6. bölüm · HIZIN NOTA RİTMİ

5. "YAZ KABUĞU"

Zeynep Baran

"Bu renkler arasındaki gülüş sana çok yakışıyor, Bade."

🎨⚽️

Bazı sessizlikler aslında en gürültülü umutları saklardı. Kimse fark etmese de içimde sürekli yeni yollar çiziliyordu. Beklemek bazen vazgeçmek değil, hazırlanmak demekti. Görünmeyen şeylere inanmak, bazen en gerçekçi davranıştı. Ve herkes aynı gökyüzüne bakıyordu ama herkes aynı şeyi görmüyordu.

Atölye hayalini kurarken kalbim nasıl atıyorsa, şimdi de aynı yerden atıyordu. Babam arabanın camını biraz daha açtığında sabahın sıcak esintisi tekrar yüzümü yalamıştı.

Karşıdan gözüken güneş direkt gözlerimi aldığı için güneş siperliğini indirdim. Onun aynasından, evde yaptığım dağınık topuzu düzeltirken gözlerim, kulaklarıma takmış olduğum küpelerime kaymıştı. Kulaklarımı bol küpelerle doldurmak bana tarifi olmayan bir mutluluk veriyordu. Bundan dolayı bugün içinde çoklu küpelerimi takmıştım.

Babamın yüzünde gizleyemediği bir heyecan vardı. Batan şirketimizi kurtarmak için şehir merkezine gidip birkaç görüşme yapacaktı. Aynı şekilde benimde karnımın içindeki kelebeklere dokunan bir heyecan vardı. Bugün Yeşim ve Yade'yle beraber atölyemizi boyayacaktık. Ve Yeşim yardım için köyden iki kişi daha bulacağını söylemişti. Bundan dolayı üzerimde rahat bir kıyafet olarak beyaz salaş tişörtüm vardı. Altımda ise su yeşili şortum vardı.

Babam atölyenin önünde arabayı durdurduğunda Yeşim'in de atölyenin önünde olduğunu gördüm. Elinde bir bezle atölyenin camlarını siliyordu. Araba sesini duyunca arkasını döndü ve beni görmesiyle yüzünde bir gülüş belirmişti. Anın verdiği heyecanla hızla arabadan indiğim içim ayağım taşa takılmıştı. Babam, "Kızım yavaş," dedi esnada Yeşim refleksle kolumdan tutarak düşmemi engellemişti.

Gülerek başımı öne eğdikten sonra babama döndüm. Yeşim'in elinden tutup arabanın yanına çekiştirirken, "Baba bak," dedim cıvıltıyla. "Resimdeki yeni ortağım."

Babam tebessüm ederek hafifçe başını eğdi. "Merhabalar Yeşim Hanım." Atölyenin alındığından beri Yeşim ve Yade'yi dilimden düşürmediğim için babam artık isimlerini ezberlemişti.

Yeşim'de önüne gelen saçını kulağının arkasına sıkıştırarak kibarca gülümsedi. "Merhabalar," dediği esnada, "Murat," dedim. Anlamayan bir bakışla bana döndüğünde gözlerimle babamı işaret ediyordum. "Babamın adı Murat."

Bunun üzerine gülerek kafamı okşamıştı. "Memnun oldum, Murat Bey."

"Ben de öyle." Babam son olarak bize korna çaldıktan sonra arabayla yanımızdan uzaklaşmıştı. Babamın arkasından bakarken kahvelerim tekrar Yeşim de durdu. "Yade nerede?"

"İçeride." Aklına ne geldiyse kısa bir kahkaha attı. "Nerede kaldın diye söylenip duruyordu." Yade'yle yeni tanışmış olmamıza rağmen sanki yıllardır tanışıyor gibiydik. Aramızda gereksiz bir samimiyet oluşmuştu. Ama bu samimiyetten ikimizde rahatsız değildik.

Atölyeye girmek için bir adım atmıştım ki yakından gelen, "Bade!" diye bir seslenişle adımlarım durdu. Bakışlarımı sese doğru çevirdiğimde gördüğüm kişiyle nefesim kaburgalarımın arasında kalmış gibi hissettim. Kalbimin etrafını garip bir his kapladığında dudaklarım benden bağımsız yana kıvrılmıştı. Attığım adımı geri çekerek yönümü onlara çevirdim. Kahvelerim bir çift ela gözle buluştuğunda adımlarım da durmuştu.

Yavuz ve Mert'in geldiğini gören Yeşim mutlulukla, "Hoş geldiniz," dedi. Sanırım bize bahsettiği, yardıma çağıracağı iki kişi bu ikili olmalıydı. Onları nereden tanıyordu bilmiyorum ama bugün atölyeyi boyamamıza yardım edeceklerdi. İkisi de Yeşim'le el sıkıştıktan sonra bana dönmüşlerdi ki Yavuz'un yoğun bakışlarından kurtulmak için içeri uçtum.

Onlar da peşimden geldiğinde Yeşim bir yere kadar gidip geleceğini söylemişti. Yade adım sesleri duymasıyla, "Bade nereden kaldın?" diye dönmüştü ki yanımda tanımadığı iki kişi görünce tek kaşı havalandı. Elindeki telefonunu bırakıp oturduğu yerden kalktı ve yanımıza doğru geldi.

Soru dolu bakışları bende durduğunda, "Yavuz ve Mert," diyerek olaya açıklık getirdim. "Yeşim'in çağıracağım dediği kişiler." Ardından Mert ve Yavuz'a dönmüştüm ki Mert'in bakışları gözüme çarpmıştı. Gözünü dahi kırpmadan Yade'ye bakarken elinden gelse gözlerinden kalp çıkaracak gibi duruyordu.

Bunun üzerine gülmeye başlayarak Yade'yi gösterdim. "Ve o da Yeşim'in kızı Yade," demiştim ki Mert bir saniye beklemeden elini uzattı. "Ç-çok," demişti ki sesinin kekeliyor olduğunu fark ederek genzini temizledi. "Çok memnun oldum sevgili Yade."

Yade ilk birkaç saniye bir Mert'e bir de uzattığı ele bakarak gözlerini kırpıştırdı. Aradan geçen zamanın ardından dudaklarında ufak bir gülüş çatlağıyla Mert'in uzatmış olduğu elini kavradı. "Ben de öyle."

Yavuz aynı şekilde Yade'ye kısa bir baş selamı verdikten sonra bana doğru biraz daha yaklaştı. Ben karakoldan çıktığımdan beridir Yavuz'la hiç karşılaşmamıştık. Ben doğru dürüst meydana bile çıkmadığım için kimseyi görmemiştim.

Ellerini cebine sokarak başını hafifçe yana eğmişti. "Sen daha iyi misin peki?" Mert etraftaki bilmediği ya da bilmemezlikten geldiği şeylerin ne olduğunu Yade'ye sorarken bakışlarımı Yavuz'a çevirdim. Boyu benden uzun olduğu için başımı hafifçe kaldırmam gerekiyordu. "Daha iyiyim."

