2. bölüm · I don't care

1. Bölüm

Elif filizz Elif filizz

Alarmın tiz sesi kulaklarımı rahatsız edince gözlerimi araladım.

06.30.

Yastığı başıma bastırıp alarmın susmasını beklemek istedim ama birkaç saniye sonra annemin sesi duyuldu.

"İdil! İlk gün geç kalırsan hiç hoş olmaz."

İç çekerek doğruldum.

Bugün...

Yeni okulun ilk günüydü.

Aslında yeni başlangıçlardan nefret ederdim.

Yeni insanlar demek; yeni sorular, yeni bakışlar ve gereksiz merak demekti.

Yatağımdan kalkıp aynanın karşısına geçtim.

Omuzlarıma dökülen uzun sarı saçlarımı topladım, sonra vazgeçip tekrar açık bıraktım.

"Fark etmez."

Kendi kendime mırıldanıp okul formasını giydim.

Aşağı indiğimde annem masayı hazırlıyordu.

"Poğaça yaptım."

"Aç değilim."

"İlk gün aç gidilmez."

"Birkaç lokma yerim."

Babam kahvesinden bir yudum aldı.

"Heyecan var mı?"

"Emin değilim."

Aslında heyecan değildi.

Daha çok...

Yorulacağımı biliyordum.

İnsanlar yoruyordu.

---

Okulun önüne geldiğimizde annem arabayı durdurdu.

"Çıkışta seni ben alırım."

"Tamam."

Kapıyı açıp indim.

Kocaman okul binasına baktım.

Bahçede onlarca öğrenci vardı.

Bazıları yüksek sesle gülüyor, bazıları telefonuyla uğraşıyor, bazıları ise arkadaşlarına sarılıyordu.

Ben ise sırt çantamın askısını düzelttim.

Kimseye bakmadan binaya girdim.

Müdür yardımcısı beni odasına aldı.

"İdil, sınıfın 11-A."

Başımı salladım.

"Bir sorun olursa rehberlik servisine gelebilirsin."

"Teşekkür ederim."

Koridorda yürürken sınıflardan gelen sesler birbirine karışıyordu.

Kapının önünde durduk.

Müdür yardımcısı kapıyı iki kez tıklattı.

"Buyurun."

Kapı açıldı.

İçeride bir anda sessizlik oluştu.

"Burası 11-A."

Sınıfa girdim.

Yaklaşık otuz çift göz aynı anda bana döndü.

Bu anı hiç sevmezdim.

Öğretmen gülümsedi.

"Arkadaşlar, sınıfınıza yeni bir arkadaşınız katıldı."

Elini bana çevirdi.

"Kendini tanıtabilirsin."

"Ben İdil."

Başka bir şey söylemedim.

Ne hobilerim...

Ne sevdiğim şeyler...

Ne de neden okul değiştirdiğim...

Kimseyi ilgilendirmezdi.

Öğretmen sınıfı süzdü.

"En arka sırada boş yer var."

Sessizce yürümeye başladım.

Tam o sırada sınıfın arkasından bir kahkaha yükseldi.

İstemsizce sesin geldiği tarafa baktım.

Dört beş kişilik bir grup kendi arasında konuşuyordu.

Ortalarında oturan siyah saçlı çocuk ayağını sıraya uzatmış, öğretmeni dinlemek yerine arkadaşlarıyla sohbet ediyordu.

Öğretmen sesini yükseltti.

"Aras!"

Çocuk başını kaldırmadan cevap verdi.

"Efendim hocam."

"Dersi dinle."

"Dinliyorum."

Sınıfta birkaç kişi güldü.

Öğretmen de daha fazla uzatmadı.

Yerime oturdum.

Defterimi çıkarırken önümde oturan kız arkasını döndü.

"Merhaba."

"Merhaba."

"Ben Ece."

"İdil."

"Geldiğine sevindim."

Kibarca gülümsedim.

"Teşekkür ederim."

Zil çalana kadar ders işledik.

Teneffüs olur olmaz sınıf bir anda boşaldı.

Ben çantamdan su şişemi çıkarırken birkaç kız yanıma geldi.

"Kaçıncı okulun?"

"Nereden geldin?"

"Telefon kullanıyor musun?"

Sorular peş peşe geliyordu.

Hepsine kısa cevaplar verdim.

Sonunda koridora çıktım.

Dolabımı bulmaya çalışırken önümden kahkahalar eşliğinde bir grup geçti.

Aynı çocuk...

Aras.

Yanında üç erkek ve iki kız vardı.

