Hudutta Kalanlar kitap kapağı

2. bölüm / 3

Hudutta Kalanlar

Bölüm 2

Vaveyla Yazarı: Nazenin Bardak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: Bölüm 2

Selamlarr! !

Nasılsınız ballarım?

Hayat nasıl geçiyor?

İyi geçmesini umuyorum. 😁

Benimle başka bir evrene geçmeye hazırmısınız?

Hazırsanız başlayalım....

---

Lina Ecrin Bozkurt

Yaptıkları düşündürtücüydü. Kim daha yeni tanıdığı bir kızla bu kadar ilgilenmek isterdi ki?

Üstelik onun gibi soğuk, insanları kendinden uzak tutan biriyle…

Bazen bakışları hiçbir şey hissetmiyormuş gibiydi ama davranışları tam tersini söylüyordu. Bu çelişki, kafamın içinde durmadan büyüyen bir soru gibiydi.

Sorunla duraksadı bakmakla yetindi. Elini ensesine atıp kaşıdı.Susmasıyla yeniden konuştum.

" Evet alp neden yapıyorsun? Daha yeni tanıştığın kızla neden ilgilenmek istiyorsun? Yada neden yardım ediyorsun?!

Kafasını kaldırıp gözlerime dik dik baktı. Sanki söylemek istediği onlarca şey vardı ama kelimeleri seçmeye çalışıyordu.Yüzündeki soğuk ifade bile yorgun görünüyordu. Birkaç saniye sustu. Sonra derin bir nefes verdi.

Ne diyecekse sustu. Sanki içindekini söylerse zayıf görünecek gibi bakıp konuştu.

" Sebebi yok iyi değilsin ve komutanımın emanetisin bana "

Soğuk buz gibi konuşmasıyla sustum. Devam ettti.

" Hadi kalk biraz yürüyeceğiz nefes al rahatlar için "

Yataktan aşağı ayağımı uzatmışken kurduğu cümlesiyle yerimde durdum.

" Benim içim sanırım hiç rahatlamıyacak "

Kahkaha atarak söylediğim cümleye karşı sadece bakmakla yetindi.

Ayaklarım uyuşmuştu farkındaydım. Yatağa ellerimi yaslayarak ayağa kalktım. Bir anda ayağım tutmayınca yere düşüyordum.

Ne zaman geldiğini, yaklaştığını görmeden belimden tutarak düşmemi engelledi. Ellerim korkuyla kollarına sıkıca tutunmuştu. Yüzüne baktığımda yüzünün fazla yakın olduğunu farkedince utandım. Utanmakla yüzüm yanmaya başladı.

" Dikkat et öğretmen hanım "

Kaşlarım bir anda çatıldı.

Öğretmen olduğumu nerden biliyordu?

Hemen ellerimi kolundan çekip, belindeki elinide çekerek belimi bırakmasını sağladım. Ama düşmeyeyim diye yatağın ucuna bir elimi yasladım.

" Sen nerden biliyorsun öğretmen olduğumu?

" Bilgimin kaynağını öğrenip ne yapıcan?

Kolunu uzattı koluna girmem için.

" Koluma gir yoksa bir daha düşmek istemezsin sanırım "

Bir koluna bir ona baktım.

" Hayır girmeyeceğim, gireyim de insanlar yalnış mı anlasın?

" Hangi insanlar yalnış anlayacakmış?

" Herkes sonra dedikodumu çıksın hakkımda bilerek mi yapıyon?

Gülerek kafasını salladı.

" Pardon sinirlerim bozuldu da "

Daha da gülmeye başlamasıyla sinirle konuştum.

" Neye gülüyorsun tam olarak gülecek bir şey varsa söyle bende güleyim "

" Neden bilerek dedikodunu falan çıkartmaya çalışayım "

" Belki de intikam almak içindir komutan bey "

Yüzünü yüzüme yaklaştırarak fısıldadı.

" Ne intikamı?

" Seni rezil ettim ya onca askerin yanında hatta, hatta komutanının önünde belkide ondandır "

Utandığımı göstermemek için gözümü kaçırmamaya dikkat ettim. Gülerek parmağını önce kendisine doğrulttu sonra bana doğrulttu.

" Sen beni rezil ettin sen? , hahhah Güleyim de boşa gitmesin "

Bende onun gülme taklidini yapar gibi yapıp fısıldayarak konuştum.

" Hıhıhıhı gül gül sen daha çok gülersin yoksa, yediremedin mi kendine?

" Neyi tam olarak?

" Rezil oluşunu, herkes gördü yüzün kıpkırmızı oldu aynı domates gibi hahaha sonrada dönüp gittin "

Kolunu yeniden uzatarak konuştu.

" Hadi çıkalım da bunları dışardada konuşabiliriz "

" Ya ben niye senin koluna giriyorum "

" Yere düşüp canını ağrıtma diye "

" Gir - me - ye - ce - ğim!

" Küçük çocuk gibi inatmı yapıcan Lina hadi "

" Evett!

" Kimin söylediğini söylerim, öğretmen olduğunu kimden öğrendiğimi?

Aslında onu sinir etmek için zaten inat yapıyordum.

" Tamam "

Kolumu kolundan geçirerek sanki bütün ağırlığımı ona verdim.

Keşke sırtımdaki yükleride başkalarınına yükleyebilseydim diye düşündüm.

Ama bu imkansızdı.

Yavaşça odadan çıkarken konuştum.

" Benimi araştırdın yoksa?

" Seni neden araştırayım ki "

" Bilmem "

" Senin hayatını merak eden biri değilim "

Cümlesiyle yutkundum. O sırada askerlerin önünden geçmiş koridorda asansöre doğru yürüyorduk.

" Zaten merak etmeni de istemezdim "

" Neden?

İçimden bir ses fısıldadı ;

" Çünkü yaralarını, acılarını başkalarına gösterecek kadar güvenmiyorsun ve korkuyorsun senin zayıf tarafını görmelerinden korkuyorsun. "

Diğer tarafım bu sefer fısıldadı ;

Neden korkmasın ki? Her insan başkalarının yaralarını görmesinden korkar!

Kafamda yine sesler çakışıyordu.

"Her insan değil korkak insanlar korkar yaralarının görülmesinden "

Kafamdaki sesleri umursamamaya çalışırken sesler daha da artıyordu.

" Neden merak etmeni isteyeyim?

" Bilmem "

Sorularıma beni taklit ederek cevap veriyordu. Asansör kapısı açıldı ve çıkış kapısına doğru yürüdük.

" Kim söyledi?

Neyi sorduğumu anladı.

" Ali'yi aslıyla beraber yolladım onu eve bırakması için orda öğrenmiş -

Cümlesini keserek devam ettim.

" Onunda ağzında bakla ıslanmamış diğerlerine yetiştirmiş "

Onaylar gözlerle baktı.

" Hızlı tanıyorsun bizimkileri "

" Açık sözlü konuştular diyelim komutan bey ,sadece bu "

Dışarı çıkmamızla yüzüme rüzgarın şiddeti çarptı. Şimdi rahat nefes alabiliyordum. Kolum hala kolundaydı. Ve halimiz çok farklıydı dışardan.

Daha kaç saat önce birbirimize sövüyorduk ki ?

Aslında merak ettiriyordu?

Kimdi, kardeşi var mı?

Annesi babası?

" Gel şu taraftaki banka oturalım "

Gösterdiği bankın tarafı kalabalıktı. Çocuklar etrafta koşuşturuyordu.

Ve ben kalabalıktan hoşlanmazdım.

" Kalabalık orası "

" Ne var bunda "

" Ben kalabalıktan nefret ederim "

" Neden kalabalıktan nefret ettiğini biliyor musun ?

