Bölümler 28Şu an: ALIŞILMIŞIN DIŞINDA
- 1 (1)3 GÜN 3 SAAT665 kelime
- 2 (2)İLK KARŞILAŞMA783 kelime
- 3 (3)YILDIRIM TİMİ589 kelime
- 4 (4)İLK SABAH519 kelime
- 5 (5)İLK İZLER1.038 kelime
- 6 (6)FEKELİ861 kelime
- 7 (7)AYNİ TARAFTA834 kelime
- 8 (8)İLK HABER1.226 kelime
- 9 (9)KARANLIĞIN İÇİNDE792 kelime
- 10 (10)KAPININ ARDINDA477 kelime
- 11 (11)KAYIP İZ1.119 kelime
- 12 (12)3 GÜN525 kelime
- 13 (13)3 SAAT437 kelime
- 14 (14)ESKİ BİR FOTOĞRAF931 kelime
- 15 (15)YARIM KALAN519 kelime
- 16 (16)İZ1.274 kelime
- 17 (17)DOSYANIN İÇİNDEKİ SIR794 kelime
- 18 (18)BORA TEK DEĞİLDİ965 kelime
- 19 (19)GEÇ KALDIN1.077 kelime
- 20 (20)F-171.206 kelime
- 21 (21)KORKUT DOSYASI1.563 kelime
- 22 (22)03.171.285 kelime
- 23 (23)GÖRÜNMEYEN İZ1.793 kelime
- 24 BAZEN SESSİZLİK GEREKİR1.250 kelime
- 25 ALIŞILMIŞIN DIŞINDA833 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 KIRIK HATIRALAR2.575 kelime
- 27 1K ÖZEL1.494 kelime
- 28 GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN YOL1.646 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabahın ilk ışıkları, karargâhın pencerelerinden içeri süzülürken günün diğerlerinden farklı olacağına dair en ufak bir işaret yoktu.En azından ben öyle sanıyordum.Koridor boyunca ilerlerken yemekhaneden yükselen sesleri duydum. Daha kahvaltı başlamadan bu kadar gürültü çıkarabilen bir ekibin, gerektiğinde nasıl sessiz kalabildiğine hâlâ şaşırıyordum.Kapıdan içeri girdiğimde ilk gördüğüm şey, Asım’ın önündeki ekmeği dikkatle ikiye bölmeye çalışmasıydı. Karşısında oturan Nihat ise onu büyük bir ciddiyetle izliyordu.“Ne yapıyorsun sen?” diye sordu Nihat.Asım, elindeki ekmeği kaldırıp inceledi.“Paylaştırıyorum.”“Kim istedi?”“Vicdanım.”Nihat başını ağır ağır salladı.“Anladım. Vicdanın da bugün çift porsiyon istiyor demek.”Mehmet’in bastırmaya çalıştığı gülüşü masanın diğer ucundan duyuldu. Kürşat, çayından bir yudum alırken gözlerini devirdi. Adnan ise hiçbir şeye karışmadan kahvaltısına devam ediyordu. Belli ki bu konuşmanın nereye varacağını hepimizden iyi biliyordu.Ben sandalyemi çekip oturdum.“Günün daha başında neyin hesabını yapıyorsunuz?”Asım hiç beklemeden bana döndü.“Komutanım, Nihat’ın şahsıma yönelik haksız ithamları var.”“Şahsına yönelik mi?”“Evet komutanım. Kahvaltı hakkımı savunuyorum.”Nihat elindeki çatalı masaya bıraktı.“Üsteğmenim, müsaadenizle bu arkadaşın kahvaltıdan önce akıl sağlığını kontrol ettirmek istiyorum.”“İtiraz ediyorum!” dedi Asım. “Beni kahvaltısız bırakmak için kurulmuş bir düzen bu.”Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.“Düzenin bir parçası değilim, Nihat. Fakat kahvaltı bitmeden ikinizden de sessizlik bekliyorum.”İkisi aynı anda sustu.Birkaç saniye sonra Nihat, Asım’a doğru eğilip fısıldadı:“Gördün mü? Sessizlik de emirle oluyormuş.”