4. bölüm / 4
HIRSIZ4. BÖLÜM HEDİYE
Bölümler 4Şu an: 4. BÖLÜM HEDİYE
Evin içindeki ölümcül sessizliği bozan o üç sert vuruş, Yaman ve Ela’nın yüreğini ağzına getirdi.
Tık... Tık... Tık.
İki çocuk da kaskatı kesilmiş bir halde birbirine baktı. Yaman, elleri titreyerek yerdeki o boş parıltılı kartı hızla cebine tıktı. Ela ile göz göze geldikten sonra derin bir nefes aldı ve yavaş adımlarla dış kapıya doğru yürüyüp kilidi çevirdi.
Kapı açıldığında karşılarında ne o sarışın çocuk vardı ne de polis. Üzerinde resmi bir üniforma olan sıradan bir kargo görevlisi duruyordu. Görevli, elindeki küçük paketi uzatarak, "Merhaba, Betül Hanım adına bir paket var. İmzayı siz atabilir misiniz?" dedi.
Yaman ve Ela rahatlamayla derin bir nefes alıp iç çektiler. Yaman paketi teslim alıp görevliyi uğurladıktan sonra kapıyı kapattı. "Neyse ki kötü bir şey değilmiş," diye fısıldadı Yaman paketi antredeki sehpanın üzerine bırakırken. "Annem gelince alır."
Salona geri döndüklerinde Yaman, Ela’ya baktı. Kafasını kurcalayan soruyu sordu: "Ela, Leyla nerede? O neden seninle gelmedi?"
Ela, koltuğun kenarına ilişirken yorgun bir sesle cevap verdi: "Şehir merkezine otostopla indiğimizde ayrıldık. Leyla aslında burada yaşamıyormuş, kendi şehrine geri döneceğini söyledi. Bir daha görüşebilir miyiz bilmiyorum."
Bu vedanın ardından evde yine bir sessizlik oldu. Ela, içindeki o tuhaf enerjiyi anlamlandırmak ve yeni kazandığı buz güçlerini test etmek için evin arka bahçesine çıktı. Yaman ise salondaki koltuğa uzanmış, tavanı izliyordu. İçindeki o büyük boşluk hissi ve hayal kırıklığı canını yakıyordu. "Neden benim bir gücüm yok? Kart neden sadece boş bir ışık saçtı?" diye kendi kendine sordu.
Bir süre üzüldükten sonra zihninde bir rahatlama fısıltısı belirdi. Belki de sistem haklıydı. "Belki de ben bir katil değilimdir," diye düşündü kendi kendine. "Sonuçta bıçak Ela’nın elindeydi. Ben sadece onu durdurmak için üstüne atladım." Kendini bu düşünceyle teselli etmeye çalıştı. Bu yüzden güçlerin sadece Ela’da olmasını normal kabul etti. Aklından güç kazanmak için bir başkasını tekrar öldürme fikri kesinlikle geçmiyordu; o sadece normal hayatına dönmek istiyordu.
Zaman hızla akıp geçti ve akşam oldu. Ela güçlerini biraz daha denedikten sonra Yaman’la vedalaşıp kendi evine doğru yola çıktı. Kısa bir süre sonra da Yaman’ın annesi ve babası eve geldi.
Annesi antrede duran kargosunu görünce gülümsedi, paketi açtı ve salonda oturan Yaman’ın yanına geldi. "Sana bir şey aldım canım," diyerek elindeki paketten çıkardığı şeyi Yaman’a uzattı.
Yaman, annesinin elindeki hediyeye baktığı an donakaldı. Büyük bir şaşkınlık içinde gözleri açıldı. Annesinin ona uzattığı şey, keskin, şık bir bıçaktı. Yaman şaşkınlığını gizlemeye çalışarak, "Anne... Neden bana bıçak aldın ki? Durup dururken neden böyle bir şey hediye ettin?" diye sordu.
Annesi neşeyle güldü. "Hafta sonu baban seni ava götürecek ya tatlım. Ben de şimdiden sana güzel bir hediye vermek istedim, yanında bulunsun diye."
Yaman şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Ne alaka? Benim bundan haberim bile yok."
Bu sefer şaşırma sırası annesine gelmişti. "Aa, baban sana söylemedi mi? Demek ki sana sürpriz yapacakmış. Bak, sakın bunu bildiğini babana söyleme, sürprizi kaçmasın," diyerek Yaman’ın saçlarını okşadı ve mutfağa geçti.