" Nedenmiş her şeyi bilen profesör alp "

Esprime gülmekle yetindi.

Yine aynısını yaptı. Yüzünü yüzüme yaklaştırıp fısıldadı.

" Çünkü yalnızlığa alışıksın "

Yutkunmakla yetindim.

Canımı acıtmaya mı çalışıyordu?

" Tamam o zaman gidelim "

Yönümüzü değiştirip bankın tarafına yürüdük. Sonra yavaşca banka oturdum ve kolumu kendime çektim. Oda ayaklarını ileriye uzatıp rahat bir pozisyona geçti.

Zaten ayağı ne kadar uzunsa?

Zürafa ayakları gibi maşallah!

" Benim bir şeyim yok ben bu akşam eve döneyim "

" Aynen o yüzden kantinde lüp diye düşüp bayıldın "

" Lüp diye mi?

Gülümseyerek sorduğum soru karşısında gözleri gülümsememe kaydı. Sonra gözlerimizi buluşturdu.

" Hep böyle gülümse gülümsemek sana yakışıyor, gözlerinin içi parlıyor gülünce"

Gözlerimin içine bakarak kurduğu cümle karşısında ne yapacağımı bilemeyip etrafa bakmaya başladım. O da ne dediğini anlamış gibi öksürdü. Dalga geçer gibi bi tonla ona dönüp konuştum.

" Sizin ağzınız böyle cümleler kuruyo mu ya komutan bey "

" Kuruyormuş bende yeni öğrendim "

Karşıdaki çocuklara baktım. Ellerindeki oyuncaklarla oynayıp etrafa gülücükler saçıyorlardı.

" Çocukluğun nasıl geçti?

" Diğer çocukların ki gibi değil "

Benimkide kötü geçti demeye çalışıyordu. Diğer çocukların ki gibi değil derken sesi duygusuzdu.

" Nasıl?

" Seninle burda çocukluğumu konuşmayacağım "

Diğer tarafa bakarak söylediğiyle kaldı.

" Neden?

Sustu.

" Seninde zaafın çocukluğun "

Yine sustu.

" Çocukluğunu yaşadıklarını anlatmaktan korkuyorsun Çünkü bazı anılar sadece geçmişte kalmıyor. "

" İnsanın içine yerleşiyor, sesine, bakışına, susuşuna karışıyor."

" Ve bazen anlatmak, yeniden yaşamaya benziyor "

"Sende de öyle yaşadıkların bakışlarına, sesine, susuşunu yansımış "

Bir anda bana döndü. Sadece baktı.

" Ama bakışlarının altında o çaresiz çocuk yatıyor , ben görüyorum sen sadece güçlü görünmeye çalışıyorsun ama...

Elimi kaldırıp başparmağımı kalbinin hizasına getirdim.

" O güçsüz çocuk burda saklı "

Fısıldayarak söylediğimle elimi tutup kucağıma bıraktı.

" Sen hiç bir şey görmüyorsun, dediğinin hepsi de saçmalıktan ibaret ! "

" Anlat o zaman herkesin bir acısı vardır, acısız kul olmaz "

" Sana acım falan yok dedim ! "

" Var! olmasa böyle çıkışmazdın "

" Çıkıştığım falan yok dediklerin saçmalık !

" Bak çıkışıyorsun!

" Çıkıştığım falan yok diyorum sana "

" Yapıyorsuun !"

" Yapmıyoruum!!

Ben bağırıyordum o bağırıyordu. Saçma bir şeyden dolayı ortada tartışıyorduk. Herkesin gözü üzerimizdeydi. Yaşlı bir kadın durup bize baktı. Sonra alp 'e döndü.

" Evladım insan karısına bağırır mı hiç?

Duyduğumla gözlerim fal taşı gibi açıldı. Alp konuşmaya çalıştı. Ben konuşmaya çalıştım ama dinleyen mi vardı.

" Teyzecim biz ev-

" Sus oğlum sus siz hep biz kadınlara böyle bağırıyorsunuz sonra diyorsunuz ki niye boşuyorlar "

" Teyzecim biz evli de-

" Açıklamaya çalışma ben gördüm bak şu kıza gözleri ayrı güzel kendisi ayrı güzel insanın böyle karısı olsa bağırırmı?

" Teyze biiiiz e-

" Dur kızım dur bak yüzün de nasıl solmuş "

" Kızı ne hale getirmişsin öp özür dile güzel kızımdan "

Gözlerim sonuna kadar açılmış duyduğumla şok geçirdim. O sırada arkadan genç bir kadın seslendi teyzeye.

" Anne , annem gel sen "

" Öpeyim mi? Ne diy-

" Başka ne yapıcan evladım hadi karını öp özür dile barışın "

" Teyze sen niy-

" Cık cık cık bak hala laf yetiştirmede "

Bu böyle olmayacak!

En iyisi ben konuşayım.

Teyzenin kızı zannettiğim genç kadın gelmiş teyzeyi götürmek için çabalıyordu. Özür diler gibi bakıyordu. Sanırım teyze hastaydı.

" Teyzecim güzel teyzem teşekkür ederim o beni üzmedi ben hastayım o yüzden yüzüm solgun sen hiç merak etme "

" Kocan seni üzmüyor demi güzel kızım hep böyle bağırmıyo yani "

" Yok teyzem kocam beni üzmez bana bağırmıyo hiç , sadece biraz sinirlendi. "

Alp bana dönmüş ne yaptığımı sorguluyordu.

Yaşlı kadını mı üzücem?

Alp' e dönüp sanki mutlu bir çiftmiş gibi konuştum.

" O bana kıyamaz beni çok sever sen hiç merak etme, biz çok mutluyuz az önce de bana bağırmadı yalnışlıkla sesi biraz fazla çıktı o kadar "

Teyze alp 'e dönüp kaşlarını çattı. Sonra çocuk gibi parmağını salladı.

" Iııımmmm onu sakın üzmee "

" Anne hadi bak selma bekliyor , orda hadi sen oraya git "

Teyze arkasını dönüp gittiğinde genç kadın konuştu.

" Kusura bakmayın annem için, annem Alzheimer hastası onun adına çok özür dilerim ne zaman buraya geldi sizinle konuştu gerçekten görmedim "

" Hiç sorun değil "

Kadın minnettar bir gülümsemeyle baktı.

" İdare ettiğiniz için yeniden teşekkürler "

Gülümseyerek kafamı salladım. Genç kadın arkasını dönüp yanımızdan uzaklaştı.

" Ne yaptın az önce sen?

" Ne yaptım kötümü yaptım ? alp kadın hastaymış ve ben bunu farkedip üzmemeye çalıştım "

" Kötü bir şey demedim , tamam ya iyi rollenmeydi "

" Ayrıca senin karın olma rolüne meraklı değilim "

Gülerek taklidimi yaptı.

" Yok teyzem kocam beni üzmez bana bağırmıyo hiç , sadece biraz sinirlendi. "

Böyle söyleyince göze çok komik geldi.

" Sus ya "

"O bana kıyamaz beni çok sever sen hiç merak etme, biz çok mutluyuz az önc-

" Susar mısın?!

Yüzümün yanmasıyla kafamı eğdim. Gülmemek için dudağımı ısırdım.

" Utandın mı öğretmen hanım "

" Neden utanayım komutan bey "

" Bilmem bana öyle gelmiş heralde "

" Heralde "

Bu kadar yeterdi.

" Kalkalım mı?

" Olur , dur!

Ayağa kalktı. Ve kolunu uzattı.

Bunun içinmi beni durdurmuştu.

Komik adamdı aslında ama bu yanını sadece mecbur kalınca gösteriyordu.

Bana iyi davaranıyordu çünkü bunu sorumluluk gibi görüyordu.

