3. bölüm / 3
HEYELAN+181
Bölümler 3Şu an: 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu bölümü daha önce Haziran’da yazmıştım, ancak şimdi birkaç düzenlemeyle karşınızdayım. Haftaya bu kitaba değil, Buz Dağı'na geçeceğiz. Bundan sonra bir hafta heyelan, bir hafta ise buz dağı bölümleriyle ilerleyeceğiz.
Yaş Farkı İçerecek!
+18 sahneler içerecek!
09.01.2026 23:36
Hayat; Sen Planlar Kurarken Başına Gelenlerdir.
John Lennon
--
22.06.2025 – Denizli
Bazen hayat, insanların istediği gibi rayında gitmezdi. Ne kadar plan yapılırsa yapılsın, kader kendi yolunu çizerdi. Erna da bu gerçeği çok erken yaşlarda öğrenmişti.
Bu akşam, arkadaşlarının üniversite mezuniyet töreni vardı. Arkadaşlarını yanlız bırakmamak ve babasıyla vakit geçirmek için okuduğu şehirden kalkıp gelmişti.
Birde ağabeyi vardı onunla da zaman geçirmek isterdim ama bu imkansızdı. Şu anda ne babası yanındayı, ne de ağabeyi.
Babası Albay Akın Yörükhan ve ağabeyi Üsteğmen Akay Yörükhan...
Babasına acil bir görev çıkmıştı; apar topar hazırlanıp evden ayrılmıştı. Normalde babası sahadaki operasyonlara katılmaz, daha çok yönetim kısmında kalırdı. Fakat bu sefer durum farklıydı. Erna bunu anlamıştı. Babası tek kelime etmemişti ama genç kız, onun gözlerindeki ciddiyetten ve sessizliğinden işlerin yolunda gitmediğini hissediyordu. İçini kemiren bir huzursuzluk vardı; kalbi, olacakları önceden sezer gibi çarpıyordu.
Ağabeyi ise bambaşka bir hikâyeydi. Bir yıl önce çıktığı sınır ötesi görevden ne dirisi gelmişti ne de ölüsü gelmişti. Onun ardından geriye kalan tek şey, toprak üzerindeki kan lekeleriydi.
🪨
Hazırlığını tamamladıktan sonra aynanın karşısında durdu. Derin bir nefes aldı. Su yeşili , maviye çalan Gözleri karşısındaki genç kadını dikkatle süzdü.
Pudra pembesi, boncuk detaylı, straplez mini elbisesi zarif bedenine kusursuz şekilde oturmuştu. Adeta bir peri kızından farksızdı. Elbisenin ışıltılı dokusu, loş ışıkta yumuşak bir parıltıyla ışıldıyor; tenine değdikçe hafif bir serinlik hissi bırakıyordu. Omuzlarını açıkta bırakan kesimi ise zarafetini daha da ön plana çıkarıyordu.
Kum sarısı saçlarını topuz yapmış, sadelikle şıklığı bir araya getirmişti. Hafifçe pembeye boyadığı dudakları, o gece için seçtiği silik pembe tonla tamamlanmıştı. Takı takmamıştı; çünkü parlaması gereken, elbisesi değil, kendisiydi.
Biliyordu, parlaması gereken kişi o değildi; sonuçta bu, kendi mezuniyet töreni değildi. Ama oldum olası süslenmeyi severdi. Özellikle pembe rengine karşı neredeyse takıntı denebilecek bir ilgisi vardı.
Bu gece, mezuniyet töreninde dikkatleri üzerine toplayacağı kesindi her zaman olduğu gibi.
O şerefsizin de dikkatini çekeceğini biliyordu; bakışlarının üzerine saplanacağını, tıpkı zehirli bir hançer gibi ruhunu delip geçeceğini hissediyordu.
Berat Aksu… Okulun serserisi olarak biliniyordu; ne halt yediği belli olmayan, kimsenin tam çözemediği garip bir tipti. Çoğu zaman köşelere yaslanır, bakışlarını karanlık bir sır gibi gizlerdi. Dersi dinlemez, kavgalardan eksik kalmaz, her daim başına bela açardı.
Pamukkale Üniversitesi'ne bile nasıl girdiği meçhuldu. Hele ki dünya çapında bir Üniversite olana.
Farklı bir şehirde üniversiteye giderek ondan kurtulduğunu sanmıştı; bu varsayımında da yanılmamıştı. Onun peşinden o şehre geleceğini düşünmüştü ama tuhaf bir şekilde gelmemişti.
İçten içe biliyordu; birileri ona mani olmuştu. Berat’ı tanırdı sonuçta.
Liseden beri peşindeydi
Liseden beri peşindeydi. Gözleri her fırsatta Erna’nın üzerine kayıyor, tedirgin eden o alaycı gülüşüyle varlığını hissettiriyordu. Onun bakışları, sıradan bir ilgiden çok, rahatsız eden bir gölge gibi genç kızın etrafında dolaşıyordu Onun da orada olacağını bilmek tüylerini ürpertiyordu.
