3. bölüm · GÜNAHKARALARIN OYUNU

KİMLİKLERİN SÖKÜLDÜĞÜ YER

Berfin Nayci

Hoparlörden gelen cızırtılı ses henüz yankılanmayı bitirmemişken, kilitli hırsızlık kapılarının hemen yanındaki karanlık köşede duran, üzerini toz kaplamış tüplü küçük bir televizyon cızırtıyla kendi kendine açıldı.
Ekranın karıncalı görüntüsü birkaç kez dalgalandıktan sonra netleşti. Ekranda, yüzünü tamamen örten, ruhsuz ve tüyler ürpertici bir maske takmış bir adam belirdi. Kimdi bu? İsmi neydi, nereden gelmişti, neye benziyordu? Odadaki beş kişiden hiçbiri onu tanımıyordu. Kimliği, maskesinin ve gölgelerin arkasına tamamen gömülmüştü.
Buz gibi odadaki tek ışık kaynağı artık o küçük ekranın soluk, mavi ışığıydı. Ekranda beliren maskeli adam, doğrudan kameraya—yani tam olarak beşimizin gözlerinin içine—bakarak konuşmaya başladı:
"Burası sizin mahkemeniz," dedi maskeli adam. Sesi bir mikserden geçirilmiş gibi mekanik, derinden ve tekinsiz geliyordu. "Beni tanımıyorsunuz. Kim olduğumu, adımı veya yüzümü bilmiyorsunuz. Ama ben sizin kim olduğunuzu çok iyi biliyorum. On beş yıldır sakladığınız, unuttuğunuzu sandığınız, vicdanınızın en karanlık köşelerine gömdüğünüz o kirli sırları biliyorum."
Chloe, ekrana bakarken gözyaşları içinde başını iki yana salladı. "Yalan söylüyor... Ben bir şey yapmadım! Bırak bizi!"
Maskeli adam Chloe’nin çığlığını duymamış gibi devam etti:"Dışarıdaki dünya size saygın birer meslek sahibi, başarılı birer birey olarak bakıyor olabilir. Bir doktor, bir fotoğrafçı, bir güzellik uzmanı, bir dövmeci, bir satış uzmanı... Ama bu oda, unvanların söökülüp atıldığı yerdir. Masum insanların kanına giren günahlar cezasız kalamaz."
Ekranda yansayan ışık altında Andrew panikle öne doğru atılmaya çalıştı ama zinciri onu geri savurdu. "Ne günahı be?! Ne istiyorsun bizden?! Ne kadarsa veririz dedik sana!"
"Oyunun kuralı basit," dedi maskeli adam, sanki Andrew’in sesini hiç duymuyormuş gibi soğukkanlılıkla. "Kurtulmak için dürüst olacaksınız. Her biriniz, kendi kilitli kapısını açacak anahtarı, işlediği günahla yüzleşerek bulacak. Testleri geçerseniz, yaşarsınız. Yalan söylerseniz ya da kaçmaya çalışırsanız... bu soğuk depo sizin mezarınız olur."Maskeli adam hafifçe öne eğildi. Maskesinin arkasındaki karanlık gözler ekrandan üzerimize dikildi.
"İlk test başlıyor. Zamanınız kısıtlı. Kararınızı verin: Yüzleşin... ya da ölün."
Ekran aniden karardı. Odada sadece beşimizin tuttuğu nefesler ve zincirlerin korkuyla titreyen şıngırtısı kaldı.