Sözleri kafamda yankılandı.

" Evet ilgilendirir bu kişi babam gibi gördüğüm komutanımsa ilgilendirir !

Ayağa kalkıp koluna girdim.

" Teşekkürler komutan bey "

" Neden öğretmen hanım?

" Her şey için, tabi sözleriniz hariç "

" Onları sinirliyken söyledim dedim ya niye takıldın "

" Bazen sinirliyken söylediğimiz laflar başkasını incitebilir "

" Benim lafıma da olsa incinme öğretmen hanım "

Sustum.

" Çünkü senin incitilmeye hakkın yok "

Sanki söylediği sözlerin ağırlığını yeni fark etmiş gibiydi.

“İyi biri mi?” diye düşündüm içimden.

Belki tamamen iyi değildi.

Belki bazen düşünmeden konuşuyordu.

Belki kırıyordu insanları.

Ama kötü biri olsaydı özür dilemezdi.

Kırdığını fark ettiğinde sesi böyle titremezdi.

Ve benim susmama bu kadar üzülmezdi.

Yine de ona hemen inanamadım.

Çünkü bazı yaralar bir “özür dilerim”le kapanmıyordu.

Ama o an şunu anladım:

Bir insanın iyi olması, hiç hata yapmaması değildi.

Hata yaptığında durup gerçekten pişman olabilmesiydi.

***

Güneş yüzüme vuruyordu sanki. Gözlerimi kıpıştırdım. Perdelerin arasından ince bir ışık odama süzülüyordu. Yastığın sıcak tarafını arayıp biraz daha uyumaya çalıştım ama dışarıdan gelen kuş sesleri buna izin vermiyordu.

Gözlerimi zorlukla açtım. Solumda duran komodinin üstünden dolu olan bardağı aldım. Su içtikten sonra geri bardağı yerine koydum.

Sol tarafa gözüm kaydı.

Gerçekten burdamı uyumuştu?

Hemde küçücük yerde.

Bir an gülesim geldi koskocaman adam küçücük yere sığmıştı. Kollarını birbirine dolamış kalmış.

Neden böyle bir şey yapmıştı ki?

Vicdan azabından mı?

Bir an kapı pat diye açıldı. Otuz iki diş sırıtan mehmet.

" Lina kız uyanmışsın!

Bağırarak söylediğiyle sus işareti yaptım. Arkadan Şimşek, Ali, Batuhan ve Arzu girdi.

" Sus uyuyor "

Gördüğüyle sanki inanamıyor gibi yapıp elini gözünü çıkartacak gibi oydu. Kolunu şimşeğe vurup sarhoş gibi konuştu.

" Şimşek sen de benim gördüğümü görüyon mu canım?

" Evet memo "

" Fırsat bu fırsattır "

Diğer herkes otururken mehmet cebinden kuş tüyü gibi bir şey çıkarttı. Ali gülerek konuştu.

" Lan memet sen yanında hep onu mu taşıyon ?

" Yok alim arada sabah şimşeğime şaka ediyom "

" Ne şakası lan bi ara az kalsın burnuma sokuyodun, lan! hatta sokmuştun sonra da ben seni tutana kadar kaçmıştın terbiyesiz herif "

Mehmet'in yaptığıyla arzu konuştu. Elindeki tüyü Alp 'in yüzüne sürüyordu.

" Mehmet dayak istiyor canın sabah sabah "

" Bir dakka üsteğmenim "

" Tövbe estağfurullah "

Mehmet'in tüyü sürterek kız sesi çıkartmaya çalışmasıyla herkes kendini gülmemek için zor tutuyordu.

" Canikooom uyan yaa ama baaak kahvaltıı hazırladıım "

Şimşek kendini tutamayıp domuz gibi ses çıkartarak güldü. O sırada herkes ona baktı.

" Kusura bakmayın "

Mehmet arkasını dönüp sahte bir sinirle konuştu.

" Ama yapmayın konstremi bozuyonuz "

" Neyini neyini memo?

" Konstremi şimşekcim "

" O konsantre olmasın memocum "

" Her neyse bozmayın işte be "

" Gören der ameliyat yapıyor "

Mehmet yeniden arkasını bize döndü. Bizde dikkatle izlemeye koyulduk. Yine tüyü yüzüne sürmeye başladı.

" Aaaaalp yeteeer amaa uyann "

" Alp saldırı yapııyorlaar Aaalp "

Bir anda alp' in gözünü açmasıyla mehmet elindeki tüyü cebine soktu.

" Gün- Günaydın komutanım "

" Sağ ol "

Mehmet sadece sustu. Korkmuştu belli ona verilecek ceza aklına gelince daha da korktu sanırım.

" Başımda ne yapıyordun sen?

" Bir şey yap- yapmıyordum komutanım"

Kekelemeye başlamıştı. Herkes ona gülerek bakıyordu.

" Komut-

Şimşeğin konuşmasıyla mehmet lafını kesti. Konuşmasına izin vermemişti daha doğrusu.

" Yalan söylüyor komutanım "

" Daha bir şey dem-

" Yalancı öyle bir şey yapmadım ben,niye yalan ediyorsun yalancı makine şimşo "

" Şimşo ne lan?!

" Şimşo yalancı "

" Daha bir şey demedim lan, komutanım burda uyuya kalmışsınız onu diyecektim"

Sanki bir şey imâ ediyordu. Alp kaşını kaldırarak ayağa kalktı ve cevap verdi.

" Eeee bilmiyor muyum bende burda uyuya kaldığımı "

" Biliyorsunuz komutanım "

" Eeee ne boş konuşuyorsun "

O sırada lafa batuhan atladı. Ben sadece onları izliyordum.

" Heralde sabah linayı kontrol etmeye gelmiş uyuya kalmış "

Alp bedenini tamamen batuhana doğru çevirdi kafa tutar gibi konuştu.

" Yooo batuhan akşam geldiğimizde ben buraya yayıldım uyudum "

Herkes gözünü büyüterek açmıştı.

Alp devam etti.

" Bir sakıncası mı var?

" Hayır komutanım "

" Olamaz da zaten "

Batuhan sanki Alp'in her sözüne sinir oluyormuş gibi davranıyordu.

Alp arkasını döndüğünde arzu konuştu.

" Komutanım "

" Efendim arzu "

Arzu şifreleme konuştu sanki. Hiç bir şey anlamamıştım.

“Merkezden kuzgun düştü komutanım. Tüccar C ve yanındaki dosya soğumuş halde bulundu.Ama Tilki hâlâ sisin içinde. Mahallede dağıtılan ‘toz’un izi de ona çıkıyor.Kapılar tutuldu, geçitler kapandı…Yine de gölge olmayı başarmış gibi.”

" Sağ ol arzu, aramaya devam edin bulun yakınında kim varsa, akrabası var mı? zaafı nedir hepsini istiyorum "

" Emredersiniz komutanım "

Alp kapıyı açıp odadan çıktı. Batuhan yanıma yaklaşarak konuştu.

" Nasıl oldun Lina?

" İyiyim teşekkürler "

Bu sefer mehmet konuştu.

" Dur sana bir şarkı söyleyeyim daha iyi ol "

" Iııııııı emin değilim "

" Yok kız dur!

Karşıma odanın ortasına geçmiş elini mikrofon gibi yapmış tam şarkı söyleyecekken herkes bağırdı.

" Haaaaaaayyyıır suuus "

Herkesin bağırmasını umursamadan şarkı söylemeye başladı. Herkes elini kulağına dayamıştı.

