7. bölüm · İKİ DÜNYA ARASINDA
7. Bölüm hayvan aşkı
Oh be çektikten sonra nina ile beraber yürüyorduk annem gil ise tam arkamızdaydı o esnada ben de elime telefonumu alıp baktım.
Ece yazıyor...
Ece: İNANAMIYORUM İLK ONLARI GÖRDÜM GÖRDÜM ÇOK KÖTÜLERDİ YA BAKMİCAM DİYİP BAKTIM YANLIŞLIKLA
Efe: neyi?
Ece: yılanları
Efe: e ne var ki bunda bacım sonuçta yanlışlıkla görmüşsün
Ece: ne mi var iğrençlerdi
Efe: abartma bir kere görmüşsün bir şey olmaz
Ece: abartmıyorum ayrıca olur
Efe: tamam olur
Demişti delirmek üzereydim başından sağmaya çalışıyordu bunu anlamamak için salak olmak lazım'dı telefonumu kapattıp ani bir hışımla telefonumu cebime koydum. balıkların oraya doğru gidiyorduk balıkları gördüğüm için çok mutlu olmuştum galiba o vahşi hayvanlardan sonra bu kadar güzel ve zarif bir şeyler görebildiğim için mutluydum.
Daha çok yaklaştık yanlarına "su abla bak çok güzeller" dedi nina ve evet öylelerdi çok güzellerdi. biraz baktıktan sonra yürümeye devam ettik, görüşürüz küçük tatlı sevimli balıklar dedim içimden, ki bence zaten hayvanlarla konuşmak delilik değil dünyanın en güzel şeyiydi. bizi şikayet etmeden dinleyen tek canlı onlardı, çünkü ve bazıları anlamadıklarını söyleseler bile bence bizi anlayan esas kişiler onlardı.
Ben zaten küçüklüğümden beri hayvanlarla konuşurdum ve ya mimiklerim yerine el kol hareketleri mi kullanırdım. mesela gök yüzündeki kuşlara her geçişlerinde el sallardım ki zaten onların beni gördüğünüde düşünürdüm.. çünkü işin ilginç tarafı ben onlara her el salladığım da tekrar geçerlerdi, ama her seferinde ilkinden daha çok olurlardı. kabul edelim kuşların ahenkle gökyüzünde karşımızdan uçup gitmeleri çok huzur verici bir şeydi. evet biliyorum kendime ait bazı batıl inançlarım vardı, saçma sapan ama bunlar diğerlerinin inandığı gibi çok saçma sapan şeyler değillerdi.
Kapalı ama bir o kadarda güzel bir yerde yürümeye devam ediyorduk böyle mağra gibi yerleri hep beğenirdim çünkü hep sessiz sakin olurlardı ama buranın tam aksine güzel ve gürültülüydü.
Biraz daha ilerledikten sonra kocaman camlı bir alana denk gelmiştik işte beklenen o andı.. biraz daha ilerledikten sonra timsahları gördüm gördüğüm andan itibaren gözlerimi hiç ayırmadan cama çok yakın bir şekilde onları izliyordum çok güzellerdi kocaman ağızları ve derili olan o vücutları efsaneydi evet resmen timsahlaranın harika hayvanlar olmasına tapıyordum. sonra bir anda nina "çok korkunç hayvanlar nasıl bunları bu kadar çok sevebiliyorsun" demişti gözlerimi devirip konuştum "saçmalıyorsun nina bence çok güzel ve asil bir hayvanlar şu tatlılığa bir bakarmısın böyle tatlış bir hayvan nasıl korkunç olabilir" evet sizin sorunuza ben yanıt vereyim elimde olsa evime alıp evimde beslerdim. diğer çıt kırıldım normal kızların aksine hiç onlardan korkmuyordum, nina'nın tam aksine elimde olsa o camı aşıp onları severdim evet biliyorum biraz delice çünkü beni yerlerdi ama yinede bu deliliği izin verselerdi yapardım da.
