Bölümler 2Şu an: Bölüm.1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Var ama yok,
Orada ama değil,
Yakın gibi ama uzak,"
04/28/2005
Ankara
Kötü ebeveynlerin, kötü çocukları olmazdı belki lakin sertleşir, acıyı zırh olarak kulanırlardı. Ebeveynler yaraladıkça, yara alan çocuklar güçlenirdi. Güç onlar için sadece acı değildi. O kadar acının içinde bulunan mutluluk kaynaklarıydı. Peki mutluluk neydi? Hediye? Oyuncak? Kitap? Dergi? Neydi? Neydi? Neydi? İnsandı. Kimine göre saçma gelsede bazı insanlar hayatımıza ışık olarak gelirdi. Işığı olan herkes mutlu olurdu.
Dahan'da onlardan biriydi. Okul bahçesinde, üstünde okul forması ve sırt çantasında taşıdığı ağır kitaplarla hayat ışığını bekliyordu. Aylin'i. Bakışları etraftaki çocuklardaydı. Aynı sınıfta oldukları için beraber çıkmaları gerekiyordu ama bu gün böyle olmamıştı. Aylin sınıf birincisi olduğu için zil çalınca öğretmeniyle beraber öğretmenler odasına hediyesini almaya gitmişti. Birinci sınıf olmalarına rağmen, Ayin çok başarılıydı. Diğer çocuklara göre çokta zekiydi. Dahan'ın bu nedenden moralsizdi. Birinci sınıfta üçüncü senesiydi nerdeyse. Aylin sayesinde bu sene okuma yazmayı yarım yamalak öğrenmişti. Annesi bu duruma çok kızıyor aynı zamanda Aylin'i taktir ediyordu.
Öğretmenlerin üç senede öğretemediğini Aylin beş ayda öğretmişti. Anlında sıcaktan dolayı terler birikmişti, küçük Dahan'ın. Elinin tersiyle silip sıtındaki çantayı kolarına sabitledi. Bir kaç arkadaşı geçti yanından. Umursamadı. Öğretmenlerin ilgili gözleri üstündeydi. Umursamadı. Önünde bir kaç tane çocuk kavga ederek uzaklaştı. Umursamadı. En sonunda hazmetmediği Ailesinin sürekli örnek gösterdiği, karşı apartmanın havalı çocuğu İlhan'ı gördü. Göz devirip görmemezden gelmeye çalışsada İlhan inatla gözünün içine baka baka Dahan'ın yanına geldi. Dahan bakışlarını asla o tarafa çevirmiyor inatla başka tarafa bakıyordu. Üçüncü sınıftı İlhan. Eğer Dahan sınıfta kalmasaydı oda üçüncü sınıf olacaktı.
"Hey! Bebe." dedi İlhan küçümser bir tavırla. Umursamadı Dahan. Bu defa uslu duracaktı. Annesin'i kızdırmayacaktı. "Baksana lan!" Bakmadı Dahan. Bakışlarını inatla o yöne değdirmedi. "Sana bana bak dedim." Elerini Dahan'ın gösüne bastırıp serçe iti, İlhan. Dahan bu darbeyi beklemediği için olduğu yerde sendeleye sendeleye taşa takılıp hızla yere çakıldı. İlhan ise üç saniye geçmeden kendini, Dehan gibi yerde buldu.
"Sensin bebe!" diye bağırdı Aylin yerdeki İlhan'a. Dahan'ın bakışları İlhan'la arasındaki Aylin'i buldu. Dudağının bir köşesi kıvrıldı. Aylin ise oldukça sinirli görünüyordu. "Bir daha bize bulaşırsan seni, Şenay teyzeye söylerim!"
"Size bulaşmadım!" dedi İlhan hemen. Düştüğü yerden ayaklanıp küçük kızın karşısına dikildi. İşaret parmağı, Dahan'ı buldu. "Ona bulaştım. Her boka atlama."
"İkimiz biriz!" dedi Aylin. "Ona yaptıysan, bana yapmışsındır." Dahan oturduğu yerden doğruldu. Sakin kalmaya çalışıyordu. Aksi taktirde okuldan atılabilirdi.
Aylin ise bir kaç adım öteye fırlattığı çantasıyla hediyesini alıp, Dahan'ın yanına geldi. İlhan sinirle ikiliye bakıp, öfkesini daha fazla tutamadı. Eli Aylin'in saçlarına giti. Amacı çekip kaçmaktı lakin işler istediği gibi gitmemişti. Dahan elinde tutuğu su şişesini İlhanın suratına fırlatıp, Aylin'in elini tutuğu gibi koşmaya başladı. Aylin olayı anlamadan kendini koşar halde buldu. Çocukların arasına karışıp, okul bahçesinden çıktılar. Sokağı dönüp durdular. Ellerini dizlerine bastırıp soluklandılar.
"Annen çok kızıcak." dedi, Aylin. "Umarım İlhan gidipte şikayet etmez."
"Söylerse söylesin." Çantasını omzuna sabitleyip ilerleyince, Aylin ise peşindeydi. "Evde Gün var. Gitmeyelim. Parkta oyalanalım."
