1. bölüm / 3
Gözlerin Sınırı1
Bölümler 3Şu an: 1
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Kızım sen içeri geç, bırak onları." Dedi annem, yeni evimize taşınıyorduk. Küçük kutuları taşıyordum ama annem taşımamı istemeyip beni eve göndermeye çalışıyordu gerçi amacı farklıydı.
"Anne lütfen, sadece eve taşıyorum." Dedim ama amacım bu kutuları taşımak değildi, sadece doya doya dışarısının kokusunu içime çekmek ve camın ardından değilde normal bir şekilde gökyüzünü görmekti.
"Tamam ama dikkat et." Dediğinde başımı salladım. Elimdeki kutuyu içeri bırakıp dışarı döndüm, bu sırada annemde içeri girmişti. Küçük bir kutu alıp döndüğümde birine çarpmamla kutunun yere düşmesi bir olmuştu. Ben yerimde kalakalmış bir yere birde çarptığım çocuğa bakıyordum. Çocuk diyordum ama karşımda ki kişinin benden yaşça büyük olduğu çok belliydi. Çocuğa karşı tedirgin olmuştum ama bakışlarımı da çekemiyordum, o da çekmiyordu. Bu tuhaf bir histi kalbim hızla çarpıyordu heyecanla. Biz konuşamadan dururken annem evden çıktı.
"Kızı- Mira Naz ne oldu burada?" Dedi telaşla yanıma gelip kolumdan tutup beni kendine çevirdi ve bir yanımda bir şey var mıydı bana bir şey olmuş muydu diye kontrol etti.
"Anne, iyiyim sadece çarpıştık." Dedim tedirginliğimi kontrol etmeye çalışarak. Babam duyarsa daha çok olay çıkardı.
"İyisin değil mi?"
"Evet anne sakin ol bak babam duyacak." Dedim onun kollarından tuttum sakinleştirmek için.
"Ben özür dilerim." Dedi o çocuk, yerdeki kutuyu alıp bana uzattı ama benden önce annem aldı.
"Tamam tamam hadi git yoluna." Dedi annem, kovmuştu resmen çocuğu. Çocukta bir şey demeyip yoluna devam etti ama birkaç adımdan sonra dönüp tekrar bana baktığında göz göze geldik yine. Bu sefer hemen gözlerimi ondan çektim.
"Kızım sen odana git, orayı düzelt bir sıkıntı çıkmasın." Dedi annem, ben de bir şey diyememiştim son kez başımı kaldırıp gök yüzüne baktım ve derin bir nefes çekip eve girdim. İki katlı evimizin üst katı bana aitti. Yani benim için ayırmışlardı. Bir odada spor eşyaları, bir odada hobilerim için ayırılmıştı ve küçük bir amerikan mutfağımda vardı ve en sevdiğim yer orasıydı. Birde banyom vardı. Babam bu eve gelip baktığında bize de göstermişti fotoğraflarını ve burası için hayallere o zaman bile dalmıştım. O da şu an getirdiği işçiler ile benim spor aletlerimi odama taşıyorlardı.
Yatak odamın olduğu odaya girdim. Bu odanında en sevdiğim yeri camının önüydü, geniş yapılmış ve bir oturma yeri olan cam benim en çok vakit geçireceğim yerdi. Hemen orayı hazırlamak istiyordum. Odamın temizliği zaten yapılmıştı ama ben üzerinden geçmek istiyordum. Köşede duran dikey şarjlı süpürgeyi alıp odayı süpürmeye başladım. Süpürme işlemi bitince sildim. Onun kurumasını beklerken camın önüne oturdum bağdaş kurup. Odamın nasıl bir düzende olacağını düşünüyordum, aklımda yerleştirmeler yapıyordum. Yatağımı camın altına doğru getirecektim, başımı koyduğumda dışarıyı görecek şekilde. Çalışma masamı dolabımın yanına ve boy aynamı da onun karşısına. Ben bunları düşünürken yer kurumuştu kalkıp düşündüğüm şekilde odamı düzenledim ve çokta güzel olmuştu. Şimdi de giysi dolabımı dizecektim ama önce telefonumu alıp bir şarkı açtım.