Bir aslan kükremesi gibi ağzını kocaman açan timsah'a ikimizde bakarken "şu ağıza bak saçmalama seni iki dakika bile sürmeden yerlerdi su abla, ayrıca bunların neresi asil çok korkunç yanına bile yaklaşılmayacak kadar korkunç hem de" "ben olsam yanına yaklaşırdım hatta yaklaşmakla da kalmazdım evimde bile beslerdim" dedim evet nina direktmen timsahlara hayran olduğumu falan söylüyordu o yabancı olduğu için Türkçeyide çok fazla bilmediği için ben telaffuz etmiştim, e tabii 0 Türkçeyle taaa özbekistan'dan İzmir'e gelen bir kız olduğu için çok normaldi yengem bile çok az biliyor ve anlıyordu gerçi nina'nın yanı sıra Türkçeyi ben yengeme değil de yengemin dayıma olan aşkı ve telefon da zamanında her akşam konuşmaları yardımcı olmuştu şimdi ise uzak mesafe değillerdi dayım yengem için o uzak mesafeyi aşmıştı. bazen gerçekten de ne kadar çok belli etmesem de ikisinin aşkına çok büyük bir hayranlık duyuyordum, çünkü ilk defa böyle güzel ve ilginç bir aşk görüyordum, ve nina bana dönüp "ama bu tam bir delilik" dedi.
"Evet bende zaten bir deliyim" dedim nina bana tuhaf bakışlarla yargılayarak bakarken "öyle" dedim kaşlarımı yukarı kaldırıp aşağı indirerek. sonra yürümeye devam ettik ben de bakmaya devam ediyordum tabikide, nina'da benden bir kaç adım ötede olan annem gilin yanına gitmişti annem gile benim ne kadar deli ve timsahlara hayran bir kız olduğumu söylüyordu galiba ki annem yine yargılayıcı bir şekilde bana bakmıştı bense gözlerimi kaçırıp bakmaya devam ettim. biyanda kardeşim yanıma doğru gelip konuştu evet izleye bilmek için yavaş yürüyordum çünkü. "abla çok korkunçlar" "evet ablacım öyleler" demiştim nina biraz büyük olduğu için onla bu konuyu tartışabilirdim ama küçük çocuklar söz konusu olunca tartışmaz ve inatçı olmazdım ama timsahları bu kadar çok yargılayan insanları anlamıyordum.
Kardeşim sonunda yanımdan ayrılıp annem gilin yanına gitmişti bense hem yürüyüp hemse izlemeye devam ediyordum en sonunda bir timsah görmüştüm hareket etmiyordu ağzı açık kuyruğu ise yukarıdaydı ilkin bir ağaç dalına benzetsem de ne kadar çok bir timsah olduğunu anlayabilmem çok uzun sürmemişti sesli bir şekilde "öldü mü?" dedim nina biyanda yanıma gelmişti daha çok yavaşladığımı anlamış gibiydi "noldu?" dedi meraklı ve sorgulu gözlerle duraksayıp "ölmüş mü o?" dedim korkulu titreyen bir sesle çünkü baya yaşlı gözüküyorlardı ve eğer ölmüşse bile ilk defa ölü bir timsah görmüş olacaktım acaba gerçekten böyle mi ölüyorlardı diye düşünürken neredeyse ağlicak gibi olmuştum, çünkü hayvanlara gereğinden fazla değer verdiğim için ölmüş olma ihtimallerinden korkup üzülürdüm.