"Of!" diye mızmızlandı Aylin. "Bu sıcağın altında bir de parktamı durucağız." Cevap vermedi Dahan. Anneleri, birlik olup komşularla beraber her haftanın bir günü gün yaparlardı. Çocuklar bu durumdan pek hoşnut olmazlar ellerinden geldikçe geç giderlerdi. Özelikle Dahan hiç sevmezdi. Gündeki teyzeler suratını sulu sulu öper, büyünce sana kızımızı sana vereceğiz derlerdi. Dahan ise 'Sizin osuruklu kızlarınızı evlenmem. Evlensem bile Aylin'le evlenirim.' derdi.
Parka gidip, kendilerine gölgelik bir yer aradılar. Bir ağacın altına kurulup çantalarını çıkardılar. Aylin elindeki hediye paketiyle heyecanla Dahan'a döndü. "Bak burda ne var?"
Omuz silkti Dahan. "Ne var?"
Kaşları çatıldı Aylin'in. "23, 32." dedi huysuz huysuz. "Sen paslandın mı? Ben kaç aydır ne istiyorum?"
Anında gözler parladı, Dahan'ın. "Yoksa...yoksa fotoğraf makinesi mi?"
"Evet!" dedi heyecanla. "Artık bizde artistler gibi fotoğraflar çekiceğiz." Hediye paketini açıp fotoğraf makinesini eline aldı. "Hadi gel çekim seni."
Oturduğu yerden ayaklanıp, fotoğraf makinesin elinde sabit tutu. Oturan Dahan'ın fotoğrafını çekti. "Ya, Aylin. Dursana kızım. Bir poz verelim."
"Hadi. Hadi. Benide çek." Makinayı Dahan'ın eline tutuşturdu. "Benide çek!"
Aylin'in elindeki kamerayı alıp bir kaç adım uzaklaştı. Aylin dudak büzüp, kafasını yana eğdiğinde, Dahan etrafta biri var mı? Ayline bakıyor mu? diye bakınıyordu. "Dudağını şöyle yaparsan çekmen." diye küçük bir tehdit bulundu, Dahan.
"Of!" diyip elerini gösünde bağlayıp kaşlarını çatı, Aylin. O kareyi çekip, makinadan çıkan fotoğrafı cebine sıkıştırdı. "Gıcık. Ver makina mı."
Aylin'e makinayı uzatıp, kalktığı yere kuruldu, Dahan. Küskün bir tavırla Aylin'de yanına oturdu. "Aylin?" dedi Dahan. Sesi buruktu. Aylin olduğunu onaylayan bir mırıltı çıkardı. "Bende sana bir hediye vermek istiyorum."
Aylinin kocaman olmuş gözleri Dahan'ı buldu. "Hediye mi?"
"Evet. Ama ne vereceğimi bilmiyorum." Aylin'in küçük gözleri Dahan'ın üstünde bir şey aradı. En sonunda canından çok sevdiği Beşiktaş bilekliğine takıldı. Dahan o bilekliği hiç çıkarmaz, onunla uyur, onunla kalkar, onunla duşa girerdi.
"Ben galiba ne vericeğini buldum. Ama istemezsen verme." Dahan'ın gözleri Aylin'i bulduğunda gözlerinde şaşkınlık vardı. Çünkü Aylin'e ilk hediyesi olacaktı. Daha önce onunla eşyalarını paylaşsada bu farklıydı. Onun için önemli ve anlamlı bir şey vermek istiyordu.
"Ne?" dedi. "Ne buldun?" Aylin'in minik parmak uçlarıyla ağzını kapatı. Utangaç tavrına kuşanıp gözleriyle, Dahan'ın kolundaki bilekliği işaret etti. Dahan üstüne bakınıp en sonunda bakışları bileklikte takılı kalınca, bakışları bu defa Aylin'e döndü. Bilekliği çekiştirdi elinde. "Bunu mu istiyorsun?" Kafasını aşağı yukarı salladı. "İyi de sen takım tutmazsın ki. Hem baban kızar Beşiktaş bilekliğine. Galatasaraylı adam sonuçta bilekliği görünce kalpten gider."
"Gitmez. Gitmez." diye itiraz etti hemen. "Sen Beşiktaşı çok seviyorsun. Bende Beşiktaşlıyım bundan sonra."
Dahan'ın dudakları iki yana kıvrıldı. Bilekliği yılar sonra ilk defa elinden çıkarıp, Aylin'in bileğini kavradı. Yavaşça bilekliği eline geçirdi. "Kartal hareketi yap bakim."
Aylin denileni yapmış, elini pençe şekline getirirken, kartal sesi çıkardı. Sonra ise gülerek elini indirdi. "Oldu mu?"
Başını usulca aşağı yukarı saladı. "Cevat amca duymasın. Ayaklarımdan asar beni."
