Gül bahçesi kitap kapağı

1. bölüm / 4

Gül bahçesi

1. Bölüm

Yazar: Ezgiss .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 1. Bölüm

Başımdan aşağı dökülen su ile gözlerimi fal taşı gibi açtım. Ne olduğunu anlamak için etrafıma baktığımda başımda sırıtan abimi ve elindeki bardağı gördüğümde sonunda idrak edebilmiştim.

Yorganı üzerimden çektiğim gibi ayağa fırladım. Abim gelecek olanı anlamış olmalı ki kaçmaya başladı. Sonra odamdan çıkıp kapımı arkasından kapattığında az kalsın kafamı kapıya vuruyordum.

“Abi!” Arkasından çığlık denilebilecek kadar tiz ve yüksek bir sesle bağırdım. Sonra bir anırma sesi işittim. Öküz bari düzgün gülseydi. Aynamın karşısına geçip kendime baktığımda gördüğüm görüntüyle dehşete düştüm. Üstüm ıslammıştı, saçım ise üstümden daha beterdi. Hızla üstüme bir tişört geçirdim altıma ise siyah bir eşofman giydim. Saçlarımın suyunu akıtıp kuruttum ve salona doğru yürümeye başladım.

Salonda abim ve annem oturmuş kahvaltı yapıyorlardı. Babam ise kanepede uzanıp sabah haberlerini izliyordu.

“Günaydınn” Her ne kadar abime sinirlenmiş olsamda çok üstelemedim. Çünkü aynısını bende ona yapıyordum. Annemin de bana günaydın demesi abimin gülmesi babamın “günaydın gül bahçem” demesi ile sofraya oturdum.

Babam bana hep “gül bahçem” derdi. Nedenini sorduğumda ise gül gibi güzel olduğumu ve bir çiçek gibi koktuğumu söylerdi. Tabi adımın güldeste olmasının sebebide buydu.

Biz kahvaltı yaparken babam gelen telefonu ile ayağa kalktı ve mutfağa gidip konuşmaya başladı. Geri döndüğünde yüzü asıktı.

“Baba bişey mi oldu?” Diye sordu abim mert.

Hepimiz merakla babama bakıyorken babam sofyara oturdu ve ellerini birbirine kenetledi. Bu hareketi genelde önemli bir şey söyleyecekken yaptığı için hepimiz ona dikkat kesildik. En sonunda derin bir nefes alıp konuşmaya başladı.

“İzmire tahinim çıktı, Oraya taşınıyoruz.”

Buraya taşınalı daha 2 yıl olmuştu fakat ben İstanbul’a çok alışmıştım. Arkadaşlarım vardı burada. 24 yıllık hayatımda 8-9 defa ev değiştirmiştik. Düzen değiştirmeye alışmıştım. Fakat daha önce hiç buradaki kadar sıkı arkadaşlıklar kuramamıştım. Sessizce omletimi yemeye devam ettim.

“Ne zaman taşınıyoruz?” Diye sordu annem.

“1 hafta sonra işimin başına geçmem gerekiyor. Bu hafta taşınıp düzenimizi kursak iyi olur. Ben ordan bir lojman ayarlamaya çalışacağım.”

Babam ağzına bir lokma sürmeden ayağa kalktı ve salondan çıktı. Hiç bir şey olmamış gibi yemek yemeğe devam ettik. Bu sessiz bir kabullenişti. Her asker çocuğunun yaşadığı ve bildiği bir şey vardır. Gittiğin yerlerde düzen kurma. Yoksa zamanı geldiğinde ayrılmak çok zor olur.

“Ben bizim kızlarla buluşacağım. Afiyet olsun.”

“Tamam kızım. Geç kalma eşyaları kolilemeye yardım edersin.”

“Tamam anne.”

Kızlarla üniversiteden arkadaştık. Fakat ben ailemsiz bir hayat düşünemediğim için dönem sonunda yatay geçiş ile izmirde bir üniversite bulucaktım. Derslerim iyiydi, bu yüzden zorlanacağımı sanmıyordum.

“Ne bakıyon gardas” grubuna mesaj attım. Bu ismi Esma koymuştu ve bizde onu kırmamak için kabul etmiştik. Geçende abim telefonuma gelen bildirime bakıp bu grubu gördüğünde bana yaşadığımız yere en yakın akıl hastanesinin numarasını göndermişti…

*siz: kızlar acil buluşabilir miyiz? Konuşacaklarım var.

*Esma ile Merve hemen görmüştü. Selin’den henüz cevap yoktu.*

Esma:Tamam askm. Nerede buluşuyoruz?

Siz: Emirgan parkında buluşalım.

Merve: Tamam. Kötü bir şey yok değil mi?

Siz: Buluşunca konuşuruz.

Mesajı yazdığımda mavi tik oldu. Selin de görmüştü.

Selin: Tamam bebito. Yarım saate ordayım.