Aldığı cevaptan hoşnut olmuş olacak ki rahatlamışa benziyordu. Gözlerini benden çekerek kısa bir an atölyeye göz gezdirdi. "Kaybettiğin renklerini bulmuş gibi görünüyorsun." Birden elini saçıma doğru uzattığında kalakaldım. Elini saçımda hissetmemle geri çekmesi bir olmuştu. Nabzım boğazımda atarken yanaklarımın alevlenmeye başladığını hissediyordum. "Griden kurtuldun mu?"

Ona olan şaşkın bakışlarım karşısında, "Kağıt vardı," diye kısa bir açıklama yaptı.

"Anlamadım?"

"Saçlarında," dedi tane tane. "Kağıt parçası vardı." Kafamı hızlıca aşağı yukarı salladığımda yanaklarımdaki kızarıklıklığı fark etmemesi için dualar ediyordum. Ama ela hareleri kısa bir an yanaklarımda gezinince sanki dudağının kenarında çok kısa bir kıvrılma olmuştu. Ardından hemen kayboldu.

Yeşim elinde boya kutularıyla içeri girdiğinde yüzünde tatlı bir telaş vardı. Burada çeşit çeşit boya kutusu vardı. "Tam zamanında geldim." Boyaları yere bıraktıktan sonra kenarıdan fırçaları çıkarttı. "Bugün burayı yaşanır hâle getiriyoruz gençlik."

Onun bu enerjisi bulaşıcıydı, çünkü Yade hemen yanına çömelip kutuları karıştırmaya başlamış, Mert yardım ediyormuş gibi yapıp yanlış kapakları açarak ortalığı daha da karıştırmış, ben de gülmemek için dudaklarımı ısırmıştım. Yavuz ise biraz daha geride durup olanları izliyordu ama gözlerinin arada bir bana kaydığını fark etmemek mümkün değildi.

Bir süre sonra herkes bir şekilde bir şeylerin ucundan tutmuştu. Ben fırçayı elime alıp duvarın boş bir köşesine ilk dokunuşu yaptığımda içimde bir şeylerin yerine oturduğunu hissettim. Sanki uzun zamandır nefes almıyormuşum da şimdi ilk defa derin bir nefes almışım gibiydi. Fırçanın duvara sürtünme sesi, arada yükselen kahkahalar ve Yeşim'in, "Şurayı düzgün boyayın biraz!" diye yarı ciddi yarı eğlenceli uyarılarıyla zaman akıp gidiyordu.

Yade bir yandan duvar boyuyor bir yandan bana laf atıyor, Mert onun söylediği her şeye gereksiz bir ciddiyetle cevap veriyordu. Ben de arada ikisini izleyip gülüyordum. Yavuz ise boyadığı duvara gereğinden fazla düzgün çizgiler çekiyordu. O kadar odaklıydı ki bir şey desek duymayacak gibi duruyordu. "Bu kadar düzgün boyamak zorunda mısın?" dedim fırçamı duvara sürerken.

Başını hafifçe yana eğip bana baktı, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülüş vardı. "Senin dağıttığını toparlayan biri olması lazım."

"Ben dağıtmıyorum," dedim hemen kaşlarımı çatarak. "Sanat yapıyorum."

Gözlerini tekrar duvara çevirirken, "Hıhım," diye kısa bir mırıldanış çıktı boğazından. Ben de önüme döndüğümde, onunla her konuştuğumda içimde yayılan bu hisse anlam veremiyordum. Sanki ılık bir his kalbimin etrafını kaplayıp oradan da karnıma doğru iniyordu. "Bence biz çok iyi arkadaş olduk," deyiverdim birden. Kesinlikle bu hissin anlamı uzun süre sonra iyi bir arkadaş bulduğum için olmalıydı. Sonuçta nezarethanede beni sabaha kadar beklediği için içimde bir minnet duygusu belirmişti.

Yavuz fırçasını durdurdu. Başını hafifçe bana çevirdi ama tamamen bakmadı. Bir an düşündü sanki. "Olduk," dedi sonunda sade bir şekilde. O anda farkında olmadan bakışlarım Yavuz'un koluna kaymıştı. Fırçayı tutarken kaslarının hafifçe gerildiğini görüyordum. Hareket ettikçe belirginleşiyor, sonra tekrar gevşiyordu. Saçma bir şekilde buna takılmıştım. Normalde böyle şeylere dikkat etmem. Etmemem gerekir. Ama ediyordum. Gözlerimi çekmek istedim ama çekemedim.

Bir anlığına dokunsam nasıl olurdu diye düşündüm. Ve o düşünce geldiği gibi gitmedi. Elim istemsizce havada kaldı. Ne yaptığımı fark ettiğim anda geri çekmek istedim ama tam o sırada Yavuz başını çevirip bana baktı. Göz göze geldiğimizde elim hâlâ havadaydı. Yakalandığım için ufak bir şekilde yutkundum.

Yavuz'un kaşlarından biri hafifçe kalktı. Gözlerinde belli belirsiz bir eğlence vardı. "Dokun."

Yine boş bulunarak, "Neye?" dediğimde gözleriyle kolunu işaret etti. Tereddüt ederek bir ona bir de tekrar koluna baktım sonra yavaşça elimi uzattım. Parmaklarım koluna değdiğinde nefesim bir anlığına kesilir gibi olmuştu. Beklediğim gibi sertti ama aynı zamanda sıcaktı. Çok kısa sürmüştü. Belki bir saniye bile değil ama yeterliydi. Hemen elimi geri çektikten sonra gözlerimi kaçırdım. "Gerçekmiş."

Yavuz'un bakışlarını üzerimde hissediyordum. Başımı kaldırıp baktığımda hâlâ bana bakıyordu. Bu sefer daha derin gibiydi bu bakışlar. Çok geçmeden biraz ilerimizden gelen bir çığlık duyduğumda bakışlarım bu sefer oraya döndü. Mert avucuna dolu bir mavi boya almış ve Yade'yi kovalıyordu.

Yade gülmekten kıpkırmızı olmuş bir şekilde full hız atölyenin içinde turluyordu. Yeşim ise ellerini belinin iki yanına koymuş umutsuz gözlerle bu ikiliye bakıyordu. Mert, Yade'ye en sonunda duvarın önünde kıskıvrak yakaladığı gibi mavi boyayı yüzüne doğru attı. Yade son anda başını eğip elini kendisine siper etmeye çalışsa da başarılı olmamıştı. Yüzünün sağ yanı tamamen boya olmuşken boya damlayan kirpiklerini kırpıştırarak Mert'e döndü.

Mert iyi ki yaptım ve keşke yapmasaydım arasında git geller yaparken Yade'den gelecek tepkiyi bekliyordu. Eli havada kalmışken karşısındaki kızın ne yapacağına dair tetikteydi. Ancak Yade onun reflekslerinden daha hızlı davranarak yanındaki sarı boyadan avucunun içine aldığı gibi Mert'in yüzüne fırlatmıştı.