Yaman koltukta tek başına kalmıştı. Annesinin verdiği bıçağı koltuğun üzerine koydu ve dikkatle incelemeye başladı. Bıçak aslında gerçekten çok güzel ve değişikti; üzerinde karmaşık, gizemli motifler işlenmişti. Ancak motiflere daha yakından baktığında Yaman’ın tüyleri diken diken oldu. Bıçağın üzerinde iki tane göz şekli vardı. Ama bu gözler sanki maskelenmiş gibi duruyordu; gizli bir bölmeden, karanlığın içinden bir hırsız ona bakıyormuş gibi sinsi bir havası vardı. Yaman, bıçağı koltuktan alıp yavaşça eşofmanının cebine koydu.
Çok geçmeden salona babası girdi. Yaman’ın yanına oturup omzunu sıktı. "Ne yapıyorsun bakalım delikanlı, nasıl geçti günün?" diye sordu.
Yaman, sanki birkaç saat önce ormanda bir adamı kalbinden bıçaklamamış, üzerine maskeli gözleri olan bir bıçak almamış gibi tamamen hiçbir şey bilmez bir tavırla davrandı. "Hiç baba, ne yapayım... Ela’yla akşama kadar oturduk evde, öyle çok bir şey yapmadık," dedi soğukkanlılıkla.
Babasıyla havadan sudan biraz konuştuktan sonra, babası gülümseyerek asıl konuya geldi. "Sana bir sürprizim var. Hafta sonu seninle ormana, ava gidiyoruz. Erkek erkeğe biraz vakit geçiririz."
Yaman, "orman" ve "av" kelimelerini duyar duymaz içten içe büyük bir panik yaşadı. O vahşet anının yaşandığı ormana tekrar geri dönmek, eline tekrar bir silah almak düşüncesi bile onu ürkütmüştü. "Baba, aslında hiç canım istemiyor. Başka bir zaman gitsek olmaz mı? Ben gelmesem..." diyerek başta teklifi reddetti.
Ancak babası hevesle onun omzuna vurdu. "Olmaz öyle şey, her şeyi ayarladım. Hem sana da iyi gelir, temiz hava alırsın. İtiraz istemiyorum," diyerek ısrar etti. Babasının bu yoğun ısrarı üzerine Yaman daha fazla dikkat çekmemek ve şüphe uyandırmamak için çaresizce kabul etmek zorunda kaldı. "Tamam baba, gidelim," dedi.
Cebindeki maskeli bıçak tenine değerken, Yaman hafta sonu o karanlık ormanda kendisini nelerin beklediğini düşünmeye başlamıştı bile.
Evin içindeki ölümcül sessizliği bozan o üç sert vuruş, Yaman ve Ela’nın yüreğini ağzına getirdi. Tık... Tık... Tık. İki çocuk da kaskatı kesilmiş bir halde birbirine baktı. Yaman, elleri titreyerek yerdeki o boş parıltılı kartı hızla cebine tıktı. Ela ile göz göze geldikten sonra derin bir nefes aldı ve yavaş adımlarla dış kapıya doğru yürüyüp kilidi çevirdi.
Kapı açıldığında karşılarında ne o sarışın çocuk vardı ne de polis. Üzerinde resmi bir üniforma olan sıradan bir kargo görevlisi duruyordu. Görevli, elindeki küçük paketi uzatarak, "Merhaba, Betül Hanım adına bir paket var. İmzayı siz atabilir misiniz?" dedi.
Yaman ve Ela rahatlamayla derin bir nefes alıp iç çektiler. Yaman paketi teslim alıp görevliyi uğurladıktan sonra kapıyı kapattı. "Neyse ki kötü bir şey değilmiş," diye fısıldadı Yaman paketi antredeki sehpanın üzerine bırakırken. "Annem gelince alır."
Salona geri döndüklerinde Yaman, Ela’ya baktı. Kafasını kurcalayan soruyu sordu: "Ela, Leyla nerede? O neden seninle gelmedi?"
Ela, koltuğun kenarına ilişirken yorgun bir sesle cevap verdi: "Şehir merkezine otostopla indiğimizde ayrıldık. Leyla aslında burada yaşamıyormuş, kendi şehrine geri döneceğini söyledi. Bir daha görüşebilir miyiz bilmiyorum."
Bu vedanın ardından evde yine bir sessizlik oldu. Ela, içindeki o tuhaf enerjiyi anlamlandırmak ve yeni kazandığı buz güçlerini test etmek için evin arka bahçesine çıktı. Yaman ise salondaki koltuğa uzanmış, tavanı izliyordu. İçindeki o büyük boşluk hissi ve hayal kırıklığı canını yakıyordu. "Neden benim bir gücüm yok? Kart neden sadece boş bir ışık saçtı?" diye kendi kendine sordu.
