4. bölüm · GÜNAHKARALARIN OYUNU
30 SANİYE: TESTERELERİN GÖLGESİNDE
Televizyonun ekranı karardıktan hemen sonra, tavanın dört bir yanına yerleştirilmiş devasa spot ışıkları cızırtıyla yandı. Oda bir anda gözleri kör eden bir aydınlığa büründü.
Tam ortamızda, betona sabitlenmiş şeffaf, kare şeklinde cam bir kutu duruyordu. İçinde... irili ufaklı yüzlerce anahtar üst üste yığılmıştı. Ama sadece beş tanesi ayaklarımızdaki o paslı zincirleri açabilirdi.
Zihnim bir doktor refleksiyle hızla çalışmaya başladı. Yerde duran boş, sert bir karton kutu parçasını fırlatıp alarak hızlıca katladım; büküp sağlam bir kasket/huni haline getirdim. Amacım, cam kutunun kapağı açıldığında ya da kırıldığında ellerimizi kesmeden anahtarları toplayabilmekti.
Tam o sırada, duvardaki televizyon ekranı cızırtıyla yeniden canlandı. Maskeli adamın o donuk yüzü tekrar belirdi.
"Önünüzdeki cam kutuda yüzlerce anahtar var," dedi mekanik ses. "Sadece beş tanesi kilitlerinizi açar. Doğru anahtarı bulmak için tam otuz saniyeniz var. Oyun basit: Ya günahınızın bedelini ödeyip o anahtarları bulursunuz, ya da odanın yeni sakinleriyle tanışırsınız."
Clara tam o anda başını yukarı kaldırdı ve hırsla bağırdı: "Bizi izliyor! Sağ köşede bir kamera var! Bizi izliyor piç!"
Hepimiz o tarafa baktığımız sırada, beton duvarların arkasından kulakları tırmalayan, motorlu bir gürültü yükselmeye başladı. Vınnnn!Duvarlardaki gizli bölmeler hidrolik bir sesle açıldı ve içlerinden dönen, kıvılcımlar saçan devasa, dairesel elektrikli testereler fırladı! Testereler yavaş yavaş üzerimize doğru ilerlemeye başlıyordu.
Chloe çığlık atmaya başladı: "Hayır, hayır! Ölmek istemiyorum! Çıkarın bizi buradan!"
Mike geriye doğru kaçmaya çalışıp zincirini hırsla çekerken bağırdı: "Tanrım! Bu şeyler bizi biçecek!"
"Sakin olun! Herkes dinlesin beni!" diye bağırdım, elimdeki karton koruyucuyla öne doğru atılarak. "Panik yaparsanız hepimiz ölürüz! Kutunun etrafında toplanın, anahtarları tek tek deneyeceğiz! Hemen!"