Minik elerini dizine vurup, devasa bir kahkaha patlatı Aylin. Birbirlerini koruyup kolayan. Asla ayrılmayan ikilinin sohpeti uzayınca saate bir hayli işliyordu. Aylin'le Dahan. Çocuklar gibi koşuşturmuyor, koca insanlar gibi konuşup anlaşıyorlardı. Aylin, zekasından ve Dahan'a olan sevgisinden böyleydi. Dahan ise babasından ve üşengeçliğinden böyleydi. Eve gitmeye korkardı, Dahan bazı vakitler. Babasının evde olduğu her gün ona kabustu. Babasının evden gideceği saati dakikayı saliseyi bile sayardı.
Güneşin etrafını kara bulutlar sardı şimşek çaktı karanlık çöktü ve birden yağmur bastırdı. Her şey bir anda olu vermişti. Dahan'la Aylin panikle oturdukları yerden kalkıp, elele tutuşup eve koştular. Sokakları aşıp apartman kapısından içeri girdiler, amaçları yağmurdan kurtulmaktan çok annelerinin kıçlarına yağmur altında ıslandıkları için terlik indirmemesiydi. Deneyimledikleri için bu defa ıslanmaktan kaçındılar. Apartman merdivenlerini çıkmaya başladılar minik adımlarla.
"23, 32?" dedi Aylin, Düşünceli düşünceli.
"He? Ne oldu?" dedi Dahan'ın sesi. Aylin yorulduğu için merdivene çöktü, kısa bir süre soluklandı. Dahan'da bu anı bekliyormuş gibi çöktü olduğu yere. Aylin sesiz kaldı. Dışarda gök gürledi. Işık içeri doluşup söndü. Yağmur sesi artı. "Neyin var?"
"Hiç." diye omuz silkti. "Ama aklıma bir şey takıldı."
"Ne takıldı?" Dikkati küçük kızdaydı. Söyleyeceği şeyin ağırlığı çöktü, Aylin'in üstüne.
"Öğretmenimiz dedi ya... kader bir gün her insanı ayırır diye. Bizde ayrılırsak. Ne yapacağız? Ne yapacaksın?"
"Biz ayrılmayız, Aylin. Sınıflarımız aynı. Aynı sırada oturuyoruz. Evlerimiz bile yan yana. Bizi kim ayırabilirki?" Bu söylediklerinin, zamanla omzuna yük olacağından bir haberdi, Dahan.
"Eğer ayrılıp kocaman insan olursak? O zaman ne olacak? Yüzümüz değişir. Boyumuz uzar. Nasıl tanıyacağız birbirimizi?"
"Ben seni bırakmam. Eğer öyle bir şey olursada hemen tanırım zaten."
Omuz silkti küçük Aylin. "Nasıl tanıyacaksın ki? Hem sen tanısan belki ben tanımıyacağım."
"Gözlerinden ve yürüyüşünden tanırım ben." dedi küçük Dahan kendinden emin bir şekilde. "Sonra sana Zemheri derim. Sende beni tanırsın."
"Yürüyüşümden mi?" dedi yüzünü ekşiterek.
"Evet yürüyüşünden," dedi bilmiş bilmiş. Aylin'in sakarlıkları yüzünden dengesini sürekli kaybederdi. Dahan ise budurumdan çok hoşnutu. Aylin düşünce onu tutmayı seviyor, kendini filim kahramanı gibi hissediyordu. "Yine düşersin ve ben seni- AAĞ!"
Aylin, Dahan'ın kafasına çıkarttığı spor ayakkabıyı vurup, hızla merdivenlere yönelmişti. "Ve bende senin kafanı böyle kırarım!"
Olayın şokunu atlatıp, oturduğu yerden kalktı Dahan. Çantasını koluna sabitleyip, Aylin'in peşine vermişti. "Gel buraya! Bu sefer geberticem seni!"
Dahan'la Aylin'in evleri karşılıklıydı. Aylin dairelerinine bir basamak kala ayağı takıldı, ve açık kapının önüne düştü. Önce başını kaldırıp boş duvara baktı. Dizi acıdığı için iniltiler çıkardı, lakin onu iniltilerini bastıran duyduğu seslerdi. Açık kalan kapı, Dahan'ın eviydi. Bakışları açık kapıdan içeri değdiğinde dudakları titredi. Yerde kanlar içinde yatan Halide teyzesi, Halide teyzesinin başında babası. Duvarın köşesine sinmiş ablası vardı. Ablası tir tir titriyor, hareket etmiyor sadece kanlar içinde yatan kadına bakıyordu.
"Halide hanım!" diyordu babası Cevat bey. "Az sıkın dişinizi! Ambulans bir azdan gelicek!"
Dahan yere düşen, Aylin'i görünce kahkahalar içinde güldü. Bunun son gülüşü olduğunu bilmiyordu. Hayatının söneceğini, hayat ışıklarının elinden alınıcağını, kötü bir adamın işkencelerine maruz kalacağını bilmiyordu. Küçük Aylin hareketsizce içeri bakıyor, Dahan'ı duymuyordu. "Bak yine düştün! Büyüyünce nasıl tanımıyayım bu sakarlığını!" dedi. Aylin duymadı lakin babası duymuştu. Gözlerini kanlar içindeki kadından kaldırıp küçük kızıyla göz göze geldi. Dahan ise merdivenleri çıkıp küçük kızı yerden kaldırmak için eğilip hamle yapmıştı ki gördüğü görüntüyle olduğu yerde kala kaldı. Annesi kanlar içindeydi.