"Dayandııııııım kapıııılaraaaa, yalnızıııım uzaaaklaraaaa ,Deryayaaa daaalmışım beeen, sığmaaam hiç odaaalara Vaaapurlar adaalara, vuuurdum heeep karavaaana Eğeer kiii seeen de yoooksan çıııkmam hiç kaaaralar aaa

Seniiiii beeenden inaaan baana kiiimseee kızım alaaamazz

Kimseee ilmeeeğini boooşa bo-

Kapının açılmasıyla sonunda mehmet sustu. Babam gelmişti. Elimi kulağımdan çekip o tarafa bakmadım. Ama Alp'inde odaya geldiğini gördüm.

" Kızım iyi oldun mu?

" Sence "

Koltuğa oturup bana doğru konuştu. Aslında özelini burda konuşmaması gerekiyordu.

Ama özeli yoktu ki

hah bide özeli diyordum. Salak kafam.

" Bugün çıkıcam hastaneden, evime gidicem "

Sonra dönüp devam ettim.

" Senin görevlerin olduğu gibi benimkide var biliyorsan ben öğretmenim ve kafamın estiği gibi davranamam "

" Ama sanki biraz daha kalsan, daha iyi olucaksın "

" Senin yanındayken mi?!

Sustu.

" Mümkün değil "

" Senin yüzünü her gördükçe benden çaldığın çoçukluğum aklıma geliyor "

Benim özelim falan yoktu. Herkes duyabilirdi.

Bizi dinleyen batuhana doğru döndüm.

" Batuhan beni eve bırakabilir misin? Yada ben aslıyı araya bilirim "

" Yoo ben bırakırım ne demek çıkışını çocuklara hallettireyim "

Minnettar bir gülümseme sundum. O sırada Alp'in buz gibi sesi kulaklarıma ulaştı.

" Ben bırakırım senin bırakmana gerek yok batuhan "

" Komutanım Lina öy-

"Ben bırakırım!

" Farkındaysan sana demedim batuhana dedim komutan bey?

" Bende ben bırakırım dedim öğretmen hanım "

Öf kim bırakıyorsa bıraksın yeterki bıraksınlar!

Evime bir ulaşayım da

Alp elinde telefonla bir şeyler yaptıktan sonra cebine koydu. Üstünü değiştirmişti.

Siyah, bol kesim pantolonu adımlarına hafif bir ağırlık katıyordu. Üzerine giydiği koyu gri kapüşonlu sweatshirt, omuzlarına rahatça düşüyordu. Sol bileğinde siyah kayışlı gümüş bir saat vardı.

***

Arzu arabaya kadar koluma girdi. Kapıya ulaştığımda arkamda sırayla dizilmiş kişileri gördüm. Arkamı döndüm.

" Hepinize teşekkür ederim beni konuşturmak için çabalarınız için yardım ettiğiniz için birbirinize iyi bakın "

" Lina bir dahakine sana özel parça söyleyeceğim "

" Haha bir daha birbirimizi görürsek mehmet söylersin "

Gülerek söylediğimde ali konuştu.

" Kendine iyi bak güzel insan "

Gülerek kafa salladım. Ardından şimşek konuştu.

" Görüşürüz Lina "

" Gören der Avrupa'ya gidiyorum neyse "

" Arzu bir ara çalıştığım okula bekliyorum seni "

" Tabi canım zevkle çocukları severim zaten "

" Lina bende geleyim mi konser veririm onlara hem "

" Öğrencilerime bir şey olmasını istemem mehmet "

Söylediğimde herkes güldü. Arabadan korna sesi gelmesiyle arabaya döndüm. Kapıyı açıp hızla kapatarak bindim. Mehmet'in sonda bağırarak söylediğini duymuştum.

" Komutanım şimdi içten kalp krizi geçirdi. Muazzam BMW M3 'ünün kapısı gitti "

Alp duymasına rağmen aldırmadı. Ve gaza bastı.

Eve gelene kadar konuşmadık sadece sustuk. Araba durunca alp tam kapıyı açıyordu ki konuştum.

" Aslı kapıda gerek yok teşekkür ederim "

Kafasını sallamakla yetindi.

Ve çıkarken yine o günkü cümleyi tekrar ettim.

" Görüşmemek üzere komutan bey "

" Sanmıyorum, görüşmek üzere öğretmen hanım "

Bu kadar emin konuşmasını anlamıyordum. Sanki her şey çoktan olmuş, karar verilmiş de bana sadece sonucu izlemek kalmış gibiydi.

Sinirliydim.

Çünkü onun bu kadar emin konuşması hoşuma gitmemişti.

Saçmaydı.

Kendini fazla önemli sanıyordu.

Yine de gözlerindeki o sakin bakışı düşündükçe kalbim anlamsız bir şekilde hızlanıyordu.

Neden kalbim onun buz gibi bakışlarını gördüğümde hızlanıyordu?

Neden yüzünü yüzüme yaklaştırdığında nefesim bir anlığına kesilmiş gibi hissediyordum?

Bu saçmaydı.

Ondan hoşlanmıyordum bile. Fazla kendinden emin, fazla soğuk ve fazla gizemliydi

Belki de mesele onun sertliği değildi.

Belki mesele, o sertliğin altında sakladığı şeyi merak etmemdi.

Çünkü insan bazen en çok, çözemediği kişilere çekiliyordu.

***

BİR HAFTA SONRA......

Alp Ateş Yalaz

Herkes fikrini sunmuştu. Ama generale doğru gelmemişti.

" Hayır bunlarla olmaz "

" Aklınızda bir fikir mi var komutanım?

Sorumla bana döndü. Sanki bir fikri varmış ama çekiniyormuş gibi geliyordu.

General ve çekinmek?

Söylediğiyle herkes yerinde öylece kaldı.

" Evleneceksin, sahteden bir çift normal insan gibi , çekeceksin cingözü kendi tarafına bunu yapsa yapsa sen yaparsın "

Dediğiyle gülmeye başladım.

" Evlenicem mi ben mi komutanım,...tamam orayı geçtim kiminle?

Konuşmasıyla sustum. Herkes daha da şaşırdı.

" Linayla evleneceksin!

Bu sefer kahkaha attım.

" Komutanım beni geçtiniz linanın bunu nasıl kabul edeceğini düşündünüz biz anlaşamıyoruz her defasında birbirimize giriyoruz bu planlamı cingözü yakalayacığımızı düşünüyorsunuz !?

" Evet ve sen kararlarıma karşı çıkmayacaksın her zamanki gibi , Lina konusuna geldik mii onuda arzu halledicek o ikna edicek linayı "

O sırada benden yaşça biraz büyük olan ferhat abi konuştu.

" Komutanım kızınızla evlendikten sonra ne olucak? ben tam olarak anlamadım "

Bana dönüp konuşmaya devam etti.

" Şimdi ilk önce evleneceksiniz ve ayrı eve taşınacaksınız cingöz geçende mutlu çiftin teklifini kabul etmişti demekki hep aileden yola çıkarak yaptırıyor bu işleri, siz de ilk iki üç ay ona teklifte bulunduktan sonra dışarıya mutlu çift gibi görünecek siniz "

" Cingöz teklifi hemen kabul etmiyor avlarını üç ay izliyor ve sonra karar veriyor yani üç ay boyunca izleniceksiniz "

" Tozları size satmaya karar verdiğinde yurt dışından buraya ihracat edicek , bunları yaparken izlenicek bağlantılsrını da öğrenicez "

" Bu süre içinde sen iş adamı rolünü oynayacaksın Lina zaten öğretmenliğine devam edicek "

" Arzu şimdiden işe koyul, alp sende sürece alış "

Odadan çıktığında peşinden gittim.

" Komutanıım!

" Söyle alp "

" Neden ben yada neden Lina?

" ....Çünkü sizin birbirinizi değiştireceğinize inanıyorum.

