6. bölüm · HÜKÜMSÜZ

BÖLÜM 5: KAYIP DOSYA

Ebru Hocaoğlu

O gece uyumadım.

Uyumamak bir tercih değildi artık. Daha çok, bedenimin bana uymayı reddetmesiydi. Gözlerimi kapattığım anda odanın içi değil, St. Jude'un koridorları geliyordu aklıma. Duvarlar. Işıklar. Ve o siluet.
Ama en çok da...

"Bunu görmemeliydin." İnci'nin sesi.

Sanki o cümle sadece bir uyarı değil, bir şeyin başlangıcıydı.
Yatakta doğruldum. Saat yoktu gözümün önünde ama zamanın geçtiğini hissediyordum. Burada zaman bile düzgün akmıyordu. Sanki biri özellikle yavaşlatıyor, bazı anları uzatıyordu.

Defteri açtım. Sembol hâlâ oradaydı. Ama artık bana "şekil" gibi gelmiyordu. Bir işaret değildi bu. Bir izdi. Parmağımı üzerinden geçirdim. Hafif kabarıktı sanki. Mürekkep değil de kazınmış gibi. Kağıdın içine işlemişti. Sonra fark ettim.

Ben bu sembolü artık sadece görmüyordum.
Hatırlıyordum.

Bu düşünce beni rahatsız etti. Çünkü hatırladığım bir şey yoktu. Ama bedenim "tanıyor" gibiydi. Defteri kapattım. Kendime izin vermedim.

Kalkıp üzerimi değiştirdim. Edinburgh'da hava her geçen gün daha çok soğuyordu. Topuklu çizmelerimi ayağıma geçirip odadan çıktım.

Sabah koridorlar her zamankinden daha sessizdi. Ama bu sessizlik artık farklıydı.
Önceki günlerdeki gibi "düzenli" değildi. Daha çok... insanların birbirine bir şey söylememek için bilinçli olarak sustuğu bir sessizlikti.

Bir şey olmuştu. Ve kimse bunun adını koymak istemiyordu.

Yemekhaneye girdiğimde İnci yoktu. Bu da yeni bir şeydi. Çünkü burada bazı insanlar yoksa, bu "tesadüf" olmazdı. Tepsimi alıp oturdum. İlk yudum kahve... tadı yoktu. Tam o sırada kapı açıldı. Ama bu kez herkes dönmedi. Sadece birkaç kişi. Çünkü gelen kişi "görülmesi gereken" biri değildi. Olan biri değildi. Bir görevli elinde gri bir zarf taşıyordu. Bakışları beni buldu. Oturduğum masaya doğru yaklaştı. Banamı geliyordu o. Sağıma soluma baktım ama benden başkası yoktu bu masada.

Görevli zarfı direkt önüme bıraktı.

-"size bırakıldı." Sesi düz, duygusuzdu. Daha kimden geldiğini soramadan arkasını dönüp hızlıca gözden kayboldu.
Zarfın üzerinde hiçbir isim yoktu.
Sadece bir kod.
Ve o kodu gördüğüm an içimde bir şey sıkıştı.
Çünkü o kod...
daha önce görmediğim halde bana tanıdık gelmişti. Neydi bu kod. Neden tanıdık geliyodu. Dosyayı açmadım. Ayağı kalkıp koridora çıktım.
Zarf elimdeydi. Sanki içi kağıt değil de ağırlıktı.
Her adımda daha da ağırlaşıyordu. Asansörün önünde durdum. Kapılar açıldı. İçeride kimse yoktu. İçeri adımımı attığımda tam karşımda tertemiz bi duvarın ortasında bir şey dikkatimi çekti. Asansörünç iç duvarı. Çok ince bir çizik.
Yeni değildi. Ama eski de değildi. Ellerimi çizikte gezdirdim. Bir şey kazınmıştı. Yakından baktım.
Aynı sembol. Bu kez defterdekiyle birebir aynı. Evet oydu. Ama bu defa bir fark vardı. Altında küçük bir tarih vardı.

