9. bölüm · İçimdeki Ses

Yeniden Doğuşun Sessizliği

Ayhan Keşap

Bazen hayat seni öyle bir noktaya getirir ki, artık hiçbir şey eskisi gibi hissettirmez. Ne acı aynı yakar, ne sevinç aynı ısıtır. O anda anlarsın; eski sen orada kalmış, yeni sen henüz doğmak üzeredir. Ben de o eşiğe geldiğimde içimde garip bir sessizlik vardı. Ne ağlayabiliyor ne de sevinebiliyordum. Sanki kalbim hem dolu hem boştu. Uzun bir yoldan dönmüş gibi, yorgun ama farkında bir hâlde durdum. Hiçbir şeyi zorlamadım. Sadece o sessizliği dinledim. Çünkü bazen yeniden doğuş, büyük bir patlama değil, derin bir sükûnettir.

O süreçte fark ettim ki yeniden doğmak, kayıpları unutarak değil, onlara yeni bir anlam vererek olur. Eskiden her şeyin nedenini sorgulardım. Neden ben diye sormaktan vazgeçtiğim gün değişim başladı. Çünkü bazı cevaplar ancak sessizliğin içinden gelir. Artık geçmişimi suçlamıyor, geleceği zorlamıyordum. Olduğu gibi kabullenmek, aslında yeniden başlamakmış. Her şeyin yerli yerinde durduğunu, benimse sadece yön değiştirdiğimi fark ettim. O farkındalık kalbimin kapılarını araladı.

Zamanla içimde küçük bir ışık yanmaya başladı. Önce tereddütlüydü, sonra büyüdü. O ışık bir umut değil, bir hatırlayıştı. Ben kimdim, neye inanıyordum, neleri sevmeyi unutmuştum… Bir bir geri geldi hepsi. Hayat bana hiçbir zaman yeni bir ben vermemişti; sadece üzerimi kaplayan katmanları kaldırmıştı. Yeniden doğuş, aslında özüne dönüştü. Ve o özde sakinlik, affediş, şefkat vardı. Artık her şey olması gerektiği gibiydi.

Bir gün fark ettim, artık savaşmıyorum. Ne kendimle ne de hayatla. Her şeyle barış içinde olmanın huzuru vardı içimde. Bu huzur, bir hedefin sonucu değildi. Bir sabah uyandım ve sadece hissettim; artık tamamdım. Eksiksiz değil ama tam. Her kırığım, her yarım kalmış yanım, bir bütünün parçası olmuştu. Yeniden doğuş dediğimiz şey, kendinle kavga etmeyi bıraktığın anda başlıyor. Ve o anda hayat, senden hiçbir şey istemiyor; sadece olduğun gibi kalmanı.

O gün yürüyüşe çıktım. Rüzgâr saçlarımı savururken, yüzüme dokunan hava bile farklı geldi. Dünya aynıydı ama ben değişmiştim. Her şey bana yıllardır bekleyen bir dost gibi gülümsüyordu. Ağaçlar, gökyüzü, kuşlar… Hepsi sanki hoş geldin diyordu. Yeniden doğmak, işte böyle bir şeydi; var olan dünyayı yeni gözlerle görmek. O an anladım, hayat hiçbir zaman beni cezalandırmamıştı. Sadece büyümemi beklemişti.

Artık geçmiş bir ağırlık değil, bir rehberdi. Korkularım öğretmenim, sessizlik evimdi. Her şeyin bir anlamı, her yaranın bir hikâyesi vardı. Ve ben o hikâyenin içinde artık acı çeken değil, anlam bulan biriydim. Yeniden doğuşum sessizdi ama köklüydü. Beni değiştiren şey zaman değil, farkındalıktı. O farkındalık sayesinde artık her şeyle barıştım.

Ve sonunda anladım; yeniden doğmak, hayata değil, kendine dönmektir. Artık koşmuyorum, savaşmıyorum, saklanmıyorum. Sadece varım. Bu varoluş, en sade hâliyle bile yeterli. Artık kimseye bir şey anlatmam gerekmiyor, çünkü hikâyemi ben anlıyorum. İçimde yankılanan o eski ses artık fısıldıyor: Bitti. Ama bu bitiş bir son değil, yeni bir başlangıç.

Yeniden doğuşun ardından kalpte başka bir şey filizlenir: yaşamı sevmek. Ve o sevgi, insanın kendine duyduğu şükranla büyür.