28. bölüm · Hançerin Gözyaşları
10.3 Zaman Döngüsü
Bu cümlenin ardından, rüzgârın yön değiştirdiğini hisseder gibi oldum. Ağaçların yaprakları, daha önce de aynı şekilde mi hışırdamıştı? Sis bir an için yoğunlaşmış gibi oldu, sonra tekrar dağıldı. “Gerçekten... döngüde miyiz?” diye fısıldadım. Ama cevabı zaten biliyordum.
Başımı eğip yere baktığımda ayaklarımızın altındaki çamur dahi daha önce ezilmiş gibiydi. Kafamı kaldırdığımda hepimiz yavaşça yürümeye devam ediyorduk.
En önde yürüyen Zyran’ın sesini duydum.
“Şikâyet etmek yerine daha hızlı yürürsen bir yere varabiliriz,” dedi. Aynı tonlamayla. Aynı kelimelerle.
Nathaira çamurlu yolda yine tökezledi. Pançosunun altı ayak bileğine dolanmıştı. Sol ayağı delikli taşın üstünden kaydı, bir sesle yere düştü. Aynı taş. Aynı düşüş. Aynı şikâyet.
“Of, Inara çok sıkıcı şeyler anlatıyorsun! Şu yol da bir bitmedi!” Yine istemsizce üflemişti. Aynı ses tonu. Aynı surat.
Inara Nathaira’nın şikayetlerini duymamış gibiydi. “Yağmur damlaları gökten düştükten sonra…”
Hayır. Yeniden başlıyordu. Aynı hikâye. Aynı kelimeler. Sırası değişmişti. Ama her şey neredeyse aynıydı.
Sincap…
Yine o iki ağacın arasından daldan dala atladı. Ve… yere düştü. Yine.
Üçümüz aynı anda başımızı çevirip sincaba baktık. Gözlerimiz birbirine değdiğinde hepsi aynı şeyi görmüştü. Hepimiz... artık farkındaydık. Ve bu farkındalık, aramızda dolaşan ve ruhlarımızı bir anlığına emen bir karabasan gibi içimize işlemişti.
Zyran durdu. “Inara, sen bu hikâyeyi zaten az önce de anlattın,” dedi sertçe. “Aynı cümlelerle.”
Inara duraksadı. O an yüzü, ilk defa donuklaştı. “Ben... az önce mi?”
Zyran başını salladı. “Evet. Hatta... Nathaira da düştü. Aynı yerde. Sıla ile onu kaldırdınız.’’ Başını Nathaira’ya çevirdi. “Ve yine şikâyet ettin. Her şeyi tekrar yaşıyoruz. Her şeyi.”
Nathaira şaşkın bir şekilde Zyran’a baktı, sonra yere, yerdeki yosunlu taşlara daldı gözü. “Sen de... bana yine aynısını söyledin. Daha hızlı yürürsem bir yere varacakmışız,” dedi.
O sırada Inara sanki biri bizi izliyormuş gibi fısıltıya yakın bir sesle, “Bu... bir döngü… Sanırım… Biz bu zamanda sıkıştık.” Inara bunları dediği an beynim buzlu bir içeceği aniden ve çokça içtiğimde donduğu gibi donmuştu. Döngü... gerçekten gerçekti. Bazı şeyler değişiyordu, dönüşüyordu ama bu zamanda kalanlar hep yaşanıyordu. Aralara farklı cümleler giriyordu ama aynı çizginin üzerinde gider gibi ilerliyorduk. Zaman bir döngüye girmişti. Hareketlerimiz, sözlerimiz, bakışlarımız… her şey tekrar ediyordu. Her şey, olduğu gibi başa dönüyordu. Tıpkı bir müzik kutusu gibi… Kapağını kapatınca aynı melodiyi en baştan çalan bir kutu gibiydik. Kapanan bir zamanın, tekrar açıldığında bıraktığı yerden başlamasını izliyorduk. Aynı daire içinde dönen, o sıkışmış balerin gibi hem kendi etrafımızda hem de zamanın içinde dönüp duruyorduk.
Tam çalıdan gelen hışırtıyla tilkinin kuyruğunu görmüştüm ki gözlerimizi kırptık.
Ve…
Sincap daldan düştü.
“Daha hızlı yürürsen bir yere varabiliriz.”
Inara konuşmaya başladı.
Nathaira düştü. Onu kaldırmak için yanına gittim.
Her şey...
Tekrar.
Zyran artık daha sert adımlar atıyordu ve sinirle arkasını döndü. “Yeter! Böyle devam edemeyiz!” diye bağırdı. O sırada tam kafamı çevirip tekrar çalılıklara bakmıştım.
Tilki.