Tarkan- Kuzu Kuzu
Valizimi açıp dolabımın önüne geçtim, önce askıya asılacakları astım ve sonrasında çekmecelerimi düzenledim. Hem şarkıya eşlik ediyor hemde dolabımı yerleştiriyordum. Onu da bitirdiğimde babam içeri girdi.
"Bunlar seninmiş kızım." Dedi kutuyu odaya bırakıp, odamın camı için aldığım şeylerdi bunlar.
"Teşekkürler baba." Dedim kutuyu alıp hemen açmaya başladım.
"Odanı hemen yerleştirmişsin." Dedi odama göz gezdirirken. Bende bu sırada ince süngeri duvarın üstüne koydum ve onunda üstüne yumuşak tüylü bir örtü serdim.
"Evet, güzel olmuş mu düzeni?" Dedim, kutuya dönüp yastıkları aldım ve yerleştirdim.
"Olmuş kızım, gayet güzel." Dedi ve son bir kez odaya göz attıktan sonra çıktı. Ben hâlâ köşeme bakıyordum, sadece bir eksiğim kalmıştı, o da kendi çizdiğim ablamın resmiydi. Duvarda çivi yoktu, hemen aşağı babamın yanına indim.
"Baba alet çantası nerede?" Dediğimde üzerinde 'Alet edevat' yazan kutuyu gösterdi. Hemen kutuya doğru gidip açtım içinden alet çantasını çıkartıp bir çivi ve çekiç aldım.
"Ne yapacaksın onları?" Dedi ben yukarı doğru giderken.
"Resimlerimden birini asacağım." Dedim hiç durmadan odama girdim. Önce bir kalem bulup köşemin üzerine çıktım. Oturduğumda göreceğim bir şekilde olsun istiyordum bu yüzden karşı duvara çakacaktım. İstediğim yere bir işaret bırakıp uzaktan baktım, burası güzel olurdu. Duvara çiviyi hizalayıp çaktım. Köşemden inip çekici ve kalemi masanın üstüne koydum sonra odadan da çıktım. Hobi odama girdiğimde kutuların arasından resimlerime bakmaya başladım. En çok ablamı çiziyordum ama kimse o olduğunu bilmiyordu.
Beğendiğim bir resmi alıp odama geri döndüm ve astım. Geri çekilip baktığımda köşem çok hoş duruyordu. Sevinçle yerimde zıpladım bu sırada da şarkılar değişmişlerdi. Aya Benzer çalıyordu. Ellerimi birbirine vurup dansını yapmaya başladım.
Yeni şehir yeni umutlardı, belki de burada her şey daha farklı olurdu. Ablamın gölgesinde olan yaşamım belki bir nebze onun gölgesinden çıkardı.
Ben dans ederken annem içeriye girdi.
"Kızım napıyorsun?" Dedi dans eden daha doğrusu deli deli hareketler yapan bana gülerek.
"Odam çok güzel oldu anne." Dedim heyecanla.
"Evet çok güzel olmuş." Dedi o da odama göz gezdirip.
"Spor aletlerini kurdular."
"Tamam burada biraz işim kaldı onları da halledip oraya geçerim." Dediğimde "Tamam." deyip odadan çıktı. Bir küçük kutum kalmıştı, onda da odama koyacağım aksesuarlar vardı. Onu da açtım ve içindekileri yerleştirdim. Burada işim bitmişti. Kutuları toplayıp odamdan çıktım. Onları aşağı indirdim.
"Baba bunlar boş." Dedim ve kapının yanına bıraktım.
"Tamam kızım kalsın orada ben atarım sonra." Dedi o da işlerle ilgileniyordu. Tekrar yukarı çıktığımda spor odama girdim. Buraya da bir süpürme silme işlemi yaptıktan sonra bazı şeylerin yerlerini değiştirdim ve bitti. O odadan çıkıp hobi odama girdim.
