Hayat ağacı kitap kapağı

2. bölüm / 2

Hayat ağacı

2. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Firuzə Səfiyeva

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 2Şu an: 2. Bölüm

Her kese merhaba arkadaşlar. Fark ettim ki ilk bölüme yazı yazmamışım. Direkt hikayeyi paylaşmışım. Şimdi uzun uzun konuşalım🥰 Size bir iki sorum olacak. İlk sorum birinci bölümü nasıl bulduğunuz.

Sizce nasıl bir bölümdü? Ben böyle sandım ama böyleymiş dediğiniz an oldu mu?

İkinci olarak bu bölümde sizce sizi ne bekliyor?

Bu arada bölümler haftada bir gelecek. Bu da Salı günü olacak. Yani her haftanın salı günü bölüm gelecek. Zaten duyuruları falan instagram ve whatsapp kanalımda paylaşıyorum.
İnstagram: @firusafievaa
Kanala ise instagramdan ulaşa bilirsiniz🫶🏻

Şimdi iyi okumalar diliyorum ve sizi bölümle başbaşa bırakıyorum❤️

────୨ৎ────

Geçmiş

Gamze her zamanki gibi okuldan çıkmış, özel ders için hocasının evine gitmek için metroya doğru yürüyordu. Onun doktor olma hedefi her şeyin önüne geçiyordu. Ev okuldan çok uzak değildi, ama metroyla daha yakındı. Üstelik Gamze bugün bir az geç çıkmıştı, eğer yürüseydi yetişemezdi. Metrodan indikten sonra 10 dakika içinde derse yetişecekti. Gamze yine her zaman olduğu gibi kulaklıklarını takmış yürüyordu. Kafasındakı düşüncelerden yalnızca böyle ayrılıyordu. Son günler onun için çok zor geçiyordu. Çünkü sevgilisinin onu sevmediğini, sadece takıntılı olduğunu anlamıştı. Bunu anlaması bir az geç olmuştu, ama sonunda anlamıştı.

Gamze Sinan'ın ona dokunmasından çok rahatsız oluyordu. Bunu Sinan'a karşı söylemişti, 'böyle bir şey için daha erken' demişti. Sinan ise abarttığını söylemiş, zorla dokunmaya çalışmıştı. Bunun sonucunda Gamze Sinan'a ayrılmak istediğini demişti. Tabii ki Sinan bunu normal karşılamamıştı, gur bir kahkaha atarak 'sen benden ayrıla bileceğini mi sanıyorsun? ' demişti. Gamze bu an anlamıştı Sinan'ın ona karşı olan hissinin sevgi olmadığını anlamıştı. Taşlar yerine oturmuştu. Psikopattı Sinan.

Herkes doğru söylüyordu.

Gamze'nin gözlerinde artık aşk yoktu, korku vardı. Nasıl kurtulacağını düşünüyordu. Sinan onu asla rahat bırakmayacaktı. Ayrılmak istediğini söylediği gün bir şekilde kaçmıştı. Peki ya şimdi ne yapacaktı? Takip edildiğini fark etmeden sakin bir şekilde yürüyordu. Her zaman abisi onun yanında olurdu. Bugün ise bir işi çıkmıştı, içine sinmese de yalnız bırakmıştı. Keşke yalnız bırakmasaydım diyecekti. Ne kadar aptalım diyecekti. Keşke aradığında açsaydım diyecekti.
Evet Gamze takip edildiğini fark ettiği an gizlice abisini aramıştı. Ama abisi açmamıştı. Bunun pişmanlığını yıllar geçse de çekecekti. Eğer açsaydı bir ihtimal daha erken bulunacaktı Gamze. Ama geç bulunmuştu. Ailesi biricik kızlarına geç kalmıştı. Daha erken bulunsaydı Gamze kendini korumak için elleri bıçak tutmayacaktı. Daha erken bulunsaydı Gamze Sinan'la boğuşurken kendini bıçaklamayacaktı. O günün izini yıllarca taşımayacaktı.

Ama Gamze sevindi, bıçaklandığına sevindi. Bacağı yaralanmıştı evet, ama ruhunun yaralanmasındansa bacağını tercih ederdi. Katil olmaktansa kendini öldürmeyi isterdi. Bir zamanlar sevdiği adamın ona zorla sahip olmasındansa ölmeyi tercih ederdi. 17'sinde olan Gamze böyle olmasını istemezdi. Asla ilk aşkının ona takıntılı olmasını istemezdi. Sinan'ı öldürmeyi düşünmüştü, ama hayallerini de düşünmüştü. Hayalleri vardı Gamze'nin, doktor olacaktı.

Katil biri doktor olur muydu?

Yapmadı. Yapamadı. Bıçak bacağına saplandığında tek bir şey düşünmüştü. Ölürse anne ve babasının kahrolmasnı. Evet bir oğulları vardı, ama iki kızını da kaybetmiş olacaktılar. 'Allah'ım annemle babama evlat acısını yaşatma. ' diye dua etmişti.

