3. bölüm / 3
Hudutta KalanlarBölüm 3
Bölümler 3Şu an: Bölüm 3
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamlarrr! 💕🤍
Nasılsınız ballarım?😁
inşallah iyisinizdir.🥰
Benimle öğretmen hanımı ve komutan beyi okumak ister misiniz?🤭
Hazırsanız başlayalım....👇
***
Şalımı ve makyajımı yapmışlardı. O kadar acele hazırlanmıştım ki aynaya baktığımda kendimi bile tanıyamıyordum. Masanın üstüne dizilmiş takılar, yarım bırakılmış kahve fincanları, telaşla bir şeyler yetiştirmeye çalışan insanlar… Hepsi birbirine karışıyordu. Odada ağır bir parfüm kokusu vardı. Kadınlar düzeltiyor omzuma yerleştiriyor, “Ne kadar güzel olmuşsun,” diyorlardı. Ben sadece susuyordum. Çünkü güzel görünmenin hiçbir anlamı yoktu benim için. İçimde zerre kadar gelin olma heyecanı taşımıyordum.
Gözüme ilk çarpan gelinliği giymiştim. Ne bedenine tam oturup oturmadığıyla ilgilenmiştim ne de nasıl göründüğüyle. Zaten bu evlilik sahtiydi. İnsan sahte bir hikâye için neden gerçek duygular harcasındı ki?
Kendimi hazır hissettiğim de odadan çıktım. Herkes burdaydı.
Bütün gözler üzerime çevrildiğinde kendimi bir insan gibi değil, sergilenen bir eşya gibi hissettim. Ağır adımlarla yürümeye başladım. Gelinliğin eteği yerde sürünüyordu. Çalan müzik kulağıma uzak geliyordu sanki. Karşıda duran adama baktım. O da en az benim kadar yabancı görünüyordu bu ana. Gülümsüyordu ama gözleri boştu. Çünkü ikimiz de gerçeği biliyorduk.
Bu bir aşk hikâyesi değildi.
Bu, insanların mutlu son sanacağı güzel süslenmiş bir yalandı.
Mehmet ıslık çalmaya başlamıştı.
" Lina kız çok güzel olmuşsun "
Ardından arzu konuştu.
" Gerçekten çok güzel olmuşsun, bu evliliğin gerçek olduğunu düşünsenize "
Ama sahte ya niye böyle diyorsun?
" Ama sahte farkındaysanız, hadi ya gidip şu nikahı hemen kıyalım "
Alp o sırada konuştu.
" Ne meraklıymışsın benle evlenmeye öğretmen hanım "
Yüzümü buruşturarak konuştum.
" Hı hı hıhı senle evlenmeye çok meraklıyım o kadar yakışıklısın ya "
Sözlerimi bitirdikten sonra üstüne baktım. Siyah takım elbise giymişti. Kusursuz görünüyordu; saçları düzgünce taranmış, yüzünde soğuk bir sakinlik vardı. Dışarıdan bakan biri onu sadece şık ve karizmatik bir adam sanardı. Kimse gözlerinin içindeki uzaklığı fark etmezdi.
Kafamdaki ses gülerek konuştu.
Hı hı yakışıklı değil
Adam komutan , boya bak insan bakmak için kafasını kaldırıyo bee!
Dediğimle yutkundum sadece.
Mehmet ardından konuştu.
" Öyle deme Lina kaç tane kız komutanımın peşinden koşmuş`ta o yüz vermemişti "
" Tamam tamam, yaa hadi ben bu üstümdekini çıkartmak istiyorum "
" Neden öyle diyon çok güzel "
Arzuya dönüp sahte bir sinirle konuştum.
" Yaa kendimi biber dolması gibi görüyorum "
Herkes dediğimle kahkaha atmaya başladı.
" Ya ne gülüyosunuz gerçekten öyle "
Babam sessizdi. Çünkü biliyordu. Her lafında onu tersleyecektim.
Aklıma gelenle gözlerim büyüdü.
" Komutan bey?!
" Efendim öğretmen hanım?
" Hocayı ayarladınızmı mı?
" Unutmadım öğretmen hanım unutmadım "
" Aferim "
Kafasını sitemle salladı. Mehmet meraklı meraklı konuştu.
" Bu arada neden birbirinize öğretmen hanım ve komutan bey diye hitap ediyor sunuz?
Aynı anda konuştuk.
" Sanane !
"Sanane!
" Peki hoca efendi ne alaka "
Mehmet`e döndüm. Ellerimi belime yasladım.
" İmam nikahı olmadan kimseyle aynı evde kalmam!
Kafamdaki ses cümlemin devamını getiriyordu. Ama ağzım onu dile getiremiyordu.
Zaten başkalarının günahları sırtımda başka günaha giremem.
Ellerimi birbirine kenetledim. Parmaklarım titriyordu ama bakışlarımı kaçırmadım. İçimde korku vardı, evet. Fakat korkudan daha büyük bir şey vardı: Kendimi kaybetme düşüncesi.
İnsan bazen yanlış bir hayatın içine zorla sürüklenebiliyordu ama en azından kendi sınırlarını korumaya çalışıyordu. Benim tutunduğum son şey de buydu. Eğer onu da kaybedersem geriye benden ne kalacağını bilmiyordum.
Kafamı kaldırıp sonunda konuşa bildim.
“Zaten başkalarının günahları sırtımda,” dedim fısıltıya yakın bir sesle. “Bir de kendi vicdanımı taşıyamam.”
O anda kafamdan vurulur gibi oldum. Çünkü bu kafamdaki illet susmuyordu. Bazen kendimi yere atıp ağlardım bundan dolayı.
Ellerim kulaklarımda, gözlerim sımsıkı kapalı olurdu ama yine de o düşünceler susmazdı.
