2. bölüm · ᎪᎠᎪᏞᎬᏆİᏁ ᏦİᎷᏚᎬᏚİᏃ İᏁᎰᎪᏃı

BÖLÜM 1:İKİ KILIÇ BİR HÜKÜM

Elisa Helele

Katedralin tavanındaki çatlaklardan sızan ay ışığı, içerideki toz bulutunu lanetli bir sis gibi gösteriyordu. Havadaki o ağır metal kokusu, yıllanmış bir intikamın habercisiydi. Merkeze yerleştirilmiş taş terazinin üzerindeki iki kılıç, sanki birbirine sarılmış iki yılan gibi çapraz duruyordu.
Liana, katedralin en karanlık köşesinde, bir heykel kadar hareketsiz bekliyordu. Henüz yirmi beşinci kışını yeni bitirmişti ama ruhu, o buz gibi gecede kalbine saplanan ihanetle birlikte çoktan yaşlanmıştı. Sırtını soğuk taşa yasladığında, geçmişin hayaletleri kulaklarına nefret fısıldıyordu. Elindeki hançerin kabzasını sıkarken, parmak boğumları bembeyaz kesilmişti.
Ağır bir bot sesi sessizliği bir cam gibi parça parça etti. Riven, gölgelerin içinden sanki karanlığın kendisiymiş gibi sıyrıldı. Yirmi sekiz yıllık ömrünün her bir yarası, yüzündeki o sert hatlarda ve bakışlarındaki buz kütlesinde gizliydi. O, adaleti mahkeme salonlarında değil, zindan köşelerinde ve kanlı sokaklarda aramayı öğrenmiş bir cellattı.
Liana, başını hafifçe yana eğerek fısıldadı:
“Geç kaldın.”
Riven, kılıçların olduğu terazinin önünde durdu. Sesi, mezar sessizliğini bozan bir çekiç darbesi gibiydi:
“Adalet aceleye gelmez, Liana. Özellikle de infazı kimsesiz kalmışsa.”
Liana, gölgesinden ayrılıp ona doğru yavaşça yürüdü. Her adımda aralarındaki o zehirli elektrik daha da yoğunlaşıyordu. Riven’ın tam karşısında durduğunda, adamın buz gibi gözlerinin içine baktı:
“Senin adaletin kılıçların ucunda, Riven. Benimkiyse tam burada, kalbimdeki o derin boşlukta. Bugün o kılıçlar sadece benim için mi parlayacak?”
Riven, kılıçlardan birine elini uzattı. Çelik, zayıf ışıkta kana susamış bir parıltıyla parladı. Elini kabzaya sardığında damarlarındaki kanın çekildiğini hissetti:
“Bu kılıçlar sahipsiz adaletin sesi. Biri senin intikamın için, diğeri ise benim yarım kalmış hesabım için. İkisi birleştiğinde ise sadece tek bir hüküm verilecek.”
Dışarıda patlayan şimşek, katedralin pencerelerini sarstı. O kısa parlamada, duvarda sırt sırta duran iki devasa gölge belirdi. Birbirlerine değmiyorlardı ama kaderleri o paslı kılıçlarla birbirine düğümlenmişti.
Liana, Riven’ın göğsüne bir adım daha yaklaştı ve nefesini adamın çenesinde hissederek konuştu:
“Beni o gece kalbimden vursan bile, adalet bu iki kılıcın arasında yerini bulacak. Kaçışın yok, Riven.”
Riven, kılıcın keskin ve kanlı ucunu yavaşça kaldırıp Liana’nın çenesine dayadı. Bu hareket bir tehditten ziyade, karanlık bir yemindi:
“Benim kaçmaya niyetim yok. Ama unutma, bu infazın geri dönüşü de yok. Başladığımızda, sadece kan dindiğinde duracağız.”
Liana, korkusuzca elini kılıcın keskin yüzeyine koydu. Çelik cildini kestiğinde, sızan sıcak kan kılıcın üzerindeki eski lekelere karıştı. Gözlerini Riven’ınkilerden ayırmadan son sözünü söyledi:
“Dursun. Zaten adalet, sahibi olmadığında en korkunç halini almaz mı?”
Katedralin tavanındaki o tozlu aynada, kanlı kılıçların ve sırt sırta vermiş iki gölgenin yansıması kaldı. O gece, Riven ve Liana için geri dönüş kapıları sonsuza dek kapandı.