Bir süre üzüldükten sonra zihninde bir rahatlama fısıltısı belirdi. Belki de sistem haklıydı. "Belki de ben bir katil değilimdir," diye düşündü kendi kendine. "Sonuçta bıçak Ela’nın elindeydi. Ben sadece onu durdurmak için üstüne atladım." Kendini bu düşünceyle teselli etmeye çalıştı. Bu yüzden güçlerin sadece Ela’da olmasını normal kabul etti. Aklından güç kazanmak için bir başkasını tekrar öldürme fikri kesinlikle geçmiyordu; o sadece normal hayatına dönmek istiyordu.
Zaman hızla akıp geçti ve akşam oldu. Ela güçlerini biraz daha denedikten sonra Yaman’la vedalaşıp kendi evine doğru yola çıktı. Kısa bir süre sonra da Yaman’ın annesi ve babası eve geldi.
Annesi antrede duran kargosunu görünce gülümsedi, paketi açtı ve salonda oturan Yaman’ın yanına geldi. "Sana bir şey aldım canım," diyerek elindeki paketten çıkardığı şeyi Yaman’a uzattı.
Yaman, annesinin elindeki hediyeye baktığı an donakaldı. Büyük bir şaşkınlık içinde gözleri açıldı. Annesinin ona uzattığı şey, keskin, şık bir bıçaktı. Yaman şaşkınlığını gizlemeye çalışarak, "Anne... Neden bana bıçak aldın ki? Durup dururken neden böyle bir şey hediye ettin?" diye sordu.
Annesi neşeyle güldü. "Hafta sonu baban seni ava götürecek ya tatlım. Ben de şimdiden sana güzel bir hediye vermek istedim, yanında bulunsun diye."
Yaman şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Ne alaka? Benim bundan haberim bile yok."
Bu sefer şaşırma sırası annesine gelmişti. "Aa, baban sana söylemedi mi? Demek ki sana sürpriz yapacakmış. Bak, sakın bunu bildiğini babana söyleme, sürprizi kaçmasın," diyerek Yaman’ın saçlarını okşadı ve mutfağa geçti.
Yaman koltukta tek başına kalmıştı. Annesinin verdiği bıçağı koltuğun üzerine koydu ve dikkatle incelemeye başladı. Bıçak aslında gerçekten çok güzel ve değişikti; üzerinde karmaşık, gizemli motifler işlenmişti. Ancak motiflere daha yakından baktığında Yaman’ın tüyleri diken diken oldu. Bıçağın üzerinde iki tane göz şekli vardı. Ama bu gözler sanki maskelenmiş gibi duruyordu; gizli bir bölmeden, karanlığın içinden bir hırsız ona bakıyormuş gibi sinsi bir havası vardı. Yaman, bıçağı koltuktan alıp yavaşça eşofmanının cebine koydu.
Çok geçmeden salona babası girdi. Yaman’ın yanına oturup omzunu sıktı. "Ne yapıyorsun bakalım delikanlı, nasıl geçti günün?" diye sordu.
Yaman, sanki birkaç saat önce ormanda bir adamı kalbinden bıçaklamamış, üzerine maskeli gözleri olan bir bıçak almamış gibi tamamen hiçbir şey bilmez bir tavırla davrandı. "Hiç baba, ne yapayım... Ela’yla akşama kadar oturduk evde, öyle çok bir şey yapmadık," dedi soğukkanlılıkla.
Babasıyla havadan sudan biraz konuştuktan sonra, babası gülümseyerek asıl konuya geldi. "Sana bir sürprizim var. Hafta sonu seninle ormana, ava gidiyoruz. Erkek erkeğe biraz vakit geçiririz."
Yaman, "orman" ve "av" kelimelerini duyar duymaz içten içe büyük bir panik yaşadı. O vahşet anının yaşandığı ormana tekrar geri dönmek, eline tekrar bir silah almak düşüncesi bile onu ürkütmüştü. "Baba, aslında hiç canım istemiyor. Başka bir zaman gitsek olmaz mı? Ben gelmesem..." diyerek başta teklifi reddetti.
Ancak babası hevesle onun omzuna vurdu. "Olmaz öyle şey, her şeyi ayarladım. Hem sana da iyi gelir, temiz hava alırsın. İtiraz istemiyorum," diyerek ısrar etti. Babasının bu yoğun ısrarı üzerine Yaman daha fazla dikkat çekmemek ve şüphe uyandırmamak için çaresizce kabul etmek zorunda kaldı. "Tamam baba, gidelim," dedi.
Cebindeki maskeli bıçak tenine değerken, Yaman hafta sonu o karanlık ormanda kendisini nelerin beklediğini düşünmeye başlamıştı bile.
Bölüm etkileşimi
