Bölümler 2Şu an: Bölüm.2
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Hiç bir zafere çiçekli
Yollardan gidilmez.
Cennet bile ölüm ister"
"Yürüyüşünde tanırım demiştim... Yine mi düştün, Zemheri." Kafamı arkaya doğru çevirdiğimde, Vücudumda ona bakıyordu artık.
"Ne? Nededin sen?" diye tekrarladım kendi kendime. Karşımda iri yapılı, dev cüsseli bir adam vardı. Koyu kumral saçları kirli sakaları ve giydiği siyah deri ceketi ıslanmıştı. İki eli cebindeyken ise oldukça rahatı. Yağan yağmur gök gürültüsünüde arasına alınca yağmurun etkisi şiddetlendi.
"Hiç değişmemiş olduğun, yer çekimiyle olan davanın hala sürdüğünden beli." dedi az öncenin aksine. Gözlerim gözlerinde uzun uzun oyalandı. Kulağının arkasına değdi bakışlarım. Kulağının arkasındaki nokta kadar olan ben, hala yerli yerindeydi. Oydu. Bu oydu. Dahan'dı.
"Sen?" dediğimde sesim titriyordu. "Dahan." Kafasını hafif eğerek beni onayladı. "Geldin."
"Geldim." Cevap vermeden yüzüne baktım. "Aylin, gel eve gidelim." Sesi yağmura karıştı.
"Burda oturalım." dedim çocuksu bir heyecanla. "Çocukken yaptığımız gibi."
"Aylin," dedi yağmur yüzünden bağırmak zorunda kalmıştı. "Yağmur çok yağıyor! Eve gidelim! Sonra geliriz!"
"Söz ver," dedim. Korkuyordum. Gidip gelmemesinden çok korkuyordum. "Söz ver! Beraber buraya gelicez eskisi gibi! Söz ver!"
"Aylin!" dedi.
"Söz ver," dedim inatla. "Söz vermezsen hiç bir yere gitmem!"
"Söz!" dedi bana bir adım atı, büyük parmakları küçük parmaklarımı avucuna hapseti. "Şimdi gidelim hadi!" Başımı aşağı yukarı sallayıp onu onayladım. İlerleyen adımlarına uydum. Elele yürüyorduk eskisi gibi. Değişen bir çok şey vardı. Mesela boyu çok uzamıştı. Adımlarına artık yetişemiyordum. O yürüyor, ben koşuyordum. Apartmana geldiğimizde kapıyı açıp içeri girmemi bekledi. Açılan kapıdan içeri girdim.
"Nerde kalıyorsun?" dedim telaşla. "Kalacak yerin yoksa bize gelebilirsin. Annem seni görürse çok sevinir."
"Evimde kalıyorum, Aylin." dedi tok sesi.
"Evin mi? Nerde? Neresi?"
"Eski evim. Sizin dairenin karşısı."
Gözlerim sevinçle parladı. "Gerçekten mi? Hiç gitmeyecek misin? Hep burda mı kalacaksın?" dediğimde içimdeki çocuksu mutluluğu dindiremiyordum. Ellimi eline öyle bi kenetlemiştim ki gitmesin diye hapsetmiştim sanki. "Sana sarılabilir miyim?"
"Aylin."
"Hayır deme lütfen," dedim telaşla. "Bir kere sarılayım. Söz sonra sen izin vermediğin sürece sarılmayacağım." Sesiz kalırken derin bir nefes verdi. Elinin içinde olan elimi kendine çekip, beni gövdesinin sıcaklığıyla buluşturdu. Elbiseleri ıslaktı lakin sıcaklığı bunu bastırıyordu. Boşta kalan elim boynuna uzandı ama yetişemedi. Bunu anlayınca üzerime eğilip sarılmama izin verdi. Elimi tutan elini bırakıp, boynuna sıkı sıkı sarıldım. Gözlerim buğulandı, burnumun ucu sızladı. Gardım düşürüp ağlama isteğimi zor ittim.
Gelmişti. O gelmişti. Dahan artık burdaydı. "Aylin," dedi yeniden.
"Bir az daha sarılayım lütfen." Diyip boynuna daha çok sarıldım. Sıcak eli sırtımın ortasındayken, diğer elini ise koluma atmıştı. Ondan ayrılmamı istiyordu. Farkındaydım.
"Titriyorsun," dediğinde kolarımı boynundan çekti. "Hasta olucaksın. Gel."
"Bir az daha kalayım yanında. Hemen gönderme beni eve. Dahan yeni buldum seni. Bir az vakit geçirelim. Gitmeyeyim Dahan." Yüzümü sıcak avucunun içine aldı. Narince okşadı beli belirsiz.
"Sakinleş," dedi. "Hiç bir yere göndermiyorum seni."
"Size gelmeme izin veriyor musun?" Başını aşağı yukarı salladı. Ellerini yüzümden çekip merdivenlere yöneldiği sırada hemen peşindeydim. Ona yetişemiyordum. Adımları hızlı değildi oysa oldukça yavaş ilerliyordu.
Dairelerimizin önüne geldiğimizde, ayakkabılarını çıkarırken bir yandan da kapıyı açıyordu. Kapı açılınca içeri girdi. Ayakkabılarımı çıkarıp içeri girmek için hamle yaptığımda, tek kolunun üstünde buldum kendimi. Dudaklarımdan minik bir çığlık kaçarken, kapıyı kaptığını gördüm. Ellerim refleks olarak omuzlarına kapandı. Tavana değiyordu başım. Başımı eğmek zorunda kalınca. Huysuz bir mırıltı çıktı dudaklarımdan.
"Ne içirdiler sana? Çok uzamışsın." Cevap vermedi. Salondan eğilerek içeri girdi. Önümüzdeki üstü örtülü çekyatın önünde durunca, örtüyü bir çırpıda çekti. Örtünün üstündeki tozlar etrafa yayılınca örtüyü önce tek eliyle çırptı sonra ise iki kere çekyata vurdu. Titizliğimi bildiği için asla oturmayacağımı biliyordu.
Beni dikkatli bir şekilde çekyata bırakıp geri çekildi. Kalkmak için hamle yapıyordum ki sesiyle durdum. "Yer soğuk, hasta olursun." oturduğum yere sindiğimde salondan çıktı. Etrafıma bakındığımda genzim sızladı. Dudaklarım büzüldü. Çekyatın tam karşısında, televizyon ve ünite vardı. Hemen yanında boydan boya bir kitaplık vardı. Çekyatın yanlarında ise, iki koltuk ve sehpa vardı. Ünitenin üstündeki aile fotoğraflarına takıldı gözlerim. Dahan'ın çocuk olduğu fotoğraflar vardı. Hata birinde de bizim kameraya gülerek baktığımız bir fotoğraf. Her şey toz toprak içindeydi. Evinde bi kir birikintisi olmayan kadının evi toz toprak içindeydi.
