6. bölüm · Gümüş Zırh; Altın Taç

Sesiz Yemin, Kanlı Kurtuluş

Gizem Yüksel

Bir insan ne kadar şeye katlanabilirdi? Ruhu öldürülürken bedeni yaşasın diye nelere göz yumabilirdi? Ben çok şeye göz yumuyordum. Sofia'nın yaşaması herşeyden ve herkesten önemliydi. Onun için ben ölebilirdim, ruhum ölebilirdi yeter ki o yaşasındı. Bir hafta sonra müstakbel nişanlım gelecekti, o belki kötü birisiydi belki iyi...Kötü olması benim için herşeyi daha da mahvederdi. En azından iyi birisiyse kocam olunca onu sevebilir, mutlu bir hayat yaşayabilirdim. Bu düşünce içimi rahatlatan tek şeydi, her fırsatta inandığım tek Tanrıya dua ediyordum. Belki benim için iyi bir son yazmıştı, kaderimde iyi şeyler vardı. Prenseslik dersleri almayı bırakmıştım, kılıç eğitimleri de o suikasttan sonra bitmişti. Kral galiba ölmemizi istiyordu, savunmasız olmamızın başka açıklaması yoktu. Sıkıntıyla ofladım, bütün gün süslü elbiselerle hiçbir şey yapmadan duruyordum. Kral dünkü kahvaltı sofrasında herkes kalktıktan sonra bana az yemem gerektiğini yoksa nişanlımın beni beğenmeyeceğini söylemişti. Bana göre kilom da fiziğim de gayet normaldi ama insan bu sözleri diyince iştah kalmıyordu. Odamın kapısı çalınca "Gel" diye seslendim. Kapı açıldı içeriye Danilella girdi, endişeli görünüyordu. Koşarak oturduğum koltuğun önünde diz çöktü. "Ne oldu?", diye sordum endişeyle. Nefes nefese kalmıştı, "Aurelya ben bittim!" Sözlerime kaşlarımı çattım, ona kimse birşey yapamazdı. Yüzünü avuçlarım arasına alıp bana bakmasını sağladım. "Bana bak Daniella, şimdi yanıma otur ve ne olup bittiğini anlat!" Sözlerim sert çıktığı için pişman oldum, ona emir verdiğimi düşünmesini istemiyordum. Daniella yanıma oturdu, ilk girdiğinde fark etmemiştim ama elbisesi çamur içerisindeydi ve bazı yırtıklar vardı. "Dani" diye fısıldadım,aklıma gelenler felaket senaryolarıydı. "Aurelya, ahırda görevli bir çocuk aylardır beni rahatsız ediyordu, bugün Tobayas birşeyler istedi. Onları götümüştüm, tam saraya dönüyordum bir el beni kolumdan yakaladı ahıra çekti. Ahırda çalışan Valro, gitmek istedim izin vermedi, bağırdım kimse duymadı." Gözlerim fal taşı gibi açılmış bir şekilde ayağa kalkmış volta atıyordum. "Sana ne yaptı?" , diye fısıldadım. Daniella hıçkırdı, hayır bunu yapmış olamazdı. Onu kendi ellerimle öldürüp ibret olsun diye kafasını meydanda bir kazığa çakacaktım. Hırsla soludum. Daniella "Birşey yapamadı, yani beni yere düşürüp tokat attı. Gücüm yetmedi Aurelya, neden bu kadar güçsüzüm? Onu reddedince bana bir hizmetçi parçası beni reddedemez dedi, daha da hırsları. Gözü dönmüştü" tekrar sustu, şu an çılgına dönmüştüm. "O anda göğsünden bir kılıç geçti Aurelya. Danışmanınız Valerus onu öldürdü, beni yerden kaldırıdı ve olanları hemen sana anlatmam gerektiğini söyledi. Bende hemen sana geldim." Sözleriyle rahatlamıştım, öfkem kanımı kaynatıyordu ama o pisliğin gebermiş olması beni rahatlamıştı. Yanına oturup ellerini tuttum "Canım arkadaşım, bundan böyle yalnızca kendi odadan çıkıp benim odama geleceksin. Kimseye hizlmet etmeyeceksin, tamam mı? " Başını hızla salladı. "Şimdi git ve banyo yap iyice dinlen , bir hafta izinlisin tamam mı ? Çalışmayacaksın ama beni ihmal etme olur mu, yanıma uğra arada" diyip burnunu sıktım. Güldü bu hareketime, sonra ayağa kalktı tam kapının önündeydi ki durdu. "Şey, Aurelya sana birşey itiraf etmem gerekiyor" dedi, daha ne olduğunu soramadan "Ben danışmanını seviyorum" dedi bir solukta. Gözlerimi şaşkınlıkla kırpışırırken aklımda birçok soru vardı. Mesala ne zamandan beri? Sorularım cevapsız bende yalnız kalırken tek yapabildiğim kapıya boş boş bakmak oldu. Valerus iyi bir adamdı belki Daniella mutlu olabilirdi onunla, onun için elimden geleni yapacaktım. En azından bu hayata birilerinin mutlu olan ihtimali vardı, yoksul halk gibi şansız olmayanlar. Kraliçe olduğumda onlar için elimden gelenin en iyisini yapacaktım, "Söz" diye fısıldadım. Bu şahitsiz bir yemindi ama gerçekleşiceğine emindim.