Burası için fazlasıyla çiviye ihtiyacım olacaktı. Önce kutulardan tabloları çıkarttım. Şövalemi cam kenarına ve önüne de sandalyemi koydum. Her bir köşeye tabloları asacağım için aşağı inip çivi kutusunu alıp çıktım yukarıya, odamdan da çekici alıp geri döndüm.
Yıllarca çizdiğim resimler vardı burada, tamı tamına 6 yıl... 6 yıldır bu odalardaydım. 6 yıldır avutuyordum kendimi bu odalarda. Görüşüm camların arkasında kalıyordu hep.
Ben Mira Naz Alaz. 6 sene önce olan şey yüzünden eve hapsedildim. 6 senedir bu duvarlar arasında kendimi avuttum. Ailem korkuları yüzünden benim hayatımdan çaldı. Onlara nefret beslemiyordum, ailem onlar benim ama bana lise zamanlarımı, üniversite zamanlarımı borçlulardı. Bana koskoca 6 yıl borçlulardı.
Ben bu zamana kadar ne istediysem aldılar. Evde otura otura bozulan sağlığım için spor aletleri, can sıkıntımı geçirmek için ilgi duyuğum resim eşyaları ve açıktan okuduğum aşçılık bölümü için gerekli malzemeler, her şeyi temin ettiler ama özgürlüğümü istediğimde bunu temin edemediler.
Bu zamana kadar korktukları gibi kimse bana bir kötülük yapmamıştı ama onlar, bana en büyük kötülüğü yapan onlardı.
Belki de bende kaçmalıydım onun kaçtığı gibi kaçmalıydım.
"Kızım." Babamın seslenmesiyle korkmuştum. Tablolarımı asarken düşüncelere dalmıştım, babamın geldiğini farketmemişim bile.
"Efendim baba." Dedim elimdeki tabloyu asarken.
"Yemek yiyeceğiz hadi gel." Dedi kapıdan.
"Tamam geliyorum." Dedim elimdeki tabloyu da astım, büyük bir kısmı bitmişti. 6 yılda kendimi fazlasıyla geliştirmiştim, gerçi el yeteneğim olmasaydı yapamazdım galiba.
Tabloları bırakıp hobi odasından çıktım ve yatak odama geçtim. Telefonumu alırken cama küçük bir bakış attığımda sabah çarptığım çocuğu gördüm. Karşı kaldırımda biriyle konuşuyordu, bakışlarımı ondan ayıramazken o da ona baktığımı hissetmiş olacak ki göz göze geldik. Gözlerimiz birbirine kenetlenmiş gibi ne o çekiyordu bakışlarını ne de ben. Neydi bu içimdeki tuhaf his, neden bakışlarımı alamıyordum. Arkadaşının omzundan onu sarsmasıyla arkadaşına döndü, bende bu fırsatla geri kaçtım. Kalbim heyecanla göğsümü dövüyordu. Çarpıştığımız zaman gördüğüm ela gözleri beni kendine çekiyordu. Bu bakışmalardan etkileniyor olmam çok tuhaftı, çocuğu tanımıyordum bile.
"Mira aşağı gel." Annem aşağıdan seslenmişti, ben onları tamamen unutmuştum, son kez sokağa baktığımda arkadaşıyla konuştuğunu gördüm. Göz kontağı kurmadan hemen odadan kaçtım. Hızlıca aşağı indim.
"Gel kızım, baban lahmacun aldı." Dedi annem masaya sofrayı kurmuştu.
"Biliyor ağzının tadını tabi." Dedim lahmacundan bir parça koparıp ağzıma attım.
"Bilirim." Dedi babam gülerek geçip yerine oturdu. Hepimiz sofraya oturduğumuzda yemeğe başlamıştık.
"Ee kızım beğendin mi yeni evimizi?"
"Beğendim baba, hele odamda ki cam köşesi onu her şeyden çok beğendim." Dedim heyecanla, o köşe benim gökyüzüne açılan kapımdı.
"Orası önceden yoktu, sen seviyorsun diye yaptırdım." Dedi, söyledikleri ile bir an duraksadım. Söyledikleri içime oturmuş, boğazımı düğümlemişti. Beni o cam köşesine hapsetmişken bunu yaptığı için övünüyor muydu?