İnsanlara normal görünmeye çalışıyordum. Gülüyor, konuşuyor, nefes alıyordum. Ama içimde durmadan yankılanan cümleler vardı. Bazıları korkuydu, bazıları öfke… Bazılarıysa unutamadığım şeylerin gölgesi.
Seda kendini asmadı… Öldürüldü.
Bu düşünce zihnime ilk düştüğü günden beri peşimi bırakmamıştı. Ne zaman onun adını duysam içim daralıyor, kalbim hızla çarpmaya başlıyordu. Çünkü herkes olayın kapandığını söylüyordu. Herkes susuyordu. Fazla soru soranlar ya susturuluyor ya da deliymiş gibi gösteriliyordu.
Ya bunu yapan kişi… Annemi öldüren kişi hâlâ dışarıdaysa?
Ya hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyorsa? Sabah kahvesini içip işe gidiyor, akşam sıcak evine dönüyor, rahatça uyuyorsa… Belki mutlu bir yuvası, onu seven insanları bile varsa…
Bu haksızlık değil miydi?
İçimde büyüyen öfke göğsümü sıkıştırdı. Nefes almak zorlaştı. Çünkü bazı insanlar acılarının hesabını bile soramıyordu. Bazıları mezar taşlarına sarılıp sessizce yaşamayı öğrenmek zorunda kalıyordu.
Ben düşüncelere dalmışken biri koluma dokundu. Sarsıldım.
" İyimisin?
" Beni duyuyor musun?
Kafamı kaldırdım. Onun gözleriyle çarpıştı gözlerim.
Alp.
Kendime gelmeye çalışarak konuştum.
" Efendim? İyiyim "
" Hadi gel arabaya geçelim şu nikahı gerçekten hemen halledelim "
" Tamam "
Kolunu uzattı. Koluna girerek kimseyi umursamadım. Güzel bir yer ayarlamışlardı nikah için . Arabaya bindim. İleriyi izliyordum. Bir anda alp üstüme eğildi. Ve kemerimi taktı.
" Ah öğretmen hanım ah seninle işimiz çok "
Geri çekilip kapıyı kapattı. Arabanın etrafından dönüp o da bindi.
Araba çalıştığı gibi arkadaki arabalar korna çalmaya başladı.
Başım ağrıyordu.
Hem de çok.
Çünkü kafamdaki, zihnimdeki sesler susmuyordu.
Soluma döndüğümde alpde bana döndü.
" Senden bir şey isteyebilirmiyim?
Kafasını sallamakla yetindi.
" Arkadakilere söyler misin korna çalmasınlar "
Yeniden kafasını salladı. Ve cebinden telefonunu çıkarttı.
" Mehmet korna çalmayın arkadakilere de söyle "
" Dediğimi yap dedim sanaa!!
Telefonu sinirle kapatıp köşeye indirdi.
" Başın mı ağrıyor?
" Hayır "
Yalan söylüyordum. Çünkü nikahın hemen kıyılmasını ve sonradan evime gitmek istiyordum.
Öf ya!
Evime gitmeyecektim ki!
Burdan sonra hemen alple yaşayacaktım.
Onun evine gidicektim birlikte yaşayacaktık yani.
Şimdiden alışmaya başlasam iyi olucaktı sanırım.
" Geldik hazır mısın?
" Niyeki? Hazırım "
Allah`tan bi nikah kıyıcaktık. İçerde`de alaydan askerler olucaktı.
Arabadan inmeye çalıştım çünkü gelinlikle zor oluyordu. Alp hemen gelip yardım etmek için. O anda arzuda belirdi.
Hı sonunda!
Gelinliğimi biraz kaldırdım ve Alp`in koluna girdim. Yürümeye başladım.
Büyük beyaz kapısı olan bir yerden geçtik.
Ve içeri girdik.
Ohaaaa!!!
Bu neee!!
Bu kadar kişiyi nerden bulmuşlar !!
Alkış sesleri her yeri inletiyordu.
Sahnenin ışıkları gözümü alıyordu. Kalabalığın uğultusu birbirine karışmıştı.
İnsanlar ayağa kalkmış, bağırıyor, alkışlıyorlardı.
Ama ben…
Sadece olduğum yerde durmuştum.
Sanki bütün sesler bir anda boğuklaşmıştı.
Çünkü kafamın içinde hâlâ aynı cümle dönüyordu.
“Benim kimsem yok ki…
Her şeyim toprağın altında.”
Alp bana döndü ve gülümsedi.
Dayanamadım, gözlerimin dolmasına izin verdim.
Bunca zaman güçlü durmaya çalışmıştım.
Kimsenin yanında kırılmamaya, eksik görünmemeye çalışmıştım.
Ama bazı insanlar vardır...
Sadece bir bakışıyla insanın içinde sakladığı her şeyi ortaya çıkarır.
" Kimsesiz değilsin artık ben varım "
Sözleri havada asılı kaldı.
İnanmadım.
İnanmak istemedim.
Çünkü insan bir şeye alışınca…
Kaybetme ihtimali daha çok korkutuyordu.
Başımı iki yana salladım.
Gözlerimi kaçırıp kuru bir kahkaha attım.
“Bunu söylemek kolay,”
" Ama herkes gider ....
Alp bir an sustu.
Sanki vereceği cevabı dikkatle seçiyordu.
Ben devam ettim.
" Sahte her şey.....dedim yavaşça.
”Gülüşler sahte, sözler sahte… insanlar bile sahte.”
Sesim titriyordu ama duramadım.
Bir gün ‘hep yanındayım’ derler…
Sonra arkanı dönersin ve yok olurlar.”
Alp bana baktı.
Öyle acıyarak değil… gerçekten görüyormuş gibi.
" Ben herkes değilim...
Nikah masasını gösterdi.