Mert yüzüne şak diye yapışan boyayla yüzüne kırıştırdığında tekrar Yade'ye dönmüştüm ki ışık hızında bana gelip yüzüme yapışan boyayla afalladım. Boyayın soğukluğu yüzümü kaplarken boynuma doğru akmaya başlamıştı. Göz kapağımın üzeri bile boya olduğu için önce elimin tersiyle boyayı silip ardından bakışlarımı Yade'ye çevirdim.

Yade kıkır kıkır gülerken önünde kurbanlık gibi dikilen Mert'i tutup kendisine siper etti. "Sen benden daha fazla boyalısın. Kalkan ol bana." Mert buna dünden razıymış gibi kollarını iki yana açarak Yade'ye siper olunca bu sefer bakışlarım anında Yavuz'a dönmüştü. Olaylara kısa bir bakış atıp tekrar önüne dönmüştü lakin önümdeki kovadan bir avuç boya aldığım gibi ensesine fırlattım.

Ensesine şiddetle yapışan boyayla ağır çekimde bana dönmüştü. Karşısında otuz iki diş sırıttığımı görünce tek kaşı havalandı. Kaçmak şöyle dursun bu ihtimal aklıma bile gelmiyordu. Yavuz ani bir hareket yapınca bu sefer kafama dank ederek koşmaya yeltenmiştim ki hızlıca kolumu tuttu.

Kavradığı kolumdan kendisine çekerken, "Savaşı başlatıp kaçamazsınız hanımefendi," demesine kalmadan aldığı boyayı saçlarımın üzerine sürmüştü. Saçlarımın üzerinde elini gezirdirip boyayı güzelce saçlarıma yayarken içimden gelen anlık bir dürtüyle kolumu tuttuğu elini ısırdım. Acıyla inleyerek elini geri çekmişti. "Ne yapıyorsun be manyak."

Tam gülerek tekrar önüme dönmüştüm ki adeta boğazıma kadar giren boyayla abartısız neredeyse boğuluyordum. Birkaç saniyenin sonunda failin nerede olduğunu görmek için başımı kaldırdım. Tabii ki de Mert'ti. Arkamdaki kovaya tekrar döndüğümde bakışlarımı ondan ayırmıyordum. "Yedim seni Mert."

Mert abidik gubidik hareketler yaparak ağır çekimde Yade'nin yanına gitti. "Ortak tehlikedeyim." Yade saçlarını düzeltirken ona sokulan Mert'e yan bir bakış attı. "Kimmiş ortağıma saldıran?" demişti ki gözleri bende durunca kahkaha atarak kenarı kaydı.

Mert gözlerini kocaman açarak Yade'ye bakarken beklemediği bu ihanet karşısında şaşkındı. Başını umutsuzca iki yana salladı. "İnanamıyorum ortak," diyerek birden koşmaya başlayınca bende peşine düştüm. Bu esnada da Yeşim'in atölyeden çıktığını görmüştüm. Kadın daha deminden beri rahat durmamız gerektiğini haykırıyordu ama onu dinleyen olmayınca burayı terk etmişti.

Mert'in peşinden atölyeyi turlarken o önüne gelen her şeyin üzerinden at gibi atlıyordu. En sonunda nefes nefese Yavuz'un arkasına geçtiğinde bana oradan dil çıkarmaya başlamıştı. Bu esnada elimdeki boya sürekli akıp durduğu için bitmişti zaten. O ikisi bir olunca benim de bakışlarım Yade'ye döndü. Aramızda antlaşma yaptığımız kısa bir bakışmanın ardından onun yanına gittim.

Yanına gittiğimde önüme iki tane boya kutusunu sürüklemişti. Gözlerimiz bir anlığına birbirine kilitlendi. İkimizin de yüzünde aynı ifade vardı. Dudaklarımın kenarı yukarı kıvrılırken başımı hafifçe yana eğdim. "Hazır mısın?" diye fısıldadım.

Yade'nin gözleri parladı. "Doğuştan." Sonrasını tam olarak nasıl başlattık bilmiyorum ama bir anda her şey tekrar karışmıştı. Mert bir şeyler bağırıyordu, Yade onun söylediklerini taklit ederek daha da abartıyordu. Ben ise elimde ne varsa savuruyordum. Yavuz'un nerede olduğunu bir anlığına gözden kaçırmıştım ki arkamdan gelen adımları duydum.

Dönmeye fırsat bulamadan sırtıma çarpan boyayla irkilmiştim. "Yavuuuz!" diye bağırdım sesimin içindeki gülüşü saklayamadan. Cevap vermedi ama arkamda olduğunu hissediyordum. O varlığı garip şekilde güven veren ama aynı zamanda kalbimi hızlandıran histendi.

Hızla döndüğümde tam karşımdaydı. Elinde boya kalmamıştı ama yüzü benden beterdi. Bir an durmuştuk. Etrafımızda Mert ve Yade koşup bağırmaya devam ederken biz olduğumuz yerde kalakalmıştık. Sanki o an sadece ikimiz vardık. Gözlerim yüzündeki renklere kaydı. Saçına bulaşan boya, yanağından aşağı süzülen ince bir çizgi ve dudaklarının kenarındaki o tanıdık gülüş.

"Gülme," dedim ama kendim gülüyordum.

"Gülmüyorum," dedi ama gülüyordu. Bir adım bir adım arkaya doğru atarken ayağım yerdeki boş kovaya takıldı. Dengeyi kaybettiğimi fark ettiğim an içimden kısa bir eyvah geçti ama yere düşmem uzun sürmemişti. Sırtım soğuk zemine değdiğinde ağzımdan istemsiz bir kahkaha çıktı. Tavana bakarken nefesim kesilene kadar gülmeye başlamıştım.

Bir iki saniye sonra yanımdaki hareketi fark ettim. Yavuz da karşıma, ama ters yönde uzanmıştı. Ayakları duvara dayanmış, başı bana doğru uzanmıştı ve kafalarımız ortada birleşmişti. Başımı yana çevirdiğimde o da çevirdi. Göz göze geldiğimizde bir süre konuşmamıştık. Sadece nefeslerimiz ve hâlâ arada yükselen kıkırtılarım vardı.

Yüzünde kuruyan boyalar çatlamaya başlamıştı. Saçına bulaşan renkler onu olduğundan daha da dağınık gösteriyordu. Ama garip bir şekilde hiç bu kadar düzgün görünmemişti gözüme. "Kaybettin," dedi sonunda.

Kaşlarımı hafifçe çattım. "Neye göre?"

"En çok boya yiyen sensin."

Burnumu kırıştırdım. "Saymadık ki."

"Ben saydım." Gözlerim devirdim ama gülüşüm hala durmuyordu. Gürültünün ortasındaki bize ayrılan sessizlik kalbimin ritmini arttırıyordu. Ela harelerinin her bir zerresinde bakışlarımı gezdirirken hafifçe kısılan kahvelerim beni ele veriyor olmalıydı.

"Bade," dedi Yavuz. Ses tonu az önceki kahkahaların aksine daha sakin ve huzurlu gibiydi. Ya da bana öyle geliyordu.