Suçulu bulunamadı
Adalet!
Dosya kapandı
Adalet!
Ve o gün Dahan'ın babası cenazeden hemen sonra Dahan'la birlikte ortadan yok oldu. Aylin Dahan için ağlamış, yapmam dediği her şeyi yapmıştı.
🦅⏳🪶
Günümüz
İstanbul
Bazı anneler çocukları için hadinden fazla merak içinde olurlar. Yere düşünce diz kapakları kanayan çocukların yaraları için üzülür, çocuklar geçiştirmeye çalışırlar. Benim annemde hadinden fazla merak içindeydi, lakin yere düşüp diz kapağımı kanatsaydım büyük ihtimalle temiz bir dayak yerdim. Şikayetçi değildim. Çocuklarıyla mıymıy olan annelerden iyidi benim için. Mesala yirmi dakikadır canı sıkıldığı için beni azarlıyordu. Sen kalk mafyalara kafa tut, gel annenden azar işit. Anne azarıydı meslek dinlemezdi. Yatağımda oturur bir pozisyondaydım. İşaret parmağımla gözümü ovuşturdum. "Bana bak eşek sıpası," diye saydırmaya devam etti. Sesi yükseldiği için telefonu hafif kulağımdan çekmek zorunda kaldım. Aksi taktirde kulaklarım kan ağlayacaktı. "Annenim ben senin!"
Yılmış bir ifadeye kuşanırken, elimi anlıma atıp ovuşturdum. "Ya aksini mi ida ettim."
Anında lafım bölündü. "Sus. Cevap verme anneye." Anne korkusu sağ olsun çıt çıkarmama izin vermedi. "Ben aramasam aramaz. Sormasam sormaz. Dokuz ay karnımda taşıyayım. Doğurayım. Bakayım. Büyüteyim o annesini aramayı çok görsün." Böylede duygu sömürüsü yapardı.
"Anne işler yoğun biliyorsun." Derin bir nefes sesi geldi telefondan. Bu sinirin geçtiği anlamına geliyordu.
"Annem," dedi bu defa. Sesi titredi. "Dikkat et olur mu? Sana da bir zarar gelirse mahvoluruz. Bak ablan ne halde." devamını getiremedi. Bu kelimesi yine beni geçmişe götürdü. Ablam o olaydan sonra yataklara düşmüş, yemeden içmeden kesilmişti. Annem yemek vermedikçe yemek yemezdi mesela.
"Merak etme," dedim daha ılımlı bir sesle. "Sizde dikkat edin. Ela nerde? O ne yapıyor?"
"Okula gönderdim. Zor bela oda." Azında bir şeyler geveledi. Söyleyip söylememek arasında kaldığını biliyordum. "Halide teyzenin oğlu vardıya," dedi en can alıcı kısma hazırlanırken. "Dahan. Ela'da aynı ona benziyor."
Ölenin yası kolay tutulurdu. Halide teyze öldü. Annem arkadaşının yasını tutu. Bizede tuturdu. Çünkü geri gelmeyeceğinden, gelemiyeceğinden emindik. Ben senin yasını nasıl tutacağımı bilmiyorum Dahan. Ben senin gelip gelmeyeceğini, gelsen bile artık sana nasıl sarılacağımı bilmiyorum. Ne diyeyim? Kime ne anlatayım? Hangi kapıya dayanayım? Bana bıraktığın öylesine derin bir belirsizlikki etrafında dikkenler var. Hata yaptığım an kanıyorum. Nerdesin Dahan? Nerdesin? Demek istiyorum. Yapamıyorum.
"Kızım?" dedi annem benden ses alamadığı için. "İyi misin?" Derin bir nefes verip saçlarımı geri ittim.
"İyim, Anne. Ben şimdi kapatıyorum. Sonra konuşuruz."
"Tamam kuzum. Görüşürüz."
"Görüşürüz." diye mırıldandım. Telefon kapanınca yatağa savurup ayağa kalktım. Üzülücek zamanım yoktu.
Önce duşa girip ılık suyla yıkandım. Bornozumu giyip, saçımı havluyla sardım. Saçlarıma bakım yağlarımı sürüdüm, cildime tonikler ve C vitamini uyguladım. Makyajımı da yapmayı ihmal etmedim manikürümü tazeleyip, yatağımı toparladım. Giyinme odasına girip üzerime dünden hazır olan kıyafetlerimi giydim. Siyah sivri uçlu botlarımı hazırda tutup, Siyah bir kumaş pantolon, bordo kısa korse gömlek giydim hemen ardından ise botlarımı. Siyah paltomu ve çantamı alıp evdeki görevliye çıkıcağımı haber verdikten sonra çıktım. Arabama doğru ilerledim. Şöförle denk gelince onada gitmesi için izin verdim. Ve arabaya binip Adliyeye doğru sürdüm.
