6. bölüm / 4
HİKAYELERBilinçaltı
Bölümler 4Şu an: Bilinçaltı
Gözlerimi birden kendimi bir ofis odasında buldum. Buraya ne zaman geldiğimi bilmiyordum. Uyuyakalmış olmalıydım. Patronumun odasında olduğumu anlayınca kendimi toparladım. Neyse ki uyuduğumu görmedim diye düşündüm. Uykumun açılması için biraz odada dolaşmaya karar verdim. Etrafıma baktıkça odanın biraz garip olduğunu anladım. Temel eşyalar aynıydı; cam bir masa, patronumun beyaz deriden koltuğu, benim oturmuş olduğum beyaz sandalyeler ve önümdeki küçük cam sehpa. Farklı olanlarsa bu eşyaların dışında odada normaldeki hiçbir eşyanın olmaması. Dosyalar, takvim, saksı, kalemlik... Bunların hiçbiri yok. Daha önce odada olmayan gözüme çarpan tek şey patronumun koltuğunun arkasında duvara asılı olan gri bir saat. Gözlerimi saate dikiyorum. Saatin akrep ve yelkovanı normalden daha hızlı dönüyor gibi geliyor. Saat bozuk herhalde deyip belki düzeltirim diye saate doğru uzandım. Bu esnada iki garip olay oldu. İlki saati tutmak üzereyken saat benden kaçıyormuşcasına yana doğru kaydı. Tam saate doğru tekrar hamle yapmak üzeriydim ki ellerim normalden farklı olduğunu fark ettim. Genç olmama rağmen ellerim bir yaşlının ellerine benziyordu. Kırışıkları artmış, damarlar daha belirgin hale gelmişti. Ne olduğunu anlamak için cam masadan yansımama bakmak için arkaya dönüp, masanın üzerine doğru eğildim. Yansımadaki yaşlı yüzün, kendi yüzüm olduğunu anlayınca kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başladı. Bu nasıl olabilirdi? Hemen odadan çıkmak için kapıya yöneldim. Nefes almakta zorlandığım için terlemeye başladım. Her yerimden ter boşalıyordu. Kapıyı açmaya çalıştım ama bir türlü açamıyordum. Terli ellerim kapının tokmağına kavramama izin vermiyordu. Ne yapacağımı bilemeden saate baktım. Saatin akrep ve yelkovanı o kadar hızlı dönmeye başlamıştı ki onları bir vantilatörün pervanesi sanmamak işten bile değildi. Elimi gömleğime silmek, tokmağı tokmağı gömleğimle tutarak açmak ve kapıyı omuz yada tekme atmaya çalışmak gibi her şeyi denedim. Ama olmuyordu.
Sanki odadaki hava azalıyordu yada bana öyle geliyordu. Bir şey yapmalıydım. Burada daha fazla kalırsam ölecekmişim gibi hissediyordum. Gözüm ofisin dışarıya bakan cama ilişti. Burada ölmeyi bekleyeceğimi o camı kırmalıyım dedim. Oturduğum sandalyeyi zorlukla camın yanına taşıdım. Yaşlılık tüm gücümü almıştı. Camdaki yansımadan bembeyaz saçlı, kısa ve beli kamburlaşmış adama baktım. Zamanım azalmıştı. Sandalyeyi zorlukla kaldırıp, kendi etrafımda dönmeye başladım. Sonrada cama fırlattım. Cam paramparça oldu. Düşünmeden kendimi aşağıya attım.
Çığlıklar atarak on dokuzuncu kattan düşmeye başladım. O kadar hızlı düşüyorum ki bakmamak için gözlerimi kapatıp, zemine yapışmamı bekliyorum. Ama hiçbir şey olmuyor.2
Kendimi bir yolda yürürken buldum. Karşımdaki güneş ileriyi görmemi engelliyordu. Elimi bir sapka gibi kaşlarımın üzerine koydum. Yol boyunca uzanan apartmanlara baktım. Yol o kadar uzundu ki bana sonsuz gibi geldi. Sanki tüm dünyanın çevresini bu yol kaplıyordu. Etrafı izleyerek yürümeye devam ederken birinin beni izlediğini hissetim. Arkaya dönüp baktığımda kimseyi göremedim. Ama adımlarımı biraz hızlandırdım. Sürekli arkaya baksam, kimsenin olmadığını görsem de bu his beni bırakmıyor. Sanki o da seninle aynı hızda ve seni takip ediyor. Çevremde görünen kimse yok ama her ana biri seni yakalayabilecekmiş gibi hissediyorum. Sokakta koşmaya başlıyorum. Kendi kendine ben bir şey yapmadım, niye kaçıyorum ki diyorum. Ama koşmaktan da kendimi alamıyorum. Sanki durursam biri beni yakalayacak. Arkamdakinin beni yakalayacağından korktuğumdan sürekli koşuyorum. Sonsuz gibi görünen yol bir türlü bitmiyor. Sadece dümdüz ileri uzanıyor.
Yolum gözde ve nefes nefese koşmaya devam ediyorum. Uzun süre koştuktan sonra yavaşlıyorum. Bacaklarım beni daha fazla götüremiyor.Yüzümde elinden gelenin en iyisini yaptığını bilen savaşçının gülümsemesi var. Korksam da belli etmemeye çalışıyorum. Kollarını teslim olmuş biri gibi yukarıya kaldırdım. Onun yaklaştığını hissediyorum. Arkama bakmasam da onun beni alacağını biliyorum. Bir kol kedinin ensesinden tutar gibi tutuyor beni. Arkama yada yukarı bakamadığım için kim olduğunu bilmiyorum. Sadece annesi kedileri öyle taşıdığında olduğu gibi ona güvenip, kendimi ona bırakıyorum.3Yatağımdan irkilerek uyandım. Bu garip rüyalar bende garip bir his uyandırmıştı. Şu an rüyada olup olmadığımı merak etti. Yalnız yaşadığım için kimseye soramazdım. En iyi yol dışarı çıkıp etrafı izlemek gibi geldi. Evimden dışarı çıkıp asansöre doğru giderken kafasına silah dayamış bir adam gördüm. Sırtı bana dönük olduğundan kim olduğunu göremiyordum. Bu adamı tanıyormuşum hissiyatına kapıldım. Yanlış bir şey yapmasını engellemek için “Dur!” diye bağırdım. Adam benim bağırmamı bekliyormuş gibi tetiği çekti. Tüm apartman silahın sesiyle yankılandı. Koşarak adamın yanına gittim. Adama yaklaştığında yerde beyni dağılmış şekilde yatanın kendisi olduğunu gördüm. Afallayarak geri geri giderken düştüm. Sonra bunun da rüya olduğunu anladım. Artık sıkıldığım bu rüyalardan tek kurtuluş yolum kendimi öldürmekti. Bunu anladığımda elimde bir ağırlık hissettim. Elime baktım, yerdeki silahı tutuyordum. Ayağa kalktığımda ne ceset vardı ne de kan. Ölen benim yerine geçtim. Silahı kafama dayadım, tam sıkmak üzereyken arkamdan kendi “Dur.” diyen sesimi duydum. Daha fazla beklemeden tetiği çektim.
Bölüm etkileşimi