"Hım?"

Gözlerini bir anlığına kapatıp tekrar açtı. "Renklerini gerçekten bulmuşsun." Dudağının kenarında ufak bir gülüş çatlağı belirdiğinde tuttuğu nefesini sakince koyuverdi. "Ve..." diye mırıldandı biraz zaman sonra. "Bu renkler arasındaki gülüş sana çok yakışıyor, Bade." O an fark ettim ki bazı renkler dışarıda değil, birinin yanında ortaya çıkıyordu.

Gözlerimiz hâlâ birbirine takılıyken aramızdaki o sessizlik biraz daha derinleşmişti. Etrafımızdaki gürültü sanki uzaklaşmış, sadece nefes alışverişlerimiz kalmıştı. Kalbimin ritmi hâlâ düzensizdi ama bu sefer korkudan değil başka bir şeydendi.

Yavuz'un bakışları yüzümde bir an daha oyalandıktan sonra yavaşça yukarı kaydı. Saçlarıma, oradan da enseme. Ne yaptığını anlamam birkaç saniyemi almıştı. Elini kaldırdı ama aceleci değildi. Sanki bana zaman tanıyordu. Geri çekilmem için, istemezsem durdurmam için.

Ama yapmadım. Yapamadığım gibi olduğum yerde de kaldım. Nefesim fark etmeden yavaşlamıştı. Parmakları enseme değdiğinde içimden bir şey geçti. Soğuk zeminin üzerinde olmama rağmen o dokunuş sıcaktı. Çok hafifti. Bastırmadan, sadece yoklar gibiydi.

Saçlarımın arasına karışmış boyaya takıldı önce parmakları. Sonra yavaşça bir tutamı ayırdı. "Burada kalmış," diye mırıldandı. Ses tonu normaldi. Ama değildi de. Nedenini anlayamıyordum.

Parmaklarının saçlarımın arasında bu kadar yavaş hareket etmesi, hiçbir şey yapmıyormuş gibi yapıp aslında çok şey yapması içimde garip bir titreşim yaratıyordu. Gözlerimi ondan kaçırmak istiyordum ama kaçıramıyordum.

Ben sadece ona bakarken o ise hâlâ saçlarımla uğraşıyordu. Sanki gerçekten tek derdi oradaki boya lekesiydi. "Tamam," dedi sonunda elini yavaşça geri çekerken. "Şimdi oldu." Ama elini çekerken bile parmakları bir an daha oyalanmıştı. Gereğinden bir saniye fazlaydı. O bir saniye kalbimin ritmini giderek rotasından çıkarınca yutkundum.

"Teşekkür ederim." Sesim düşündüğümden daha kısık çıkmıştı.

Yavuz hafifçe omuz silkti. "Rica ederim."

Nefesim hâlâ tam düzene girmemişti. Yavuz'un bakışları yüzümde sabit kalmış, benimkiler de onunkinden ayrılmamıştı. Az önceki dokunuşun etkisi hâlâ ensemde kalmış gibiydi. Sanki oraya değen parmaklarının izi silinmemişti. Tam bir şey söyleyecek gibi oldu ya da ben öyle sanmıştım.

"Ay yeter artık!"

Yade'nin sesi atölyenin içinde yankılanınca ikimiz de aynı anda irkildik. Refleksle gözlerimi ondan çekerken başımı yana çevirdim. Yade birkaç adım ötemizde, ellerini beline koymuş bize bakıyordu. Yüzü boyadan tanınmaz haldeydi ama ifadesi o kadar netti ki. "Romantik filmin ortasında yanlışlıkla reality şova düşmüş gibiyim," diye devam etti dramatik bir şekilde.

Gözlerim büyüdüğünde tam itiraz moduna geçecektim ki beni susturdu. "Biriniz saç okşuyor, diğeriniz bakış atıyor," dedi parmaklarıyla sayar gibi yaparak. "Ben burada figüran mıyım?" Yavuz yanımda hafifçe doğrulurken boğuk bir gülüş kaçırdı. Başını iki yana sallayıp oturur pozisyona geçti. Ben hâlâ yerde uzanıyordum ama yüzümün yandığını hissediyordum.

"Yade saçmalama," dedim ama sesimdeki ciddiyet çoktan kaybolmuştu.

"Saçmalamıyorum," dedi hiç istifini bozmadan. "Gayet net gördüm. Hatta isterseniz tekrar yapın, bu sefer daha iyi izleyeyim."

Bu sefer gerçekten doğrulup oturmuştum. "Yade!"

Ama o çoktan kahkaha atmaya başlamıştı. "Rahat olun ya," dedi elini sallayarak. "Devam edin ben yokmuşum gibi davranın. Alışığım ben."

Arkamdan Mert'in sesi de gelmişti. "Ne oluyor orada?" Yade hiç beklemeden başını ona doğru çevirip bağırdı. "Aşk doğuyor gel çabuk!"

"Yade!"

Mert'in, "Nerede!" diye panikle koşarak bize doğru gelmesiyle olay tamamen kontrolden çıkmıştı. Yavuz başını öne eğip gülmemeye çalışıyordu ama omuzlarının hareketinden belli oluyordu. Ben ise yüzümü kapatıp gülüyordum artık. Yade bir adım geri çekilip zafer kazanmış gibi ellerini iki yana açtı. "Görev tamamlandı."

Ona bir yandan öldürücü bakışlar atmaya çalışırken ciddiyet namına bir şey kalmamıştı. Utançtan yüzümün kıpkırmızı olduğuna emindim. Sandığı gibi Yavuz'la aramızda bir şey yoktu. Olmazdı da.

Bir süre sonra kahkahalar yavaş yavaş yerini yorgun nefeslere bırakmıştı. Atölyenin içi artık tanınmayacak haldeydi ama garip bir şekilde güzel görünüyordu. Duvarlar başta planladığımız gibi tertipli ve kusursuz değildi belki ama her yerde bizim izimiz vardı. Fırça darbeleri, istemeden sıçrayan boyalar, yarım kalmış çizgiler. Hepsi bir araya geldiğinde düzensiz değil, aksine bize ait bir bütünlük oluşturmuştu. Boyanın sıçradığı duvar, o kısımdaki rengini kendisi belirlemişti.

Sırtımı duvara yaslayarak yere çöktüğümde bacaklarımın hafifçe sızladığını fark ettim. Avuç içlerim boya olmuştu, saçlarım zaten başlı başına bir felaketti. Ama umurumda değildi. Yade yanıma kendini bıraktığında başını omzuma yasladı. "Ben bir daha hayatım boyunca boya görmeyeceğim."

Dramatik iç çekişine karşılık gülmeye başladım. "Sallama. Yarın yine boya yapacak olsak en önde olursun."

"Olmam," dedi hemen. "Ama olursam da bu sefer Mert'i kovaya sokacağım." İkisi garip bir şekilde hızlıca kaynaşmış ve şakalaşmaya başlamışlardı.