" Beni kimse değiştiremez ben buyum"

" Günü geldiğinde göreceksin "

" Kom-

Arkasını dönüp yürümeye devam etti. Bende sinirle alaydan dışarı çıktım. Ellerim yumruk şeklinde derin derin nefes alırken arzunun sesini yanı başımda duydum.

" Bence siz birbirinize iyi gelceksiniz sahteden de olsa "

Bence siz birbirinize iyi gelceksiniz sahteden de olsa

Zihnimde bu cümle tekrar etti.

Daha kaç gün tanıyorum kızı!

" Daha yeni tanıyorum arzu kızı ,daha yeni öğrendim ismini , daha yeni tanıdınız kızı peki nasıl biliyorsunuz bunu!

" İkinizin gözünde aynı duygu var..... yorulmuşluk "

" Nerden biliyorsunuz ya sadece kendi gözünüzden konuşuyorsunuz !

" Lina başka dünyanın insanı ben başka dünyanın insanıyım "

" Tamam zaten sahteden değilmi ? neden bu kadar takıyorsun benim bildiğime göre sevdiğin biri de yok linayla evlenmenin sakıncası yok o zaman "

" Benim için var sakıncası! Bak ben iyi olmadığı için sıcak davrandım yoksa ben sıcak davramayı bile bilmem ben soğuk biriyim tamam mı o benle üç ay falan yaşayamaz sahteden de olsa ! "

Sanki üç ay çok kısa bir zamanmış gibi söylüyordu. İnsan birine üç dakika bile katlanamaz bazen. Hele ki o kişi seni gerçekten tanımıyorsa…

Ellerimi yumruk yaptığımı fark ettim. Sinirden parmaklarım titriyordu. Ona bağırmak istemiyordum ama söyledikleri kafamın içinde dönüp duruyordu.

“Sen hâlâ anlamıyorsun,” dedim dişlerimin arasından. “Bu mesele evlilik değil sadece. Ben… ben biriyle aynı hayatı paylaşmayı beceremem.”

" Niye böyle konuşuyorsun ki ? dedi daha yavaş bir sesle. “Sanki herkes senden kaçacakmış gibi…”

Alaydan fazla konuşmazdım. Konuşsam konuşsam arzuyla konuşurdum. O da, o beni konuştururdu.

Başımı başka tarafa çevirdim.

" Kaçıyorlar zaten...

" Sen öyle sanıyon yada sen bunu yapıyorsun hayattan kopmuş gibi konuşuyorsun biraz hayattaymış gibi davranırmısın?

Sesimi çıkartmadım yanından sessizce yürüyüp arabama bindim.

Kafamın içi doluydu.

" İkinizin gözünde aynı duygu var..... yorulmuşluk "

" Linayla evleneceksin!

" Neden ben yada neden Lina?

" ....Çünkü sizin birbirinizi değiştireceğinize inanıyorum

" Beni kimse değiştiremez ben buyum!

Peki o bunu gerçekten kabul edicek miydi?

Peki kabul etse ne olucak?

Üç ay boyunca aynı evdemi kalıcaz?

Dört yüz elli beş gün aynı evde kalıp birbirimizi görücez....

İnsan sevmediği biriyle dört yüz elli beş dakika bile zor dayanırken biz her gün birbirimizi görecektik. Sabah aynı masaya oturacaktık. Aynı koridorda yürüyüp aynı sessizliğin içinde kalacaktık.

Bir süre sonra birbirimizden nefret etmez miydik?

Başımı ellerimin arasına aldım. Düşündükçe boğuluyor gibi hissediyordum.

Belki sorun evlilik değildi. Belki sorun bendim.

İnsanlara alışmaktan korkuyordum. Birinin hayatımda yer edinmesinden korkuyordum. Çünkü biri önem kazandığında, kaybetme ihtimali de gerçek oluyordu.

Çünkü ben hep yalnız kalmaya alışmıştım. Kimseye göre davranmadan, kimseyi düşünmeden yaşamaya… Ama şimdi aynı evin içinde her gün onu görecek olmak aklımı karıştırıyordu.

Sabah uyanınca mutfakta onu görmek…

Gece sessizce koridordan geçtiğini duymak…

Bazen göz göze gelip hiçbir şey söyleyememek…

Bunların hepsi gereğinden fazla gerçek hissettiriyordu.

Ve en kötüsü de şuydu; buna alışabileceğimi fark ediyordum.

Bu düşünce bile korkutmuyordu artık, resmen içimi daraltıyordu.

İnsan birine alışınca güçsüzleşiyordu. Ben bunu çok iyi biliyordum.

***

Lina Ecrin Bozkurt

Hava garip şekilde ağırdı. Ne tam sıcak ne de serin… İnsan yürüdükçe düşüncelerini daha çok duyan cinsten bir hava.

Çantamı omzuma geçirip okul bahçesinde yürümeye başladım. Etraf kalabalıktı; herkes kendi arkadaş grubuyla konuşuyor, gülüyor, bir yerlere yetişiyordu. Ama onların sesleri bana uzak geliyordu sanki.

Bir anda tanıdık bir yüzle karşılaştım.

Arzu.. .

Burda ne geziyordu ki?

Neden gelmişti acaba?

Yanına doğru yürüdüm.

" Merhaba "

"Merhaba iyi gördüm seni "

" Evet iyiyim "

" Kusura bakma böyle çat kapı geldim bana ayıracak yarım saatin var mı?

" Tabi tabi ne hakkında konuşacaksın?

" Sen ve alp komutanım ile ilgili "

" Alp mi? O ne alaka?

Yandaki bankı gösterip konuştu.

" İstersen oturup konuşalım "

Arzu sivil giyinmişti. O yüzden etrafta dikkat çekmiyordu. Saçını sıkı bir at kuyruğu yapmıştı.

Banka oturarak dikkatimi ona verdim.

" Senden vatan için bir şey istiyoruz ekip olarak "

" Tabi söyle "

" ....Alp ile evlenmeni ama sahteden "

Dediğiyle sadece yutkundum. Devam etti.

" Cingöz diye bir adam var her yerde uyu**urucu satışı yapıyor ama ailesi olan iş adamalarıyla özellikle anlaşma yapıyor "

" İkinizde sahteden evlenerek onu kandıracaksınız aslında bunun arkasında daha büyük adamlar var amacımız onları bulmak bu süre içerisinde güvende olman için elimizden gelen her şeyi yapıcaz "

" Sen öğretmenliğine devam ediceksin ama alple aynı evde kalman gerekiyor çünkü Cingöz size güvenmek için üç ay sizi izleyecek "

" Üç ay sahteden evli kalcaksınız "

" Bak kabul etmezsen kaç tane gencin daha hayatı mahvolucak şimdiye kadar kaç kişi öldü bu iller yüzünden "

" Artık çocuklara da içirmeye başladılar -

" Çocuklara mı?

" Evet daha küçücük çocuklara "

" Tek çözüm bu mu gerçekten "

" Bu olmasaydı seni bu işin içerisine sokmak istemezdik "

Sustum.

Alple mi?

Üç ay

Ama

Vatan için!!!

Millet için!!

" Eee ne diyon Lina evet mi hayır mı?

Gözlerimi ona doğru çevirdim.

sustum.

sustum.

" Evet "

" Bunu söyleyeceğini biliyordum "

Gülümseyerek konuşmasıyla hemen aklıma geleni söyledim.

" Peki alp o kabul etti mi?

" Edicek "

Ayağa kalkarak konuştu arkasına döndü ve gitti.

" Ona da yeni söyledik ama kabul edicek biliyorum "

Gitmesiyle bende ayağa kalktım ve arabama bindim. Kafamı yorgunlukla direksiyona yasladım.

Alple evlenecektim.