Düşüncelerini bölen , telefonuna gelen bildirimdi.
Makyaj masasının üzerindeki telefonunu eline aldı.
Janset: "Hadi aşağıdayız. 😘"
Öpücük göndermeyi de ihmal etmemişti.
Telefonu çantasını atarken sırıtarak
mırıldandı:
"Deli kız."
Ayağına nazikçe geçirdiği topuklu ayakkabısını, baldırına kadar çıkan ince bantları ve zarif kelebek süslemeleriyle göz alıyordu. Gold-rose rengindeki ışıltısı, ışığın her yansımasında hafifçe parlıyor, ayağının zarif kıvrımlarını vurguluyordu.
🪨
Apartman kapısından çıktığı zaman Janset ve İkizinin arabasını kapının önünde gördü.
Erna yirmi yaşında olmasına rağmen ehliyetini fırsat bulupta alabilmiş değildi.
Erna, topuklu ayakkabılarının bahçedeki taşlar üzerinde çıkardığı tıkırtılar eşliğinde arabaya doğru yürüdü.
Volkswagen Tiğuan'ın arka kapısını açarken hafif bir gıcırdama duyuldu. Koltuğa oturduğunda deri döşemenin serinliği tenine değdi.
İkizlerin dedesi ,Ahıska Türkü Hatem Yamankaya, Akhan’daki galericiler sitesinde birçok oto galerisine sahipti. Bunun yanı sıra tekstil sektöründe de güçlü bir ağı vardı. Hem ticaretteki becerisi hem de yatırımlarındaki isabetli kararları sayesinde Denizli’nin sayılı zenginleri arasına girmişti.
"Selam."Setenay, her zamanki gibi ruhsuz sesiyle konuşmuştu.
"Selam,aşkım."Janset, ikizine kıyasla daha çoşkulu sesiyle konuşmuştu.
İkiz kardeş olabilirlerdi ama ikisi de çok farklı koşullarda yetişmişti.
Erna, her zamanki cilvesi ve nazıyla şakıdı.
"Merhaba, kızlar."
Erna, adının anlamını yansıtan bir kızdı; nazı ve cilvesi her hareketinde hissediliyordu.
Setenay arabayı çalıştırırken , Janset konuştu.
"Hazır mıyız , partilemeye?"
Erna ellerini kaldırarak coşkulu sesiyle bağırdı:
"Evet!"
Janset de Erna'ya uyum sağlayarak o da coşkuyla karşılık verdi.
Janset telefonunu arabaya bağlayarak müzik açtı.
Doja Cat'ın Boss Bitch şarkısı hoparlörlerden arabanın içine yayılınca, kızlar şimdiden mezuniyet havasına girmişler. Şarkıya eşlik ediyorlardı.
🪨
Pamukkale Üniversitesi
Erna, konferans salonun köşesinde sessizce oturuyordu. Neşeyle kahkahalar atan eğlenen arkadaşlarına göz gezdiriyor ama onlara katılmak içinden gelmiyordu. Gönlü sıkıntılıydı; yüzündeki hafif gerginlik, gözlerinin donuk bakışında gizlenemiyordu.
Düşüncelerine öyle dalmıştı ki, yanına usulca oturan ahıska güzeli Janset’i fark etmedi bile.
Janset, nazikçe elini Erna’nın omzuna koydu.
Erna, bir anda yerinden sıçradı. Başparmağını üst dişlerinin üzerine koyup yukarı doğru itti.
"Korkuttun beni, Janset..." dedi, sesi ürkek bir fısıltı gibiydi.
Janset’in dudaklarında hafif, anlayışlı bir tebessüm belirdi. Gözleri, dostane bir sıcaklıkla parlıyordu.
"Neyin var, kuzum?"
Erna da bilmiyordu neyi olduğunu. Gözleri dalgındı, omuzlarını silkti sadece.
"Bilmiyorum…" dedi, sesi kısık ve yorgun.
Janset, anlayışla başını salladı, bir şey demeden Erna'nın yanında durdu. Varlığıyla teselli olmaya çalışıyordu, kelimelere gerek olmadığını bilerek.
Tam o anda, Erna'nın çantasında titreyen telefonun sesi ortamın sessizliğini bozdu.
Elini çantasına götürerek telefonunu aldı, ekrana bile bakmadan açtı ve kulağına götürdü.
Gelen bir telefonla hayatının heyelan olup başına yıkılacağından henüz bir haberdi.
Saniyeler içinde gözleri büyüdü, yüzü kireç gibi oldu. Gelen haber genç kızı bozguna uğramıştı.
"Ne? Nasıl yani? Babama ne olmuş?!"
Sesi güçlükle çıkmıştı.
Erna olduğu yerde sendelendi, gözleri dolu dolu oldu. Nefes almakta güçlük çekerek elini gerdanına bastırdı.
İlk bölüm nasıldı?
Sizce Erna ne haber aldı da bu hale geldi?
Diğer bölüm ne olacak sizce?
Bölüm etkileşimi