00.12 Nefesim durdu. Hayır... bu bir saat olamazdı. Bu bir tarih değildi. Bu bir şeyin işaretiydi.

Asansör kapısı kapanmaya başladı. Ama o an içimden gelen hisle hareket etmek istedim. Burda birşeyler dönüyodu ama artık bu durum canımı sıkmaya başlamıştı. O an karar verdim.
Yukarı çıkmadım.

Bu sefer aşşağıya inecektim. Buradaki hastaların veya bilmem gereken şeyler varsa hepsi dosyalarda olmalıydı. Hep en üstlerde gezmiştim birazda aşşağıları dolaşsam birşey olmazdı.

Düğmeye basarak aşşağıya inmeye başladım. Alt katlara indikçe bina değişti. Işıklar azaldı. Sesler kayboldu. Ve en garibi... güvenlik yoktu. Bu, St. Jude'da imkânsızdı.

Kapı açıldı. Boş bir koridordu heryerde kapı vardı ama hepsinin üzerinde ne oldukları yazıyordu. İlerledim aradığım şey bu odalar değildi.

En az 5 dakika yürüdüm. Karşıma çok ileride kuytu bi köşede çelik bir kapı çıktı. Elimdeki zarfı sıkı sıkı tuttum. Bu kapı aralıklıydı. Normalmiydi? Korkmalımıydım?

Sadece bakıcaktım artık elimde birşeyler olmalıydı soru işaretleri kafamı patlatıcaktı artık.

Yavaş yavaş ilerledim elim kapının koluna gitti. Aralıklı olan kapıyı birde ben iterek dahada açtım. İçerisi aşırı boğuktu. Işık çok azdı. Pencerenin kirinden zar zor sızan ışık sayesinde hafif aydınlıktı.

Raflar vardı. Ama kitap rafı gibi değil. Dosya mezarlığı gibiydi. Sanırım aradığım yerdi. Tüm dosyalar etiketliydi. Ama etiketlerin çoğu sökülmüştü. Sanki birileri özellikle silmek istemiş gibi.

Aynı renkteki dosyalara üsten üsten bakıyordum . Ne arıyordum bilmiyorum belkide tanıdık bir isim. Bir an bir çıtırtı hissettim gibi oldu. Hızla arkamı döndüm ama kimse yoktu.

Rafları gezinmeye devam ettim. Bir masa vardı. Masanın üzerine gözüm çarptı ve burdaki dosyalardan farklı kırmızı renkte bir dosya vardı.
Yavaş adımlarla masaya ilerledim. Dosyaya ulaştığımda bakındım. Çok eski bir dosya gibiydi. Dahada yaklaştım üzerinde birşeyler yazıyordu. Üzerinde parmak izleri vardı biri taşıyıp buraya koymuş gibi. Ama bu iz yeni olmuş olmalıydı değil mi? Eski bir dosya olduğu belliydi uzun bir süredir burda olduğuda aşikardı. Ama bu izler bunca zaman durmazdıki. Sanki bilerek bırakılmış gibi.
Elimi uzatarak üzerindeki tozları süpürmeye başladım. Üzerindeki yazılar netleşiyordu.

Yaklaşıp üzerinde yazan yazıyı dikkatle okudum.

GÖKÇE KARAHAN

Bir an... bir an nefes alamadım. Bu... bu mümkün değildi. Bu benim ismimdi. Elim titredi. Bu gördüğüm doğru değildi dimi?

Sakin ol Gökçe bir yola çıktın yenik düşme. Sen hep güçlüydün. Şimdi sırası değil.

Hayır. Bu...Bu mümkün değildi. Bu benim ismimdi. Elimi dosyaya uzattım. Ama dokunamadım. Sanki parmaklarım dosyaya değil de yıllardır kapalı duran bir kapıya değecekti. Kalbim hızlanıyordu.

Burada ne arıyordu benim adıma ait bir dosya?

Ben daha önce St. Jude'a hiç gelmemiştim.
Gelmemiştim değil mi?
Kaşlarımı çattım. Hayır. Gelmemiştim. Hatırlardım. İnsan böyle bir yeri unutamazdı.
Dosyanın kapağını yavaşça kaldırmaya başladım. Tam o sırada...
Arkamdan sakin bir ses geldi.