" Artık müstakbel kocan olucam "
" Niye böyle diyorsun anlamıyorum üç ay, sahte her şey, üç ayın sonunda yollarımız bir daha buluşmamak üzere ayrılacak "
Arkadan birinin konuşmasıyla yürümeye başladık.
" Herkes sizi bekliyor "
Evet bir saattir konuşuyorduk ve herkes bize bakıyordu.
Nikah masasına geçerken alp karizmatik bir şekilde sandalyemi çekti. Ve sandalyesine oturdu.
Yanımda duran birkaç kişi gülümserken ben istemsizce nefesimi tuttum. Alp ise hiçbir şey olmamış gibi kendi sandalyesine geçti ve rahat bir tavırla oturdu. Ama gözleri hâlâ bendeydi.
Nikah memuru konuşmaya başladığında salondaki uğultu kesildi. Herkes susmuştu. O an gerçekten burada olduğumu anladım. Bu bir oyun değildi artık.
Memur belgeleri düzenlerken Alp arkasına yaslandı. Rahattı. Sanki bu anı yüz kere yaşamış gibiydi.
Nikah memuru gözlüğünü düzeltti ve önündeki dosyaya baktı. Kalbimin sesi kulaklarımda yankılanıyordu.
“Şahitler hazırsa nikah işlemine geçebiliriz.”
" Hazırız memur bey "
Alp bakışlarımı yakalayınca kaşını kaldırdı.
“Bayılacaksan önceden haber ver,” dedi hafifçe sırıtıp.
İstemeden gözlerimi devirdim.
" Komik değilsin "
“Bence bayağı komiğim.”
İlk kez dudaklarımın ucunda küçük bir gülümseme oluştu. Alp bunu görünce kısa bir an durdu. Sanki gerçekten gülümsediğimi görmek hoşuna gitmişti.
Memur beyin konuşmasıyla önüme döndüm.
" Ama bir şahit eksik "
" Geldi memur bey "
Kapıya baktığımda sinirli bakışlarla bana bakan aslıyı gördüm. Hızla yürüyüp Ali`nin yanındaki sandalyeye oturdu.
Evet nikah şahitlerimiz Ali ve Aslıydı.
Ali çok ısrar etmişti. Ama aslıdan haberim yoktu. Onunla karşılaşıyorduk. Ama bir türlü fırsat bulmamıştım olayları anlatmaya.
Kesin ona sinirlenmişti.
Derin bir nefes çektim. Karşıda babamın gözleriyle karşılaştım. Gururla bakıyordu. Ama umrumda değil di.
Ona bakınca istemsizce aklıma annem geliyordu.
Kan.....
İp...
Annen ölmediyse kim öldürdü Lina?
Fısıldıyordu kafamın içindekiler.
Yıllarca annenin kendini öldürdüğüne inandın sen.
Annenden o kadar mı nefret ediyorsun?
Hayır!!
yada belki baban yalan söylüyordur.
Belkide vicdan azabı çekme diye yalan söyledi.
Annen kendini astı...
Sus sus! allahın cezası suss!!
" Evet Lina Ecrin Bozkurt tekrar soruyorum kabul ediyor musunuz?
" Öğretmen hanımm!
Bir anda kendime geldim.
" Efendim?
" Alp beyle evlenmeyi kabul ediyormusunuz?
" E - Evet "
Alkışlar havada uçuştu ama ben yine umursamadım.
Sorular zihnimi altüst ediyordu.
" Evet "
Alp`in sesini duymamla ona döndüm. O da bana dönmüştü. Memur bey evlilik cüzdanlığını bana uzattı. Alıp masaya attım.
Bunu yapmamla alp ters ters baktı.
" Demek komutanımızın evliliğini de görücektik "
" Boş boş konuşma lan gören der gerçek "
" Ne fark eder şimşo aynı evde kalıcaklar "
" Eee yani "
" Yanisini bilmezsin sen şimşekcim "
" Konuştu profesör memo "
" Hı hı hı şimdide imam nikahımı kıyıcaz ayy "
" Lan evlenen sen değilsin onlar sen niye böyle heyecenlısın?
" Yaa sana ne be!
" Bu arada batuhan nerede?
Yanımda şimşek`le batuhanın konuşmasına göz devirmiştim.
Gerçekten batuhan nerdeydi?
Benimle evlen üç aylığına eminim ben komutanımdan daha iyi eğlendiririm
Hem komutanımı kimse üç ay çekemez.
Onunla üç aylığına yaşıyacağına benimle yaşa!
Kafamda sözler tekrar etti.
Neden?
Neden bana bu iyiliği yapmak istemişti ki?
Ayakta duran Alp`e döndüm.
" Batuhan nerde?
" Sanane batuhan dan "
" Sana bir soru sordum insan gibi cevap vermek bu kadar mı zor!!
" Evet "
" Komutan bey?!
" Hıı?
" Batuhan nerde dedim "
" Bende sanane dedim "
Arzuyu görünce ona doğru konuştum.
" Arzu batuhan neden yok?
" Bilmiyorum en son sabah gördüm gelicen mi diye sordum hayır dedi "
" Anladım "
" Aradım da açmadı mesaj attı müsait değilim diye "
Kafamı salladım.
Sorucaktım ona da neden diye?
Kimse kimseye boşu boşuna iyilik yapmazdı.
“Ve bazı insanlar, iyiliğin arkasına sakladıkları niyetleri gözleriyle ele verirdi.
İnsan en çok da, suskunluklardan şüphelenirdi.
Çünkü bir insan gerçekten gitmek istemiyorsa, bahane üretmezdi.
Bazen cevaplardan değil, cevapsız kalan şeylerden yorulurdu insan.
***
“İmam nikâhını da kıymıştık.
Şimdi ise birlikte yaşayacağımız eve gidiyorduk.
Acele ediyorduk…
Çünkü o üç ayın bir an önce bitmesini istiyorduk.