Dahan'ın tekrar salondan içeri girince bakışlarım onu buldu. Elinde çiçekli bir pijama takımı, terlik ve pike vardı. Pijama takım öyle çok tanıdıktı ki hemen anladım kimin olduğunu. Halide teyzenindi. Haftanın üç günü hep üstünde olurdu. Terliği önüme bıraktı. Pijama takımını kucağıma pikeyi ise hemen yanıma bıraktı. "Bunları giy. Pikeyide üstüne ört. Ben çay demliyene kadar üstünü giyersin."
Burnumu çektiğimde, kapıya yöneldi. "Teşekkür ederim." dediğimde kısa bir an durdu. Arkasını dönecek gibi oldu lakin dönmedi. Derin bir nefes verip salondan çıktı. O çıktığında üzerimdekileri çıkarıp, pijamaları giydim. Yıllar geçmişti, Halide teyzenin kokusu geçmemişti. Çıkardığım elbiseleri katlayıp köşeye koydum. Pikeyi sırtıma sarıp ısınmaya çalıştım.
Dahan tek eliyle tutuğu tepsiyle içeri giridi. Yanımdaki koltuğa oturdu, tepsiyi sehpaya bırakıp, bardağını alarak geriye yaslandı.
"Nasıl tanıdın beni?" dedim konu açmak adına. Sonra aklıma ışınlanan şeyle duraksadım. "Ha! Yürüyüşümden." Cebinden çıkardığı sigara paketinden bir dal yakıp dudaklarına götürdü. Hem sigarasını üfledi. Hemde çayından yudumladı. Eğilip çay bardağını aldım elime. Sıcak olduğu için dudaklarıma götüremedim. "Unutun mu beni?" Çayımdan bir yudum aldım. Dadı tuhaftı.
"Unutum," dedi anında. Kalbime bıçak saplandı sanki. Öyle çok acıtı ki tek bir kelimesi. Öldürdü beni resmen. Ama anladım onu. Onun yerinde kim olsa unuturdu. Hakı vardı. Annesi ölen oydu. Benim değildi. Ona unutmak düştü, bana unutamamak. "Git, Aylin."
Bocaladım. Boş bakışlarım ondaydı. "Ne?"
"Evine git. Kalamazsın sen burda. Toz toprak içinde buralar. Sevmezsin sen tozu. Git evine Aylin."
"Bir az daha kalayım, Dahan lütfen. Yeni buldum seni. Yirmi yıl geçti. Koskoca yirmi yıl. Sensiz bir yirmi yıl."
"Olmaz." dedi. Biten sigarasını masanın üstündeki süs tabağına bastırıp, içine atı. "Saat çok geç oldu git evine."
"Uykun mu var? Yat uyu. Söz veriyorum ses çıkarman."
Derin bir soluk verirken elini alnına atıp ovuşturdu. Olduğu yerde dikleşti. "Ben geceleri uyuyamıyorum."
Burnumun ucu sızım sızım sızladı. "Ne zamandan beridir?" dedim. Ne zamandan beri olduğunu biliyordum. Ondan sesli duymak istedim.
İçli bir nefes daha döküldü dudaklarından. "Yirmi küsür yıldır." Yanağıma doğru süzülen yaşı tutamadım. Dudaklarım büzüldü. Buğulu gözlerim ondaydı. Çayı sehpaya bırakıp, yanına kedi misali sokuldum. Elimi kafasına atıp kendime çektim. Çekişime uyup kafasını eğince derin bir öpücük bıraktım saçlarının arasına. Çenem kafasının üstündeydi. Ağlayışım kendini beli edece radeye gelince kafasının üstündeki elimi çekip benden uzaklaştı. Büzük dudağımla ona baktım.
"İstersen dizlerimde uyuyabilirsin." dedim göz yaşlarımın arasından.
"Evine git, Aylin. Seni merak eden bir Ailen var. Ben başımın çaresine bakarım." Ağlayışım şiddetlendi. Senin bir Ailen var diyordu. Kıymetini bil diyordu. Bak bana kimsesizim ben diyordu. Sen öyle değilsin diyordu. Bunu sesli dile getirmedi lakin ben anladım. Kafamı iki yana saladığımda gitmeyeceğimi anlamıştı. "Bu kadar gurursuz olma." dedi sert bir şekilde. "Git dediysem git."
"Ama ben..."
"Zorluk çıkarma, Aylin. Kalbini kırmak istemiyorum." Sesiz ağlayışlarım sürerken, koltuğun üzerindeki ıslak kıyafetlerimi alıp, salonun çıkışına doğru ilerledim. Sesiz hıçkırıklarım devam ederken, kafamı çevirip ona baktım. Dümdüz bakıyordu. Gözünde ufacık duygu kırıntısı yoktu. Tekrar önüme dönüp salondan çıktım. Vestiyerin yanından geçerken dikkatimi çeken şeyle durdum. Kırık camın içinde flaş disk vardı. Alıp almamak arasında tereddüt etsemde aldım. Kapıyı açıp kendini apartmana atım. Korkuluklara tutunup, merdivenin üç basamak yukarısına oturdum. Hıçkırıklı ağlayışım şiddetlendi. Kafamı diz kapaklarıma gömüp ağlamayı sürdürdüm. Derin derin nefesler aldım. Islak kıyafetlerim pijama takımınıda ıslatı. Ellerimi dudaklarıma bastırıp çığlık atma isteğimi zor iteledim. Şiddetle kalkıp iniyordu omuzlarım.
Sevdiği insandan, sevmediği hareketleri görünce, bozuluyordu insan bir az. En büyük derdi o insan oluyordu. Gözlerim ağlamaktan ağrısını beli edince, oturduğum yerden kalkıp, evin anahtarıyla kapıyı açıp içeri girdim. Kapıyı kapatınca, karşımda sinirle bana bakan annemi gördüm. Üstünde çiçekli bir gecelik vardı. Elini beline atmış öylece bakıyordu.
"Nerdesin sen-" onu bocalayan, üstüme giydiğim Halide teyzenin pijama takımları olmuştu. "Oy!" dedi titreyen sesiyle. "Annem... bu... bu Halide'min." Başımı aşağı yukarı salladığımda, yanağına doğru süzülen ağır bir yaş vardı.