"Hı hı çok teşekkürler." Dedim ilgisiz bir şekilde. Yemeğimi yemeye devam ettim. Onlar arasında konuşurken ben sessizce yemeğimi yiyordum. Onlar şehirden mahalleden bahsediyorlardı. Biz buraya apar topar gelmiştik. Babam iş yapacağını söylemişti bu yüzden İstabul'dan buraya taşınmıştık. Babam tekstil işiyle uğraşıyordu ve burada bir yer açacağını söylemişti, aslında İstabul'da da işi iyiydi. Benim bunu bu kadar sorgulamama da gerek yoktu, ben İstabul'da da esirdim burada da öyleyim. Mekan farkına uğramamıştım yani.
İştahım kaçmıştı, pek bir şey yiyemeden kalktım.
"Doydum ben." Dedim yukarı çıkıp biraz çizim yapmak iyi gelecekti. Elimi yıkayıp hobi odama çıktım. Önce son kalan şeyleri yaptım. Kalan resimleri astım, sonrasında boyalarımı çıkarttım. Bir masa vardı odada onun üzerine boyalarımı dizdim. Bu da bitince küçük bir tuvali ve küçük şovalemi alıp camın önüne geçtim. Camın önünde ki mermer kısma şövalemi koydum. Gözlerim caddede direkt onun az önce durduğu sokak lambasına gitmişti. Sahi kimdi bu çocuk? Gerçi merak etsem bile sorularıma cevap bulamayacaktım. Bakışlarımı ümitsizlikle oradan çekip tuvalime baktım göz çizmeyi düşünüyordum.
Çizime başlamıştım ki karşı balkonda bir hareketlilik dikkatimi çekti. Az önce bakıştığım çocuk ve arkadaşı çıktılar. Gerçi arkadaşı mıydı, bilmiyorum. Balkonda ki masaya oturdular. Bir günde bu kadar karşılaşmamız tesadüf olamazdı, bu çocuk kesin bu mahallede oturuyordu. Acaba bu ev onun evi mi? Eğer öyle olursa çok görürdüm, bu beni sebepsizce mutlu etmişti. Bu çocuk beni gerçekten etkiliyordu ama neden? Bir bakışıyla etkilenmem normal miydi, yoksa yıllardır kimseye karşı bir şey hissetmememden dolayı mıydı?
Gözüm bir ona kayıyor bir tuvalime bakıyordum. Elim turuncu ve yeşil boyaya gittiğinde duraksadım. Balkona baktığımda onunda bana baktığını gördüm. Kararlılıkla boyaları aldım. Göz bebeğinin kenarlarına turuncu ve onunda etrafına yeşil renge boyadım. Onun gözleriydi ve diğer gözü de sadece yeşile boyadım. Bu da benim gözümdü. Onun gözleri ateşti, yeşil gözlerinin içi alev alevdi. Çizimimi yavaşça yapıyordum arada ona da bakıyordum. Arkadaşıyla konuşuyordu hararetli bir şekilde. Kaşlarım çatılmıştı arkadaşının sinirli bir tavrı onun ise mahçup bir tavrı vardı. Başını ellerinin arasına almış sağa sola sallıyordu.
"BUNU KENDİNE YAPMA POLAT ASAF!" Arkadaşının bağırmasıyla ben yerimde sıçramıştım. Arkadaşı sinirle balkon kapısını çarpıp içeriye girdi. O sıkıntıyla yüzünü sıvazladı, yerinden kalkınca göz göze geldik. Gözünden bir damla süzülmüştü, aceleyle balkondan çıktı. Şok içerisinde iki dakika içerisinde ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. Birkaç dakika içerisinde tartışmalardı. Birkaç saniye içerisinde evin kapısı açılmış, o dışarı çıkmıştı. Kapşonunu başına geçirmiş bana hiç bakmadan gitmişti.