Sanki zaman ne kadar hızlı geçerse, yaşadığımız her şey o kadar kolaylaşacaktı.
Oysa insan bazen en çok, yetişmeye çalıştığı hayatın içinde kayboluyordu.
Arabada kısa bir sessizlik vardı.
Camdan dışarı bakarken içimde tarif edemediğim bir his dolaşıyordu.
Ne tam mutluluktu… ne de korku.
Sadece, geri dönüşü olmayan bir yola girdiğimi hissediyordum.
" Annen var mı?
Sessizce fısıldadığımla bana döndüğünü hissetsem de camdan bakmaya devam ettim.
" Var ama yok "
Kısa bir sessizlik oldu.
Bazı insanların yaşayıp yaşamaması hiçbir şeyi değiştirmezdi. Çünkü insanı annesiz bırakan şey ölüm değil, eksiklikti.
" O nasıl oluyo? "
" Annelik sadece doğurmakla olunmuyo yani "
Kaşlarını hafifçe çattı ama bir şey demedi. İnsanlar genelde anlamazdı zaten. Çünkü çoğu kişi bir annenin sadece nefes alıyor olmasını yeterli sanırdı.
Oysa bazı anneler aynı evin içinde bile kilometrelerce uzakta olurdu.
Yavaş ve sakince konuşmaya başladı.
" Bir kadın varmış.
Bir çocuk doğurmuş ama onu istememiş. Daha küçücükken bir yurda bırakıp gitmiş. Çocuk ne annesini hatırlayabilmiş ne de neden bırakıldığını anlayabilmiş.
Günler geçmiş, aylar geçmiş.
Yurttaki diğer çocuklar gibi o da her kapı açıldığında birinin gelip onu seçmesini beklemiş.
Bir gün çocuğu olmayan vicdanlı bir kadın gelmiş yurda.
Küçük çocuğun köşede sessizce oturduğunu görmüş. Diğer çocuklar oyuncaklarla oynarken o sadece insanları izliyormuş.
Kadın diz çöküp ona gülümsemiş.
“Adın ne senin?” diye sormuş.
Çocuk önce cevap vermemiş. Çünkü insanlar gelip gidiyordu. Kimse kalmıyordu.
Ama kadın gitmemiş.
Elini tutmuş. Üşümesin diye montunu düzeltmiş. Karnı acıktığında yemek yedirmiş.
Sonra onu evlat edinmiş.
O günden sonra çocuk ilk kez bir odasının olduğunu öğrenmiş.
Hasta olduğunda başında bekleyen biri olmuş. Bayramlarda yeni kıyafetler alınmış. Düştüğünde kaldırılmış, korktuğunda sarılınmış.
Kadın ona sadece yemek ve ev vermemiş. Bir annenin verebileceği sevgiyi vermiş. "
" Şimdi söyle o çocuğun annesi onu doğuran mı?
yoksa gerçekten onu çocuğu gibi görüp büyüten sevgi veren mi?
Fısıldayarak cevap verdim.
" İkincisi "
Hayat bu kadar mı vicdansız dı?
İnsanı doğuran herkes anne olmazdı…
Ama bir insanı sevip yaralarını saran biri, gerçekten ailesi olabilirdi.
Bir sitenin otoparkına doğru girdik.
Arabayı park edip arabadan indi. Bende çantamı koluma takarak kapıyı açıp indim.
Elinde valizle bagajın kapısını kapattı.
" Hadi gidelim "
Kapıdan içeri girip asansöre bindik. Evi güzel bir yerdeydi. Sitenin alanı çiçeklerle doluydu. Güzel bir havası vardı.
Asansörde on sekizinci kata bastı ve kafasını asansöre yasladı. Bana üstten bakıyordu.
Baktı...
Baktı....
Kendimi bir an kısa zannettim.
Asansör durunca yürümeye başladık.
Valizimi o taşıyordu. Ve durumundan gayet memnundu.
Koridorda yürüdük ve sondaki kapıya doğru dönüp kartı okuttu. Ve kapı açıldı.
" Yeni evine hoşgeldin "
Kapı ağır bir sesle aralanırken içeriden soğuk bir hava yüzüme çarptı. Loş ışıklarla aydınlanan uzun koridor sessizdi; yalnızca ayak sesleri duvarlarda yankılanıyordu.
Kapı yavaşça açılırken içerideki oda ortaya çıktı. Büyük pencerelerden süzülen ay ışığı, modern ama ürkütücü derecede sessiz eve vuruyordu. Her şey kusursuz görünüyordu; fazla kusursuz.
Eve adımımı attığım anda ağır bir sessizlik üzerime çöktü. Kapı arkamdan yavaşça kapanırken çıkan tok ses, içimde garip bir huzursuzluk bıraktı. İçerisi beklediğimden çok daha büyüktü. Tavandan sarkan sarı ışıklar loş bir şekilde yanıyor, uzun gölgeler duvarların üzerine düşüyordu.
Havada eski kitapların, hafif odunsu mobilyaların ve yağmurdan sonra kalan serinliğin kokusu vardı. Ayakkabılarımın zemine değen sesi geniş salonun içinde yankılanıyordu. Sanki ev uzun zamandır sessizce birini bekliyormuş gibiydi.
Gözlerim yavaşça etrafı dolaştı. Koyu renk koltuklar, duvarlara asılmış eski tablolar ve köşede duran büyük piyano… Her şey düzenliydi ama fazla kusursuz görünüyordu. Perdelerin arasından sızan ay ışığı zemine vuruyor, odanın yarısını gümüş gibi aydınlatıyordu.
Önümde duran pembe terliklere baktım. Yumuşak kumaşı ve küçük beyaz detaylarıyla bu kasvetli evin içinde garip şekilde sıcak görünüyordu. Yavaşça eğilip ayakkabılarımı çıkardım. Soğuk zemine değen ayaklarım ürperirken terlikleri ayağıma geçirdim. Beklediğimden daha rahattı; sanki tam numarama göre seçilmiş gibiydi.