-"Onu açma."

Elim havada kaldı. Bu ses... Rahatsız edici derecede tanıdıktı. Yavaşça döndüm.
Yaman. Bir rafa yaslanmış bana bakıyordu.
Ne zaman gelmişti bilmiyordum. Adım sesini duymamıştım. Sadece oradaydı. Sanki başından beri oradaymış gibi. Bakışları dosyadaydı.
Yüzünde her zamanki gibi okunması zor bir ifade vardı. Ama bu kez farklı bir şey vardı.
Gerginlik. İlk kez. Gerçek bir gerginlik. Dosyayı daha sıkı tuttum.

-"Bu benim dosyam."

Yaman bana baktı. "Evet."

-"O zaman açacağım."

-"Bugün değil." Ses tonu sakindi. Ama kararlıydı.

-"Neden?" Sessizlik. "Neden Yaman?"

-"Çünkü insan kendisi hakkında her şeyi aynı gecede öğrenirse..." Sustu. Bakışları kısa süreliğine benden uzaklaştı. "...ertesi sabah aynı insan olarak uyanamaz."

Kaşlarımı çattım.

-"Ben çocuk değilim."

-"Biliyorum."

-"O zaman karar verme hakkı bana ait."

Yaman birkaç saniye sustu. Sonra bana doğru yürüdü. Aramızdaki mesafe kısaldı. Ama bu kez beni sıkıştırmıyordu. Sadece önümde durdu.

-"Sen şu an cevap arıyorsun."

-"Çünkü sorularım var."

-"Hayır." Başını hafifçe salladı. "Sen cevap değil, huzur arıyorsun."

Güldüm. Ama sinirli bir gülüştü.

-"Psikolog musun şimdi?"

-"Daha kötüsü."

-"Daha ne olabilir?"

-"Beni tanısan anlardın."

Bir an sustum. Sonra istemsizce sordum.

-"Peki sen beni tanıyor musun?"

Yaman'ın yüzündeki ifade değişmedi.
Ama gözleri... Gözleri bir anlığına yumuşadı.
Sadece bir saniye. Belki daha az. Sonra tekrar eski haline döndü.

-"Bu sorunun cevabını bugün vermeyeceğim."

Öfkelendim. "Herkes aynı şeyi yapıyor."İnci, Tahsin, Sen. Herkes birşey biliyor ve bana söylemiyor. Bu... bu benim hayatım."
Sesim istemeden yükselmişti. Yaman bana baktı.
Uzun süre. Sonra çok alçak sesle konuştu.

-"İşte tam olarak bu yüzden açmamalısın."

Tam dosyayı yeniden açmaya çalışacaktım ki...
Koridor boyunca keskin bir alarm sesi duyuldu.
Kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı.
Kapı açıldı.

İnci içeri girdi. Arkasında iki güvenlik görevlisi vardı. Beni görünce yüzü gerildi.

-"Gökçe. Buraya nasıl girdiniz?"
Dosyayı kaldırdım. "Bu benim dosyam."

İnci dosyaya baktı. Sonra bana. Ve ilk kez yüzündeki profesyonel ifade tamamen kayboldu.
-"Henüz değil."
Donup kaldım.

-"Ne demek henüz değil?"

İnci sustu. Yaman sustu. Oda sustu. Ve o sessizlik... Bana herhangi bir cevaptan daha ağır geldi.

Güvenlik görevlileri dosyayı elimden çekerek aldı. Ben sadece izledim. Çünkü ilk kez gerçekten anladım. Burada saklanan şeyler sadece dosyalar değildi. İnsanlardı. Ve belki...
Ben de onlardan biriydim.

Koridordan çıkarken Yaman yanıma yaklaştı.
Durmadı. Bana bakmadı. Sadece geçerken fısıldadı.
-"Sana söyledim kıvırcık. Burada bazı şeyler bulunmaz."
Bir an durdu.
Sonra devam etti.
"Hatırlatılır."