Kızlardan biri koluna girmişti.

Diğeri telefonuyla selfie çekiyordu.

Aras ise sanki hiçbir şey umurunda değilmiş gibi gülüyordu.

Yanımdan geçerken omuzlarından biri bana hafifçe çarptı.

Dönüp bakmadı bile.

Ben de yoluma devam ettim.

Dolabımı açıp kitaplarımı yerleştirirken yan taraftan sesler geliyordu.

"Aras, bugün yine kantin mi?"

"Başka ne yapacağız?"

"Yeni kızı gördün mü?"

"Gördüm."

"Eee?"

"Yeni işte."

Sesi umursamazdı.

Sanki konuştuğu kişi ben değilmişim gibi.

Açıkçası...

Bu benim işime gelmişti.

En azından dikkat çekmemiştim.

Dolabımı kapatıp derin bir nefes aldım.

Belki de bu okul düşündüğüm kadar kötü geçmeyecekti.

Ya da...

Henüz kötü kısmı başlamamıştı.
İlk Teneffüs.

Koridor, zil çalar çalmaz kalabalıkla dolmuştu.

Birileri koşuyor, birileri yüksek sesle gülüyor, bazıları da sınıf kapılarının önünde sohbet ediyordu.

Ben ise dolabımı kapatıp etrafa bakındım.

Bu okulun koridorları birbirine benziyordu.

"Umarım kaybolmam."

Tam merdivenlere yönelirken arkamdan bir ses geldi.

"İdil!"

Arkamı döndüm.

Sınıfta önümde oturan kızdı.

Ece.

"Birlikte kantine gelsene."

Bir an düşündüm.

İlk gün olduğu için reddetmek istemedim.

"Olur."

Merdivenlerden inerken Ece neredeyse hiç susmuyordu.

"Bizim sınıf biraz karışıktır."

"Anladım."

"Özellikle erkekler."

Gülümsedim.

"Her okulda var sanırım."

"Yok, bizimkiler biraz farklı."

"Nasıl yani?"

Ece cevap vermeden önce kantine girdik.

Burası daha da kalabalıktı.

Sıraya girdik.

"İki ayran."

dedi Ece.

Ben de küçük bir sandviç aldım.

Kasaya doğru yürürken Ece aniden kolumdan tuttu.

"Dur."

"Neden?"

Başını hafifçe sağ tarafa çevirdi.

"Görüyor musun?"

İstemsizce baktım.

Kantin kapısının önünde yaklaşık altı yedi kişilik bir grup vardı.

Ortalarında...

Sabah öğretmenin adını söylediği çocuk.

Aras.

Bir eli cebindeydi.

Diğer eliyle telefonuna bakıyordu.

Yanındaki kızlardan biri sürekli bir şey anlatıyor, diğeri koluna dokunuyordu.

Aras ise yarım yamalak dinliyordu.

"Eee?"

dedim.

Ece şaşkınlıkla bana baktı.

"Eee mi?"

"Ne olmuş?"

"O Aras."

"Adını biliyorum."

"Okulun en popüler çocuğu."

Sessiz kaldım.

Ece devam etti.

"Bir sürü kız peşinde."

"Beni ilgilendirmiyor."

"İlgilendirmez zaten."

Masaya ilerledik.

Masaların birine oturduk.

Tam sandviçimden bir lokma alacakken kantinin diğer ucundan yüksek bir kahkaha duyuldu.

İstemeden başımı çevirdim.

Aras'ın grubu yine bir şeylere gülüyordu.

Yanlarındaki bir çocuk konuşurken Aras elindeki su şişesini masaya bıraktı.

"İddiaya var mısın?"

diye sordu arkadaşlarından biri.

"Neye?"

"Bugün herhangi bir kızın senden hoşlanmasını sağlayamazsın."

Aras güldü.

"Beş dakika ver."

"Abartma."

"İzle."

Masadaki herkes kahkaha attı.

Ben tekrar önüme döndüm.

"Çok egolu."

dedim.

Ece omuz silkti.

"Alışırsın."

"Alışmak istemiyorum."

Tam o sırada kantin görevlisi yüksek sesle bağırdı.

"Koşmayın çocuklar!"

Koridordan biri hızla içeri girmişti.

Koşarken bana çarptı.

Tepsim dengemi kaybedip yere düştü.

Ayran kapağı açıldı.

Beyaz okul gömleğimin üzerine döküldü.

"Eyvah!"

dedi çocuk.

"Özür dilerim."

"Önemli değil."

diyerek peçete almaya yöneldim.