Şaşkınlık içerisinde resime baktığımda tam gözün altına boya akmıştı. Göz yaşı gibi duruyordu. Yanlışlıkla göz yaşı çizmiş olmuştum, tam onun göz yaşı düştüğünde.
Sahi artık o dememe gerek yoktu, adını öğrenmiştim. Polat Asaf'mış adı. Adını öğrenmiştim ama tesadüfle. Bu iş garip bir hâle gelmişti. Birkaç bakışla etkilenmem hiç doğru değildi, bunu kendime yapmamalıydım. Adını bile tesadüfi öğrendiğim birine kendimi kaptırmamalıydım.
Polat Asaf, uzun boyu, siyah saçları esmer teni ve beni en çok etkileyen ela gözleri ile çok yakışıklıydı ama bu değildi beni ona çeken biliyordum. Yakışıklılığı olsaydı camdan dışarı baktığımda sokakta bir sürü yakışıklı vardı. Belki de gözlerinde ki ateş, benim gözlerime bakarken çekinmeyişi ve benimde ondan gözlerimi alamayışımdı beni etkileyen.
Hiçbir şey sorun değildi, ondan iki bakışmada etkilenmemi de inkar etmiyordum. Sadece ona ulaşamayacak olmamdı sorun. Ben daha evden çıkıp çıkmama isteğimde bile irade sahibi değildim, birini sevme iradesine hiç sahip olamazdım. Neden olamıyordum? Her insanın özgür iradesi varken benim neden yoktu?
"Esirsin." Dedim kendi kendime. İçimdeki öfke yükseliyordu, ben neden hayatımı yaşayamıyordum, neden benden çalınıyordu?
"Neden ya neden?" Dedim göz yaşlarım benden bağımsız akmaya başlamıştı. Sinirlerim bozulmuştu. Vücudum titriyordu sinirden, elimdeki fırça yere düşmüştü. Yerimden kalkıp camı açtım kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum ama içimde bir volkan gibi büyüyordu duygularım. Göz yaşlarım hızlanmış hıçkırıklarım karışmaya başlamıştı.
"AAAAA!" Kendimi tutamamıştım içimdekileri çığlıklarla susturmaya çalışmıştım ama olmamıştı. Elim yeni çizdiğim tuvale gidince tam fırlatacaktım ki duraksadım. Birkaç kere bakıştığım çocuğa ne kadar da anlam yüklemiştim. Sinirle yanımdaki masaya vurarak koydum tuvali.
"NEFRET EDİYORUM NEFRET!" Çığlıklarla bağırdığım sırada kapım açıldı. Annem ve babam korku dolu gözlerle bana bakıyorlardı.
"Kızım ne oluyor?" Dedi annem korkuyla.
"Ne olabilir anne he ne olabilir benim hayatımda ne olabilir söylesene en fazla ne olabilir?" Dedim sinirle sesim yükselterek konuştum. Benimle dalga geçiyorlardı başka bir manası olamazdı.
"Kızım sakin ol, kendine zarar vereceksin!" Annem korkuyla yanıma yaklaşmaya çalışıyordu.
"Gelme gelme, yeter! Bitirdiniz beni, hayatımı, gençliğimi, bana kendimi unutturdunuz!" Titremem geçmiyordu midem bulanıyordu.
"Kızım ne diyorsun, düzgün konuş!" Dedi babam otoriter sesiyle.
"Doğru söylüyorsun, düzgün konuşayım değil mi baba? Size saygısızlık yapmayayım ama siz benim hayatımın altını üstüne getirin." Dedim sinirle gülerek. Elim boyalara gittiğinde kapağı açık boyaları duvara doğru attım. Duvar bütün duvarlar tablolarımla kaplıydı. 6 yıllık emeklerim, dikkatle çizdiğim resimlerim...
"ALLAH KAHRETSİN!" Diye bağırdım. Resimlerim, ablamın resimleri kırmızı boyayla bulanmıştı.
"MİRA NAZ!" Diye bağırdı babam, ağlamalarım artarken duvardaki resimlerin yanına gittim.
