2. bölüm / 2
Her Kaybediş Bir Kazanış2.Bölüm
Bölümler 2Şu an: 2.Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Nefret ve aşk arasında ince bir çizgi vardı.
İnsan nerede duracağını bilmeliydi.
Bilmezse, o çizgide kaybolurdu.
10 yıl önce
Kurter Kanlıca’nın ağzından
O gece evimiz buram buram kan kokuyordu.
Kulaklarımda hâlâ çığlık seslerini duyuyordum; çığlıklar kesilmişti.
En kötüsü de buydu hâlâ duyuyordum...
Dünya on beşindeydi
Annesinin yerde yatan bedenine bakıyordu.
Bakışları donuk, kırık, hala gördüklerine inanamayan.
Koşmak istiyordu.
Diz çöküp saçlarını okşamak, "Anne lütfen, uyan artık," demek istiyordu.
Ama ayakları yere mıhlanmıştı.
Sadece titriyordu.
Kollarımda titriyordu.
Ben on yediydim.
o an kollarımda tuttuğum kız, sanki bütün dünyayı taşıyordu omuzlarında.
Ama o dünya artık eksikti.
Çok eksikti.
Babam bıçağı yere bırakmıştı.
Kan damlaları hâlâ halıya sızıyordu, sessiz sessiz.
Eli omzuma dokundu.
Parmakları soğuktu artık.
"Bu kan davasıydı oğlum," dedi, sesi yorgun ve boğuk, sanki yılların yükünü tek cümlede boşaltıyormuş gibi.
"Sen doğmadan önce başladı.
Onlar babamı aldı.
Biz de sustuk, bekledik.
Yıllarca bekledik.
Sonra sıra bize geldi.
Bu gece... sıra bize geldi."
Gözlerim üvey anneme kaydı.
Yerde, hareketsiz.
Gerçek annemden daha çok annemdi o kadın...
Kanının yayıldığı yer koyu, koyu kırmızıydı.
"Annem..." dedim, sesim çatladı.
"Neden annem?"
Babam başını eğmedi bile.
Gözlerimin içine baktı, boş, dipsiz.
"Çünkü o onların kızıydı, Kurter.
Dünya'nın annesi... bizim düşmanımızın kızıydı.
Evlendiğimizde barış getireceğini sanmıştık. Aptallık ettik.
Kan davası barış tanımaz.
Bir gün mutlaka gelir, alır hakkını. Bu gece aldı."
O an Dünya'nın nefesi kesildi.
Hıçkırıkları boğazında düğümlendi.
Ayağa kalktı,Yüzü bembeyazdı.
"Sen... sen annemi kandırdın," diye haykırdı.
"Onu sevdim diye kandırdın
Bizi aile yaptın diye kandırdın
Hepsi yalanmış
Hepsi... bir intikammış."
Babamın yüzüne baktım.
Gözlerinde bir kararın ağırlığı vardı.
"Kurter" dedi boğuk bir sesle
"onu buradan alıp gitmelisin hemen. Polisler gelmeden."
Dünya titriyordu, ama gözlerindeki öfke sarsılmazdı.
"Ne? Beni nereye götüreceğim?" diye sordum.
"Uzak... güvenli bir yere. Sadece onu koru. Başka şansımız yok."
Dünya ellerimi kavradı, ilk defa değildi ama ilk defa soğuktu.
"Beni bırakma," dedi fısıldayarak, ama gözlerinde korkudan çok kararlılık vardı.
"Bu, bir kan davası size vurmasın oğlum."
"Buradan çıkmam. Annem burada. Onu bırakmam."
Ellerini bırakmaya çalıştım.
Çekmedi.
Küçücük parmakları avucuma kenetlenmişti; sanki bırakırsa yere düşecekmiş gibi.
"Dünya-" dedim.
Sesim titredi.
Onu susturmak için değil, kendimi ayakta tutmak için konuşuyordum.
Başını kaldırdı.
Gözlerinde yaş yoktu.
Sadece bir şeylerin kırıldığı, o donuk bakış vardı.
"Beni götürürsen,"
"annemi birkez daja öldürmüş olursunuz " diye fısıldadı.
O an anladım.
Onu kucağıma alıp kaçıracağım bir çocuk yoktu karşımda.
Annesinin kanının hâlâ sıcak olduğu bir evden koparılmak istemeyen biriydi.
Kapı sertçe çalındı.
"Polis! Kapıyı açın!"
Dünya irkildi.
Parmakları biraz daha sıkıldı avucumda.