Kurtulmuştu Gamze. Ailesi geçte olsa, gelmişti. Bulmuştular onu. Yerde kanlar içinde yatıyordu. Sonra anladılar ki, sadece bacağı yaralanmamıştı. Yüzünde ve vücudunun birçok yerinde morluklar vardı. 'Dövmüştü şerefsiz' diye içlerinden geçirmiştiler. Kolu kırılmıştı Gamze'nin. Hayır... Kolunu da kırmıştı. Gamze'yi o halde bırakıp kaçmıştı Sinan şerefsizi. Babası Sinan'ı yurt dışına kaçıracaktı, ama Akay ailesinin bunları düşünecek halleri yoktu. Çünkü babasının prensesi, annesinin birtanesi, abisinin gülü 3 gün boyunca uyanmayacaktı. 3 gün hastane köşelerinde sabahlayacaktılar, doktorun sadece 'uyandı' demesi için.

3.günün sonunda uyanacaktı Gamze. Eski neşesini kaybederek uyanacaktı. Aylar sonra hayaline kavuştuğunda neşesini kazanacaktı. Ama o neşeyi Gamze'nin elinden alacaklardı. Ne zaman ve kimin alacağını bilmeden hayallerinin peşinden gidecekti Gamze.

1 hafta sonra eve gelmişti Akay ailesi. Eski düzenlerine kavuşmak için çabalamıştılar. Gamze için zordu. 3 ay kolu sargıda kalmıştı. Sağ kolunun kırılmadığına şüküretmişti Gamze. Sınava odaklanarak her şeyi unutmak istedi. Ama Sinan yokluğunda bile huzur bırakmamıştı. Her hafta Gamze'ye tehdit mesajları atıyordu. Bu tehdit mesajları o kadar iğrençti ki, Gamze 3 ay boyunca telefon kullanmadı. Sosyal medya hesabını kapattı, her yere yine abisiyle gitti, geldi. Polisler Sinan'ı bulamadı, ya da bulmak istemediler.

3 ayın sonunda ne kadar böyle devam edeceğim diyerek telefonunu yeniden kullanmaya başladı. Hesaplarını tekrar açtı, ama çok şey paylaşmadı. Yüzü görünen fotoğraf asla paylaşmadı, ama eskiden paylaştıklarını da silmedi. Zaten eskiden de sadece kahve, çiçek falan paylaşırdı. Arada kendini paylaşırdı. Böyle yaparak kurtulacağını düşünmüştü.

Ama yanlıştı.

Bir gün avm'de görecekti Sinan'ı, bir gün okul çıkışı ağaçların arkasında. Hepsi doğru olacaktı, ama herkes Gamze'ye deli gözüyle bakacaktı. Doktoru bile 'halüsinasyon görmüşsün' demişti. Ta ki, Sinan Gamze'nin karşısına çıkana kadar. Herkes anlamıştı, Gamze yalan söylemiyordu. Sinan onun peşindeydi, onu takip ediyordu. Gamze'nin gözü önünde polisler yakalamıştı, ama o, herkesin önünde yine Gamze'yi tehdit etmişti.

Her şey bitti diye düşündü Gamze, ama babası 'oğlumun aklı yerinde değil' diyerek oğlunu psikiyatri kliniğe yatırttı ve Sinan'ı klinikten kaçırttı, başka bir ülkede tedavi için kaçırttı. Ama herkes Sinan'ın hapse girmemesi için kaçırttığını düşündü. Gamze de dahil hiç kimse Sinan'ın klinikte kriz geçirerek öldüğünü öğrenmedi. Herkes Sinan'ın yaşadığını sanacaktı, Gamze de dahil. Aslında Gamze Sinan'ın öldüğünü bilmeden, onun peşini bırakmayacağını düşünerek kaçacaktı ülkeden. Gerçekleri belki de hiçbir zaman öğrenmeyecekti Gamze. Sinan'dan kaçacaktı, ama Sinan'ın öldüğünü düşünmeyecekti. O ülkede onu ne beklediğini asla bilmeyecekti. Hayatının nasıl değiştiğini anlamayacaktı. 'Ben neden geldim buraya' diyecekti. 'Neden daha önce öğrenmedim Sinan'ın öldüğünü' diyecekti.

Ama yine her şey için çok geçti.

***

Gamze Akay

Hayatın insanın karşısına ne çıkaracağını kimse bilemez. Bazen kaçtığın şey dönüp dolaşıp seni bulur. Hiç ummadığın bir zamanda hayatının merkezine yerleşir. Tam her şey bitti derken yeni bir şey başlar. Bu galiba benim kaderimdi. Ve ben bu kaderden kaçma işini çok zaman önce bırakmıştım. Çünkü hiçbir zaman kaderden kaçamazsınız.