Üç ay boyunca.

Ama ben bu zamana kadar yalnızlığa alışmıştım.

yada

mahkûm edilmiştim. İkisi arasındaki farkı artık ayırt edemiyordum.

İnsan bir süre sonra sessizliği benimsemeye başlıyordu. Kimseye bir şey anlatmak zorunda olmamak, kimsenin seni gerçekten tanımaması… güvenli hissettiriyordu.

Canın acımıyordu en azından.

Alp’i düşündüm.

Sürekli insanları kendinden uzaklaştırmaya çalışmasını…

Ve buna rağmen bazen fark etmeden kırıldığını belli etmesini…

İç çekip başımı kaldırdım.

Belki de en tehlikeli şey buydu.

Onun gerçek hâlini görmeye başlamam.

Çünkü insan birini anlamaya başladığında, ona karşı mesafesini koruyamıyordu.

Ve ben kimseye yaklaşmak istemiyordum.

Yakın olduğun herkes bir gün gitmeye daha uygun hâle geliyordu çünkü.

***

Kafamın içi doluydu. Bugün günlerden cumartesiydi. Evdeydim.

Acaba doğru olanı mı yaptım?

Arzuyla konuşmamızın üzerinden üç gün geçmişti. Yan tarafımda telefonumun titremesiyle telefonu elime aldım.

Tanımadığım bir numara arıyordu. Açıp kulağıma dayadım.

" Alo buyrun "

" Arzu ben "

" Evet arzu ?

" Batuhan seni almaya geldi kapının önünde birlikte konuşmamız gerekiyor"

" Tamam "

Telefonu kapatarak. Hızla askıdaki trençkotumu üstüme geçirdim. Kötü görünmemek adına biraz fondöten sürdüm. Maskara sürdüm kirpiklerime , zaten uzunlardı. Telefonumu çantama koydum. Aynadan son kez kendime bakıp evden çıktım.

Kapının önünde siyah bir araba görmemle ona doğru yürüdüm. Kapıyı açıp bindim.

" Selam batuhan "

" Selam "

Sessizce söylediğiyle önüne döndü ve arabayı sürmeye koyuldu.

" Mutlu görünüyorsun?

Neden böyle saçma bi soru sormuştu ki?

" Neden olmayayım?

" Evleneceksin sonuçta sahte de olsa "

" Eeee yani "

" Ne yani evleniyorsun kafanda hiç mi soru yok komutanımı farkındaysan gördün azda olsa çokta olsa tanıdın nasıl biri olduğunu "

Kafamı aşağı ve yukarıya doğru salladım.

" Evet var soğuk birisi her gün onu görücem her sabah, her akşam onu görücem belki de aynı masaya oturucaz ama mecburum vatan için "

" Vatanım için bunu yapamayacak değilim "

" Bir şey sorucam "

" Sor "

Bu sefer ne sorucaktı acaba ?

" Bu görevi yapıcaksın ama alp komutanımla değil başka biriyle bu sefer daha mutlu olmazmıydın?

" Kimle?

" Mutlu olur muydun onu söyle "

" Yani kişiye bağlı "

" Benle "

Batuhanlamı?

Evet batuhan Alp'e göre daha sıcak davranıyordu bana.

" Senle mi?

" Eminim benle üç ay yaşamak eğlenceli olucak dışardan soğuk görünebilirim ama eğlenceli olmaya çalışırım birlikte iyi bir çift olacağımıza eminim "

Batuhan’ın sesi fazla rahattı.

Sanki ortada zorla yapılacak bir evlilik yokmuş gibi konuşuyordu. Sanki her şey normalmiş gibi

Alp sürekli duvar örüyordu. Sürekli uzak durmaya çalışıyordu. Batuhan ise tam tersine yaklaşmaya çalışıyordu.

Ve garip olan şey… bunun beni rahatlatmamasıydı.

Normalde böyle biriyle konuşmak daha kolay olmalıydı. Daha güvenli hissettirmeliydi.

Ama içimde tuhaf bir boşluk oluştu.

Sanki yanlış kişiye bakıyormuşum gibi.

Batuhan konuşmaya devam ederken gözlerim dalıp gitti. Kafam istemsizce Alp’e kayıyordu.

Onun sinirli hâline…

Sert bakışlarına…

İnsanları uzaklaştırırken bile aslında yalnız kalmak istemediğini belli eden o kırık sesine…

Kendime sinirlendim.

Neden onu düşünüyordum ki?

Batuhan önümde durmuş güzel şeyler söylüyordu. Çaba gösteriyordu. Her şey daha kolay olabilirdi.

Ama kolay olan neden içimi böyle susturuyordu?

" Nasıl olcak?

Yüzündeki gülümseme yayıldı. Ve anlatmaya başladı.

İçim neden rahatlamıyordu anlamıyorum. Batuhan daha sıcak daha samimiyken neden?

***

Gelmiştik.

Demir kapılar… yüksek duvarlar… nöbet tutan askerler…

Gerçekten gelmiştik.

İçimde garip bir ağırlık oluştu. Buraya gelene kadar her şey hâlâ uzak hissettiriyordu ama şimdi gerçek olmuştu. Bundan sonra geri dönüş yok gibiydi.

Ayaklarım yere değer değmez sert bir rüzgâr yüzüme çarptı. Etraf fazla düzenliydi. Fazla sessiz… ama aynı zamanda baskılayıcı.

Biraz ileride askerler duruyordu. Hepsinin yüzü ciddi görünüyordu. Sanki buraya girince insan istemsizce sesini kısmak zorunda kalıyordu.

Batuhan arabanın anahtarını cebine atıp yürümeye başladı. Bana göz attığında yanından yürümeye başladım. Askerler selam verdiğinde batuhan kafasını sallamakla yetindi.

Asansöre bindiğimizde batuhan alt taraftaki kırmızı tuşu basılı tuttu. Sonra üst tarafta duran iki tuşa parmaklarını getirdi. Üç sayısına üç defa bastı. Ve geri çekildi.

" Konuştuğumuz gibi değil mi?

" Evet "

Koridorda yürürken aklımdaki sorular bir türlü susmuyordu.

Batuhan neden benimle evlenmek istiyordu?

Gerçekten sadece yardım etmek için mi?

Bir insan tanımadığı biriyle aynı evi paylaşmayı neden kabul ederdi ki? Hem de üç ay boyunca…

Bu normal değildi.

Batuhan’ın tavırları da normal değildi zaten. Fazla rahattı. Fazla sıcak davranıyordu. Sanki beni uzun zamandır tanıyormuş gibi konuşuyordu bazen.

Ama ben onu tanımıyordum.

Ya gerçekten sadece iyi biri olduğu için böyle davranıyorsa?

İçimde başka bir ses hemen cevap verdi.

Kimse bu kadarını sebepsiz yapmaz.

Dudaklarımı birbirine bastırdım. İnsanlara güvenmekte hiçbir zaman iyi olmamıştım. Birisi fazla iyi davranınca altında başka bir şey arıyordum istemsizce.

Belki alışkanlıktı.

Belki de kendimi koruma şeklim.

Siyah bir kapının önüne geldiğimizde son kez gülerek konuştu ve kapıyı açtı.

" Bana öyle şüpheli bakmayı ne kadar sürdüreceksin?

Kapıyı açtığımda herkesi gördüm. Tanımadığım yüzler de vardı.

Tam o sırada birkaç sandalye ileride babamın karşısında oturan Alp’i gördüm.

Kollarını bağlamış, etrafı izliyordu. Yüzü her zamanki gibi sertti ama gözleri kısa bir an bana kaydı.

Sadece birkaç saniye baktı.

Sonra bakışlarını kaçırdı.