"Çok uykum var." dediğimde omuzlarım ağlamam yüzünden kalkıp iniyordu. "Anne çok uykum var." Dahan geceleri uyuyamazken, benim çok uykum geliyordu. O kadar her şey bulanıklaşmıştı ki, annemin bana sarıldığını bile farketmemiştim. "Sarılma bana anne. Sarılma. Dahan'ın sarılıcak bir annesi bile yok. Sarılma." Anneminde hıçkırık sesleri geldi. Saçlarıma derin derin öpücükler bıraktı. Halide teyzenin pijamalarının kokusunu içine çekti. "Evinde toz birikintisi olmayan kadının evi, toz toprak içinde anne. Saçlarını taramaya kıyamadığı oğlu, darmaduman. Her gece vaktinde yatırdığı oğlunun gözüne uyku girmiyor anne. Dahan geceleri uyuyamıyor." Ağlayışım dahada şiddetlendi. Dudağım büzüldükçe büzüldü. "Anne, Dahan çok yalnız. Tek başına o tozun toprağın içinde." Feryatlarım uzun bir süre devam etti. Sonra anlamadığım bir şekilde kendimi yatağın içinde buldum. Annem saçlarımı okşadı. mayışıştıkça mayiştim. Sonra uykuya dalmıştım zaten. Uyurken bil tek düşündüğüm şey Dahan'dı. O nasıl uyuyacaktı? Kim okşayacaktı başını?
🦅⏳🪶
Sabahın erken saatleriydi ve Dahan saatlerdir aynı yerde oturup gözlerini kapamıştı. Uyuyamamıştı. Göz kapaklarını dinlendiriyordu. Kafasında susmayan bir sürü sese yenisi eklenmişti. İnce naif bir ses. Aylin'in sesi. Ağlayışları kulağında yankılanıyordu. Dün Aylin kapıyı çaldığında, dördüncüye kalkan eliyle kapı kolunu aşağı indirmişti oysa. İlhan'ın sesini duyunca duraksamıştı, Dahan. Konuşmalarına kulak misafiri olmuş, öyle gitmişti Aylin'in peşinden. Sonra Aylin onunla birlikte eve gelmiş, Aylini kovmak zorunda kalmıştı. Kendince nedenleri vardı, Dahan'ın.
Kapı bir kere çaldığında anında gözlerini açtı. Olduğu yerden doğrulurken sehpanın üstüne bıraktığı silahını avucuna sıkıştırıp dev cüssesine rağmen, salondan sesizce çıkıp kapının önünde durdu. Delikten baktığında. Gözleri zümrüt yeşillerliyle şenlendi. Aylin vardı kapıda. Silahı beline sıkıştırdı. Kapı bir kez daha çalınca, bir adım geriledi. Üçüncü çalışı bekledi. Kısa bir sürenin ardından üçüncü çalış geldi ve, kapı açıldı. Sanki dün akşam yaşanmamış gibi sıcacık güldü Aylin. Elinde bir tatlı tabağı sütlaç siyah paltosu ve çantası vardı. Üzerine gözleriyle aynı renkte zümrüt yeşil bir bluz giymiş altına mini bir etek giymişti.
"Günaydın!" dedi tez canlı bir neşeyle. Elindeki sütlaç tabağını Dahan'a kaldırdı. "Annem burda olduğunu öğrenir öğrenmez, sana sütlaç yaptı." Ayağına sıkıştırdığı terlikleri çıkarıp içeri girmek için yeltenmişti ki, Dahan eliyle durmasını işaret edince hareket etmedi. Vestiyerden aldığı terlikleri, Aylinin önüne bıraktı. Yer çok soğuktu, Aylin'in üşümesini istemedi. Oysa yere çıplak basan oydu. Aylin değildi. Terliği giyip, yüzüne düşen siyah saçları kulağının arkasına sıkıştırıp içer süzüldü, Aylin. İlk işi ezbere bildiği mutfağın yolu oldu. Halide'nin can verdiği yerde yeniden hayat vermek için geçip, pis mutfakla karşılaştı. Adımları durdu kısa bir an. İçindeki, evi baştan aşağı temizleme dürtüsünü zor iteledi. Annesi zaten bu görevi üstlenmişti.
"Ha bu arada," dedi Aylin tekrar. "Evin anahtarını annem istiyor."
Tek kaşı usulca kalktı, Dahan'ın. "Sebep?"
"Evin temizlemek için." dediğinde zorla yutkundu Aylin. Halide teyzesinin sürekli elinde bez olduğu anlar geldi gözünün önüne.
"Gerek yok," diye kestirip atı Dahan. Bundan daha kötü yerlerde yattığını hatırlıyordu. Umrunda da değildi açıkçası. "Evde böyle iyi."
Yılgınca göz devirdi Aylin. "Ev çok kirli Dahan. Hem bunları git de anneme söyle söyleyebiliyorsan."
Burukluk oldu, Dahan'ın içinde. Ayşen hanım onu olmayan oğlu gibi sarıp sarmalardı. Askılıkta duran anahtarı kafasıyla işaret etti. "Orda. Al ve git."
Umursamadı, Aylin. Tekrar mutfağa girip sütlaçı tezgaha bıraktı. Kaşık alıp yıkadıktan sonra sütlaç tabağının içine bırakıp salona ilerledi. "Hadi gel!" dedi aynı neşeyle. "Özlemişsindir şimdi." Kapıyı kapatıp, salondan içeri girdi Dahan. Hala dünkü üstlerleydi. Çıkarmamıştı. Islak kıyafetleri üzerinde kurumuştu. Farketmişti, Aylin. Sütlaçı sehpaya bırakıp Dahan'ın önünde durdu. "Neden hala üstünü değiştirmedin?" Elini Dahan'ın alnına atı. "Hasta olucaksın."
Alnının üstündeki minik eli geri çekti. "Bana bir şey olmaz, Aylin." dedi düz sesi. "Benim için endişelenmeyi bırak artık."
Kırılmıştı, Aylin lakin beli etmedi. "Sütlaç ye." dedi konu açmak adına. Dahan'ın elini tutup koltuğa çekti. Kendisi oturmadı koltuktaki kir üzerine bulaşmasın diye. Çünkü Dahan'dan hemen sonra gitmesi gereken bir toplantı vardı. Normalde olsa umursamazdı. Dahan farketmiş olmalı ki elini elinin içinden çekti.
"Daha ne kadar devam edicek bu?" Oturduğu yerden ayaklandı. "Bak Aylin! Bak! Daha oturduğum koltuğa oturamıyorsun! Sırf toz diye!" Elini iki kere yüreğine vurdu. "Ben sabaha kadar gözümü kırpmadan bu koltukta oturdum Aylin! Sen evinde yorganının altında mışıl mışıl uyurken ben bu soğukta burda bu kirin pisliğin içinde uyudum Aylin! Bir de gelmiş benimle ilgileniyormuş gibi yapıyorsun geçmişin hatırına!"
"Hayır," dedi Aylin anında. "Ben sadece... yani senden sonra bir toplantıya gidicem ondan."
İçindeki diğer kötü sözleri, Aylin'i kırmamak için zorla yutu. İki eliyle, şakağına ard arda vurdu. "Aklılı ol sik kırığı! Akılı ol!" diye kendini uyardı. Derin bir nefes verip tekrar Aylin'e döndü. Karşısındaki kadın tebessüm etmeye çalışıyordu lakin, gözlerinden bir kaç tutam yaş akıyordu. "Aylin," dedi bu defa daha ılımlı. "Bir az gerginim üstüme gelme. Seninde değin gibi benimde gitmem gereken bir toplantı var."