Yeni tanıştığım çocuğun, Devrim'in bana aşkınım itiraf etmesinin üzerinden çok geçmemişti. Peki ben ne yaptım? Olayın şaşkınlığından Devrim'i orada bırakıp kaçtım. Şimdi nerde miyim? Kendimi tuvalet kabinine kilitledim! Onun yanından ayrıldıktan sonra ne yapacağımı bilemeyip tuvalete geldim. Burada bana uzaylıymışım gibi bakan insanlardan kaçıp kabine girdim. Ne yapacağımı bilemeden kapıya boş boş bakışlar atıyordum. Beni kendime getiren ise telefonuma gelen bildirimlerdi.

Hızlıca çantamdan telefonu çıkardım ve bildirimlere baktım. Allah kahretsin! Devrim mesaj yazmıştı bana. Adam iki dakika içinde aşk itirafı yaptı, bir de utanmadan yazıyor! Bendeki de kalp ya oğlum, beklesene!

"Kaç bakalım Gamze hanım. Nereye kadar kaçacaksın görelim. Hem kaça kaça tuvalete mi kaçtın? Yani biraz komik, ama senin açından değil. Anlıyorum aslında seni. Ilk defa gördüğün birinin sana âşık olduğunu söylemesi garip bir durum. Böyle söylemek istemezdim, ama seni görünce heyecanlandım. Ve doğal olarak tak diye söylemiş oldum." Komikmiş. Cevap yazsam mı, yazmasam mı diye düşünürken ikinci bir mesaj geldi.

"Özür dilerim."

Donup kaldım. Özür mü diliyordu? Ben bu adama sapık dedim, ama ya gerçekten ciddiyse? O zaman Allah bana sabır versin. Ne yaza bilirim ki ben buna? Abimden gelen aramayla aydınlanma yaşadım. Lan ben abimi unuttum ya!

Hemen aramayı cevapladım. Konuşmasına izin vermeden hızlı bir şekilde açıklama yaptım. "Abi şimdi ben tuvaletteyim geliyorum. Sen beni otoparkta bekle, geliyorum." birkaç saniye sesi çıkmadı. Sonra ise sıkıntılı sesi geldi.

"Gamze, bir şey mi oldu? Bir sorun mu var?"

"Hayır, abi. Eve gitmek istiyorum sadece. Sen otoparka git, geliyorum."

"Tamam. Bekliyorum, gel." Bu kadar çabuk kabullenmesini beklemiyordum.

Hızlıca tuvaletden çıkıp hemen otoparka indim. Tabii ki bu sürede Devrimle karşılaşmamak için kırk takla atmayıda es geçmedim. Merdivenlerden inerken sağa sola bakınıyordum. Sanki bir yerden çıkacakmış gibi hissediyordum. Aslında Devrim kötü birine benzemiyor. Hatta özür dilemesi ben de artı puan olarak eklendi. Ama onu tanımıyorum, güvenmiyorum. Hala benim gözümde beni takip eden biri olarak kalmıştı. Bu tesadüfte olabilir, bilmiyorum.

Düşüncelerimle boğuşurken otoparka ne zaman geldiğimin farkına bile varmadım. Otoparkın soğuk ve egzoz kokan havası yüzüme çarptığında derin nefesn aldım. Hızlıca göz gezdirerek abimi aradım. Sütunların arasından abimin arabasını görünce adımlarımı hızlandırdım. Abim şöför kapısına yaslanmış telefonuna bakıyordu. Adım seslerimi duyunca başını kaldırdı ve benimle göz göze geldi. Gözlerini gözlerimden çekip üzerimi süzdü. Kahve lekeli elbisemi gördüğünde kaşları çatıldı.

"Nasıl becerdin üzerine kahve dökmeyi? Sadece yarım saat yalnız bıraktım seni, Gamze. Hem yüzüne noldu? Rengin atmış sanki?" Sesindeki korumacı ton her zamanki gibi yerli yerindeydi.

"Yanlışlıkla birine çarptım, çocuğun elindeki kahve üzerime döküldü. Ciddi bir şey yok yani. Hadi eve gidelim, yorgunum." Diyerek kapıya uzandım, ama otopark kapısının oradaki gölge ile duraksadım.

Kalbim tekledi. Oradaydı... Devrim oradaydı. Gözlerini üzerimden ayırmıyordu. Beni rahatsız etmemek için yaklaşmamıştı, sadece gidişimi izliyordu. Bakışlarında az önceki çocuksu heyecan yoktu. Sanki yaptığı şeyden pişman olmuş, ama vazgeçmeyecek bir ifade vardı.

"Gamze! Binsene kızım, neyi bekliyorsun?" Abimin seslenmesiyle irkildim. Hızlıca kapıyı açıp kendimi içeriye attım. Abim göz ucuyla bana baktı ve önüne dönerek arabayı çalıştırdı.