"Bak baba, ablam... Hepsi, hepsi ablam bak bu da o, bu da, hepsi! BAK BABA HEPSİ YİNE KIRMIZIYA BOYANDI, HEPSİ KANLANDI!" Tek tek bütün tabloları çıkartıp yere attım.
"ABLAM 6 YIL ÖNCE BIÇAKLANDIĞINDA SİZ BENİ DE ONUNLA BİRLİKTE MEZARA KOYDUNUZ! SİZ 5 YIL ÖNCE OĞLUNUZ KAÇTIĞINDA HİÇBİR ŞEY YAPAMADINIZ AMA SADECE GÜCÜNÜZ BANA YETTİ!" Bağırışlarımdan dolayı boğazım acımaya başlamıştı. Göz yaşlarım ve hıçkırıklarım arasında bağırıyordum. Gücün kalmamıştı. Annem bir köşede sessizce ağlıyor, babamsa ne yapacağını şaşırmış öylece duruyordu.
"Siz benim hayatımı çaldınız!" Dedim bağırışlarımdan sonra çaresizce konuştum. Kolumu kaldıracak gücüm kalmamıştı, çaresizce yere çöktüm.
"Beni bitirdiniz, ben mahvoldum, bu hayatta en büyük kötülüğü siz yaptınız bana." Dedim sayıklayarak. Delirmeme sebep olmuşlardı, ben gerçekten deliriyordum. Mutlu maskemi takmaktan çok yorulmuştum. Beni çok yormuşlardı, şu an tek isteğim bir bankta oturup soğuk esen rüzgarın bana vurmasıydı. Tek isteğim özgür olmaktı.
Çok uykum gelmişti, oturur pozisyondan cenin pozisyonuna geçtim. Her yer en az kafamın içi kadar dağınıktı ve ben bu dağınıklıkların arasında sadece uyumak istiyordum. Ağladığım için gözlerim, bağırdığım için boğazım ağrıyordu ama bunların yanında en çok acı çeken kalbimdi. Esaretime artık dayanmıyordu. Bir elim kalbimde diğer elin bacağıma sarılıydı. Annemin ağlayış sesi ve iç çekişlerim arasında uyumaya çalışıyordum ki çok geçmeden bilincim azalmış, uykuya dalmıştım.
---
Boğazımın kuruluğuyla uyandığımda yatağımdaydım. Bir an ne olduğunu sorguladım ama yaptıklarım tek tek aklıma düşmeye başladığında pişman olmuştum sorguladığıma. Her yeri yıkıp dönmüştüm. Ailemi dahil.
Yavaşça yerimde doğruldum ve yatağımdan kalktım. İlk kalktığımda başım dönsede sağ salim odamdan çıktım. Kendi mutfağımdan su doldurup içtim. Uykum iyice açılmıştı. Kol saatime baktığımda 06.21'di saat. Annemle babamı uyandırmamalıydım. Su bardağımı tezgahın üzerine bırakıp döndüğümde hobi odamın kapısının aralık olduğunu gördüm. Yavaşça oraya doğru gittim. Aralık olan kapıyı sonuna kadar ittiğimde elim şaşkınlıkla ağzıma gitti. Her şeyi mahvetmiştim, her şeyi. Yerdeki tablolar, emekle çizdiğim resimlerin üzerindeki boyalar yarısı yerde yarısı asılı ama kırmızıya boyanmış...
'Bak baba, ablam... Hepsi, hepsi ablam bak bu da o, bu da, hepsi! BAK BABA HEPSİ YİNE KIRMIZIYA BOYANDI, HEPSİ KANLANDI!' Babama olan bağırışlarım kulaklarımda çınladı. Bütün çizimlerimin ablam olduğunu biliyorlardı ve ben 6 yıldır ablamı çizdiğim hiçbir resimde kırmızı boya kullanmayan ben ilk defa Polat Asaf'ın gözlerini boyarken kullanmıştım ama onunla da ablamın kırmızıya bulanmasına sebep olmuştum.