"Arka kapı," dedi.
"Bahçeye çıkıyor. Oradan çık. Koş. Sakın durma."
“Peki ya sen?” dedim.
Cevap vermedi.
Kapı bir kez daha çalındı.
"Son uyarı."
Dünya başını salladı.
"Gitmeyeceğim," dedi net bir şekilde.
"Kaçarsam, suçlu olurum. Annem suçlu değildi."
O an içimde bir şey koptu.
On yedi yaşında bir çocuğun taşıyamayacağı kadar ağır bir gerçek omuzlarıma bindi.
"Dünya," dedim dişlerimin arasından,
"burada kalırsan seni parçalarlar. Bu ev seni yutar."
Gözlerime baktı.
İlk defa ağladı.
Ama sessizce.
"Beni öldürmezler," dedi.
"Çünkü zaten her şeyimi aldılar."
Kapı açıldı.
İki polis içeri girdi.
Bakışları önce yere, sonra duvarlara, sonra bize kaydı.
Biri telsizine uzandı.
Diğeri donup kaldı.
"Silah yok," dedi biri.
Polisler Dünya’yı süzdü, sonra babama baktı.
"Her şey yolunda," dedi biri.
"İkiniz de bizimle geliyorsunuz."
Arabaya bindik.
Polis arka koltukta sessizce oturuyordu.
"Yaşınız kaç?" diye sordu, gözlerini bize kaydırarak.
"On yedi," dedim, sesim hâlâ soğuktu.
"Dünya?"
"On beş," diye fısıldadı.
Polis başını salladı.
Araba yavaşça hareket etti.
Günümüz
Koltukta oturuyordum, Dünya yanımdaydı.
Sabahtan beri başımın etini yiyordu; Doğana dokunmamamı söylüyordu.
En kötüsü neydi biliyor musun? Başarmıştı.
O şerefsiz, Doğan… Yanımdaydı ve ben ona dokunamıyordum.
Parmaklarım dizimde yumruk olmuştu.
Doğan koltuğa iyice yayıldı. Sırıttı.
"Vay vay…" dedi alayla. "Koca Kurter Kanlıca bir kadına yenilmiş."
Cümlesi bitmeden ayağa kalktım.
Elim otomatik olarak yakasına gitti, bir saniye bile düşünmedim.
Onu duvara savurdum. Gözlerim kararmıştı.
"Adımı ağzına al-"
"Kurter" Dünya bileğime yapıştı.
"Yapma," dedi sakin bir sesle "Değmez."
Doğan yerdeydi, ağzının kenarında ince bir kan çizgisi vardı. Sırıtmıyordu artık, ama korktuğunu da söyleyemezdim.
"Bak şuna," dedi doğrulurken, "demek hâlâ iplerin sende değilmiş."
Bir adım attım, Dünya önüme geçti.
"Kurter,"dedi sertçe.
"Bir kişi daha yüzünden kan dökülmeyecek. Yeter."
Bu kelime bıçak gibiydi. Geri çekildim, ama yumruklarımı açmadım.
Doğan kravatını düzeltti, sanki az önce duvara çarpan o değilmiş gibi.
"Merak etme," dedi alayla.
"Onu korumak senin işin. Ben sadece izliyorum."
Dünya başını çevirmedi ama sesindeki titremeyi duydum.
"İzlemekten başka bir şey yaparsan," dedi, "ilk ben karşında olurum."
Doğan kaşlarını kaldırdı, şaşırmıştı.
Ama hoşuna gitmişti de.
O an dönüp ona baktım, yavaşça. Bilerek.
"Adını bir daha ağzına alırsan," dedim sakin bir sesle
"bu sefer Dünya bile beni durduramaz"
Sessizlik çöktü.
Doğan gözlerime baktı, uzun uzun… sonra güldü.
"Tamam, tamam," dedi ellerini kaldırarak.
"Mesaj alındı."
Kapıya yöneldi.
Çıkarken durdu.
"Bu hikâye daha bitmedi"dedi.
Kapı kapandı.
Dünya derin bir nefes aldı, omuzları ilk defa düştü.
"Onu öldürecektin" dedi kısık bir sesle.
"Hayır, Onu hak ettiği kadar incitecektim." Dedim
Başını salladı, bana baktı.
"İşte bu yüzden korkuyorum senden."
"Ben de,"dedim fısıltıyla, "en çok kendimden korkuyorum."
Dünya pencereye yürüdü, perdeyi araladı.