Araba otoparktan çıkış yaparken, ben de dikiz aynasından Devrim'e bakıyordum. Bizim arabanın arkasından bakarak kendi arabasına doğru yürüyordu. Bu çocuk gerçekten bana âşık olmuş olabilir miydi?

Devrim görüş açımdan kaybolduğunda bakışlarımı abime çevirdim. Acaba ona söylemeli miydim? Ne tepki vereceğini bilmiyordum ki. Bence söyleyeyim en fazla ne olabilir ki?

"Abi." diyerek yönümü tam olarak ona doğru çevirdim. Bana kısa bir bakış atıp önüne döndü. "Ben bu tonu biliyorum. Söyle gelsin."

"Bugün okulda çarptığım çocuk vardı ya." diyerek tepkisini bekledim.

"Eeee..."

"Avm-de bana çarpan çocuk içte o." diye mırıldandım. Eğer dediklerimi anladıysa kesinlikle yanlış alanda harcanıyor.

"Gamze umarım doğru anlamamışımdır. Kızım sen niye böyle konuşuyorsun." yerinde dikleşti. "Bir şey mi yaptı? Sana ne söyledi?"

"Bir şey yapmadı, ama bir şey dedi."

"Ne dedi?"

"Âşık olduğunu söyledi." sesim o kadar kısıktı ki, duymasını beklemiyordum.

"İlanı aşk mı yaptı çocuk sana, Gamze?!" Diye yükseldi. "Abi, bir sakin olsana. Ortada çok ciddi bir durum yok bence. Hem bu çocuk biliyor musun kim?"

"Bana ne kim olduğundan Gamze? Bir de takip etmiş piç."

"Geçen haftalarda bana mesaj geliyordu ya. O çocukmuş. Adı Devrim'miş. Devrim Asaf." Dediğim an abim bana öyle bir bakış attı ki, aptal değilsem bile kendimi öyle hissettim.

"Salak mısın sen, Gamze? Bir de çocukla tanıştın mı?"

"Öyle bir şey olmuş olabilir. Hem Takip etmemiş, tesadüfmüş." diyerek gözlerimi kaçırdım. Bu abimin gözündeen kaçar mı? Asla...

"Birde tanışmış. Şaka gibisin Gamze! Çocuk seni takip etmiş, buraya kadar gelmiş." Acaba beni sevdiğini söylediğini desem ne kadar çıldırır?

"Abi, Devrim bana âşık olduğunu söyledi." Tek nefeste söylediğim şey abimin kulağına değdiği an arabayı sert bir frenle durdurdu. Çatık kaşlarıyla bana döndü. "Ne dedi? Lan döverim bak o çocuğu. Nasıl sana aşk itirafı yapa bilir? Telefonuna ver, Gamze."

"Telefonumu ne yapacaksın?" Telefonumla ne yapabilirdi ki?

"Engelleyeceğim. Ne yapabilirim ki?" Hiç inanmasamda çantamdan çıkardım ve ona uzattım. Hemen elimden alarak mesajlara girdi. Son yazdığı mesajları okurken kaşları hala çatıktı. Sonra bir anda yüzünde yumuşama hissettim. Saniyelik bir şeydi, ama fark etmiştim. Bana dönerek telefonumu uzattı. Engellemedi. Hiçbir şey yapmadı.

"Özür mü dilemiş?" Sesi çok sakin çıkmıştı. "Evet."

"Neden cevap yazmadın?"

"Ne yazacağımı bilemedim. Sen neden engellemedin?"

"Engellemek için sebep bulamadım." diyerek arabayı yeniden çalıştırdı.

Eve dönene kadar sessiz kalmak gibi fikrim yoktu. O yüzden ne hissettiğimi abime söylemek istiyordum. Yavaşca ona dönerek derin nefes aldım. "Abi." diye seslendim. Abim bana bakış atarak sadece mırıltıyla onayladı.

"Ben korkuyorum." Dediğim an direksiyondakı elinin beyazladığını gördüm. "Neden?" diye sordu, ama bence cevabını çok iyi biliyordu.

"Sevmekten ve sevilmekten." diyerek dürüst davrandım. Demir bizim sokağa girdiği an arada bana bakışlar atarak konuşdu.

"Gamze, biliyorum ve anlıyorum, çok kötü şeyler yaşadın, Sinan'dan sonra hiç kimseye güvenemiyorsun. Ama abicim, herkes Sinan gibi değil ki. Sanma ben burada Devrim denen çocuğu koruyorum. Güvensizliğini yenmen gerekiyor." Bunları söylerken o kadar sakindi ki, sanki az önce sinirlenen Demir gitmişti ve yerine başka biri gelmişti.

"Güvenmek istiyorum ama olmuyor. Zaten daha önce de karşıma biri çıkmamıştı. Güvensizliği yenmek istiyorum. Nasıl olacak bilmiyorum, ama yeneceğim."