Yol boyu düşüncelerim peşimi bırakmamıştı. Hiç bir zaman bırakmıyordu da. Kafa dağıtmak öylesine zordu ki memleketimi bu nedenden terketmek zorunda kalmıştım. Yaşananlar ne kadar yıl geçsede peşimi bırakmıyordu. Unutmuş değildim her şeyi lakin böyle yaşamaya alışmıştım.
Nasıl unutabilirdim ki? Benden okul arkadaşım mı, sınıf arkadaşım mı, sıra arkadaşım alınmıştı. Bu gün pek halim olmadığı için işlerimi ertelemiştim lakin baş savcı ve devletin gizli görevlileri tarafından acil bir toplantı kurulmuştu. Acil durumdu açıkçası. Gitmeye mecburdum. Yaklaşık on iki dakikadır toplantıya geç kalmıştım. Ve İstanbul trafiğini zor bela atlatmıştım. Arabayı adliyenin otoparkına parkedip yan koltuktaki çanta mı alıp arabadan indim. Adliye merdivenlerini çıkıp odamın kapısına vardığımda, baştan aşağı siyah giyinmiş koruma havası olan adamı gördüm. Gözlerinde güneş gözlüğü olduğu için yüzünü net göremedim. Yanına ulaştığımda elerini önünde bağladı. "Siz kimsiniz?
"Avukat Zemheri?" dediğinde başımı hafif eğerek onu onayladım. "Baş Savcı sizi bekliyor." Elini az önce çıktığım merdivenlerin üstüne kaldırmıştı. "Buyrun Avukat hanım." Sorgulamadım. Öne geçmesi için yol verdim. Önümden ilerlemeye başladığında sakin adımlarım peşindeydi. Adliye binasını bitirip üst tarafta kulanılmayan kata çıktık. Eşyalar toz toprak içinde, her yer yer yerdeydi. Bu görüntü midemi bulandırsada ilerlemeye devam etim. Eşyaların yanından geçip rafları toz tutan kitaplığın önünde durduk. Neden buraya geldiğimizi düşünürken önümdeki adamın ayağını rafın köşesine değdirdiğini hemen ardından, kitaplığın gıcırtı çıkararak yana doğru açıldığını gördüm. Kitaplık tamamen açılırken bizde boş kalan kısımdan içeri girdik. Ardımızdan gıcırtı sesleri geldi. Duydum lakin dönüp bakmadım. Önümüz önce zifiri karanlık oldu, sonra kırmızı loş bir ışık açıldı. İlerlemeye devam etiğimizde büyük bir koridoru bitirip sola döndük. Koridorun sonundaki büyük kapının önünde durunca önümdeki adamın cebinden bir kart çıkardığını sonra ise yanındaki kapı şifresi olduğuna kanat getirdiğim yere iki tuşa bastıktan sonra kartı okuttuğunu gördüm. Kapı ortadan ikiye ayrıldı ve beyaz ışık etrafa yayıldı. Elimi yüzüme siper edip içeri doğru adımladım. İçeri girdiğinde ardımızdaki kapı kapandı ve gözümün alıştığı kadar etrafa bakınma fırsatım oldu. Büyük U masa vardı. Masanın başında yaşlı komutan olduğuna emin olduğum bir adam hemen yanında siyah kamuflajlı başka bir adam ve onun yanındada baş savcı vardı. Diğer kalan bölümlerde ise sayamadığım kadınlar ve adamlar vardı. Önümdeki koruma boş bir sandalyeye oturdu ve bütün gözler bana döndü.
Böyle bir toplantı olacağını tahmin etmiştim. Şakındım ama bunu beli etmiyordum. Dik duruşumu bozmadım. Neler olduğunu merak etsemde karşı tarafın konuşmasını bekledim. "Avukat Aylin Zemheri Taşpınar," dedi Baş Savcı. Anlamsız bir mırıltı kaçtı dudaklarımdan. "İlk defa geç kaldığınızı görüyorum. Nerdeydiniz?"
"Sizinde bildiğiniz gibi Baş Savcım, malum İstanbul trafiği." Önündeki mavi dosyadan bakışlarını kaldırdı ve bana baktı. "Neden burda olduğumu sorabilir miyim?"
İçimde tetiklenen şeyi zorla iteledim. Dün adliye çıkışı karşı davanın Avukatıyla baya bir atışmıştık. Sivri dilimi tutamamış baya bir laf sokmuştum. O ise beni Baş Savcıya şikayet etmekle tehdit etmişti. Sanırım bu bir tehdit olarak kalmamış, Baş Savcıya şikayet etmişti beni.
"Halide Sancaktar," diyerek beni yanıltmıştı, Baş Savcı. Halide teyzenin adını duyunca sekteye uğramıştım. "Eski karşı komşunuz ve annenin en yakın arkadaşı." Anlamsız bakışlarım sürdü. "Yirmi yıl önce, karnının dört yerinden bıçaklanarak öldürülmüş. Sağ bileğine bağlanan kırmızı kurdeleden bu güne kadar yaklaşık yirmi iki kadında bulunmuş." Kanım dondu. Yirmi iki kadın! Yirmi iki! Kadın!