"Ben buradayım yalnız," dedi Mert biraz ileriden. Yere uzanmış, kollarını iki yana açmıştı. "Ve bu konuşmaları duyuyorum."

"Duy," dedi Yade hiç umursamadan. "Hazırlıklı ol diye söylüyorum." Gülmemek için dudaklarımı ısırdım. Gözlerim istemsizce Yavuz'u buldu. Biraz ileride, duvara yaslanmış oturuyordu. Dizlerini kendine çekmişti, kolları gevşek bir şekilde dizlerinin üzerinde duruyordu. Yüzünde hafif bir yorgunluk vardı.

Yeşim de boyama işlemimizin ortalarına doğru geri gelmişti. Öğrenmiştik ki bize bir sürprizi varmış. Atölyede boya savaşı yapmamıza rağmen o darbelerden daha güzel renkler ortaya çıkardığımızı görünce çok beğenmişti. Ardından ise Yade'nin yoğun ısrarları üzerine sürprizini öğrenmiştik. Hepimizi akşam sahil kenarında yemeğe götürecekmiş.

"Gençler." Yeşim saçlarına taktığı kıskaçlı tokayı çıkardığında kahve saçları tekrar omuzlarına döküldü. Yeşil hareleri her birimizin üzerinde gezindiğinde haylaz parıltılar belirmişti. "Sizce bir şey unutmadınız mı?"

Kaşlarımı hafifçe çattım. "Ne?"

"Atölyenin adı," dediğinde kısa bir sessizlik oluşmuştu. Hepimizin bakışları birbirimizin üzerinde gezindikten sonra birden gülmeye başlamıştık. Kendimizi boyaya ve oyuna o kadar kaptırmıştık ki bu detayı atlamıştık. Ama itiraf etmeliyim ki bu köye gelirken canım çok sıkılır diye düşünmüştüm. Ama şimdi çok eğlenceli ve yanında rahat olabildiğim arkadaşlarım olmuştu.

Bakışlarımız tekrar birbirimize dönünce herkesin aklına gelen isimler dudaklardan dökülmeye başlamıştı.

"Renk Evi olabilir."

"Hayır." Yade'ye omuz silkip başımı salladım. Bu çok basit kalırdı. Daha farklı ve hoş bir şeyler olsun istiyordum.

"Sanat Noktası?"

Aynı şekilde Yavuz'a da başımı salladım. "Çok klasik."

"Fırça Atölyesi," diye Mert atıldığında Yade'nin bakışları ona döndü. Tek kaşı havalandığında her an onunla uğraşacak bir şeyler bulmanın hazzını yaşıyordu. "Saçma."

"Hayal Köşesi?"

Dilimi damağıma vurdum. "Olmaz."

İsimler havada uçuşuyordu ama hiçbirine içim ısınmıyordu. Her biri güzel gibiydi ama eksikti. Sanki bu yerin ruhunu tam anlatamıyordu. Yade saçındaki boyayı eliyle düzelterek düşünceli bir şekilde dudaklarını büzdü. "Daha farklı bir şey olmalı ya," dedi. "Böyle, bizi anlatan."

"Bizi anlatan mı?" diye mırıldandım. Gözlerim etrafta gezindi. Duvarlara, yere, birbirimize, sonra içime. Bir şey vardı ama adı yoktu.

"Ben buldum!" dedi birden Mert. Hepimiz aynı anda ona döndüğümüzde, "Kesin saçma," dedi Yade direkt.

"Dinlemeden niye yargılıyorsun ya?" dedi Mert bozulmuş gibi.

"Kendini tanıyorum çünkü."

Mert'in bir yandan hoşuna gitmiş gibi dursa da sahte bir alınganlıkta çenesini dikleştirdi. Gözleri tekrar bize döndüğünde, "Bence şey olabilir," dedi dramatik bir etki yaratmaya çalışır gibi duraksayarak. "Renkli, fırça, sanat, evi, atölyesi..."

Yade yüzünü buruşturmuştu. "Bu ne ya, cümle mi kuruyorsun?"

"Dur ya!" dedi Mert. "Şey işte anlamlı bir şey."

"Hiç değil," diye mırıldandım gülerek. Mert birkaç saniye sustuktan sonra omuz silkti. "Aman yaz kabuğu olsun abi işte." Başıma yıldırım düşmüş etkisiyle aniden ona döndüğümde Yade'yle de göz göze gelmiştik. İkimizinde kahvelerinde parıltılar belirdiğinde başımı bu sefer Yavuz'a çevirdim. O da yarım ağız bir gülüşle başımı sallamıştı.

Ardından Yade'nin başı aniden Mert'e döndü. Gözleri kocaman açılmıştı. "Ne dedin sen?"

Mert ise herkesin birden ona dönmesiyle hafifçe oturduğu yere sinmişti. "Ne?"

"Az önce ne dedin?" dedi bu sefer daha ciddi bir ses tonuyla Yade.

Mert bir ona bir bize baktı. "Şey… renkli, sanat, fırça, atölye dedim."

"Hayır!" dedi Yade. "Ondan önce!"

"Önce mi?" Mert kaşlarını çattı. "Eee… sanat evi, hayal köşesi, fırça, renk şey…" Ben nefesimi tutmuş bir şekilde beklerken Yavuz'dan da çıt çıkmıyordu. Bir şey demişti az önce tam oydu isim. Ama ne demişti? Aklımda dönüp duruyordu ama dilimin ucuna gelmiyordu.

"Ya işte bir şey dedin!" diye çıkıştı Yade. "Bir şey söyledin ve o oydu!"

Mert tamamen paniklemişti artık. "Ne söyledim ya? Ben de bilmiyorum!"

Yade sinirden saçını çekti. "Az önce söyledin işte!"

"Neyi söyledim!" diye bağırdı Mert çaresizlik içinde. Dayanamayıp gülmeye başladım. Az önce dediğini kelimeyi duymuştum ve o an gerçekten doğru hissettirmişti. Ama salak Mert ne dediğini bir türlü hatırlamıyordu.

"Yaz kabuğu," diye bir ses duyuldu ardından. Birden aramıza karışan sesle başımı çevirdiğimde Yeşim'in başımızda dikildiğini gördüm. Kollarını göğüsünde birleştirmiş ve başını hafifçe eğmiş bize bakıyordu. Yüzündeki eğlenen ifadeye bakılırsa daha deminden beri bizi izleyip bu hallerimizden zevk alıyor gibiydi.

Yaz kabuğu diye içimden bu kelimeyi tekrar tekrar söylemeye başladım. Kesinlikle buydu. Duyduğum an içimde bir yerlere dokunmuş gibi çok hoş hissettirmişti. "İşte buydu evet!" Yade mutlulukla annesinin boynuna atladığında sıkıca kollarını boynuna dolamıştı. Ben ise yüzümde geniş bir sırıtışla onlara bakıyordum.

Yeşim ondan ayrıldığında bize ilerideki duvarı gösterdi. "Orada size bir sürprizim var." Soru dolu bakışlarım diğerlerine döndüğünde onlarında ifadesi fazla boştu. Yeşim'in peşinden gittiğimizde büyük duvarın önüne gelmiştik.