"Mert'miydi neydi. O çocuğa neden şans vermedin?"

"Çünkü o çocuktan hoşlanmıyordum." dediğim an abimin gözleri karardı.

"Yani bu çocuktan hoşlandın öyle mi?" Ne alaka ya?

"Abi ben onu mu dedim?"

"Demedin." Dedi gözlerini yoldan ayıırmadan. Yüzünde hınızr bir ifade geçti ve dudaklarının iki tarafı kkıvrıldı. "Ama yüzünden her şeyi okuyabiliyorum."

"Acaba ne okuyormuş benim pek sevgili abim?"

"Bu çocuk senin kafanı karıştırıyor."

Itiraz etmek için ağzımı açtım ama tek bir kelime bile çıkmadı. Yine Demir Akay haklıydı. Devrim kafamı çok karıştırmıştı. Ve ben bundan çok nefret ediyordum.

Demir sessizliğimi cevap olarak kabul etti. "Bak Gamze." diyerek bana bakış attı.

"Ben sana hoşlanma diyemem. Ya da o çocuğa güven demem. Ama herkesi Sinan gibi sanmamalısın." Şimdi ben buna âşık oldum desem ne tepki verir?

"Abi ben galiba bu çocuğa âşık oldum." Yaptığım şakanın bir gün gerçek olacağını bilmeden bıyık altından güldüm. Abimin çenesinin kasıldığını hissettim.

"Âşık oldun?"

Gülmemeye çalışarak "Evet." dedim. Kıskançlık damarının tuttuğuna o kadar eminim ki. Daha fazla kendimi tutamadım ve gülmeye başladım. Demir şaka yaptığğımı anladığında derin nefes aldı.

"Şaka mıydı bu Gamze?"

"Evet." Yüzünün aldığı şekli gördüğümde gülüşüm kahkahaya döndü. "Komik mi? Hem çocuk sana aşk itirafı yaptığında kaçıp tuvalete kilitlemişsin kendini. Bence bu daha komik." diyerek güldüğü an benim gülüşüm soldu. "Ya ne diye hatırlatıyorsun? Hem şoktaydım ve bu tepki çok normaldi."

"Aynen gülüm." diyerek sırıtmaya devam etti.

"Ve az önceki konuya açıklık getireyim. Ben ondan hoşlanmadım."

"Zaten ben de onaaşık oldun demedim." diyerek omuz silkti. "Ama Devrim seni düşündürüyor. Yani eğer böyle olmasaydı hala onu konuşmazdık."

İçimden "Keşke bu kadar haklı olmasan." diye geçirdim.

Çünkü Devrim'i tanımıyordum. Onun hakkında bildiğim tek şey ismini bilmem ve bizim üniversitede okuması. Aslında o da şüpheli ama neyse. Ha bir de sosyal medya hesabını biliyorum. Ve tanıştıktan 5 dakika sonra aşk itirafı yaptığını biliyorum.

Normal şartlarda böyle birinden mümükün oldukca uzak dururum. Ama neden bilmiyorum, Devrim'in aklımdan çıkmasını istemiyorum. Özür dilediği an içimde ona karşı olan negatif hiss anında uçup gitti. Belki de ona şans vermeliydim.

"Bir şey soracağım." diyerek bana baktı Demir. Gözlerimdeki onayı gördü ve "Devrim bir daha yazsa cevap verecek misin?" Hayır ama hazırlıksız yakalamıştı beni.

"Bilmiyorum."

"Bilmiyorum, bazen en tehlikeli cevaptır." diye mırıldandı bay çok bilmiş.

Eve vardığımızda arabayı bahçeye park etti ve bana doğru döndü. "Tek bir şey istiyorum, Gamze."

"Ne?"

"Bu çocuğu tanımadan kalbini verme." Derin nefes aldım.

"Merak etme abicim." dedim gülümsemeye çalışarak. "Kalbimi vermek gibi niyetim yok."

O an ikimiz de bunun doğru olduğuna inanmayı seçmiştik.

Ama hayatın bana birkaç gün sonra neler hazırladığını hiçbirimiz bilmiyorduk.

***

Eve geldikten sonra hızlıca duşa girdim. Her yerim kahve olmuştu. Bundan sonra daha dikkatli olayımda kahvelenmeyelim. Sakarlığım bir gün başıma dert açacak ama neyse.

Duştan çıktıktan sonra telefonumu şarja taktım. Üzerimi giyinene kadar bildirimler üst üste geliyordu. Yatağıma oturarak telefonu elime aldım. Acilen Sedef'i aramam lazımdı. Iki defa çaldıktan sonra telefonu açtı. Siyah saçları dağılmış vaziyette yatakta uzanmıştı.

"Naber Sedi?"

"Sıkılıyorum ya kanka. Üniversite açılsaydı iyi olurdu artık." Sedef de ingilizce öğretmenliğini kazanmıştı. Gerçekten hayallerimizi yaşıyorduk ve bu bizi çok sevindiriyordu.