Bir an durup etrafa baktım. Bu evdeki her şey fazla düşünülmüş görünüyordu. Koridordaki ışıklar, salondaki düzen, hatta kapının önüne bırakılan bu terlikler bile…
Kaşlarımı hafifçe çattım.
Benim için mi almıştı?
Bu düşünce içimde hem tuhaf bir sıcaklık hem de açıklayamadığım bir tedirginlik bıraktı.
Alp hafifçe başını çevirip bana baktı. Koridorun loş ışığı yüzünün bir kısmını gölgede bırakıyordu. Ardından sakin bir sesle,
“Gel, odanı göstereyim.” dedi.
Kaşlarımı çatıp ona baktım.
" Odam mı?
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Elini cebine koyup birkaç saniye sustu. Sonra yine önceki gibi sırıttı.
" Aynı odada kalmayacağımıza göre "
Sesi sakindi ama söyledikleri kalbimin bir an hızlanmasına yetmişti. Arkasını dönüp merdivenlere doğru yürümeye başladı. Ben de istemsizce onu takip ettim.
Ahşap merdivenler her adımda hafifçe gıcırdıyordu. Üst kata çıktıkça ev daha da sessizleşiyordu. Koridor boyunca uzanan duvar lambaları soluk sarı ışık yayıyor, gölgeler ayaklarımızın peşinden sürükleniyordu.
Koridorun sonunda duran beyaz kapının önünde durdu. Elini kapı koluna koyup bana kısa bir bakış attı. Sonra kapıyı yavaşça açtı.
İçerisi beklediğimden çok farklıydı. Oda genişti; büyük pencerenin önünde ince tüller dalgalanıyor, ay ışığı açık renk duvarlara vuruyordu. Köşede kitaplarla dolu bir raf, yatağın üzerinde yumuşak battaniyeler ve küçük bir abajurun yaydığı sıcak ışık vardı.
Bu evin geri kalanındaki soğuk havanın aksine oda garip şekilde huzurlu hissettiriyordu.
Bir adım içeri girdim. Parmaklarım yatağın kenarına dokundu. Her şey yeni görünüyordu. Hazırlanmış gibi… benim için hazırlanmış gibi.
" Önceden mi hazırdı bu oda?
" Hayır senin için hazırlattım "
Arkamı dönüp gülümsedim.
" Teşekkür ederim komutan bey "
" Rica ederim öğretmen hanım "
" Benim biraz işimiz var gitmem lazım evi artık tepe tepe kullan ben yokken "
Kafamı salladım.
" Hem ben gelene kadar yerleşmiş olursun biraz rahat hissedersin ben yokken "
Yine kafamı sallamakla yetindim.
Kafasını sallayarak arkasını dönüp odadan çıktı.
Rahat bir nefes aldım.
Yeni evim burasıydı....
Artık burda yaşayacaktım...
***
Şalımı başımdan çıkartmıştım. Eşofman ve kısa bir üstle geziniyorum.
Evdede böyleydim. Saçım belimden aşağı savrulmuştu. Uzun bir saça sahiptim. Saçımı açmamın sebebi alple evliydim.
Saçımı görmesinde sorun yoktu.Hem imam nikahıda kıymıştık. Telefonumun çalmasıyla sehpanın üstündeki telefonu alıp koltuğa oturdum.
" Efendim aslı?
" Ya sen evleniyorsun tamam niye söylemiyorsun ya, o kadar mı değersizim gözünde o kadarda mı hatrım yok!
Sanırım herşeyi anlatmışlardı.
" Aslı bi dinler misin?
" Arasaydın anlatsaydın dinlerdim lina!
" Bak şimdi anlatıyorum dinle "
Sustu.
" Aceleden evlendik zaten aslı zaman mı oldu sana söyleyeyim. Daha bir hafatadır falan düşünüyordum kafamın içine ettim "
" Acaba o adamla nasıl yaşıyacağım soğuk gözlerle bakıyo ruhsuz gibi tamam bende mutlu biri değilim ama onun gibi değilim ben, o sanki hayatta değil gibi herkesin lafına sertçe cevap veriyor gaddar biri "
" Bana yumuşak davranıyo çünkü acıyo farkındayım ve iki güne eminim eski haline dönecek "
" O gaddar haline dönecek yine kesin ruhsuz ruhsuz dolaşıcak "
Ayağa kalktım.
" Neden bu kadar gadd-
Arkamı dönmemle Alp`i karşımda gördüm. Kelime ağzımda kaldı.
Yutkundum.
Hepsini duymuştu. Aslı telefonda konuşuyordu ama duymuyordum.
Ben ne yaptım?!
Ne zaman yanıma gelmişti fark etmemiştim bile. Aramızda sadece birkaç adım vardı.
Yüzü yine o tanıdık ifadeye bürünmüştü. Soğuk. Sert. Okunmayan.
Alp bir adım daha yaklaştı
"Devam etsene! "
" Ben-
" Sen ne! ?
Sustum.
“Senin ne düşündüğünü anlamak imkânsız,” dedim sonunda. “Bir dakika normal davranıyorsun, sonra yine buz gibi oluyorsun"
Çenesi hafifçe sıkıldı.
“Normal davranmayı unuttum belki.”
Başını eğip birkaç saniye sustu. Sonra tekrar bana baktı.
Alp gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Sonra koca cüssesiyle arkasını döndü. Arkasından bağırdım.
" Nereye!?
" Seni hiç ilgilendirmez! Git uyu!
Kafamdaki sesler fısıldıyordu.
Bi onu kırmadığın kalmıştı onu da kırdın!
Onun kalbi varmı ki?