"Çok saçma bir şekilde ölmüş ama ağzını kapattıp ölseymiş keşke ağzına sinek kaçacak" diye saçma sapan bir şaka yapıp gülmüştü "komik mi ya gerçekten ölmüşse bile neden ölüsünü ordan almıyorlar ki" dedim hayvana kıyamıyordum her ne kadar yırtıcı bir hayvan olsa bile oda bir canlıydı diye düşünüp daha çok üzüldüm. dokunsalar o hayvan için ağlayacak gibi bakıyordum ona o sırada annem gil yanımıza gelmişti fark etmemiştim bile "hadi gidelim gelin" dediklerinde bile ben hallen daha hayvana bakıyordum onlar ise nolduğunu anlamaya çalışan gözlerle baktığım yöne doğru bakmışlardı ama anlamamışlardı sonra nina konuşmaya başladı "su ablam korktu o timsahın öldüğünü düşünüyor" demişti ben ise ordan ayrılmak istemiyordum emin bile olmadan tekrar "ölmüş mü?" diye sordum o hareket edene kadar içim hiç rahat etmeyecekti bunu bildiğim için kalmaya devam ettim ben tekrar o soruyu sorduktan sonra gözlerini açıp kapattınca derin bir oh çektim yaşıyormuş Allah'ım çok şükür çok korkmuştum o sırada ise babam "yaşıyor hadi gidelim" demişti dalga geçen bir şekilde.
Onlar önden giderken ben biraz daha baktım timsah hareket edince ona gülümseyip yürümeye devam etmiştim tatlış manyak şey çok korkutmuştu beni.
Çıkışa doğru yürüyorduk çıkışa çok yaklaşmıştık daha çok yaklaşınca fark ettim açık tünel gibi bir yerden geçecektik hızlıca oraya doğru ilerledik çünkü çok merak ediyordum orayı varınca içeri girdim içi çok güzeldi ormanlık bir alandı tuttunma yerlerinden yapraklı sarmaşıklar sarkıyordu her şey o kadar çok güzeldi ki kendimi rüyadaymış gibi hissediyordum çünkü ormanlık alanlar en sevdiğim yerlerdii.
İlerlerken yan tarafta büyük renkli bir kuş görmüştüm diğer gördüğümüz kuşlara hiç benzemiyordu çünkü o bir papağandı görmüştük açık bir alandı istese bize doğru uçabilirdi ona dokunada bilirdik ama o çok uslu bir papağandı konuştuğunda gülümsedim annem gil "bizim kuşa çok benziyor ama bu daha çok şey biliyor" demişti babam ise "aha bu da babacık babacık diyor" diyip gülmüştü bende güldüm çünkü bu bizim çapkına yani oğluşuma hiç benzemiyordu bu biraz daha uslu ve sevimliydi çünkü çapkının tam aksine elimizi yemeye çalışıp annemin perdelerinin içine sıçıp kafesini kemirmiyordu ayrıca benim oğluşum yeşildi ve o küçüktü, benim küçük oğluşumdu o vahşi amazon papağanı olmasına rağmen çapkınımı çok özlüyordum doğrusu.
Ona ne mi oldu? Baba annem gile verdik sonra orda da durmayınca onu saldık baba annem gilin orda saldığımız gün büyük erkek kuzenim dalga geçmişti "vay be artık bir çapkınımız da yok evde" demişti her aklıma gelişinde gülüyordum çünkü kuzenim bana göre çok komik bir insandı ve abiydi bence baba annem de o gün "beni mi yeseydi bir gün beni yediği zaman görürsünüz siz o zaman" demişti kuzenim ise gülmüştü ve ona demişti ki "korkma senin gibi bir bunağı yiyemez o kuş" demişti o gün çok gülmüştük.. çünkü kuzenim baba annemle uğraşmayı çok severdi.
Çapkın'a gelecek olursak evet o vahşiydi dedikleri gibi ama dramalaştırdıkları gibi insan yemezdi benim çapkınım evet çok yaramazdı benim oğluşum ama onu çok özlüyordum her sabah babamı iş saatini ezberlediği için babacık babacık diye kaldırırdı babamı yaramaz olmasına rağmen bile çok akıllı bir kuştu hem o bizi hem de biz onu çok sevmiştik içlerinde ölmeyen hayvanım tek çapkındı...
Beğeni ve yorum plsss💚