"Ben bugün kayıt yaptırmaya gittim."

"Nasıl geçti günün? Suratının haline bakılırsa güzel geçmemiş. Ne oldu? Evrak falan mı eksik?"

"Hayır başka bir şey oldu." dediğimde kaşları çatıldı. "Noldu?"

"Bana bir hesap yazmıştı ya. O çocuk bugün karşıma çıktı. Hem de iki defa."

"Nasıl? Yakışıklıydı zaten ama gerçekte nasıldı?"

"Fena değildi işte." diye geçiştirdim. "Asıl olay o değil."

"Ne ki?"

"İsmi Devrim'miş. Tanıştık ve tanıştıktan 5 dakika sonra bana âşık olduğunu söyledi." dediğim an çığlık atarak yatakta oturur vaziyete geçti.

"Ne diyorsun kızım sen. Ay şu an ağlayacağım. Duygulandım ya. Nasıl itiraf etti? Nerde söyledi?"

"Dur bir kızım, anlatacağım." diyerek olayları baştan sona anlattım.

"Oha kızım. Bu iki dakikada seni sevdiyini söylemiş ve sen de cevap vermek yerine kaçtın mı, Gamze?"

"Ya ne yapsaydım, Sedef?"

"Hm. Doğru ne yapa bilirsin ki, ya da ne söyleye bilirsin ki? Peki nasıl hissettin sana âşık olduğunu söylediğinde?"

"Bilmiyorum. Başta şaşırdım ve sinirlendim. Ama sonra özür dilemesi... Ya gerçekten bilmiyorum."

"Anlıyorum hayatım seni. Yani birdenbire itiraf çok sarsıtıcı ola bilir. Cevap yazdın mı ona?"

"Hayır cevap yazmadım."

"Peki yazmayı düşünüyor musun?"

"Eğer yine yazsa cevap veririm." diyerek ofladım. "Biraz da senin hakkında konuşalım. Üniversite alış-verişine başladın mı?"

"Yarın başlayacağım. Sen ne yaptına, alış-veriş yaptın mı?"

"Güya bugün bir iki şey alacaktım. Ama alamadım." Aklıma gelenle duraksadım. "Ya ben abime hediye almıştım vermeyi unuttum da." Etrafa bakındım. Nereye koymuş ola bilirim ki? Arabada mı düşürdüm acaba?

"Sedi, ben seni daha sonra arayayım mı? Aldığım hediyeyi bulamıyorum."

"Tamam aşkım. Haber edersin." dedikten sonra telefonu kapattım.

İlk olarak odaya bakındım, ama bulamadım. Sonra terliklerimi ayağıma geçirerek dışarı çıktım. Abim anahtarı kapı önündeki dresuvara koyuyordu. Aşağıya inerek anahtarı alıp bahçeye geçtim. Arabanın yanına vardığımda il önce içeriye bakmaya çalıştım, belki gözüme takılır diye. Ama yok, görünmüyordu. Kapıyı açarak detaylı aramaya başladım. Hayır ya, hiçbir yerde yoktu. Acaba düşürdüm mü?

Eve geçip salona girerek kendimi koltuğa attım. Nerede bu kutu ya? Tavanla bakışırken telefonumun bildirim sesi salonu doldurdu. Cebimden çıkararak bildirimlere baktım. Gördüğüm isimle gözlerim açıldı ve yerimden kalkmak isterken koltuktan düştüm. Hay aksi!

Hızlıca yerimden kalkarak Devrim'in mesajına girdim.

"Cevap yazmadın. Anlıyorum seni, ama yazmamın sebebi başka. Bugün elindeki poşeti düşürmüşsün. Ben de ne zaman istersen verebilirim. Ve bir daha özür dilerim..."

Neye şaşıracağımı bilemedim. Kutunun Devrim'de olmasına mı, yoksa yine özür dilemesine mi? Ben şimdi nasıl alacağım kutuyu? Cevap mı yazmalıyım şimdi? Ne yazsam ki? Derin nefes alarak parmaklarımı klavyenin üzerinde gezdirdim.

"Teşekkür ederim. Ne zaman verebilirsin bana?"

Mesajı attığım an görüldü oldu. Çok beklemeden cevap yazdı.

"Aslında okulda da verebilirim. Eğer geç olur dersen, bir yer söyle oraya getireyim."

Okul dışında bir yerde buluşmaya hazır değilim ya.

"Okulda verirsin o zaman."

Bir şey yazmasını bekliyordum. Böyle hiçbir şey olmamış gibi davranması rahatsız ediciydi. Yeniden bir mesaj geldi.

"Kaçmana gerek yok. Şimdi söylemişim veya sonra ne fark eder? Eğer benden rahatsızsan uzak dururum senden."

Kalbim hızlandı.

Gerçekten seviyor mu beni?