Sadece senin kalbin yok! O da insan!
Herşeyi berbat ettin herşeyi duydu!
Biri sana bunları deseydi peki?
Elimi sinirle saçımdan geçirdim. Telefonu kapatıp koltuğun üstüne fırlattım.
" Of ya "
Boğazım düğümlendi.
Her şeyi mahvettim.
Tamam, soğuk biriydi… ama en azından benim için yumuşak davranmaya çalışmıştı.
Ben ise sürekli onu itmiş, yaralarını kurcalamıştım.
***
Mutfakta sessizce dolaşıyordum.
Tavada yumurta pişerken çıkan hafif ses dışında ev tamamen sessizdi.
Kahvaltı hazırlıyordum.
Kalbini kırmıştım… şimdi de toplamaya çalışıyordum.
Tezgâhın üzerine ikinci tabağı koyarken içim gerildi.
Ya gelmezse?
Ya yine o soğuk hâline döndüyse?
Derin bir nefes alıp çayı doldurdum.
Tam o sırada koridordan ayak sesleri geldi.
Başımı kaldırdım.
Alp kapının önünde durmuş bana bakıyordu. Siyah tişörtünün kolları sıvanmıştı. Saçları dağınıktı, belli ki yeni uyanmıştı.
Bakışları masaya kaydı.
Sonra tekrar bana.
Gülümseyerek baktım.Gözlerim istemsizce kaslarına kaydı.
Kumaş hareket ettikçe kasları belirginleşiyordu. Yüzümün kızarmaya başladığını hissedince hemen gözlerimi gözleriyle buluşturdum.
" Hadi gelsene "
" Kahvaltı yapmayacağım"
Sesi yine sakindi ama bu kez daha mesafeliydi.
" Bir lokma bile yemeyecek misin?
" İşim var "
Arkasını dönüp yürümeye başladı.
Kaşlarımı çatıp ona baktım. Yine kapanıyordu. Yine o duvarlarını örüyordu.
İçimdeki huzursuzluk büyüdü.
" Komutan bey!
Bu sefer tamamen bana döndü.
" Hııı?
Tam o sırada sandalye ye oturmuştum.
“Dün söylediklerim için gerçekten üzgünüm.”
Bakışları yüzümde dolaştı. Uzun süre hiçbir şey demedi.
Sonra yavaşça masaya yaklaştı.
Kalbim hızlandı.
Bir eli masanın kenarına yaslandı. Bana düşündüğümden çok daha yakın durmuştu.
“İnsanların üzgün numarası yapmasına alışığım,” dedi düşük sesle.
Canım acıdı.
" Numara yapmıyorum "
Gözlerimin içine baktı. Sanki yalan arıyordu.
Sonra bakışları yavaşça yüzümde durdu. Kızarmış olduğumu fark etmişti belli ki.
" Bari kahvaltı yap bak senin için hazırladım "
Kaşlarından birini kaldırdı.
" Barışma kahvaltısı gibi düşünebilirsin"
" Cık "
Ne uzatıyon be adam!
" Komutan bey!
" Hımmm?
" Lütfen "
Tek eliyle sandalyesini çekip oturdu. İkna etmemle yüzümde tebessüm oluştu. Kafasını kaldırınca gözleri tebessüm de gezdi.
Sonra geri kafasını eğip kahvaltı yapmaya başladı.
Çok hızlı giyiyordu mübarek!
Oha gören der günlerdir aç!
" Şey bir şey sorabilir miyim?
" Ne?
" Günlerdir açmısın?
" Yooo "
" Hııı anladım "
Beni umursamadan hızlı ve büyük lokmalarla kahvaltısına devam etti.
" Bugün dersim var ama erken gelicem eve "
Devam etti yemeye.
" Öğrencilerim çoook tatlı ve onları çook seviyorum "
" Bunları bana neden anlatıyorsun?
" Konuşman için "
Çayını önüne bıraktım. Şekeride uzattım ama şekeri uzağa koydu.
Sanırım şeker kullanmıyordu.
Hareketi bile düzenliydi. Kontrollü. Sanki hayatındaki hiçbir şeye fazladan yer bırakmıyordu.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra çayı eline aldı.
“Ben konuşabiliyorum.”
“Tek kelimelik cevaplar vermek konuşmak sayılmıyor.”
Bakışlarını bana kaldırdı.
Samimiler.” dedim omuz silkerek. “Ne hissediyorlarsa direkt söylüyorlar. Rol yapmıyorlar.”
Bu sözümden sonra Alp sustu.
Parmakları bardağın etrafında hafifçe sıkıldı.
Yanlış bir şeye mi dokundum diye düşünürken düşük sesle konuştu.
“İnsan büyüdükçe rol yapmayı öğreniyor.”
Ona baktım.
Yüzü yine sakindi ama gözleri uzaklaşmıştı sanki.
“Sen de mi öyle yapıyorsun?” diye sordum yavaşça.
Bakışları tekrar bana döndü.
Uzun birkaç saniye boyunca konuşmadı.
Sonra:
“Yapmasaydım hayatta kalamazdım.” dedi.
Bu adam bazen öyle cümleler kuruyordu ki…
sanki geçmişinin yarısı karanlıkta kalmış gibiydi.
" Beni bugün alaya götürür müsün?
" Neden?
" Babamla konuşmam gerek "
Kafasını sallamakla yetindi. Çayı kafasına dikip kalktı.
Hala kırgındı farkındaydım.
ama beni biraz olsa da dinlemişti.
Babamla konuşmam gereken konu vardı o da annemdi.
bazen insan en yakınlarına anlatırken daha çok zorlanıyor. Yanlış anlaşılmaktan, sesinin yükselmesinden ya da konunun kapanıp gitmesinden korkuyor.
Ama yine de konuşmak istedim. Çünkü içimde tuttukça daha ağır geliyordu. Babam beni tamamen anlamasa bile, en azından susturmadan dinlemişti belki...