“Duyuyorum,” dedim.Bu kez masanın tamamı güldü.Tam o sırada kapı açıldı.Demiralp içeri girdiğinde kahkahalar yavaşça kesildi. Üzerinde her zamanki düzgün üniforması vardı; yüzündeki ifade ise sabahın bu saatinde bile insanın kendisini toparlamasına yetiyordu.Bakışları masanın üzerinde gezindi.“Bir sorun mu var?”“Hayır komutanım,” diye cevap verdi Nihat, olağanüstü bir ciddiyetle. “Asım’ın vicdanıyla ilgili küçük bir anlaşmazlık yaşıyoruz.”Demiralp’in bakışları Asım’a döndü.“Çözüme ulaştınız mı?”Asım bir an düşündü.“Henüz değil komutanım.”“Öyleyse kahvaltınızı yapın. Vicdanınızı mesai saatleri dışında ikna edersiniz.”Bu defa gülüşümü saklayamadım.Demiralp masaya yaklaşırken gözleri kısa bir an benimkilerle buluştu. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir ifade belirdi.“Görünüşe göre sabahınız oldukça verimli geçmiş, Üsteğmenim.”“Henüz kahvaltımı bile tamamlamadım, Komutanım.”“Bazıları için bu bile yeterince yorucu bir görev olabilir.”Bakışlarımı ona çevirdim.“Özellikle ekibin düzenini sağlamak zorunda kalanlar için.”“Bana mı gönderme yapıyorsunuz?”“Üzerinize alındıysanız, takdir sizin.”Demiralp’in yüzündeki o belli belirsiz ifade biraz daha belirginleşti.“Anlaşılan bugün de sessiz bir gün geçiremeyeceğiz.”“Bunu söyleyen kişi, konuşmayı başlatan kişi olunca anlamını yitiriyor, Komutanım.”Yanımızdaki Nihat başını öne eğdi. Omuzlarının hafifçe sarsılmasından gülmemek için uğraştığını anladım.Demiralp ona tek bir bakış attı.Nihat bir anda doğruldu.“Çayım soğumuş komutanım.”“Çayınızla ilgilenin, Astsubayım.”“Emredersiniz komutanım.”Bu defa Demiralp’in de gülümsemesini tamamen engelleyemediğini gördüm.Kısa bir an için her şey olması gerektiği gibiydi.Bir masa, yarım kalmış kahvaltılar, bitmeyen şakalar ve aynı çatı altında birbirine alışmış insanlar…Belki de insanın huzuru fark etmesi için bazen büyük şeylere ihtiyacı yoktu.Bunu düşünürken bakışlarım istemsizce Demiralp’e kaydı.O, Asım’ın bitmek bilmeyen açıklamalarını dinliyordu. Bir süre sonra sabrının sınırına geldiğini belli eden bir nefes verdi.“Bir daha aynı konuyu açarsanız ekmekleri saymaya başlayacağım.”Asım’ın yüzü ciddileşti.“Komutanım, bu biraz ağır bir yaptırım olmadı mı?”“Gerekirse çay kaşıklarını da sayarız.”Asım hemen önündeki tabağa döndü.“Ben sustum komutanım.”O sabah kahvaltı, alışılmıştan biraz daha uzun sürdü.Ardından herkes kendi işine dağıldı. Günün geri kalanı raporların, rutin kontrollerin ve arada bir koridorda karşılaşıp edilen kısa sohbetlerin arasında geçti. Acil bir çağrı yoktu. Beklenmedik bir görev verilmedi. Kimsenin telaşla hazırlanması gerekmiyordu.Böyle günlerin kıymetini bilmek gerektiğini düşünüyordum.Çünkü insan, hayatın ne zaman yeniden hızlanacağını hiçbir zaman bilemiyordu.