Ne yazacaktım ki? Biraz düşündükten sonra mesaj attım.

"Yani ne desem bilemedim. Malum her gün aşk itirafı yapmıyorlar tabii ki bana."

Cevabını çok beklemedim.

"Sevindim."

"Yani her kesin sana âşık olmamasına sevindim."

"Yine çok saçmalıyorum değil mi?"

Bu haline güldüm. Gerçekten şapşal biriydi galiba.

"Rahatsız olmam Devrim. Ama biraz garip. Yani ne sen beni tanıyorsun ne de ben seni. Diyeceksin ki ben seni tanıyorum. Ancak sen beni gösterdiğim kadar tanıyorsun."

Gerçekten biz birbirimizi tanımıyorduk. Yeniden mesaj yazdı.

"Neden birbirimizi tanımaya çalışmıyoruz? Bence denemekten vazgeçmemeliyiz. Vazgeçersek sonunu göremediğimiz bir hikâyeyi kendimiz bitirmiş oluruz. Belki de bir şansımız vardır. Ne dersin Gamze?"

Vazgeçmek istemiyorum. Belki de gerçekten ona şans verirsem her şey tamamile değişir, güzel bir hikayemiz olurdu.

Çok geçmeden cevap yazdım.

"Sana şans vermek ve güvenmek istiyorum. Umarım çabam boşa gitmez. Bu senden hoşlandım ya da sevdim anlamına gelmiyor, aklında bulunsun. Zaman ne gösterir bilemem ama."

Şımarmaz umarım. Cevap beklerken sağ tarafımda bir nefes hissettim. "Kiminle yazışıyorsun bakalım, küçük hanım." dediği an çığlığı bastım. "Abi ne o gizli gizli geliyorsun. Ödümü kopardın."

"Kiminle yazıştıığını söylemezsen başka yerlerin de kopacak."

Gözlerimi kaçırarak "Devrim'le." dedim.

Abim duyduğu isimle donup kaldı. Muhtemelen bu kadar çabuk yazışacağımızı sanmıyordu. Birkaç saniye boyunca bana baktı ve sonra elini uzattı.

"Ver bakalım telefonu."

"Abi..."

"Merak etme çocuğa bir şey yazmayacağım. Sadece mesajları okuyacağım." inanmak istiyordum ama pek başarılı olamıyordum. Yine de telefonu ona uzattım.

Demir mesajları sessizce okudu. Kaşları çatıldı sonra yavaş yavaş gevşedi.

"Ne poşeti bu?"

"Bir şey almışım yanlışlıkla düşürmüşüm. O da sağolsun almış."

"İlginç..." diyerek telefonu geri bana uzattı.

"Ne ilginç?" diye sordum.

"Beklediğim gibi biri değilmiş?" Şaşkınlıkla yüzüne baktım. "Nasıl yani iyi biri mi?"

Demir omuz silkti. "İyi biri olduğunu söylemedim. Ama en azından sana baskı kurmaya çalışmıyor. Zaten kuramaz orası ayrı da. Bu hoşuma gitti sadece."

"Senden böyle şeyler duymaya alışkın değiliz. Yapma Demir Akay."

"Saçma saçma konuşma Gamze Akay. Kalk hadi yemek yiyelim. Açlıktan öleceğim galiba." diyerek mutfağa doğru ilerlemeye başladı. Ben de onun peşinden giderken Devrim'in attığı mesajı yüzümde gülümsemeyle okuyordum.

"Beni sevmen için çabalayacağım. Ve pişman olmayacaksın..."

***

Telefonumun alarm sesiyle gözlerimi araladım. Birkaç dakika sadece tavana bakıp olduğum yerde kaldım. Bugün üniversitenin ilk günüydü. Içimde hem heyecan hem de korku vardı. Yıllardır hayalini kurduğum üniversiteye bugün başlayacaktım.

Hızılıca ayağa kalkıp hazırlanmaya başladım. Ağır olmayacak şekilde makyaj yaptım. Kumral saçlarımı yarı toplayarak hafif dalgalı bırakdım. Üzerime kalın askılı yeşil bluz giydim, altına da açık mavi jean. Ayağımda beyaz ayakkabılarım ve çantamla birlikte kahvaltıya indim.

Aşağıya indiğimde Demir çoktan masaya oturmuş kahvaltısını yapıyordu. Bugün Devrim'den saati alıp vermem lazım abime. Dün Devrim'le konuşurken kutuyu getirmesini söylemiştim. Umarım unutmazdı.

Ve evet. Devrim'le konuşuyorduk. Baya birbirimizi tanımaya çalışıyorduk. Bizim fakültede 3'üncü sınıf öğrencisiymiş. Avm'de karşılaşmamızdan sonra ilk defa yüzyüze gelecektik. Telefonda sadece mesajlaşıyorduk. Onunla konuşurken ister istemez yüzümde gülümseme oluşuyordu. İlk defa bir erkekle bukadar rahat konuşa biliyordum.