***
Dersim bitmişti. Öğrencilerimle konuştuktan sonra onları geride bırakarak bahçeye doğru yürümeye başladım.
İleriye baktığımda tanıdık yüzle karşılaşınca yerimde kaldım.
Alp gelmişti...
Gözlerini bana dikmiş uzaktan beni izliyordu. Altında siyah bir pantolon vardı. Üstünde ise lacivert renginde bir tişört vardı.
Saçları karışıktı. Bazı saç telleri alnına düşmüştü.
Gayet iyi duruyordu...
Bakışları hala laflarımı unutmamış dedirtiyordu. Ona doğru yürümeye başladım. Karşısına geçip durdum.
Bakmakla yetindi. Yine konuşmadı. Arabaya doğru yürümeye başlamasıyla konuştum.
" Böyle devam mı ediceksin !?
Arkasına bakıp önüne döndü.
" Sana diyorum duymuyor musun !?
" Duyuyorum "
" O zaman ne diye cevap vermiyorsun be adam !!
" Cevap vermek istemiyorumdur "
" Niye ?
Sonunda fısıldamıştım.
Yanıma geldi. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Bir an nefes alamadım.
" Neden konuşmamı istiyorsun
"Be-
" Sen değilmiydin soğuk , ruhsuz gibi dolaşıyor , gaddar biri hı ? Sen demiyor muydun ?
" Evet "
" Şimdi ben sana soruyorum neden seninle konuşmamı istiyorsun o zaman ?
Bir an düsündüm neden benimle konuşmasını istiyorum.Çünkü cevabı ilk defa gerçekten hissetmiştim.
İçimden geçen şey korkutucuydu aslında.
Çünkü onun yanında huzurlu da hissediyordum, tedirgin de.
Bir an düşündüm.
Aslında cevabı bilmiyordum… ya da kendime söylemek istemiyordum.
Çünkü onun yanında huzurlu da hissediyordum, tedirgin de.
" Belki " dedim yavaşça,
“herkes senden kaçarken senin gerçekten nasıl biri olduğunu merak ettiğim içindir.”
Sessizce bana baktı.
“Ya da…” diye devam ettim,
“o kadar soğuk görünmene rağmen bazen gözlerinde biri kalsın istiyormuşsun gibi bir şey görüyorum.”
Yüzündeki ifade bir an değişti ama hemen toparladı.
“Saçmalıyorsun.”
“Hep öyle diyorsun,” dedim hafifçe gülümseyerek.Yüzümü inceledi gözleri.
" Yeşil gözlerine baktıkça ....dedi alçak bir sesle,
" İnsanın aklında bütün düşünceler birbirine giriyor "
Ne diyeceğimi bilemedim.
Kalbim sanki bir anda hızlandı.
Bakışlarını kaçırmadan devam etti:
“Bir insan hem bu kadar sakin… hem de bu kadar karmaşık bakamaz.”
Boğazım düğümlendi biraz.
“Senin soğuk olduğunu sanıyordum,” dedim fısıltıyla.
Hafifçe gülümsedi.
"Belki sadece doğru kişiye nasıl davranacağımı bilmiyorumdur.”
" Ben doğru kişimiyim ? anlamadım "
Sesini çıkartmadı arkasını dönüp seslendi.
" Hadi karıcım hadi arabaya bin , bu kadar konuşma yeterli sanırım sana "
Karıcım mı ?
Elimi kalbime koyucaktım ki onun görmesinden korkarak hemen geri çektim.
Bu şaşkın kalbim neden bu kadar hızlı atıyordu ?
Sanki o kelime havada asılı kalmıştı.
Şaka gibi söylemişti belki… ama kalbim bunu ciddiye almıştı.Yanında her durduğumda içimde tuhaf bir telaş büyüyordu.
O ise gözlerini üzerimden ayırmadan hafifçe sırttı.
" Bu kadar şaşıracağına göre " dedi,
“demek ki o kadar da rahatsız olmamışsın.”
Arabaya binerken ikimizde sustuk.İstemsizce düşündüm.
Neden rahatsız olmuyordum ?
Normalde biri bana böyle konuşsa hemen terslerdim.
Ama onda farklı bir şey vardı.
Belki sesindeki o sakinlik…
belki bana bakarken gözlerinde oluşan o yumuşak ifade…
Ya da ilk defa biri, beni gerçekten dikkatle dinliyormuş gibi hissettirmişti.
Camdan dışarı bakmaya çalıştım ama aklım hâlâ onun söylediği kelimedeydi.
“Karıcım…”
Kalbim yine hızlandı.
Tam o sırada direksiyondaki eli hafifçe hareket etti.
" Çok düşünüyorsun "
Sessizce dudaklarımı birbirine bastırdım.
" Sen de çok garip konuşuyorsun " diye mırıldandım.
Bu kez hafifçe güldü.
“Yine de sus demiyorsun.”
" Dememi mi istersin ?
" Niy-
" Sus !
Konuşmamla kahkaha attı.
" Susarmısın komutan bey kahkaha da atmak yasak sana "
Neyi oluyordum ki yasaklıyordum.
Kafamdaki ses fısıldadı ;
Karısı oluyorsun.
Kahkaha atınca gülümsemesini görüyordum. Ve gülümsemesi çok güzeldi.
Konuşmamın bitiminde dönüp bana baktı.
" Konuşmakta yasak mı karıcım?
Sus be adam!
Sahte olmasına rağmen kalbimin atış hızını durduramıyordum.
Bilerek yapıyordu sanki.
" Konuşmakta yasak sana!
" Tamam susuyorum "
Bu adam mehmet`ler konuştuğu zaman konuşmayacakmıydı.
Elini ağzına götürüp susuyorum işareti yaptı.