Ama o kısa saniye bile içimde anlamsız bir gerginlik bırakmıştı.

O sırada babam konuştu. Yanındaki sandalyeyi gösterdi ama ben hemen önümde ki sandalyeye batuhanın yanına oturdum.

" Gel kızım "

İç çekerek inadıma hafif gülümsedi.

" Evet neden toplandığımızı bilmiyorsunuz "

Bana dönerek sorguladı. Kafamı salladım.

" Bu evliliği iki tarafta kabul etti. "

O sırada tam devam edicekti ki kestim.

" Evet kabul ettim ama dediğiniz kişiyle değil "

Herkes sorgulayıcı gözlerini bana çevirdi. Alp te dikkatle beni dinliyordu.

" Kim le? Alple diye anlaşmıştık "

Herkes susarken batuhan gülümseyerek cevabı bildiğini belli etti.

" ...... Batuhanla "

Herkes nefesini tutmuş bizi dinliyordu. Alp duyduğuyla kaşlarını çattı.

" Batuhanla daha mutlu bir çift rolünü yansıtağımıza inanıyorum "

O sırada babam konuştu.

" Batuhan olsaydı batuhan derdim, ama alp dedim "

Alp' e doğru bakarak konuştum.

" Hem duyduğuma göre alp istemiyor onu zorlayacakmıyız? Belki de sevdiği biri var beni istemeyeni bend-

" İstiyorum ve evleneceğiz "

Babamın yüünde gülümseme yayıldı. Konuşmasıyla Alp'e döndüm. Kafasını yana eğdi ve iddalı şekilde konuştu.

" Bence siz bahane buluyorsunuz öğretmen hanım sizin mi sevdiğiniz bir var?

Bir anda ortamın havası değişti.

" Üslubunuza dikkat edin komutan bey!

" Soru sordum öğretmen hanım niye bu kadar gerildiniz?

"Sonuçta yakında müstakbel karım olcaksınız "

Kalbim bir anda hızlandı.

Etraftaki birkaç kişi şaşkınlıkla birbirine baktı. Sessizlik çökmüştü resmen.

Batuhan omuz silkti ama yüzündeki ifade değişmişti. Bu kez yaptığı şeyin etkisini anlamış gibiydi.

“Müstakbel karım…”

Bu cümle kulağımda yankılanıp duruyordu.

Çünkü ilk defa biri bunu bu kadar gerçek söylemişti.

Şaka gibi duruyordu ama içimde tuhaf bir his bırakmıştı.

Sanki olay bir anda oyun olmaktan çıkmıştı.

Batuhan bakışlarını üzerimden çekmedi.

Sanki verdiğim tepkiyi anlamaya çalışıyordu.

Ben ise ne hissedeceğimi bilmiyordum. Sinirlenmeli miydim, utanmalı mıydım, yoksa duymazdan mı gelmeliydim… hiçbirinden emin değildim.

Tam o sırada babam konuşarak beni kurtardı.

" İkinizde tamamsanız batuhana gerek kalmadı ona farklı görevler verilecekti zaten "

" Yarın düğününüz var "

Dediğiyle ikimizde aynı anda "ne" dedik.

" Bu kadar çabuk mu?

" Acelemiz var kızım bu kadar beklediğimiz fazlaydı zaten "

" Gelinliğini sana getirecekler alp sen kıyafetini halledersin "

" Tabi komutanım "

Babam ayağa kalkıp odadan çıktı.

Düğünüm vardı. İnandırmak amacıyla yapılacaktı bunu anlamıştım.

Ama kim gelicekti düğünüme?

Benim kimsem yoktu ki

Her şeyim toprağın altında.

Yutkundum ve kafamı kaldırdım.

" Kimler gelicek düğüne?

Mehmet gülerek konuştu.

" Kız akrabaların gelicek heyecandan kafan mı gitti "

Alp dikkatle beni dinlerken batuhan odadan çıktı. Herkes dikkatle bana bakarken söylediğimde herkes sustu.

" Benim kimsem yok ki "

Sessizce fısıldadım.

" Her şeyim toprağın altında "

Bu cümleyi söylerken içimde yıllardır taşımaya çalıştığım ağırlık yeniden çöktü üstüme.

İnsan bazen acıya alıştığını sanıyordu.

Ama bazı şeyler hiçbir zaman hafiflemiyordu.

Odadaki kimse konuşmadı.

Sanki yanlış bir şey söylerlerse kırılacağımı düşünüyorlardı.

Başımı biraz daha eğdim. Gözlerim yanıyordu ama ağlamak istemiyordum. İnsanların önünde güçsüz görünmekten nefret ederdim.

Herkes tek tek dışarı çıkmaya başladı nedense.

Sadece alp kaldı.

Tam o sırada bir sandalye sesi duyuldu.

Alp yavaşça ayağa kalkmıştı.

Birkaç adım attı ama ne diyeceğini bilmiyormuş gibi durdu.

Çünkü bazı acıların cevabı yoktu.

Sonunda sadece sessizce önümde durdu.

Ve ilk kez sesi tamamen yumuşaktı.

“Bundan sonra yalnız değilsin.”

Bu cümle odanın içinde yankılandı.

“Bundan sonra yalnız değilsin.”

Bir an için nefes almayı bile unuttum.

Çünkü bu söz, bana fazla yabancıydı. Kimse bugüne kadar bunu gerçekten söylememişti. Söylenmiş olsa bile hep geçiciydi, hep bir yerden sonra geri çekilen bir şeydi.

Alp’in gözlerine bakamadım.

Çünkü bakarsam inanmak isteyecektim.

Ve inanmak… benim için hep risk demekti.

" Böyle şeyler deme!

Kaşlarını hafifçe çattı.

" Neden?

Başımı hafifçe salladım. Sanki kendimi ikna etmeye çalışıyordum.

" Çünkü insanlar her zaman gider hiç beklemediğin bir anda "

Oda yine sessizleşti ama bu seferki sessizlik farklıydı. Daha ağır, daha kişisel.

Alp bir adım daha yaklaştı.

" Ben herkes değilim yarından sonra sahteden de olsa müstakbel kocanım "

Sesimi çıkartmadım. Yavaşça ayağa kalktım. Ve odadan dışarı çıktım nereye gideceğimi bilmeden koridorda yürüdüm.

Asansörü görünce adımlarımı hızlandırdım. Asansöre bindim. Kapı tama kapanıcaktı ki bir el aradan sıyrıldı.

" Nereye öğretmen hanım "

" Bilmiyorum "

Sessizce söylediğimle gözleri yumuşak bir şekilde baktı. Gerçekti. Nereye gittiğimin bir önemi yoktu. İçimdeki ağırlık nereye gidersem gideyim peşimi bırakmıyordu.

Alp asansöre girdi, kapı kapandı. Bir düğmeye basıp tekrar bana döndü.

Ben köşeye yaslandım, gözlerimi yere sabitledim.

Alp bana bakıyordu.

Bunu hissediyordum ama bakmaktan kaçıyordum.

“Bilmiyorum demen…” dedi sonunda, sesi biraz daha yumuşamıştı. “Garip geldi.”

" Nesi garip?

Bir an sustu.

Sanki kelimeleri tartıyordu.

“Genelde insanlar kaçacak bir yer seçer,” dedi. “Senin kaçacak yerin yok gibi.”

İçimde bir şey sıkıştı.

Cevap veremedim.

Çünkü doğruydu.

Gerçekten de kaçacak bir yerim yoktu.

Asansör hafifçe sarsıldı. Işıklar kısa bir an titredi.

Alp bir adım bile yaklaşmadı ama sesi daha alçaldı.

“İnsanlar genelde yalnız kaldıklarını düşünür,” “Ama çoğu aslında… birine alışmıştır.”