Mutfağa girmek için bir adım atmıştım ki, telefonuma gelen bildirimle duraksadım. Hemen açıp baktım kim yazmış diye. Ismi görür görmez yüzümde gülümseme yayıldı.

Devrim yazmıştı...

Hızlıca mesaja girdim.

"Günaydınnn."

"Uyandın mı?"

Galiba hakikaten bu adam beni seviyor. Bekletmeden cevap yazdım.

"Günaydın Devrim. Yazdığıma göre uyanmışım galiba."

Anında görüldü oldu. Ve sonra yazıyor...

"Hazır mısın ilk güne?"

Hemen cevap yazdım.

"Evet hazırım ve heyecanlıyım."

Yeniden cevap yazdı.

"O zaman okulda görüşürüz."

"Görüşürüz." yazarak masaya oturdum. Abim bana bakış atıp kahvesini içmeye devam etti.

"Yüzünüzde güller açıyor Gamze hanım. Günaydın."

"Günaydın abicim."

"Devrim'le mi konuştun?" diye sordu.

"Hıhım." diye mırıldanarak kahvemi içtim.

Demir bir şeyler homurdandı ama anlamadım. Hızlı bir şekilde kahvaltımızı yaparak evden çıktık.

Arabayla giderken abim dikkatini yola vermişti. Ben ise camdan dışarıyı seyrediyordum.

"Heyecanlı mısın?" Abimin sorusuyla ona doğrru döndüm. "Yok." dedim. Sonra ise gülerek "Belki birazcık." baş ve işaret parmağım arasında azıcık boşluk bıraktım.

Demir bu halime güldü. "Merak etme. İlk gün kimse profesör gibi davranmıyor."

"Ya kimseyle konuşamazsam?"

"Sen konuşmazsan biri gelir seninle konuşur. Hem Devrim'in var senin kimse konuşmasa bile o konuşur." Cidden abimin kıskançlığı çekilmezdi.

"Nereden benim Devrim'im oluyormuş? Abartma istersen." diyerek göz devirdim.

Abim okula yakınlaştığında yavaşca arabayı durdurdu. Bana dönerek "akşam çıkınca beni ara."

"Tamam abi."

"İyi şimdi gide bilirsin."

Öküz ki öküz ya. Neyse. "Görüşürüz." Diyerek arabadan indim.

Kampüse doğru yürümeye başladım. Heyecanım hem ilk günüm olduğundan hem de Devrim'i göreceğim içindi. Sırf onu görmek için evden erken çıktım. Galiba ben bu çocuktan hoşlanmaya başlamıştım.

Ders başlamadan kantine kahve almaya gittim. Kahvenin hazırlanmasını beklerken etrafa göz gezdirmeye çalışıyordum. Etrafa bakındığım da gördüğüm yüzle gülümsedim.

Devrim masalardan birine oturmuş kahve içerek telefonuna bakıyordu. Üzerinde kahve rengi polo yaka tişört ve pantolon vardı. Saçlarını dağınık hale getirmiş, sol kolunda gümüş saati vardı. Yanına gitsem mi diye düşündüm. Bence gidebilirim bunda sorun yoktu.

Kahvemi aldıktan sonra teşekkür ederek onun olduğu masaya doğru yeremeye başladım. Ama yanına gelen kızla adımlarım durdu. Belki arkadaşıydı... Belki kuzeniydi...

Ancak kız geldiğinde Devrim başını kaldırarak gülümsedi ve ayağa kalkarak sarıldılar. Nefes almayı bile unutmuştum. Tam bu an gözümün dolduğunu hissettim. Sevgilisi miydi?

Yalan mıydı her şey?

O da mı aldattı seni?

Uzun sarı saçları olan kız Devrim'in yanağına öpücük kondurarak ayrıldı. Kız oturduktan sonra Devrim de oturmak için hamle yapmıştı ki beni görünce duraksadı. Gülümsemesi soldu ve dolan gözlerimi görünce kaşları çatıldı. Durumun sanki şimdi farkına varmış gibi başını iki yana sallayarak ayağa kalktı. Bana doğru geleceğini anlayınca arkamı dönerek kantinden çıktım.

Yine aynı şey oluyordu. Yine salak yerine konuldum. Sevgilisi ola ola benimle nasıl konuşuyordu?

Bir daha asla bir erkeğe güvenmeyeceğim.

────୨ৎ────

Evet bir bölümün daha sonuna geldik. Umarım sevmişsinizdir. Bu bölüm biraz kısa olmuş ola bilir. Ama gelecek bölüm daha uzun olacak.

Devrim'in yanindaki kız sizce kim?

Sinan'ın ölmesini bekliyordunuz mu?

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum. Gelecek bölüm görüşürüz🫶🏻🫶🏻🫶🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

15okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18