"Sütlaç ye," dedi Aylin bir çırpıda göz yaşlarını silip sütlaç tabağına uzandı. "Annem senin için yaptı."
Sütlaçı kaşıklayıp Dahan'ın azına uzatmıştı ki dahan elindeki kaşıkla, tabağı kavradı. "Kendim hallederim."
Ses etmedi bu duruma Aylin. "Ben anahtarı anneme verip geliyorum. " sütlaçını yerken başını aşağı yukarı salladı. Sütlaçın tadı hiç değişmemişti. Hala aynıydı.
Aylin kendi dairesinin kapısını bir kaç kez çaldı. Kapıyı Ayşen hanım açtı. Anahtarı annesine doğru uzatı. "Sanırım bu gün evde olmayacak. Toplantısı varmış." Annesi anahtarı vestiyere asarken, kendi anahtarını alıp kapıyı kapatı. "Anne ne yapıyorsun?"
"Bende bir göreyim Dahan'ı."
Terliklerini giyip karşı daireye yönelmiştiki kızı kolundan kavradı. "Anne çocuğun toplantısı var. Akşam görürsün."
"İki dakika görücem evladım." Kızından kolunu kurtarıp içeri giriyordu ki, Aylin önüne geçti.
"İki dakika dur o zaman." Ev terliklerini giyip, vestiyerden bir çift terlik çıkarıp annesin verdi. Terliklerini giydiğinde boğazına yumruk oturdu. Terliklerin üstündeki toz birikintilerine baktı. Genzi yandı, gözleri doldu. Halide'sinin can verdiği zeminin üstünden geçemedi. Uzun uzun baktı oraya. Karıncalanmış kan lekeleri vardı yerde. Evinde toz olmayan kadının evi, karıncalarla dolmuştu. "Anne hadi!" diyen kızının sesiyle Halide'nin öldüğü yerin etrafından dolandı. Yüreği yetmedi ordan geçmeye.
"Dahan," dedi Aylin aynı neşeyle. "Bak kim geldi."
Ayşen hanım salondan içeri girerken, dolu dolu gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Dahan elindeki kaşıkla tabağı sehpaya bırakıp oturduğu yerden kalktı. "Oğlum," dedi Ayşen hanımın titreyen sesi. "Oy! Ahiretliğimin yadigarı!" Adımları dahanın önünde durduğunda yüzünü avucunun içine almak için parmak uçlarının üzerine kalktı. Bu durumu anlayan Dahan eğilip yardımcı oldu. Sıkı sıkı sarıldı, oğlu gibi gördüğü evladına. Göz yaşlarını tutamadı Ayşen. Oğlunu bağrına basarken, hıçkırıklı ağlayışları sürdü.
Aylin onlara arkasını dönmüş elini beline atmış, karşısındaki üstü toz tutmuş fotoğrafa baktı. Ortada Halide teyzesi, hemen yanında küçük Dahan, diğer yanında küçük Aylin vardı. Parmaklarının üstünde gözleriyle aynı renkte ojesi vardı, Aylin'in.
Ayşen hanım kolarını çözüp geriledi. Bir çırpıda göz yaşlarını silidi. "Eve geç gelin olur mu? İşlerimi bittirene kadar gözüm ikinizi görmesin. Akşamda yemeğe bize geliyorsun. İtiraz istemiyorum." Zoraki tebessümüyle arkasını dönüp gidiyordu ki durdu. Tekrar Dahan'a dönüp sarılıp, yanaklarına öpücükler bıraktı.
Ayşen hanım salondan çıktığında, yine ahiretliğinin can verdiği yerden geçemedi. Kenardan geçip, kapıyı kapatarak o evden ayrıldı.
"Neyse," dedi Aylin. "Bende çıkıyorum." Ceketini giyip çantasını eline sıkıştırdı.
"Üstümü değiştireyim, beraber çıkarız." Dahan salondan çıkarken, Aylin etrafa bakındı. Çok kısa bir aranın ardından Dahan içeri girdi.
"Ne çabuk değiştirdin?" Dahan üzerine beyaz bir tişört siyah bir kot pantolon giymişti. Üzerine ise paltosunu almıştı. "Odayı dağınık bıraktın değil mi?" Aylin salondan çıkıp odaya gitmek için hamle yapmıştı ki, Dahan bileğinden tutup kendisiyle birlikte onu dışarı çekti. "Dahan? Ne yapıyorsun?" Cevap vermedi. Kapıyı açıp ikisinin dışarı çıkmasını sağladıktan sonra kapıyı kapatı. Sesiz kaldı Aylin. Kapının önündeki sivri uçlu, çizmelerini giydi. Dahan merdivenlerden inerken, oda peşinden ilerledi. Merdivenleri bitirip apartmandan çıktıkları. "Ben gideyim o zaman."
"Nereye?" dedi Dahan tek kaşı usulca kalkarken.
"Toplantım var dedim ya,"
"Benimde var dedim."
"Tamam bende diyorum ki toplantıya yetişmem lazım."
"Aynısından." dedi Dahan uzatmadan. Cebinden çıkardığı sigarayı dudaklarına götürüp, çakmakla yaktı. Derin bir nefes çekti sigaradan.
"Neyi bekliyoruz biz?" diyip saatine baktı Aylin. Geç kalmak üzereydi. Burda neden duruyordu?
"Arabayı."
"Araba mı?" dedi Aylin şaşkın şaşkın. "Tam olarak neyden bahsediyorsun? Ne kadar mantıksız bir sohpet bu?"
"Katılıyorum." dedi Dahan kısaca. Siyah bir araç önlerinde durdu ve içinden takım elbiseli, kulağında kulaklık olan bir adam indi.
Bakışları ilk Aylini buldu. "Avukat Aylin Zemheri Taşpınar?"
"Evet benim."dedi Aylin.
Bakışları bu defa Dahan'ı buldu. "Dahan Uygar Sancaktar?" Başını bir kere eğip bunu onayladı. Aracın kapısı açıldı, koruma eliyle içeriyi işaret etti. "Buyrun efendim."
Dahan sigarasını söndürüp, arabaya bindiğinde, Aylinin adamı soru yağmuruna tutuğunu görünce derin bir nefes verdi. "Siz kimsiz? Dahan'ı nerden tanıyorsunuz? Bizden ne istiyorsunuz?" Arabadan inip korumaya başıyla arabaya binmesini işaret edip, Aylin'i içeri çekip, koltuğa oturtu. Kapı kapandı. Aylin'in şaşkın bakışları, Dahan'daydı. "Neler oluyo anlatıcak mısın?"
"Gidince öğrenirsin."
"Nereye?!" dedi panikle. "Beni kaçırıyor musun?"