Odama gidip hazırlanmaya başladım. Altıma siyah bir tayt, üstüme beyaz bir tişört giyip ceket almadan çıktım. Hava 30* idi. Bu sıcakta tayt giymem bile mucizeydi. Evden çıktığımda gördüğüm ilk otobüse bindim. Hepsi oradan geçiyordu. Üniversite istanbulun merkezindeydi herkes farklı bir yerden geliyordu. Bu yüzden ortak nokta olarak emirgan parkına gidiyorduk. Bana biraz uzaktı ama olsundu.

Bir süre sonra otobüsten indim ve parkın girişinde beklemeye başladım. İlk gelen Esma olmuştu.

“Selamm” diyip bana sarıldı Esma. Çok cana yakın bir kızdı. Gerçi gruptaki bütün kızlar öyleydi. Bütün kızlar geldiğinde yürüyüp bir çardağa oturduk. Normalde burda boş çardak değil oturacak yer bile bulamazdın fakat şansımıza burası boştu.

Kızların hepsi bana merakla bakarken konuşmaya başladım.

“Kızlar ben taşınıyorum.”

İlk tepki Selinden gelmişti.

“Nereye??”

“İzmir’e. Okuldan da ayrılıp orda bir üniversiteye gideceğim.”

Merve, “ Bari okuldan ayrılmasaydın…” dediğinde Esma ve Selinde başını salladı.

“Yine görüşürüz. Tatillerde ben buraya gelirim veya siz gelirsiniz.”

Esma bu duygusal ortama dayanamayıp bana sarıldı. Sonra Merve ve Selinde bana sarıldıklarında gözlerim dolmuştu. Onlar şu iki yılda benim kardeşlerim gibi olmuşlardı. Fakat burda kalıp ailemi bırakmayıda istemiyordum. Araf dedikleri bu olsa gerekti.

En sonunda onlardan ayrıldım. Sonra birlikte her zaman yaptığımız gibi delice eğlendik. Onlarla birlikteyken rezil olmayı, etraftaki insanların tuhaf bakışlarını takmıyordum. Sürekli kahkaha attığımız için ve Esmanın ağzı su doluyken onu güldürdüğümüzde ağzındaki suyu püskürtüşü ile artık herkes bize uzaylı görmüş gibi bakıyordu.

Biz ise dünyadan soyutlanıp gülüp eğlenmeye devam ettik.

Saat akşam 8.34 olduğunda eve varmıştım. Annem ile babam salondaki ve mutfaktaki eşyaları toplarken benim geldiğimi duymamışlardı. Odama giderken abimin açık kalan kapısından biri ile konuştuğunu duydum. Konuşmalarını bitirdiğinde onun odasına girdim. Çoğu arkadaşımız ortaktı bu yüzden konuştuğu kişiyi bilmeme gibi bir ihtimalim yoktu.

“Abi naber?” Güler yüzle odasına girdim. O da toplanmaya başlamıştı.

“İyi Gül bahçesi senden naber?” Babamı taklit ettiğinde göz devirerek odasındaki koltuğa oturdum.

“Bende iyiyim. Kimdi o konuştuğun? Kahkaha atıp duruyordun sevgilin mi var yoksa??” Dediğimde güldü.

“Hatırlar mısın bilmiyorum ama Ankara’da otururken benim bir tane arkadaşım vardı Yiğit.”

Dediğinde şaşırmaya başladım. Şu… benim küçükken peşinden ayrılmadığım ve sürekli canından bezdirdiğim Yiğit mi?

“Hatırladım. Eee ne olmuş?” Yüzü mutlulukla dolu bir gülümseme ile doldu.

“O da İzmirdeki bizim taşınacağımız lojmanda oturuyormuş. Asker olmuş. Babama söyledim onun oturduğu binadan bir daire ayarladı.”

Heyecandan kalbim küt küt atmaya başlamıştı. Yiğit hem asker olmuştu hemde artık komşumuz olucaktı. Yok artık! O çırpı bacaklı Yiğit nasıl asker olsundu? Rüzgar vursa yere yapışırdı o çocuk!

“Ve sana bir haberim daha var. Onun oturduğu dairenin karşısındaki daire boşmuş. Oraya taşınıyoruz.”

Olanları idrak etmeye çalışırken epey zorluk çekiyordum. Sonunda anlayabildiğimde:

“Ne!” Diye bağırdım. Abim kulaklarını tuttu.

“Yavaş be kızım. O nasıl bir ses!”

“Şimdi ben doğru mu anladım? Bu çırpı bacaklı Yiğit asker olmuş, bizim taşınacağımız şehirde ve lojmanda oturuyormuş ve biz onun karşı komşusu olucakmışız. Ay bide babamın komutası altında olucakmış de şurada düşüp bayılayım.”

Babam Yiğit’in babası ile devre idi. Bu yüzden Yiğit’i de çok severdi. Abim sırıttı.

“Yuh ama!”

3 GÜN SONRA:

Nakliyeciler evdeki eşyaları toplarken biz bavullarımızı almış arabaya yerleştiriyorduk. Sonunda o gün gelmiş çatmıştı. Bugün taşınacaktık ve ben taşınana kadar her gün kızlarla görüşmüş, gezmiş, eğlenmiştim.