Tam eğilmişken yan taraftan alaycı bir ses geldi.

"İlk günden rekor."

Başımı kaldırdım.

Aras...

Arkadaşları gülüyordu.

Ben hiçbir şey söylemeden peçeteleri alıp gömleğimi silmeye çalıştım.

"Ece, gidelim."

"Tamam."

Arkamızı dönüp kantinden çıktık.

Koridora vardığımızda Ece iç çekti.

"Boş ver."

"Boş veriyorum zaten."

"Kızmadın mı?"

"Neye?"

"Az önce sana laf attı."

"Daha önemli şeylerle uğraşabilirim."

Gerçekten de öyleydi.

Onun ne düşündüğü umurumda değildi.

En azından...

Şimdilik.
---

Sınıfa döndüğümüzde zilin çalmasına daha iki dakika vardı.

Ece yanıma oturup bana dönerek fısıldadı.

"Sen gerçekten değişiksin."

Kaşlarımı kaldırdım.

"İyi anlamda."

"Neden?"

"Normalde Aras biriyle uğraştığında herkes ya sinirlenir ya da cevap verir."

"Ben ikisini de yapmadım."

"İşte onu diyorum."

Çantamdan tarih defterimi çıkardım.

"O benim zamanımı harcamaya değecek biri değil."

Ece hafifçe güldü.

"İnşallah bunu duymaz."

Tam o sırada sınıfın kapısı sertçe açıldı.

Aras ve arkadaşları kahkahalar atarak içeri girdi.

Öğretmen henüz gelmediği için sınıf tamamen gürültü içindeydi.

Aras en arka sıraya geçti.

Çantasını masaya fırlattı.

Yanındaki çocuk sırıttı.

"Oğlum, yeni kız seni hiç sallamadı."

"Bana ne."

"Normalde sen bırakmazdın."

"Canım istemedi."

Sanki bu konuşma beni ilgilendirmiyormuş gibi kitabımı açtım.

Aslında gerçekten ilgilendirmiyordu.

Bir süre sonra tarih öğretmeni içeri girdi.

"Herkes yerine."

Sınıf sessizleşti.

Öğretmen yoklama alırken bir isimde durdu.

"Aras Demir."

"Buradayım hocam."

"Dün verdiğim ödev?"

"Yapmadım."

"Neden?"

"Canım istemedi."

Sınıfta birkaç kişi güldü.

Öğretmen gözlüğünü çıkarıp masaya bıraktı.

"Bir gün şu 'canım istemedi' cümlen yüzünden başın derde girecek."

Aras sadece omuz silkti.

Hiç umurunda değildi.

Ders başladı.

Ben not alırken arka taraftan sürekli fısıltılar geliyordu.

Öğretmen sonunda sinirlendi.

"Aras!"

"Efendim?"

"Dışarı çık."

"Tamam."

Sandalyesini geriye itip rahat tavırlarla sınıftan çıktı.

Sanki ceza almıyormuş gibiydi.

Ece bana eğildi.

"Her hafta en az iki kez dışarı atılır."

Şaşırmadım.

"Alışmış belli."

"Kesinlikle."

Ders bittiğinde öğretmen de sınıftan çıktı.

Aras birkaç dakika sonra elini cebine sokmuş hâlde geri geldi.

Sınıfa girer girmez arkadaşlarından biri sordu.

"Ne oldu?"

"Hiç."

"Hoca kızdı mı?"

"Her zamanki gibi."

Ardından gözü bir anlığına benim sırama kaydı.

Sadece bir saniye...

Sonra yine arkadaşlarına döndü.

Ben de kitabımı çantama koydum.

Zil yeniden çaldı.

Bu kez beden eğitimi vardı.

Sınıfın büyük kısmı sevinç çığlığı attı.

Ben ise spor salonunun nerede olduğunu bile bilmiyordum.

Çantamı omzuma alıp koridora çıktım.

Tam merdivenlerden inerken arkamdan hızlı adımlar duydum.

Birileri koşuyordu.

Refleksle kenara çekildim.

Aras ve arkadaşları gülerek yanımdan geçti.

İçlerinden biri omzuyla bana çarpmaya çalıştı.

Son anda dengemi korudum.

Aras arkasını bile dönmedi.

Sadece yürümeye devam etti.

Derin bir nefes aldım.

"Demek Ece'nin bahsettiği tip bu."

Kendi kendime başımı iki yana salladım.

Bu çocukla mümkün olduğunca az karşılaşmalıydım.

Çünkü ilk günden bile...

Baş ağrısı olmaya başlamıştı.