Rezil olacağız ama neyse
Arabanın alaya yaklaştığını görünce kolumdan aşağı inmiş çantayı omzuma doğru ittim.
Arabanın alaya yaklaştığını görünce kolumdan aşağı inmiş çantayı omzuma doğru ittim.
Araba durunca kapıyı açıp indik. Alp de yanımdaydı. Birkaç kişi bizi görünce dönüp baktı.
Alp`e göz ucuyla baktım.
Ben gülmemek için başımı öne eğdim.
Alp derin bir nefes aldı, ağzını açtı, sonra sözünü hatırlayıp tekrar kapattı.
İşte o an gerçekten rezil olacağımızı düşündüm. Çünkü herkesin gözü artık bizim üzerimizdeydi.
Mehmet kapıdan çıkıp el sallayarak bize doğru gelmeye başladı. Onu görür görmez içimdeki huzursuzluk biraz daha arttı. Çünkü Mehmet`in olduğu yerde sessizlik uzun sürmezdi.
" Hoş geldiniiiiiz " diye seslendi uzaktan.
Alp refleks olarak ağzını açtı ama hemen kendini durdurdu. Kollarını iki yana açıp çaresizce omuz silkti.
Mehmet yanımıza geldiğinde kaşlarını çattı.
" Komutanım?
Onun yerine ben cevap verdim.
" Ne var?
" Kız komutanım dedim sen mi komutanım olmaya karar verdin ?
Omuz silkmekle yetindim alp önümüzden yürümeye başladı.
Mehmet bir şeyleri anlamış gibi peşinden yürüyerek konuşturmaya çalışıyordu.
" Nasılsınız komutanım?
" Bugün çok yakışıklı görünüyorsunuz zaten her zaman yakışıklısınız da "
" Iııııı komutanım bugün günlerden ne biliyormusunuz?
Sıra bendeydi.
" Mehmet kocamı rahat bırakıcak mısın artık!!
Kocam!
Alp yürümeyi kesti. Sırtını tek görüyordum. Mehmet`in yüzündeki sırıtış dondu.
" Ne dedin kız sen öyle "
Alp yürümeyi kesti.
Sırtını tek görüyordum.
Bir an için zaman durmuş gibi hissettim. Az önce söylediklerim kulaklarımda tekrar yankılandı. Keşke geri alabilsem diye düşündüm ama artık çok geçti.
Kimse konuşmuyordu.
Alp yavaşça başını eğdi. Omuzlarının hafifçe gerildiğini fark ettim.
Bu tek kelime nedense beni daha da utandırdı.
Çünkü sanki herkes benim bir sonraki cümlemi bekliyordu. Alp de öyle. Ben ise ne diyeceğimi hiç bilmiyordum.
Gülümsediğini hissedebiliyorum.
Hep o mu yapıcaktı?!
Yeniden yürümeye başlamasıyla vende yürüdüm ama mehmet rahat bırakmıyordu.
" Kocacı mı oldun sen!
" Mehmet sus!
O sırada asansöre biliyorduk alp bana döndü arkasına yaslandı. Yüzüne bakmıyordum.
O ise inatla bana bakıyordu.
" Heyt be bu günleride mi görücektik "
" Kocası Alp komutanım olan Lina hanım ne demek istersiniz?
" İlk gününüz nasıl geçti?
" Sanane mehmet sanane!
ilk günü hatırlayınca kafamı kaldırdım. Alp`in gözlerinde hiç bir duygu yoktu.
" Artık Lina Ecrin Yalaz oldun demek "
Lina Ecrin Yalaz !
Kendi ismimi ondan duymak tuhaf geldi.
Sanki ilk kez duyuyormuşum gibi.
Etraftaki uğultu yavaş yavaş kesildi. Mehmet`in yüzündeki alaycı ifade de kaybolmuştu. Herkes bir şeylerin değiştiğini hissetmiş gibiydi.
Ben ise sadece Alp`e bakıyordum.
O da bana.
Kafamdaki ses konuştu.
Bozkurt değil artık soyismin!
YALAZ
Yalaz alev, ateşin yükselen parlak dili, alev parçası anlamına geliyordu.
" Alev parçası gibisin zaten soyadı uymuş "
Alp`in bana bakarak söylediğiyle sesimi çıkartmadım.
Sanki bir şeyler imâ ediyordu.
Asansörden çıkmış babamın odası olduğunu düşündüğüm odaya doğru yürüyorduk.
Korkuyordum....
Neyden mi?
Alacağım cevaplardan.
Koridor bana olduğundan daha uzun görünüyordu. Attığım her adım içimdeki düğümü biraz daha sıkıyordu.
Ya düşündüğüm şeyler doğruysa?
Ya yıllardır cevabını aradığım soruların hepsi bu kapının ardındaysa?
Yanımda yürüyen Alp hiçbir şey söylemiyordu. Belki de yüzümden ne kadar gergin olduğumu anlamıştı.
Kapıya birkaç adım kalmıştı.
Kalbim öyle hızlı atıyordu ki, sanki koridordaki herkes duyabilirdi.
Bir an durdum.
Elim kapının koluna uzanacak gibi oldu ama havada asılı kaldı.
Ya içeri girdikten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmazsa?
Ya duyacaklarım, bugüne kadar inandığım her şeyi değiştirirse?
Boğazım düğümlendi.
Derin bir nefes almaya çalıştım ama ciğerlerime yeterince hava dolmuyordu.
***
Evvvvvettttt nasıldı bölüm?
Beğendiniz mi?
Evlilik? 😉
Peki "Karıcım" ve "Kocacım " 🤭
Mehmet?
Yine boş konuştu demi? 🤣😂
Oy ve yorum atmayı unutmayınnn! 🧐
Diğer bölümlerde görüşmek üzere :)
Öptüm 💋💋
Bölüm etkileşimi