Öğleden sonra odama döndüğümde masamın üzerindeki dosyaları düzenlemeye başladım. Pencere aralıktı; dışarıdan gelen hafif rüzgâr, kâğıtların köşelerini usulca kaldırıyordu.Bir raporu dosyalarken masanın kenarında duran küçük, beyaz bir zarf dikkatimi çekti.Daha önce orada olduğuna emin değildim.Elimi uzatıp zarfı aldım.Üzerinde yalnızca adım yazıyordu.Üsteğmen Almıla Ayzıt Korkut.Yazı düzgün, ölçülü ve yabancıydı. Gönderenin adı yoktu. Birim bilgisi yoktu. Zarfın üzerinde herhangi bir kayıt numarası da bulunmuyordu.Bir süre elimde tuttum.Belki yanlışlıkla bırakılmış sıradan bir evraktı. Belki de birinin bana ulaştırmayı unuttuğu bir not.Yine de içimde, açıklayamadığım küçük bir huzursuzluk kıpırdandı.Zarfı açtım.İçinden tek bir kâğıt çıktı. Üzerinde yalnızca bir cümle vardı:“Bazı şeyleri hatırlamıyor olmanız, onların hiç yaşanmadığı anlamına gelmez.”Cümleyi bir kez daha okudum.Sonra kâğıdı çevirdim.Arkasında hiçbir şey yoktu.Odanın sessizliği bir anda daha belirgin hâle geldi. Koridordan gelen sesler, az önceki kahkahalar, sabahın sıradan telaşı… Hepsi sanki kapının diğer tarafında kalmıştı.Kâğıdı masaya bıraktım.İlk düşüncem bunun kötü bir şaka olduğuydu. Fakat şakayı kimin yapacağını, neden yapacağını ve en önemlisi geçmişimle ilgili neyi ima ettiğini bilmiyordum.Bir süre sonra kâğıdı yeniden elime aldım.Geçmişim…Bazı anıları hatırlamak için çaba harcamam gerekirdi. Bazılarıysa zihnimin en kuytu köşelerinde, dokunulmadığı sürece sessiz kalırdı.Ama bu notu yazan kişi, sanki benim bilmediğim bir şeyi biliyordu.Kapının dışından ayak sesleri geldi.Kâğıdı katlayıp zarfın içine koydum. Ardından başımı kaldırdım.Kapı açıldığında Demiralp eşikte duruyordu.“Üsteğmenim, müsait misiniz?”Her zamanki ses tonuydu. Her zamanki duruşu.Yalnızca benim için artık sıradan olmayan bir kâğıt vardı masamın üzerinde.“Buyurun, Komutanım.”Demiralp içeri girdi. Bakışları masama kaydı, sonra yeniden bana döndü.“Bir sorun mu var?”Cevap vermeden önce kısa bir an duraksadım.“Henüz bilmiyorum.”Kaşları hafifçe çatıldı.“Neyi bilmiyorsunuz?”Zarfı elime aldım. Ona uzatmayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Önce kendim anlamak istiyordum.“Biri bana bir not bırakmış, Komutanım.”Demiralp’in yüzündeki ifade değişmedi. Fakat bakışları, elimdeki zarfa yöneldiğinde sesindeki hafiflik kayboldu.“Ne yazıyor?”Bir an sustum.Sonra kâğıdı yeniden açıp cümleyi okudum.Demiralp hiçbir şey söylemedi.Ben de söylemedim.O gün karargâhta kimse bir operasyon için hazırlanmamıştı. Kimse bir tehlike beklemiyordu. Sabah kahvaltıda gülüşen ekip, günün sıradan bir gün olarak biteceğine inanıyordu.Ben de inanmıştım.Ta ki masamda, geçmişime ait olduğunu iddia eden o tek cümleyi bulana kadar.Ve ilk kez, uzun zamandır kapalı tuttuğum bir kapının ardında ne olduğunu gerçekten merak ettim.
Bölüm etkileşimi