"Yirmi iki kadın ölürken nerdeydiniz?" demekten kendimi alamamıştım. "Neden adalet için bu kadar canın gitmesine izin verdiniz Baş Savcım? Heleki konu kadınlar ve çocuklar olunca neden adalet yerini bulmuyor?"
"Avukat hanım!" dedi Baş Savcı üstüne basa basa. "Beş yıldır dava üzerine çalışılıyor zaten. Lakin hiç bir sonuç alamıyoruz. Sizlere ihtiyacımız var."
"Bizlerden kastınız ne?" Kadın olmak dünyanın en zahmetli yüküydü bu dünyada. Oysa baş tacı olması gereken varlıklardık. Neden bu kadar cinayet? Neden? "Tam olarak ne çin burdayım? Sıradan bir Avukatım ben. Size ne gibi bir yardımım olabilirki?"
"Olay günü sen, baban, ablan ve Halide hanımın oğlu Dahan'da ordaymış. Olayın tanıkları sizler olduğunuz için, Devlet Üstleri ve Krular sizleri bu göreve atadı."
"Pardon?" dedim duyduklarımı idrak etmeye çalışarak. "Yani anlamadım?"
"Şöyle söyliyeyim," diyen bu sefer masa başındaki komutandı. "Bu gün işlerinizi haledin. Yarın özel uçakla Ankara'ya göreve gidiyorsunuz."
"Ne?" dedim kısa bir şaşkınlıkla. Ben Ankara'dan kaçıyordum, Ankara beni çağırıyordu.
"Ha bu arada," dedi masa başındaki komutan. "Mecnun Albay ben. Sık sıkı görüşeceğimiz için söyliyeyim dedim." Beni buraya getiren takım elbiseli adamı gösterdi. "Agah Akif Korhanlı. Kendisi Teşkilatan. Mit ajanı yani. Sana eşlik edecek. Detayları o sana iletir. Şimdi çıkabilirsiniz Avukat hanım."
Bakışlarım hala ortamda gezinirken ismi söylenen adam ayağı kalkıp arkadaki kapıyı açmıştı bile. Mecburen onu takip etmek zorunda kalmıştım. Koridoru bitirip kitaplığın arkasından çıktık. "Adınız neydi?" diye sormadan edemedim. Az öne söylendiğinin farkındaydım. Bir kaç kez tekrarlarsam aklımda kalırdı.
"Agah Akif Korhanlı. Akif demen yeter." dedi az önceki ciddiyetini bir kenara bırakarak. Adliye merdivenlerine geldiğimizde artık o beni takip ediyordu.
"Ben hala hiç bir şey anlamış değilim. Bana kısaca anlatır mısın?"
Hay hay der gibi bir hale anlatmaya başladı. "Öldürülen kadınları biliyorsun. Sekiz yıl önce davalar açıldı lakin hiç bir sonuça varamadılar. Taki beşi yıl sonraya kadar. Mittin tehlikeli bir üyesi bu davayı almış. Gizli bir dosya olarak sisteme geçip bir ekip kurmuştu. Davayı araştırmaya başlamış hiç bir sonuca varamayınca seni, beni ve bir çok kişiyi toplamaya başlamış," omuzlarını kaldırıp indirdi. "Ben bu kadarını biliyorum Ankara'ya gidince öğreniceğiz inşAllah."
"İnşAllah." diye mırıldandığımda odamdan içeri girmiştik. "Benim baktığım dava dosyaları ne olacak?"
"Başka bir Avukata verilecek."
Masamın üzerindeki evrakları toparlamaya başladığımda bana yardım ediyordu. "Gerek yoktu." dedim. İşimizi brttiriğimiz için kutuyu kucağına alıp çıkış kapısına yönelmişti.
"Olur mu Avukat hanım?" dedi teessüf eder gibi. "Ben bu yüzden senin yanındayım." Kutuyla ilerlerken bir anda durdu. "Size ne demem gerekiyor?"
İki saniye boş boş göz kırpıştırdım. "Anlamadım?"
"Şöyle söyliyeyim. Aylin'imi kulanıyorsunuz? Yoksa Zemheri'yi mi?"
Dudağıma yayılan sıcak bir tebessüm oluştu. "İkisinide," dediğimde anlamsız bakışları bendeydi. "Dostlarıma Aylin, Düşmanlarıma Zemheri." Anladığında çatık kaşları düzeldi. Serseri bir tebessüm oluştu dudaklarında. "Hangisi olacağımı karşımdaki kişi seçiyor."
"Vay be," dedi büyülenmiş gibi. "Bana Aylin'sin ama ha! Zemheri tehlikeli gibi geldi."
İkimizde adliye binasının alt katına indik. Akif elindeki kutuyla sabah atıştığım Avukatın odasına girme girişiminde bulunca anında durdurdum onu. "Napıyorsun sen?"
