7. bölüm · İki Asker İki Kader
Bı Kaşarlı Tost Meselesi
Nizamiyenin loş ışıkları altında bekleyen Bartu’yu gördüğünde Hilal’in adımları istemsizce yavaşlar. Üzerindeki resmi ceketi çekiştirip olabildiğince doğal görünmeye çalışarak yaklaşır.
Bartu elleri cebinde, arabasına yaslanmış bir şekilde onu beklemektedir. Hilal’in yanına geldiğini görünce dudaklarındaki o malum gülümseme yeniden belirir:
— Bayağı da dakikmiş bizim Üsteğmen...
Hilal gözlerini devirip kollarını göğsünde bağlar:
— Bekletmeyi sevmem, biliyorsun Yüzbaşı. Hem, nereye gidiyoruz şimdi? Resmi olarak mesai bitti ama açlıktan karnım zil çorba çalıyor resmen.
Bartu kapıyı açarken kahkaha atar:
— Önce mide tabii ki, sonra nereye istersen oraya güzelim. Bin bakalım arabaya.
Hilal ön koltuğa geçip oturduğunda, Bartu da arabaya biner binermez motoru çalıştırır. Şehrin kalabalık sokaklarına doğru ilerlerken Hilal derin bir nefes alır:
— Şuradan bol kaşarlı bir tost yiyelim, başka bir şey istemiyorum.
Bartu imalı bir bakış fırlatır:
— Sadece tost mu? Bak benden söylemesi, akşama enerjine çok ihtiyacın olacak.
Hilal’in yanakları duyduğu ısıyla hafifçe pembeleşir ama altta kalmamak için hemen omuz silker:
— Sen benim enerjimi ne sanıyorsun Yüzbaşı? Biz dağ tepe koşan askeriz, o kaşarlı tost bana günlerce yeter!
Bartu direksiyonu sahil yoluna doğru kırarken neşeli bir kahkaha atar:
— Göreceğiz bakalım Üsteğmen, göreceğiz...
Çok geçmeden arabayı deniz manzaralı, salaş ama mis gibi kokuların geldiği küçük bir büfenin önüne çeker. Tahta masalardan birine karşılıklı otururlar. İki tane bol kaşarlı tost ve tavşan kanı çay gelir gelmez Hilal'in gözlerinden resmen kalpler çıkar.
Tosttan kocaman bir ısırık aldığında erimiş kaşar uzadıkça uzar. Bartu, çayından bir yudum alıp kollarını masaya dayayarak onu büyük bir keyifle izlemeye başlar. Yüzünde yine o serseri ve muzip gülümseme vardır:
— Şu kaşarlı tostla arandaki tutkulu aşkı kıskanmaya başlıyorum ama Hilal. Yemin ederim bana bile öyle aşkla bakmadın demin.
Hilal ağzı doluyken uzayan kaşarı koparmaya çalışarak mırıldanır:
— Kıskanma Yüzbaşı... Önce karnımı doyurayım, sana nasıl bakacağıma ondan sonra karar vereceğim!
Bartu çay bardağını masaya bırakıp hafifçe öne doğru eğilir, sesini alçaltarak ukala bir tıkırtıyla karşılık verir:
— Bak sen... Kararını merakla bekliyorum valla Üsteğmen. Ama acele etsen iyi olur, çünkü benim sabrım o kadar da uzun süren bir maraton değil.
Hilal tostunun son lokmasını da ağzına atıp çayından kocaman bir yudum alır, ardından bardağı sertçe masaya bırakıp meydan okuyan bakışlarını diker:
— Sabırsızsan yapacak bir şey yok Yüzbaşı, kuralına göre oynayacağız. Hem göreceğiz bakalım kim kimi sınırlarda zorluyor!
Hilal hızla ayağa kalkıp ceketinin yakasını düzeltir:
— Hadi hesabı öde de gidelim, akşam daha yeni başlıyor.
Bartu bu cesur çıkış karşısında hayranlığını gizleyemez, cüzdanını çıkarırken sırıtarak başını sallar:
— Sen kaşındın Üsteğmen, akşamın sonunu hiç iyi görmüyorum ama neyse...
Eve adım attıkları gibi Hilal, kapıyı kapatırken arkasını dönüp zafer kazanmış bir edayla gülümser:
— Tost güzeldi ama Yüzbaşımm...
Bartu montunu koltuğa fırlatırken tek kaşını kaldırıp onaylar:
— Aynen güzeldi...
Hilal iyice üzerine yürüyüp muzipçe sırıtarak gözlerini diker:
— Sen kaşarlı tostu ciddi ciddi kıskandın yani Yüzbaşı? Başımızın tatlıya bağlandığına inanamıyorum resmen, bir tostla yarışıyordun az önce merak etme sıra bizde yüzbaşı!
Bartu’nun yüzündeki o muzip ve iddialı ifade bir anda yerini derin bir tutkuya bırakır. Kollarını Hilal’in ince beline dolayarak onu kendine daha da çeker, nefesi dudaklarına çarparken kısık ve boğuk bir sesle mırıldanır:
— Haklısın sevgilim... Sıra bizde.
Hilali bu an durdurur hilal bartunun yanağını okşayarak
--Niye durdun Aşkım.
Bartu nefes nefese, alnını Hilal’in alnına yaslayarak hafifçe güler. Gözlerindeki o yoğun ateşle fısıldar:
— Durmadım yavrum... Sadece biraz soluklanayım dedim, yoksa seni bırakmaya niyetim yok.
Ellerini sırtında gezdirip yeniden dudaklarına yaklaşırken ekler:
— Nerede kalmıştık Üsteğmen?
Hilal, Bartu’nun bu meydan okuyan haline gülümseyerek kollarını boynuna biraz daha sıkı dolar:
— Kaldığımız yerden devam et bakalım, Yüzbaşı... Görelim bakalım nefesin kime yetiyor!
Bartu bu cesur meydan okumaya sessiz kalmaz; dudakları yeniden Hilal'in dudaklarıyla buluştuğunda oda tamamen sessizliğe gömülür, zamanın akışı adeta
Hilal’in kulağına doğru eğilir. Sesi, odadaki sessizliği delecek kadar derin ve kararlıdır:
— Sen, ben ve duygularımız aynı odadayız... ve tek işim sensin bundan sonra. Benden kaçma kovalamayı severim ama kaçma gülüm...
Sözlerini bitirdiği an, sıcak nefesini Hilal’in boynuna bırakır ve dudaklarını boynunda gezdirmeye başlar. Hilal, bu ani ve baş döndürücü hamle karşısında kısa bir an nefesini tutar; ardından parmaklarını Bartu’nun saçlarının arasına daldırıp başını okşamaya başlar.