Avuç içini alnına vurup, yüzünü ovuşturdu. "La Havle, Vela Kuvvete." diye soludu. "Seni kaçırdığım falan yok! Bizi göreve götürüyorlar."
"Ee toplantı-"
"Her ne poksa işte." elini burun direğine atı.
"Düzgün konuş." diye mırıldanıp arkasına yaslandı Aylin. İdrak edemediği sormak istediği bir sürü soru vardı. Zorla yutu hepsini. "Anladığım kadarıyla her şeyi biliyorsun." Başını bir kere eğip onayladı Dahan. "Anladım. Mesleğin ne?"
"Kıdemli Üsteğmenim."
"Asker misin?" dedi şok olmuş bir ifadeyle. "Hiç beklemiyordum." Cevap gelmedi. "Askerlerin hepsi senin gibi mi?"
"Ney? Benim gibiler mi?"
"Böyle uzun boylu, kaslı, yapılar mı?" Ters ter baktı önüne Dahan. Ya sabır der gibi başını yana eğdi. "Sustuğuna göre öyleler." Sesizlik sürdü. "Bilseydim, bende asker olurdum?" diye mırıldandı, Aylin.
"Af buyur?" dedi Dahan. Oldukça tepesi atmıştı. Sakindi, lakin gözleri öyle demiyordu. "Allahım, sen sabır selamet ver Yarabbim."
"Sen bence susmaya devam et." dedi Aylin çekingen bir tavırla. "Konuşunca sürekli sinirleniyorsun." Cevap vermedi Dahan. Tepkisizce önüne baktı. Araba durunca Aylin, Dahan'a baktı.
İlk inen Dahan oldu, Aylin ise peşinden inmişti. Bildiğimiz kafeydi bura. Aylin, Dahan'ın peşinden ilerlerken etrafa bakınıyordu. Kafeden içeri girdiklerinde, kasanın arkasındaki odaya girdiler. Odanın köşesindeki kapıyı açıp içeri girdiler. Aşağı giden bir merdiven karşıladı onları. Merdivenler indiklerinde iki ayrı yol vardı karşılarında. Sağa döndüler. Biraz daha ilerledikten sonra şifreli bir kapı belirdi önlerinde. Dahan şifreyi girip, yüzünü okutu tarayıcıya. Kapı açıldı, ikili içeri girdi. Yuvarlak bir masa vardı odanın ortasında. Masanın karşısında ise dev bir televizyon. Bir kaç sandalye boştu, diğerleri ise dolu. Masa başındakilerin bakışları, Dahan'la Aylin'i buldu. Dahan masanın diğer ucuna giderken Aylin'de peşindeydi. Dahan sandalyeye kurulduğu an, Aylin yanında bitmişti.
Aylin masa başındaki Mecnun albayı görünce şaşırmamıştı. Aksine bekliyordu. Bir süre sesizlik oldu, boş Sandalyeler doldu.
"Evet!" diyerek sesizliği böldü, Mecnun Albay. "Sizi buraya toplama nedenimizi biliyorsunuz. Devlet size bir görev verdi, sizde bu görevi yapmakla mükellefsiniz." Kimseden ses çıkmadı. "Önce sizlere bir birinizi tanıtayım."
Eli ilk Dahan'a kalktı. "Dahan Uygar Sancaktar. Eski Kıdemli Üsteğmen. Kendisi beş yıldır aramızda. Mit istihbaratında çalışıyor. Yani devlete. Annesi henüz Dahan 10 yaşındayken öldürülmüş. İlk kurban annesi." Eli bu defa Aylin'i buldu. "Aylin Zemheri Taşpınar. Avukat. Adliyede topuklu fırtına diye biliniyor. Artık o da bizimle çalışıyor. Dahan'ın çocukluk arkadaşı. Aynı zamanda da Babası, ablası ve kendiside cinayet günü ordaymış."
Aylin'in yanındaki sarışın kadını işaret etti bu sefer. "Umay İdil Sarıyer. Polis. Annesi babası mevta. Ablası bakıp büyütmüş. Umay 18 yaşına basınca ablası katlediliyor." Parmak uçları bu defa Umay'ın yanındaki Akifi buldu. "Agah Akif Korhanlı. Mit Ajanı. Yılardır bizimle. Ailesi yok. Babaannesi bakıp büyütmüş. Akif 8 yaşındayken babaannesini kaybediyor, cinayeten."
Akifin yanındaki, Bade'yi işaret etti. "Bade Birce Akaydın. Psikolog. Onunda annesi ölüyor. Babası var." Bade'nin yanındaki İlayda'ı işaret eti. "İlayda Akın. Matematik öğretmeni. Kız kardeşi beş yıl önce katledildi. Anne baba yok."
İlayda'nın yanındaki İpek'i işaret etti. "İpek Keskin. Futbol antrenörü. Ailesinden geriye kalan sadece teyzesi. Onuda üç yıl önce aynı cinayetle kaybeti." İpek'in yanındaki, İkizleri işaret etti. "Baran ve Boran. İkiz kardeşler. Dava araştırmasında bize destek için burdalar. Miten yani."
Öksürükle boğazını temizleyip, oturduğu yerden ayaklandı. "Dava bu günden itibaren daha güçlü bir şekilde açılıyor-"
"Albayım." diye böldü Dahan, Mecnun'u. "İki dakika konuşabilir miyiz?"
"Konuş." dedi Mecnun. "Seni dinliyoruz."
"Yalnız." Mecnun Albay'la bakıştılar uzun bir süre. "Önemli!"
Derin bir nefes verdi Mecnun. Kafasını aşağı yukarı sallayıp sandalyesinden kalktı. Arkadaki odaya girdikleri an Akif ayaklanıp, Aylin'in yanına gelmişti. "Aylin. Naber?"
Aylin'in sert bakışları arkasındaki Akife dönünce yumuşak bir hal aldı. "Akif," diye afaladı kısa bir an. "Kusura bakma konuya dalmışım."
"Belli," derken Aylin'in yanında boşalan yere oturdu. "Zemheri'ye kuşandığını görüyorum."
Tebessüm etti Aylin. "Bu duyduklarımdan sonra Zemheri olmamak mümkün değil."
Derin bir nefes alıp verdi Akif. "Haklısın. Haklısın da. Ya sen niye hep haklısın."
"Haklı olmamasını gerektirecek bir şey yok çünkü." diyen yabancı sese döndü ikilinin bakışları. Bu sarışın kadındı. Elini Aylin'e doğru uzatı. "Umay İdil Sarıyer ben."
"Sarıyer mi?" dedi Akif çapkın bir gülüşle. "Sarıyer kola markası değil mi?"
Göz devirdi İdil. Aylin ise on uzatılan elli nazikçe kavradı. "Aylin. Aylin Z-"
"Zemheri Taşpınar." diye tamamladı cümleyi idil.
