.......