Yeşim duvarın önünde durarak çizmiş olduğu şeyi bize gösterdi. Gözlerim oraya döndüğünde kocaman bir boya paleti çizdiğini gördüm. Üzerinde toplamda beş tane boya kutucuğu olduğunu gördüm ama içleri boştu. "Burada her birinizin renkleri olacak. Bugünün izi ve hatırası olarak kendinize bir renk seçeceksiniz. Seçtiğini renklere boyayın kutucuğun içini."

Bunun üzerine Yavuz ve Mert kenarıda duran tüm boya kutularını önümüze getirmişlerdi. Kutuların zemine bırakılma sesi kulaklarıma ulaştığında Yade'ye bakışlarımız kesişti. "Aynı anda," diye fısıldadığımda gülümsedi. Başıyla beni onayladı. "Aynı anda."

Aynı anda öne doğru eğildiğimde elim direkt olarak pembe boya kutusuna gitmişti. Yade ise hiç düşünmeden ve tereddütsüzce sarı boya kutusuna uzanmıştı. Parmağıma bir tutam pembe boya aldığımda o da aynı şekilde sarı boyadan aldı. İçimde gerçekten susmayıp, kıkır gülen bir çocuk vardı o anda.

Bir elimizin parmağına boyaları almışken bakışlarımız tekrar kesişti. Daha sonra da bana diğer elini uzattığını gördüm. Burnumun ucunda hafif bir sızı meydana geldiğinde uzattığını elini tutmuştum. Birbirimizin elini sıkı sıkı kavramışken duvara yaklaşıp kutucukları renklerimizle doldurmaya başladık. Bunu fırçayla da yapabilirdik ama parmaklarla bu duvara iz bırakmak istemiştik.

Ben kutucuğumu pembeye, Yade ise sarıya boyamıştı. Geri çekildiğimizde Mert'in ikimizin birleşen ellerine baktığını gördüm. Ne yapacağını tam kestirememiştim ama dudak kenarında kurnaz bir kıvrım vardı. Ardından yüzünde inanılmaz bir ciddiyetle Yavuz'a dönünce tek kaşım havalanmıştı.

Yüzüne duygusal bir ifade takınıp kaşlarını bükerken elini Yavuz'a doğru uzatınca kahkaha attım. Az önce bizim yaptığımızın aynısını yaparak elini Yavuz'a doğru tutarak başını hafifçe yana eğdi. "Aynı anda mı?" Yade anıra anıra gülmeye başladığında yüzü kızarmaya başlamıştı. Ben de durum farksız değildi.

Yavuz, Mert'ten ürkmüş bir şekilde bir ona bir de uzattığı eline baktı. Yüzünde o kadar garip bir ifade vardı ki sanki bunu kendisine bir hakaret olarak sayıyor gibiydi. "Lan oğlum bir git kalacaksın elimde." Ters bir sesle konuşup boyaya yönelmişti ki hala ona çipil çipil gözlerle bakan Mert'i görünce ciddiyeti yavaş yavaş kırılmaya başlamıştı.

Gözlerini kapatıp kendini iç mahkemesinde yargıladıktan sonra tekrar açtı. "Tek kereye mahsus bak." Bakışları bize dönünce işaret parmağını da bize doğru salladı. "Siz de böyle bir şey görmediniz." Bunu yaptığında karizmasının zedeleneceğini düşünüyordu. Yade'yle başımızı iki yana salladık. "Görmedik."

Elini Mert'in avucunun içine bıraktığında gülmemek için kendimle yoğun bir savaş veriyordum. Bu esnada dudaklarımın arasından garip garip sesler kaçtığı için Yavuz kısa bir an bana döndü. Uyarıcı bakışları karşısında elimle ağzımın hayali fermuarını kapatıp hayali anahtarı Yade'ye fırlattım.

Mert, Yavuz'un elini kavradığında yüzü mutlulukla dolmuştu. Beraber el ele boya kutularına yöneldiklerinde hangi boyadan aldıklarını görmek için hafifçe başımı eğdim. Mert mavi boya kutusundan bir tutam almıştı. Yavuz'un uzandığı boya kutusuna baktığımda yeşil boyadan aldığını görmüştüm.

Gözlerim kendi boyadığım yere döndüğünde bakışlarım bir süre pembe renkte gezindi. Ardından tekrar Yavuz'un parmağındaki yeşil renge dönünce istemsizce yutkunmuştum. Yeşil ve pembe... Anlaşmadan ve bunu hiç konuşmadan birbirimizle uyumlu olmuştuk. Pembe ve yeşil benim asla vazgeçmediğim boya kombosuydu.

Onlar da kendi kutucuklarını boyadıktan sonra geri çekildiler. Artık buradaki renkler bizim renklerimiz olmuştu. Hem bugünün anısı olarak kalacaktı, hemde duvardaki kocaman boya paletinin renkleri biz olmuştuk.

Ben pembe rengi seçmiştim. Pembe, kalbin en yumuşak köşesinde saklanan utangaç bir sevgi gibiydi.

Yade'nin rengi sarıydı. Sarı, en karanlık günde bile içini ısıtan bir güneş gülüşüydü.

Yavuz yeşili seçmişti. Yeşil, umutla yeniden filizlenen bir hayalin sessiz nefesiydi.

Mert'in direkt seçtiği rengi maviydi. Mavi, sonsuzluğa uzanan bir huzurun derin ve dingin sesiydi.

Boya paletinde sadece bir tane beyaz kutucuk kalmıştı. Bunun üzerine heyecanla Yeşim'e döndüğümde ne diyeceğimi anlayarak gülmeye başladı. Yanına giderek elini tuttum. "Hadi." Duvara doğru çekiştirmeye başlamıştım. "Senin de rengin olsun." Duvara dönüp beyaz kutucuğu gösterdim. "Orası boş kaldı. Orayı sen parlat, hadi."

Bunun üzerine önünde duran en yakın renge yönelmişti. Turuncuydu. O da tıpkı bizim gibi yaparak parmağına bir tutam boya alarak boş kutucuğu boyadı. Artık tüm kutucuklarda renkler vardı. Bizim renklerimiz...

Ardından Yade'nin eline minik bir fırça almasıyla duvara yaklaştığını gördüm. Koyu renk bir boyaya fırçayı daldırdıktan sonra duvara bir şeyler yazmaya başlamıştı. "16.06.2025." Kendi kendine bir şeyler mırıldandıktan sonra geri çekildiğinde bakışlarım boya paletine yazdığı şeylere dönmüştü.

Her bir rengin üzerine ayrı ayrı yazmıştı. İlk üç rengin üzerinde sırasıyla 16.06.2025 olarak bugünün tarihi yazıyordu. Kalan iki rengin üzerine de Yaz Kabuğu yazmıştı. Gözlerime minik minik yaşlar akın etmeye başladığında ona kollarımı açmıştım. Kollarımın arasına keyifle kıvrılırken başını saçlarımın arasına gömmüştü. Ardından geri çekilerek yanağına sulu bir öpücük bıraktım. Bu kız bana iyi gelmiyordu sadece, kendim gibi hissettiriyordu.