"Soyadının hakını veriyor." diyip, yanındaki Aylin'e göz kırptı Akif.
"Her boka lok olan insanları hiç sevmem." dedi İdil tek nefeste. Akif duyduğu cümleye sinirlensede sesiz kaldı. "Aylin hanım siz beni hatırlamıyorsunuz ama ben sizi hatırlıyorum. İki üç defa Ağır Ceza Mahkemesinde görmüştük. İstanbul Hukuk departmanında konuşluğumuzda var."
"Ben çok unutkanım. Lütfen beni mazur gör. Hatırlayamadım seni."
"Sorun yok." dedi İdil. "Müsaden olursa dava için seninle çalışmak isterim."
Aylin'in tebessümü kocaman oldu. "Tabiki. Çok isterim."
Onlar konuşmaya devam ederken, Mecnun Albay'ın çatık kaşları, önünde dikilen Dahan'daydı. "Yaptığın çok büyük bir suçlama!" dedi Mecnun Albay. "Lan sen koskoca Devletin eski Savcısınımı suçluyorsun?"
"Beni bilirsiniz." dedi Dahan'ın düz sesi. "Kolay kolay insanlardan şüphelenmem."
"Sik sik konuşma lan!" diye Yükselmeden edemedi Mecnun Albay. "Savcı lan! Savcı! Şüphelendiğin adama bak. O adamın bir geçmişine bak. Kimleri kimleri devirmiş."
"Bizi alakadar etmez. Bir gün verin bana." dedi sakin sakin.
"Oğlum sizi sıraylamı veriyorlar lan bana?" Elini şakaklarına atıp ovuşturdu. "Dahan," dedi işaret parmağını Dahan'ın suratına salarken. "Senin yüzünden toplantıyı erteliyorum. Eğer bir şey bulamazsan. Bu konuyu kapatacaksın."
"Eyvallah." dedi Dahan. Mecnun Albay başıyla çıkmasını işaret edince, hiç düşünmeden çıktı odadan. Mecnun Albay odadan çıkıp, herkesi evine gönderdi. Herkes ayrı ayrı dağıldı.
Dahan kafeden çıkmış eve doğru ilerliyordu. Aylin peşine takılmış koşuşturuyordu. "Dahan!" İlerlemeyi Sürdürdü Dahan. "Ya dursana!"
Durması ve arkasını dönmesi bir oldu. Aylin'in koşar adımları karşısındaki dev cüsseye çarpınca sona erdi. "Ne?" dedi Dahan geniş geniş.
"Ne ne?" dedi Aylin. "Bana verdiğin sözü unutun mu?" Gözleri kısıldı cevap olarak. "Hadi parka gidelim."
Derin bir nefes verdi Dahan. "İşim var."
"Lütfen. Söz verdin."
"Başka sefere." diyip ilerlemeye devam etti.
"Eve mi gidiyorsun?" Sesiz kaldı, Dahan. "Annem evi temizliyordur. Akşama kadar gelmeyin dedi. Şimdi gidemeyiz. Eskisi gibi parka gidip bekleyelim."
Adımları durdu, Dahan'ın. Derin bir soluk verdi. "Gidelim." Aylin bunun sevincini yaşarken ses etmedi. Yol üstünde yiyecek bir şeyler alıp parkta aynı ağacın altına tünediler. Dahan sustu. Aylin sustu. Sesizlik onlar için koca bir konuşma gibi geçti.
🦅⏳🪶
Saniyeler sonra ne olacağını bilemeden yıllar sonrasının hayalini kuruyordu insanlar. Belkide bende onlardan biriydim bilmiyordum. Dahan'ı zor bela ikna etmiştim. Şu an umrumda değildi hiç bir şey. Çizmelerimi çıkarıp köşeye koyup kapıyı açmakla cebeleşiyordum. Sonunda anahtarı döndürüp içeri doğru süzülmüştüm. "Gel." dedim Dahan'a aynı heyecanla. "Anne! Biz geldik!"
"Hoş geldiniz!" diye karşılık verdi annem. Dahan içeri girdiğinde kapıyı kapatıp, büyük bir terlik seçip önüne bıraktım. "Mutfaktayım yavrum!Gelde el at!"
Dahan'a kısa bir bakış atıp vestiyerin hemen yanındaki mutfaktan içeri girdim. Burnuma enfes kokular doluştu. Validem yine döktürmüştü. Yanağına bir öpücük kondurup, tezgahtaki salataları kapıp salona yöneldim. Arkamda kalan Dahan'a annem sıkı sıkı sarılmakla meşguldü. Salona girdiğimde favori kuzenimi görünce neşem bir hayli yerine geldi. "Ömer." Tabakları masaya yerleştirdim.
"Kuzen!" Ellerimizi tokuşturup, kafalarımızı bir birine vurup ayrıldık. Babam her zamanki gibi gözlüğünü takmış gazetesini okuyordu. Ela ise tableti elinden düşürmemiş şarjda oynuyordu.
Tekrar mutfağa yöneldiğimde, Annem hala Dahan'la konuşuyordu. "Evi tertemiz yaptım oğlum. Kıyafetleri makinaya atım. Buz dolabındaki eski yiyecekleri atım. Yenileriyle doldurdum. Bilirim üşenirsin sen yemek yapmakla uğraşamazsın. Hazır yiyecekler hepsi. Meyveleri bile ayıkladım. Doğradım. Odana yeni kıyafetler baraktım. Halılar yıkamada yarın gelirler. Kaloriferlerin parasını yatırıp açtırdım. Temizlik tamam ama eksikler var yarın tamlarım evladım." dedi tam olarak anneliğini konuşturarak.
Sesiz kaldı Dahan. Ben ise mutfaktaki çatal kaşıkları ve bardak dolu olan tepsiyi aldım. Ömer koridorda şok olmuş bir ifadeyle anneme ve Dahan'a bakıyordu. "Oha!" dedi şok olmuş bir ifadeyle. "Çüş!" Gözlerine inanamayarak bir kaç adım öne geldi. "Bu yerli Hulk mu!"
Yanından geçerken kınayıcı bir bakış atım. "Abartma!" Ömer'in aşağı kalır yanı yoktu oysa 1.88 lerde bir şeydi. Yanlış hatırlamıyorsam.
"Abartma mı?" diye bir yükseliş duydum ardımdan. Umursamadım bardakları çataları, kaşıkları sırasıyla dizdim. "Adam devler diyarından gelmiş."
Minik bir kıkırtı kaçtı dudaklarımdan. Dahan'la annem umursamamış olucak ki Ömer'i arkalarında bırakarak içeri girmişleri. Annem elindeki tabakları masaya bıraktığında, benim bakışlarım Dahan ve Babam arasında gidip geldi. Aralarındaki gerilim gözle görülmeyecek gibi değildi. Babamın sanki daha önce Dahan'ı görmüş gibi bir hali vardı. Çatık kaşları ve aksi gözleri Dahan'daydı. Dahan'ında aynı şekilde. "Adam gözleriyle beni öldürdü amına koyayım." dedi ne zaman yanıma geldiğini bilmediğim Ömer. Minik bir çığlık kaçtı dudaklarımdan.