Bu cümle gözlerimi ona çevirmeme neden oldu.

Bu cümle gözlerimi ona çevirmeme neden oldu.

Alp bana bakıyordu.

Bu kez kaçmıyordu.

Ve ilk kez, onun da bir şeyleri düşündüğünü görebiliyordum.

Asansör ağır ağır yükselirken o cümle havada asılı kaldı.

" Çoğu aslında birine alışmıştır "

Bunu söyleyince içimde bir şey rahatsız edici şekilde kıpırdadı.

Alışmak…

Ben hep bundan kaçmıştım.

Başımı tekrar yere eğdim.

“Ben alışmam,” dedim kısık sesle.

Sert çıkması gerekiyordu ama olmadı.

Alp hemen cevap vermedi. Bu kez acele etmedi.

Sanki beni düzeltmeye çalışmıyordu.

Sadece dinliyordu.

“Zaten herkes öyle der”

Bir saniye durdu.

“Sonra bir bakarsın… en çok alışan sensin.”

Bu cümle boğazıma oturdu.

Cevap veremedim.

Asansör durdu.

Kapılar açılmadı hemen. Bir anlık gecikme oldu.

O küçük gecikmede bile kalbim daha hızlı atmaya başladı.

Alp başını kapıya çevirdi ama çıkmadı.

" Seni ben bırakayım öğretmen hanım şimdi taksiyi buraya çağırıp ta başımıza iş açma "

Kabullendiğimi belli ederek sustum. Dışarı çıktık. Arabasına doğru hareket ederken bende onunla beraber hareket ettim.

Kapıyı açıp bindim ve araba çalıştı. Motor çalışınca içerisi hafifçe ısındı. Ama içimdeki gerginlik aynı kaldı.

Bir süre hiç konuşmadık.

Sadece yolun sesi vardı.

Camdan dışarı baktım. Işıklar geçiyordu, insanlar… hayat devam ediyordu ama ben sanki o hayatın dışında kalmış gibiydim.

Alp direksiyonu tuttu, gözünü yoldan ayırmadı. Alp’in sesi hâlâ kafamın içinde dönüyordu.

Sanki beni tanıyormuş gibi konuşuyordu.

Sanki ben kendimi sakladığımı sanırken o çoktan görmüş gibiydi.

Yutkundum.

Araba yavaşladı. Işıklar evlerin önünden geçerken yüzüne kısa bir gölge düştü.

Başımı hafifçe çevirdim, ona baktım.

“Ben neyim peki?” dedim istemsizce.

Soru basit gibi çıkmıştı ama içimde yıllardır biriken şeylerin özetiydi aslında.

Alp direksiyonu tuttu, birkaç saniye sustu.

Bu kez acele etmedi cevap vermeye.

“Bilmiyorum,”

Sonra gözlerini yoldan ayırmadan ekledi:

“Ama kaybolmuş biri gibi de durmuyorsun.”

Bu cümle içimde garip bir yankı bıraktı.

Kaybolmuş değilim…

O zaman neydim?

Araba yavaşça bir kavşağa girdi. Sokak lambalarının ışığı yüzüne vurdu, sonra tekrar gölgeye geçti.

Sessizlik uzadı.

Ama bu sessizlik artık rahatsız edici değildi.

Daha çok… düşünmeye zorlayan bir sessizlikti.

Ben ellerime baktım.

“İnsanlar hep bir şey söylüyor zaten,” “Katlanıyorsun, alışıyorsun, güçlü duruyorsun…”

Kendime acı bir gülümseme geldi.

" Ben sadece.... hangisi olduğumu bilmiyorum "

Alp kısa bir an bana baktı.

Bu kez bakışı kaçmadı.

" Bilmemen normal "

Basit bir cümleydi.

Ama garip şekilde içimdeki gürültüyü azalttı.

Sonra sesi biraz daha alçaldı:

" Bazı insanlar kendini geç bulur "

O an ilk defa, içimdeki sessizliğin korkutucu değil de… yorulmuş olduğunu fark ettim.

Araba durdu. Gelmiştik. Gözlerimi gözleriyle buluşturdum. O da bana rahat bir şekilde baktı. Bir eliyle direksiyonu tutmuş ne diyeceğimi bekliyordu.

" Yarın hocayıda hazırla, seninle imam nikahı olmadan aynı evde kalacağımı düşünmüyorsun demi komutan bey!?

Kahkaha atarak karşılık verdi.

" Ne demek öğretmen hanım yeterki sen benimle evlen "

Dalgaya vurduğu belliydi. Az önce ne konuşuyorduk şimdi ne konuşuyoruz.

" Benimle bu kadar çok evlenmek istediğini bilmiyordum komutan bey "

" Aslında ben sizi küçüklükten itibaren tanıyordum öğretmen hanım...

" Eee komutan bey "

" O zaman kendime bir söz verdim bu kızı alcam"

" Hoşt kimi alıyormuşsun komutan bey istemesem seninle evlenmem ayağını denk al "

Hoşt dememe karşılık daha da güldü. Gerçekten güldü.

Ve o anda yüzünde daha önce fark etmediğim bir şey belirdi… yanağındaki gamze.

O gamze gülüşünü daha da yumuşatıyordu, sanki sertliğini tamamen alıp götürüyordu.

İstemeden bakışım orada takılı kaldı.

" Neyse görüşmemek üzere demiyorum çünkü bir daha görüşeceğimizi biliyorum... görüşmek üzere komutan bey "

" Görüşmek üzere öğretmen hanım "

Arabadan inip kaldığım binaya baktım.

Yarın gidicektim.

Artık burada kalmayacaktım.

Bu düşünce bir anda içime garip bir boşluk bıraktı. Gün boyunca üzerime çöken o ağırlık sanki bir anda yön değiştirmişti; kaçmak istediğim yerden değil de… geride bırakacaklarımdan sıkışıyordum.

Binaya bir kez daha baktım.

“Demek bu kadar…” diye geçirdim içimden.

Alıştığım şeyler çok uzun sürmemişti aslında. Ama insan kısa sürede bile bir yere bağlanabiliyordu. Bir ses, bir bakış, bir alışkanlık kırıntısı bile yetiyordu.

Araba çalıştı sokakta sesli tiz ses verdi. Gitti.

Ama ben hâlâ binaya bakmaya devam ettim.

Gözlerimi ondan alamadım.

Sanki biraz daha bakarsam, içinde yaşadığım günleri geri alabilecekmişim gibi… ya da en azından o duyguyu saklayabilecekmişim gibi.

Bina küçülüyordu.

Her metre uzaklaştıkça içimdeki bir şey de geri kalıyordu.

Sanki bir şey bitmişti.

Ama ne olduğunu tam adlandıramıyordum.

Yutkundum.

Ve ilk kez kendime şu soruyu sordum:

“ Ne yapıcam?

Bir süre kafamdaki ses yavaşça konuştu.

“Neden gidiyorsun?”

Bu kez soru daha netti.

Bahane yoktu içinde.

“Gitmem gerekiyor,” dedim.

Ama neden gerektiğini ben de tam bilmiyordum.

Sanki gitmek çözüm gibi öğretilmişti bana. Bir şeyler fazla ağırlaştığında, bir yerden uzaklaşmak yeterli sanılıyordu.

***

Bölüm nasıldı?

İnşallah beğenmişsinizdir.

Evlilik hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sizce anlaşabilecekler mi ? 😇

Batuhan? 😌

Seda? 🤧🤧

Yakışıyorlar mı öğretmen hanım ile komutan bey?

Asıl soru...

Bu evlilik onları nereye götürücek?

Diğer bölümlerde görüşmek üzere

Oy ve yorum yapmayı unutmayın! 🥳

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 14beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18