🎨⚽️

"İyi de Fatih Sultan Mehmet hayatında hiç domates yemedi ki."

"Patlıcan da yemedi." Mert iddialı bir sesle konuştuktan sonra elini başına atıp kahve saçlarını karıştırdı. "Yani hayatında hiç menemen yememiş?" dedi soru dolu bir sesle.

"Adam İstanbul'u fethetmiş salak. Sence menemenin ne önemi var?" Yade bezmiş bir şekilde gözlerini devirip önüne döndü. Daha deminden beri konumuz tarihti. Buraya tam olarak hangi konudan atladık bilmiyordum ama konu Yavuz'un tarih bilgisinden açılmıştı. Şu anda kendisi ise yüzünde bariz bir alayla bu ikiliyi izliyordu.

"Ayrıca Yavuz da normal asker gibi giyiniyormuş," dediğimde bu sefer gözler bana döndü. Konudan alakasız ama bir anda aklıma geleni söylediğimde Mert koca bir kahkaha attı. Başıyla Yavuz'u işaret etti. "Ben hiç askere benzetemedim bizim Yavuz'u." Espri için hiçbir anı kaçırmıyordu.

Yavuz kumlara ayaklarını uzattığında yan profiline sahil ışıkları vuruyordu. Başını hafifçe yana eğince gözleri beni bulmuştu. "Kanuni de tam tersiydi." Hafifçe kafamı salladığımda şu anda söylediklerinden çok duruşu aklımı başımdan alıyordu. Boğazımı temizleyerek bakışlarımı kaçırdım.

Saçmalama Bade.

Arkadaşlar böyle yapmaz, o senin arkadaşın.

Atölyedeki tüm işlerimiz bittiği için Yeşim bizi ödül olarak sahil kenarında yemeğe getirmişti. Sahil kenarındaki restoranda yemeğimizi yedikten sonra sahile çıkmıştık. Hava karardığı için sahili kenarlarında duran ışıklar ortamı aydınlatıyordu. Hep beraber kumlara oturduktan sonra aklımıza gelen düşünceleri geldiği gibi ortama bırakmaya başlamıştık. Bu konuda onlardan biriydi. Yeşim ise siz gençler kendi aranızda takılın diyerek bizi burada bırakıp gitmişti.

Yanımda duran telefonumun ekranı bildirim ışığıyla yanınca ona döndüm. Elime aldığımda ise mesajın WhatsApptan olduğunu görünce onun üzerine tıkladım.

Yade Aşkilettam kişisi sizi 'Yaz Kabuğu' isimli gruba ekledi.

Grup isminin üzerine tıkladığımda üyeler kısmında biz hariç iki numara daha vardı. Bunlar da Mert ve Yavuz'un numaralarıydı. Demek ki Yade'nin az önce onlardan numaralarını istemesinin sebebi buydu. İkisinin de numarasını kaydettikten sonra gözlerim Yavuz'un profil resmi üzerinde oyalandı.

Resmin üzerine tıklayıp fotoğrafı büyütmüştüm. Fotoğrafta Yavuz bir futbol sahasındaydı. Üzerinde forması vardı. Başını ise hafifçe geriye doğru yatırmış ve iki kaşının tam ortasında bir futbol topu duruyordu. Kahretsin ki burada da fazla yakışıklıydı.

"Benim yanımda beni mi stolkluyorsun?"

Yan tarafımdan gelen sesle gerçek dünyaya geri döndüm. Yavuz neye baktığımı görmüş olmalıydı. Nerede olduğumu unutmuştum. Bir an için elim ayağıma dolaşsa da bunun gayet doğal bir şey olduğunu aklıma getirerek başımı salladım. "Profilin çok hoşuma gitti."

Başını tekrardan hafifçe yana eğdi. "Fotoğrafa bakarak mı karar verdin, yoksa canlı hali daha mı iyi?" Dan diye konuşmasıyla yoğun bir şekilde kalbim kan pompalamaya başlamıştı. Yoğun bakışlarından kurtulmak için bakışlarımı çevirmiştim ki bu sefer de Yade ve Mert'in imalı bakışlarıyla karşılaştım. Bir şeyi görmeseler olmazdı zaten.

Birden ayaklandıktan sonra hızlı adımlarla sahilin kenarındaki suya doğru yürümeye başladım. Arkamdan Yade gülerek seslenmişti. "Nereye?"

"Sıcak bastı," dedim elimle kendime yelpaze yaparak. Gerçekten sıcak basmıştı. Çıplak ayaklarımın altında kumları eze eze suyun yanına kadar gelmiştim. Önüme gelen saçlarımı parmaklarımın arasından geçirerek geriye doğru taradığımda hala yanaklarım yanıyordu.

Arkamda bir nefes sesi hissettiğimde tam arkamı dönmüştüm ki Yavuz daha ben ne olduğunu anlamadan bana doğru atıldı. Daha ben ne olduğunu anlamadan önce kollarımdan tutup daha sonra da diğer kolunu bacaklarımın altından geçirerek beni kucağına almıştı. Yüzündeki haylaz parıltıları gördüğümde, "Ne yapıyorsun?" diyerek çırpınmaya başladım. Beni gram umursamadan yürümeye başlayınca kucağında daha çok çırpınarak, "Bırak beni!" diye bağırdım çünkü ne yapacağını anlamıştım.

Denizin kenarına geldiğinde son bir umut yumruklarımı sırtına geçiriyordum ama gram işlemiyordu. Yüzünde geniş bir gülüş meydana geldiğinde, "Hazır mısın?" dedi zevkle.

Başımı iki yana sallayarak, "Hayı-" diyordum ki beni var gücüyle suya doğru fırlatınca çığlık attım. Son anda elimle burnumu kapattığımda suyun içine düşmüştüm. Tüm bedenimin ıslanmasıyla sıcaklığım havalanıp uçarken yüzerek başımı yüzeye çıkarttım. Gözlerimi sıkıca yummuştum ama su olduğu gibi genizlerime dolmuştu. Ellerimle yüzüme yapışan ıslak saçlarımı kenarı iterken Yavuz'un kıyıda küstah bir şekilde güldüğünü görmüştüm. "Serinledin mi? Geçti mi sıcaklaman?"

Sinirle kıyıya doğru yüzmeye başladığımda gülerek geri geri kaçmaya başladı. Kollarımı çırparak suyu ona doğru fırlatıyordum ama fazla geri kaçtığı için ulaşmamıştı. Nihayet kıyıya vardığımda ona doğru koşmaya başladım. Birden gecenin serinliği üzerime vurunca gerçekten rahatladığımı hissetmiştim.

Islak ayaklarıma kumlar yapışırken yerde bulduğum deniz kabuğunu Yavuz'a doğru fırlattım. Son anda eğildiğinde hala gülüyordu. Ellerini kendisine siper ederek durduğunda, "Fena mı oldu?" diye sordu. "Sıcakladım dedin serinledin işte şimdi. İyilikte yaramıyor."