Bir kaç saniye korkuyu sindirmeye çalıştım. "Düzgün konuş!" diye yükseldim. Bir elim yüreğimin üstündeydi.
"Ben ne yaptım ya?" dedi Şakın şaşkın. Karşı taraftaki sandalyeye oturdu Ömer. "Herkeste bana patlasın."
"Cevat, Ela hadi sofraya." dedi Annem. Tableten başını kaldıran Ela'nın gözleri Dahan'ı görünce kocaman olmuştu.
"Oha!" diye özetledi durumu Ela. "Baba..." Diye mırıldandı. "Evimize dev adam gelmiş."
Babamın Dahan'a olan bakışları hiçte iç açıcı değildi. Bu durum gerilmeme neden olsada beli etmedim. Annem Dahan'ı sofraya oturup baş köşeye kuruldu. Ela şoku atlatamamış Dahan'ın karşısına oturmuştu. Ömer'in yanına yani. Ben'de Dahan'ın yanına kuruldum. Babamda beni tarafımdaki baş köşeye kuruldu.
Dahan kulağıma eğilince afalladım. "Kim bu lavuk?" diye karşımda sırıtan Ömeri işaret etti kafasıyla.
"Kuzenim." diyip ekmekleri önüne uzatım. Sesizce iki ekmem aldı. Hepimiz yemeklerimizi afiyetle yedik. Ömer'le Ela bir olup Dahan hakında dedikoduya tutuştu. Annem Dahan'ın önüne bir sürü yemek yığdı. Babamla Dahan'ın sert bakışması beni gerdikçe gersede sorunsuz bir şekilde sofradan kalktık. Sofrayı toparlayıp çay alıp oturduk hep beraber. Ortamda derin bir sessizlik vardı.
"Dahan," diye mırıldandım ona doğru eğilirken. "İki dakika gelsene benimle."
Babamla olan sert bakışmasına ara verip bana baktı. "Çay içiyoruz."
"İki dakika kalkıcaksın."
"Nenem hep derdi ki, misafirliğe gidince oturduğun yerden kalkmamalısın."
Yılgın bir bakış atım. "Saçma sapan konuşma. Burası seninde evin. Kalk şimdi. Hadi kalk iki dakika."
Ofladı kısa bir an. Çaylarımızı sehpaya bırakıp ayaklandık. "Nereye?" dedi annem hemen
"Dahana odamı göstericem. Geliriz hemen." Annem başını aşağı yukarı sallarken babam hala oldukça sert bakıyordu. Önemli olan sert bakması değildi. Önemli olan sesiz kalmasıydı. Tek kelime etmemişti babam sabahtan beri. Dahan'la odadan çıkıp koridora ilerledik. Annemlerin odasını Ela'nın odasını geçip en köşede olan odama girdik.
Heyecanla içeriyi gösterdim. "Bak artık kitaplığım var." Hemde kocaman demek istedim küçük bir çocuk gibi. Ama diyemedim. Giriş kısmından L şeklinde dönüyordu. Dolaba benzeyen kısma ilerledim yukardan tutup aşağı çektiğimde yatak haline gelmişti. "Bak yatağı bile var- AA!" Yatağın üstüne zıplayarak otudum saçma bir heyecanla lakin heyecanım kursağımda kaldı. Bir anda havalandım ve duvarla bir oldum. Ağzımdan bir çığlık koptu. Açtığım yatak kapanmıştı. "Dahan! Yardım et!"
Ses gelmedi onun yerine yatak aşağı doğru açıldı. Afaladım Dahan'ı görünce. Dudağının bir köşesi yukarı kıvrılmış, gülmemek için zor duruyordu. "İyimisin?" dediğinde beni yataktan kaldırıp elini başıma atmıştı.
Afalamış ifademle öylece baktım. "He?" dedim ne olduğunu anlamış gibi. "He iyim." diye toparlandım.
Elini kafamın üstünden çektiğinde yatağımı kaldırıp dolap haline gelmesini sağladım. Az önce yaşanan reziliği görmezden gelerek kitap dolaplarından birinin en altındaki kutuyu alıp köşede duran ikili koltuğa oturdum. Odamın en uyumsuz parçasıydı. Annem solonu daraltıyor diye benim odama koymuştu. O da yanıma kuruldu.
"Bu ne?"
"Al bak." Kutuyu onun kucağına bıraktım. Ciddiyetle içine baktı. Bir fotoğrafı çekip çıkardı.
"Kim bu am perisi?"
"Ne biçim söz o ya!" diye tersledim onu fotoğrafı görmediğim için elinden çekip aldım. "Sövme!" Fotoğrafta somurtarak bakan ben, yılışık yılışık gülen İlhan vardı. Suratım ekşirken fotoğrafı ikiye yırtım. Kendi fotoğrafımı kutuya yerleştirirken İlhan'ın fotoğrafını parçalayıp, hemen yanımdaki çöp kutusuna atım. "İlhan."
"Çişli İlhan?"
"Evet o. Sen gittikten sonra yapmam dediğim her şeyi yaptım. Düşün İlhan'la bile sevgili oldum." dedim düşünceli düşünceli.
"Ben gittikten sonra neden böyle sik sik işlerle uğraştın."dediğinde oldukça sakindi.
Omzuna bir sile geçirdim. "Düzgün konuş."
Derin bir nefes verip kutuyu masaya bıraktı. "Ben gittikten sonra neden mal mal işlerle uğraştın?" Omzuna bir sile daha geçirdiğimde, tek kaşı usulca kalktı. "Ne?" dedi oldukça geniş bir şekilde. "Mal küfür mü?"
"Senin azın çok bozulmuş," oturduğum yerden kalktım. "Bir ara hatırlata düzelteyim." EyvAllah dercesine kafasını eğdi.
"Aylin! Dahan! Yavrum gelin artık!" diye seslendi annem. Dahan oturduğu yerden ayaklandı, yanımdan sıyrılıp, açtığı kapıdan çıktı. Kutuyu dolaba yerleştirip, bozulan kırlentler elerimle düzeltin. Makyaj masamın üstündeki dudak kalemimle dudağımı çerçeveledim. Ardından dudak rengime yakın rujla içini doldurdum. Ruju yerine yerleştirip, alık ve fırçayı aldım. Fırçaya sürdüğüm alığı çırpıp, yanaklarıma sürdüm. Zaten makyaj yapmıştım sadece üstünden geçmekti niyetim. Kirpiklerimi ellemedim. Sabahki maskara vardı her bir tanesinde. Kirpik kadınıydım ben. Her şeysiz yaşardım. Maskarasız asla. Kaşlarıma değmesi beni aşırı mutlu ediyordu. Aynada kirpiklerimle haşır neşir olduktan sonra, Siyah saçlarımı önlerini düzeltip, yukarı çıkan buluzumun altlarını çekiştirdim. Gözlerimle aynı renkte olan zümrüt yeşili tırnaklarıma baktım. Odaya yöneliyordum ki duyduğum sesle olduğum yere çakıldım.