Anlamsız bakışları yine üzerimdeydi. "Ne yapmışım?"
"Dava dosyalarımı onamı vericeksin gericektin?" Anlamsız bakışı sürdü. Derin bir nefes verip, onu odadan uzaklaştırmak adına kolundan tutup çekiştirdim. Çekiştirmeme uyup benimle ilerledi. "Benim rakibim bu adam. Ona vermeyelim başka birine verelim."
"Kime vericez?" etrafıma bakındım tek temelim Elif'in odasında olmasıydı. Koridorun sağındaki odaya girdiğimizde Elif odasında oturuyordu.
"Selam," diyip odaya girdim. Oturduğu yerden tebessüm ederek ayaklandı Elif.
"Selam da, seni hangi rüzgar atı benim odama?" Genelde o benim odama gelirdi. Ben ise nadir durumlarda odasına gelirdim.
"Benim bir işim çıktı uzun bir süreliğine Ankara'ya gidiyorum. Dava dosyalarımı üstlenebilir misin diye sormaya geldim?"
Arkamda kalan Akife değil bakışları kısa sürmüştü tekrar bana döndü. "Senin dosyaların çok ağırdır şimdi. Ben nasıl yapacağım?"
"Yaparsın," diye gaz vermeye başladım. "Hem öyle düşünseydim, buraya gelip sana vermek istemezdim."
"Ya yapamazsam," bu söylediğine göz devirdiğimde omuzlar düştü ve derin bir nefes verdi. "Eğer başım sıkışırsa ilk seni ararım." diye bir uyarıda bulununca tebessüm ettim.
"Her zaman arayabilirsin." Konuşmamız bittince bir birimize sarılıp vedalaştık. Akif'le beraber adliye binasından çıkıp yolarımızı ayırdık. Eve gidip eşyalarımı toplayıp, görevlilerede izin verdikten sonra, annemi aramış olayı uzun uzun anlatmıştım. Oda gideceğime sevinmişti. Ela da gidiceğimi duyunca havalara uçmuştu. Babamla da iki sohpet etiğimizde Eski Baş Savcı olduğu için ilk ona söylediklerini öğrenmiştim. Onlarla konuşup kapattıktan sonra pijamalarımı giyip uyudum. Sabah olduğunda Akif beni erkenden almış, ordan hava alanına geçip akşamında Ankaraya varmıştık.
🦅⏳🪶
Ankara
Akşam üstü vakitleriydi ve ben halla evdeydim. Anneme yılgın bir bakış atarak, ağzıma tıkadığı zeytinli poğaçayı yutmak zorunda kaldım. Yaklaşık bir saaten fazla bunu yaşıyorduk. "Şunu da ye," diye diğer tabaktaki kurabiyelere uzandı. "En sevdiğinden yaptım."
"Anne benim artık çıkmam lazın," dediğinde pekte beni umursuyormuş gibi durmuyordu. Ellerimi kullanamıyordum. Daha doğrusu annem buna izin vermiyordu. Kucağımdaki tarçını sevmekle meşguldü ellerim.
"Tamam yavrum bunuda ye çıkarsın." Azıma tıkadığı kurabiyeden bir ısırık aldığımda, annem diğer elimdeki çayı bana içiriyordu.
Babam okuduğu gazeteden başını kaldırıp, anneme baktı. "Ayşen," dedi. Gözündeki gözlüğü çıkarıp gazeteyle birlikte sehpaya bıraktı. "Bırak kızıda gitsin."
Elindeki çayı sehpaya bırakıp sırtımı sıvazladı. "İyi, çık." Dalga geçip geçmediğini anlamaya çalıştım bir süre. "Ne bakıyorsun kızım. Çıkacaksan çık."
Kararından her an vazgeçecek korkusuyla kucağımdaki Tarçın'la ayaklandım. "Çıkıyorum ben o zaman."
"Geç kalma." demeyi ihmal etmemişti canım annem. Kucağımdaki Tarçınla ilerleyip, kapının yanında oturup tabletle oynayan Ela'nın kucağına Tarçını bıraktım. Bakışları beni bulduğunda yanağına derin bir öpücük bıraktım. Odadan çıkar çıkmaz paltomu alp, ev terliklerimi çıkardım. Terlikleri vestiyere yerleştirip, evin anahtarını alıp çıktım. Topuklularıma kuşandığımda kaşı kapıya takılı kaldı bakışlarım.
Üç merdiven yukarı kurulup, dizlerimi karnıma çekip başımı dizlerime yasladım. Uzun uzun baktım kapıya. Dahan'la oyunlar oynadığımız ve benim sürekli düştüğüm yerdi burası. Özlem kalbimi sıkıp beni nefes alamayacağım bir hale getiriyordu. Yüzüme düşen saçlarım kirpiklerimle yoğun bir savaş içindeydi. Gözlerimi yumduğumda, Dahan'la bir sürü anımız belirdi gözlerimde. Zaman akıp gitti ve ben anılarımla yoğun bir savaş verdim. Derin bir nefes alıp başımı dizlerinden çektim. Üç kere tıklattırdım hep. Dördüncüsüne izin verilmeden açılırdı oysa o kapı.