En azından içim buruk gitmiyordum. Kızlarla sözleşmiştik, yaz tatilinde buluşacaktık. Aslında birazda heyecanlıydım. Çünkü Yiğitte orada olucaktı.

Yolculuğumuz boyunca hep uyumuştum. Arada bir yemek molası vermek için durduğumuzda uyanmıştım o kadar. Trafik yoğun olduğu için yolculuk uzun ve bir o kadarda çilekli geçmişti.

Omzumun dürtülmesi ile birlikte gözlerimi açtım. Arabadaydım fakat araba hareket etmiyordu. Bir apartmanın önünde durmuştuk. Burası büyük ihtimalle yeni evimizdi. Dışı beyaz boyayla kaplı sade fakat güzel bir apartmandı. Etrafındada bu binanın aynılarından vardı. Kapıyı açıp indiğimde nakliyeciler içeri eşya taşıyordu.

Abime bakmak için bir süre arkam dönük ilerledim. Sonra çarptığım duvar ile tökezledim. Fakat bir kolun beni tutması ile bunun bir duvar değilde insan olduğunu anladım. Karşımdaki adama baktığımda dona kaldım. Adam taştı resmen taş. Kolumu geri çektim.

“Pardon sizi görmemişim.” Dedim. Adam gözlerime çok derin bakıyordu. Siyah saçları, beyaz teni ve saçlarından daha koyu olan gözleri ile cidden çok yakışıklıydı. Adamı süzmemek için büyük çaba sarf ettim ve başardım da.

“Beni tanımadın mı?” Diye sordu adam.

“Tanışıyor muyuz?” Bu adamı tanıyor olamazdım. Çevremde bu kadar yakışıklı biri olsa büyük ihtimalle bir daha unutmazdım. Arkamadan abimin Sesini duydum.

“Yiğit! Kardeşim ne haber?” Geldi ve önümdeki kişiye sarıldı. Bu yunan tanrılarına taş çıkartacak adam benim tanıdığım sıska Yiğit olamazdı…

“Yiğit mi!?” Abim ile sarıldıktan sonra ayrıldılar ve Yiğit bana baktı.

“Güldeste…” gözleri çok derin ve anlamlı bakıyordu. Sanki bir hazineymişim gibi. Derince yutkundu. Sonra bana bir adım attığında ben direk ona sarıldım.

O ise ilk başta şaşırmıştı, fakat sonra yüzünü boynuma gömerek içine derin bir nefes çekti. Bunu dışarıdan bakan biri fark etmezdi fakat ben hissetmiştim. Ona daha sıkı sarıldım. Ben 1.70 tim fakat buna rağmen Yiğit’in çenesine ancak geliyordum.

Abim elini aramıza sokup bizi ayırdı. O da biliyordu küçükken sürekli Yiğit diye koşturduğumu, aşık olduğumu… O yüzden kıskanmıştı. Abime ters ters baktım.

“Yeter bu kadar hasret gidermek. Fazlası zarar değil mi kardeşim?” Birinci cümlesini bana bakarak ikinci cümlesini Yiğit’e bakarak söylemişti.

“Saçmalama Mert.” Dedi Yiğit. Allah’ım sesi bile çok güzeldi.

“Neyse hadi içeri geçelim eşyalar yerleştirilmiştir.” Aralarından geçerek binaya doğru yürürken durdum.

“Daire kaçıncı katta?” Bu söylediğime ikiside gülmüştü fakat ben komik bir şey söylememiştim ki.

“7. Kat daire 28” dedi Yiğit. Sonra birlikte asansöre yürümeye başladık. Asansöre bindiğimizde aynadan gördüğüm tipimle çığlık atmamı engelleyen abimin eli olmuştu. Arabada uyuduğum için gözlerim şişmiş, saçlarım karışmış ve yüzümü koyduğum zeminin pürüzü yüzüme geçmişti.

Yiğit beni uzun süre sonra bu halde mi görmüştü?

Abim gülmeye başlayınca elini ağzımdan çektim.

“Komik mi ya? Kardeşin savaştan çıkmış gibi insan bir söyler. Hiç yakıştıramadım sana Mert.” Abimle aramda sadece 3 yaş vardı, Yiğitte onunla yaşıttı. Arada bir ona Mert diyordum bu da onu sinirlendiriyordu.

“Mert değil, abi.” Dedi üzerine basarak. Ofladım.

“Tamam, ABİ.”

“Ha şöyle. Büyüğün var karşında. Hatta sen Yiğitede abi desene. O benimle aynı yaşta.”

Yiğitte bende aynı anda:

“Hayır!” Diye resmen bağırdık.

Abim ikimize de baktı Yiğit’in üzerinde durdu.

“Neden? O senin kardeşin sayılır Yiğit.” Abimin bu dediği ile ben sinirden kızarmış, Yiğit ise olduğu yerde kalmıştı.

“O benim kardeşim değil, olamazda.” Dedi. Ben ona bakıp güldüğümde ona baktığımı hissetmiş gibi bana baktı sonra asansörün kapısı açıldı. Abim tam bişey diyecekken elimle ağzını kapatıp yürümeye başladım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 0beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…