"Katilsin lan sen! Katil! Gencecik kadını öldürdün!" diyen Dahan'ın sesinden başkasının değildi.
"Çık lan evimden! Çık! Ben senin babana benzemem!" Diyordu babam. Odadan çıkıp koşar adım salona girdim.
"Ömer!" diyordu Annem. "Ela'yı çıkart evden çabuk!"
"Ne oluyor burda?" diye ortama giriş yaptım. Ömer Ela'yla odadan çıkarken ben babamla Dahan'ın arasına giriş yaptım. "Ne yapıyorsun baba sen?"
"Karışma sen!" diye bağırdı babam. Benim bu olaya karışmamı istemiyordu. Eğer karışırsam ne kadar üzüleceğimi en az o biliyordu.
"Bağırma lan kıza!" diye ileri atıldı Dahan. Annem babamın göğsüne yapışıp durdurmaya çalışırken, bende aynısını Dahan'a yapmak zor kalmıştım.
Babam."Benim evladım lan! Sana mı sorucam nasıl davranacağımı!"
Dahan. "Kadınları öldüren kızına neler yapmaz lan! He! Neler yapmaz! Annemi öldürdün lan sen benim! Annemi! Ne istedin lan! Ne istedin gencecik kadından!"
Babam. "Anneni ben öldürmedim! Sana o günde dedim! Anneni ben öldürmedim!"
Dahan. "Sen yaptın! Sen yaptın! Annemin canına sen kıydın!"
Annem babamı göğsünden sertçe iti. Sendeledi babam. Ama kendini anında toparladı. "Cevat!"dedi dişlerinin arasından annem. "Doğru mu bu?!"
Bir kaç saniye cevap vermedi babam. "Ayşen'im." dedi ihanete uğramış gibi. "Nasıl inanırsın sen buna?"
Dahan'la kısa bir an bakıştık. Öfkeyle baktı gözlerime. "Yapmadım de!" dedi annem. "Halide'yi öldürmedim de!"
"Öldürmedim zaten!" dedi babam yine Dahan'a doğru atılırken. Annem girdi yine önüne. "Çık git lan evimden! Çık!"
Dahan yumruğunu yanımızda kalan cam büfeye vurdu. "Hayatımı siktiniz lan benim! Hayatımı siktiniz!" Kolarını ellerimin arasından bir çırpıda çekti. Elindeki kan, boynuma ve üstümdeki buluza sıçradı. Sinirle salondan çıkarken aynı cümleyi mırıldandı. "Hayatım mı siktiniz! Hayatımdan eksiltiniz!" Kapı sertçe kapandı. Bina sanki titredi.
Öfkeyle ona döndüğümde ikimizde artık birbirimize sert bakıyorduk. "Halide teyzeyi sen mi öldürdün Baba!" Diye soludum.
Öfkeyle oda soludu, dişlerini sıkarken tokat atmak için eli havalandı. Babam bana el kaldırmıştı. Vurmamıştı ama vurmuş kadar olmuştu. Havada asılı kalan elini yumruk yapıp indirdi. "Sende çık git evimden!" dedi dişlerinin arasından. "Sana bu kapı artık kapalı! Başkasının sözüyle babasından şüphe duyan biri artık benim evladım değil!"
Genzim yansada dik duruşumu bozmadım. "Eğer o şüpheler doğruysa benim zaten öyle bir babam yok!" Kolumdan kavrayıp beni kapıya doğru çekti. Sesizce ilerledim. Ne olucağını biliyordum.
"Cevat! Ne yapıyorsun!" diye babamın diğer koluna yapıştı annem. "Evladını tek kalemde silemezsin!"
Açtığı kapıdan, beni kapı dışarı edip paltomu ve çantamı kucağıma fırlatı. "Benim artık böyle bir evladım yok!" dedi. Annemi içeri çekti. "Artık seninde böyle evladın yok! Bu saaten sonra bu evin kapıları sana kapalı Aylin Zemheri Taşpınar! Artık Cevat Taşpınar'ın Ayşen Taşpınar'ın evladı öldü! Hemde üstü açık bir mezarda! Git kime inanıyorsan o atsın üstüne toprağı!" Ve kapı sertçe kapandı suratıma. Babamın dediği gibi düştüm açık bir mezarın içine.
Dakikalarca suratıma kapanan kapıyla bakıştıktan sonra, bakışlarım diğer kapıya döndü önünde durup iki kere tıklatım. Üçüncüde açıldı yine. "Dahan." diye mırıldandım onu görünce.
"Ne var! Ne istiyorsun! Babam yapmadı demeye mi geldin! Hiç boşuna nefesini tüketme! Baban bir katil! Sende Katilin kızısın!" Bir saniye bile beklemeden kapıyı suratıma kapatı. Bakışlarım iki kapı arasında gidip geldi. İki kapıda suratıma sertçe kapanmıştı. Ve bakışlarım o iki kapı arasında, iki farklı hayatın eşiğinde asılı kaldı. Bir taraf kan bağımı çocukluğumu ve kimliğimi bir çırpıda silip atı. Diğer taraf ise beni sadece nefret ettiği adamın gölgesi olarak gördü. Yanan genzimdeki yumruk büyüdü. Ağlamadım. Ağlayamadım. Zira bazı acılar göz yaşına sığmayacak kadar ağır olurdu. Benim acımda göz yaşıma sığmayacak kadar ağır oldu. Dizlerimin bağı çözüldü, yinede dik duruşumu bozmadım. Kucağımdaki paltoma ve çantama sıkıca sarıldım. Artık dünyada sahip olduğum tek şey bunlardı. Kapının önünde duran siyah çizmelerimi yiyip üstüme paltomu aldım. Çantamı elime alıdım. İki kapıyada arkamı döndüm. Merdivenlere doğru atığım ilk adımda sadece evimden değil kendimden vazgeçtim. Zaten her zaman vazgeçilen ilk kişi ben olurdum.
Abartmandan çıkıp karanlıkta parlayan Ay'a baktım. Bir katilin kızımıydım yoksa masum bir adamın mı? Bilmiyordum. Bildiğim tek şey o kapıdan çıkan Aylin'inin o kapıların altına kalan bir enkaz olduğuydu. Üstü açık kalan mezarın içindeydim artık. Ya üzerime toprak atılmasına izin verecektim yada o mezardan kendi tırnaklarımla tırmanarak çıkacaktım.
Bölüm etkileşimi