Ayağa kalkıp kapının önünde durdum. Bir kere tıklatım. Kimse açmadı. İkinci kez tıklatım. Ses yoktu. Üçüncü kez tıklatım. Sesizlik. Dördüncüye elim kalktı, duyduğum sesle o da yarıda kaldı. "Aylin," bakışlarım merdivenin aşağısına döndüğünde, İlhan'ı görmem kaçınılmaz olmuştu.
"İlhan?" dediğimde yüzüm keyifsizce buruştu.
"Dönmüşsün. Duyar duymaz hemen geldim."
"Sebep?" Cevap vermek yerine merdivenleri bitirip, dev cüssesiyle önümde dikildi. Ben tepki vermeden ona bakarken, kolarını belime sarıp bana sarıldı. Tepki vermedim.
"Çok özlemişim seni," sıkı sıkı sarılması bittince benden ayrıldı. "Ee ne yapıyoruz?"
"Sen yoluna gidiyorsun, Ben yoluma." Yanından sıyrılıp bir adım atmıştım ki kolumdan kavrayıp beni durdurdu.
"Aylin, yapma böyle." Koyu kahveleri gözlerime içtenlikle bakıyordu. Umursamadım. Böyle davranmasından sıkılmıştım.
Kolumu ondan kurtarıp geriledim. "Bana sevgilinmişim gibi davranmayı kes artık." Bunu inatla kabullenmiyordu. "Ayrıldık biz anla şunu artık," Evet. Dahan gittikten sonra yaptığım ilk hatamdı. Tekrar merdivenlere yöneldiğimde bu sefer bileğimi kavradı.
"Tekrar deneyebiliriz. Sözünden hiç çıkmam. Sen ne dersen onu yaparım. Bana bir şans daha ver Aylin. Lütfen." Sebepsiz yere sevgili olup sebepsiz yere ayrılmıştım. İlhan bir türlü bunu anlamıyordu. İnatla ikinci bir şans istiyordu.
"Ben aynı hatayı bir kere yaparım. Sen şansını çoktan kaybetin İlhan. Vazgeç." Bileğimi ondan kurtarıp merdivenleri inmeye başladığımda peşimdeydi.
"Asla vazgeçmem Aylin. Sen benim çocukluk aşkımsın."
"Ama sen değilsin." Sinirle soluyup anında beni kendine çevirdi. İki kolumu sertçe kavradı. "Ne yapıyorsun? Bırak!"
"Hala unutamadın onu değil mi? Benimlede onu unutmak için sevgili oldun." Kendi kendini kafasını aşağı yukarı sallayarak onayladı. "Sırf beni görmemek için İstanbula gittin sen. Ben seni sevdiğim için bunları sineye çektim. Görmezden geldim. Belki gerçekten beni seversin sandım."
Kolarımı ondan kurtarıp suratına sert bir sile geçirdim. "Sakın bir daha benimle böyle konuşmaya cüret etme!" Merdivenleri inmeye devam etim. Merdivenleri bitirip kendimi apartman dışına atım. Yağan yağmur saçlarımı ıslatmaya başladığında, bende kalbimin sesini dinledim. Beni öyle uçsuz bucaksız bir yere gördü ki uçurumla dip dipe gelmiş kadar oldum. Parkın girişinde durdu adımlarım. Her yerinde gezindi gözlerim. Salıncak, kaydırak, oturak yerleri değişmişti lakin değişmeyen tek köşe bizim sürekli kurulduğumuz, gövdesine baş harflerimizi yazdığımız ağaçtı. Admlarım ağacın yanına vardığında, ayağım boşluğa denk geldi ve aşağıdan yukarıya doğru keskin bir sızı yükseldi. Sağ elimi yanımda bulunan ağaça atıp tutundum. Boşta kalan elimi bacağıma atım. Kesik esik bir inilti döküldü dudaklarımdan. Yağan yağmurun aştında sırılsıklam olmuştum. Bakışlarım burkulan bacağımdaydı. Gölgemin üstüne dev bir gölge düştüğünde irkilmeden edemedim.
Arkamdan. "Zemheri," diyen sakin tok erkeksi bir ses duydum. Gözlerimi kaldırıp önümdeki boşluğa baktım şaşkın şakın. Bu ismi bu tonda söyleyecek tek bir kişi tanıyordum. Kalbim sıkıştı. Ve ben nefesimi tutum.
"Dahan," sesim o kadar kısıktı ki ben bile duymadım. O olabilir miydi. Arkamı dönmeye cesaret edemedim. Göreceğim kişinin o olmaması beni hayal kırıklığına uğratacaktı. Bir şey daha bekledim emin olmak adına.
Beklediğim geldi ve o, "Yürüyüşünden tanırım demiştim... Yine mi Düştün Zemheri." dedi ve ben yıllar sonra ilk defa gerçekten nefes aldım.
.......
Eğer bölümlerin erken gelmesini istiyorsanız, oy ve yorum yapmayı unutmayın.
Bölüm etkileşimi