Tekrar koşmaya başladığımda o da yine kaçmaya başlamıştı. Koşarken ayaklarım kuma gömülüyor, saçlarım ıslak olduğu için omuzlarıma yapışıyordu. Gözümü ondan ayırmadan hızımı arttırdım. Bu sefer kaçamayacaktı. Bu sefer kesin yakalayacaktım.

"Kaç!" diye bağırdım gülerek. "Kaç bakalım ne kadar kaçabiliyorsun!"

Yavuz geri geri gidiyordu ama yüzündeki o rahat ifade sinir bozucuydu. Sanki yakalanmayacağını biliyor da, bu onun kontrolünde gibiydi. Tam ona ulaşmama bir adım kalmıştı ki birden durdu. Aniden durmasıyla ivmenin etkisiyle direkt ona çarptım. Ama düşmedim çünkü beni tutmuştu.

İki eliyle bileklerimden yakaladı. Dengemi kaybetmemi engelleyecek kadar sıkı, ama canımı yakmayacak kadar dikkatliydi. Bir anlığına nefesim kesildi. Koşmanın verdiği hız mıydı, yoksa ona bu kadar yakın olmak mıydı bilmiyordum. Başımı kaldırdığımda göz göze geldik. Ve dünya bir anlığına susmuştu.

Tüm sesler silinmişti, sadece onun nefesi vardı. Ve de benimki. Yüzünde hâlâ o tanıdık gülüş vardı ama bu sefer daha sakindi. "Yakalandım," dedi yavaşça.

Kaşlarımı çattım. "Bu kadar kolay mı?"

Bunun üzerine omuz silkti. "Belki de yakalanmak istedim." Kalbim o an ritmini şaşırdığında yine cevap vermemiştim. Veremedim çünkü ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Çünkü bu cümle normal bir cümle değildi. Çünkü bu his normal değildi. Bana neler olduğunu anlamıyordum.

Bir an boyunca sadece bana baktı. Sonra hiç beklemediğim bir anda, elleri bileklerimden kaydı. Parmakları benimkilerin arasına dolanıp elimi tutmuştu. Nefesim yarım kaldığında nasıl nefes alacağımı bile unutmuştum.

Başını hafifçe eğdiğinde gözlerini gözlerimden ayırmadan dudaklarını araladı. "Dans eder misin?" Zaman o an benim için akışını yitirmişti. Kalbimin pompalanma sesini artık kulaklarımda işitiyordum. Şaka mı yapıyordu? Ama yüzü ciddiydi. Hem de fazlasıyla.

Etrafımıza baktım. Kumların üzerinde, gece ışıkları altında, üstüm başım sırılsıklam, saçlarım darmadağın, yüzümde hâlâ tuzlu suyun izleri… Böyle bir anda kim dans teklif ederdi?

Yavuz ederdi.

Gözlerim tekrar ona döndü. "Burada mı?" diye fısıldadım. Sanki sesimi yükseltirsem an bozulacakmış gibiydi.

Dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı. "Tam burada." Kalbim göğsüme sığmıyordu artık. Elimi biraz daha sıkı tutup diğer elini belime yerleştirdiğinde içimden bir şey kaydı. Çok yavaş, çok dikkatliydi. Sanki beni ürkütmekten çekiniyordu. Ben de elimde olmadan diğer elimi omzuna koydum. Ve bir anlığına tekrar nefes almayı unuttum.

Yakındı.

Çok yakındı.

Başımı hafifçe yana eğdiğimde saçlarımdan düşen bir damla su yanağıma değdi. O anın gerçekliğini iliklerime kadar hissetmiştim. Arkamızda bir yerden Yade'nin sesi geldi. "Aaaaa dur dur dur!"

Yavuz gözlerini benden ayırmadan çok hafif bir adım attı. Ben de onunla birlikte hareket ettim. Kumların üzerinde, müzik olmadan, ama içimde yankılanan bir ritimle dönmeye başladık.

Adımlarımız yavaştı. Uyumlu muyduk bilmiyorum ama o an bana öyle geliyordu. Sanki yıllardır bunu yapıyormuşuz gibiydi. Bu an hep varmış gibiydi. Parmakları hâlâ elimin içindeydi. Belimdeki eli her hareketimde beni yönlendiriyordu. Ama zorlayarak değildi. Sadece rehberlik ederek bunu yapıyordu.

Gözlerim bir anlığına yüzünde gezindi. Bu kadar yakından hiç bakmamıştım.
Kirpikleri... Gözlerinin içindeki o derinlik… Dudaklarının kenarındaki o küçük gülüş… Hepsi fazla netti.

"Bakmayı bırak," dedi aniden.

Gözlerim büyüdü. "Ne?"

"Gözlerin," dedi hafifçe eğilerek. "Her şeyi ele veriyor."

Yutkundum. "Seninki vermiyor sanki," dedim ama sesim düşündüğüm kadar güçlü çıkmadı.

Hafifçe güldü ama gözlerini kaçırmamıştı. Ve biz dans etmeye devam ettik. Etrafımızda Yade'nin koşturma sesleri vardı artık. Telefonunu çıkarmış, "Bu anı çekiyorum!" diye bağırıyordu. Mert de arkasından saçma yorumlar yapıyordu ama hiçbirini tam olarak duyamıyordum.

Çünkü ben onunlaydım. Bu an sadece bize aitti. Elimden tutarak beni kendi etrafımda döndürmesinin ardından biraz daha yaklaştık. Nefesi yüzüme değdiğinde kalbim iyice hızlandı. Sanki duracak gibi değil, taşacak gibiydi. "Üşüyor musun?" diye sordu bir anda.

Başımı hafifçe salladım. "Hayır." Yalandı. Ama o an üşümek bile güzel geliyordu.

Başını hafifçe eğdi. "Titriyorsun."

"Senin yüzünden," dedim düşünmeden.

Bir saniyeliğine durduktan sonra yine çok hafif güldü. Gülünce kısılan ela gözleri daha çok erimeme sebep oluyordu. O an hiçbir şey düşünmeden kendimi tamamen akışa teslim etmek istiyordum. Belimdeki eli, omuzlarındaki elim... hepsi gerçekti. Atölyede bahsettiği renklerim sanki onun yanında canlanıyor gibiydi.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

Kalp kalp kalpppp

Ağağsğağağağağağğaappapapapa

Çığlık atıcaaam şimdiiiii

Bebeklerime bakar mısınııızzzz🥹🤏🏻🤏🏻

Ağlamıcaaam😭😭😭🫂

Bir adet Yavuz Bağca lütfeeenn

Aşıııkkk olduumm onlaraaaa çok güzellerrrrr

Peki Yade ve Mert'e ne diyorsunuz kxmwkxlwlkxksıxıduduwud

Bir dahaki bölüme kadar

Renklerinizi kaybetmeyin aşklarım

🎨🎨🎶🌸

Sizi seviyoriitteee

Yazar: z.eyyy_52
İg: zeysverse