Dışarıda hava kapalı, gri, nefes almayan bir gün.
"Onun gibi olmayacaksın" dedi arkasını dönmeden, sesi yorgun ve tehlikeli.
"Kim gibi?" diye sordum.
"Baban gibi kan döken herkes gibi."
Adımlarımı duymadı. Yanına geldiğimde fark etti
"Ben kimseye benzemiyorum" dedim. Bu bir savunma değil, itiraftı.
Döndü bana baktı, gözleri hâlâ aynıydı
on beş yaşında annesini yerde bırakmış birinin gözleri
"İşte bu yüzden korkuyorum"dedi.
"Çünkü benziyorsun. Kabul etmesen de.
Sustum. Haklıydı.
Kan insana miras kalmaz, ama öfke… sessiz ve ağır aktarılırdı.
"Doğan," dedim dişlerimin arasından, "sadece bir adam değil. Bizi sürekli yokluyor."
"Biliyorum,"dedi. "Ve sen her seferinde yumrukla cevap veriyorsun."
Bir adım geri çekildim.
"Benden başka yol bilen var mı?"diye sordum.
Bu kez sertti sesi.
Sinirlendirmiştim hanımefendiyi
"Bu dünyada merhametle hayatta kalan birini gördün mü?"
Uzun süre sustu, sonra yavaş konuştu
"Hayatta kalmak başka, insan kalmak başka."
"İnsan kalmak," dedim, "anneni kurtardı mı?"
Yüzü bembeyaz oldu. Geri çekildi.
"Özür dilerim," dedim sonunda. Sesim yabancı geldi kulaklarıma.
"Öyle demek istemedim."
"Dedim ama" Dedi sesindeki titreme içimdeki o garip duyguyu uyandırmıştı.
Kapı bir kez daha çaldı.
Bu sefer sert değildi.
Sanki evin sahibiydi de, sadece haber veriyordu.
Dünya bana baktı.
Bakışında bir soru vardı ama sesi çıkmadı.
Kapı açıldı.
Anahtarla.
İçeri giren adam uzun boyluydu. Gri takım elbisesi üstünde fazla düzgündü
Yüzünde tanıdık bir tebessüm vardı.
İnsanı ürperten türden.
Ne selam verdi, ne de izin istedi.
Sadece içeri girdi.
Gözleri önce Dünya’ya kaydı.
Sonra bana.
"Demek hâlâ birliktesiniz" dedi sakin bir sesle.
Bu bir soru değildi.
Dünya yerinden kıpırdamadı ama omuzlarının gerildiğini hissettim.
"Kan yerde kalmadı, değil mi çocuklar?" diye devam etti.
Ceketinin iç cebinden eski, sararmış bir fotoğraf çıkardı.
Masaya bıraktı.
Yıllardır cebinden çıkarmadığı fotoğrafı bizim için çıkarmıştı
Parmak ucuyla itip bize doğru kaydırdı.
Fotoğrafa baktım.
Genç bir adam.
Güzel bir kadın.
Kadının kucağında bir bebek.
Kadın…
Dünya’nın annesiydi.
Dünya'nın canını yakmak istiyordu...
Üvey annem.
Bebeğin yüzünü tanıyordum.
Çünkü bendim.
Fotoğrafın sağ kenarında, kadının omzunun arkasında…
Dünya’nın saçları görünüyordu.
Ağlıyordu.
O anı hatırladım.
Neden ağladığını da.
"Bu fotoğrafı yakmıştın," dedim.
Sesim duyuldu mu ondan bile emin değildim.
Dünya fotoğrafı eline aldığı an gözlerinin dolduğunu hissettim
Yavaşça annesinin fotoğrafını dudaklarına götürdü öptü
"Ne zamandır sende bu fotoğraf" Dedi sesi titrekti ama buna rağmen güçlüydü
"Hapishaneye girdiğim günden bu yana"
Adamın kolları hâlâ üzerimdeydi.
Dünya sessizce yanımda duruyordu, nefesi titrek ama kararlı.
"Bitti mi?" diye fısıldadı adam
Başımı salladım."bitti" Dedim
Neyin bittiğini bile bilmiyorken
Kan davasıysa
Bitmemişti
Atlas kan davasını bitirmiyordu
Üzerine daha çok katlıyor daha fazla kan akıtıyordu
...
Bittii
Çok hızlı yazdım dimi yeni bölümü
Kalemim çok hızlıdır benim
Skdkdk
Nasıldııı?
Bölüm etkileşimi