"Özür dilerim abla." Dedim sesim titriyordu tekrar ağlamak istemiyordum. Odanın kapısını kapatıp çıktım. Şu an yapabilecek bir şeyim yoktu o yüzden odama geri döndüm ama yatağıma değil telefonumu alıp köşeme geçtim. Camı açıp iyice kuruldum yerime. Gecenin serinliği çok iyi hissettirmişti. Soğuk hava tenime vururken başımı duvara yaslayıp gökyüzünü seyretmeye başladım.
Yıllar önce ben 14 yaşımdayken, ablam bir kapkaç sırasında direndiği için hırsızlar onu bıçaklayıp kaçmıştı ve ablam orada ölmüştü. Onun ölümü hepimizi sarsmıştı ama en çok babamı.
Beni ilk eve hapsettikleri gün ablamın cenazesi vardı. Beni ablamın mezarlığına bile götürmemişlerdi. Abime de aynısını yapmak istemişlerdi ama o direnince benim gibi olmamıştı. Buradan kaçması da annemle babama dayanamamasından olmuştu. Reşit olduğu ve benden daha çok hayatı gördüğü için kaçabilmişti. Ben korkuyordum kaçmaktan, çok yabancı kaldım dışarıya. 14 yaşında eve kapatılınca ne yapacağımı şaşırmıştım ama reşit olduktan sonra da alışılmış bir esaretliğe dönüşmüştü. Bu yüzden içten içe abimi affedemiyordum. O zamanlar 20 yaşındaydı şimdi 26. Kim bilir nasıl değişmişti, neler yapmıştı bunca sene? İçimde yediremediğim bir özlem vardı abime karşı ama o kaçıp beni yalnız bıraktığından beri onu hiç dile getirmemiştim. Belki de o burada olsaydı her şey daha farklı olacaktı.
Onu düşünmek beni üzmekten başka bir şey yapmıyordu, onu düşünmeyecektim. 6 yıl öncesinde kalmıştı o. Kafamı dağıtmak istiyordum spor yapabilirdim. Son kez sokak lambasına ardından balkona baktım ama ikisi de boştu. Acaba Polat Asaf geri dönmüş müydü? Onu merak ediyordum, arkadaşıyla yaşadığı şeyden sonra gitmişti. Sonrasında dönüşünü görememiştim malûm. Keşke cama çıksaydı da görseydim. Görmek istiyordum. Onu merak ediyordum, tanımak ve daha fazla görmek istiyordum.
Çıkmayacağını bildiğim için gözlerimi çektim balkonundan ve yerimden kalktım. Önce dünden beri üzerimde olan kıyafetlerimi çıkartıp üzerime rahat bol bir tişört ve tayt giydim. Odadan çıkıp spor odasına geçtim. Önce ısınma hareketlerini yapıp bedenimi hazırladım. Sırasıyla şınav, mekik ve barfiks hareketlerini yaptım. Bunlar bitince dambıla geçmiştim, bitirdikten sonra sıra en sevdiğim ikinci spora gelmişti. Koşu bandına çıktım hevesle. En çok kum torbamı ondan sonra da koşu bandını seviyordum. Yavaş yavaş yükselterek koşmaya başlamıştım. Açık camdan serin serin esintiler gelince gözümü kapattım. Gözümün önüne bir deniz kenarında koştuğum gelmişti. Kumsalda koşarken hafif hafif ayaklarıma vurabilecek suyu hissetmiştim sanki. Keşke mümkün olsaydı ve şu an hayalini değilde gerçeğini yaşasaydım.
Gözüm kapalı olduğu için sendelememle gözlerimi açtım tedirginlikle. Kalbim hızlanmış elim ayağım boşalmıştı. Koşu bandını durdurup indim. Elim kalbimde duvara yaslanıp soluklandım. Kalbimin atışları düzene girene kadar o duvara yaslandım.
5 dakika soluklandıktan sonra yerimde doğruldum ve boks torbasının önüne geçtim. Yavaş yavaş sonrasında hızımı yükselterek yumruklarımı atmaya başladım. Bütün sinirimi torbadan çıkarırcasına vuruyordum. Bütün sporu bir şeyler düşünmemeye çalışarak yapmıştım ve başarmıştım da. Ta ki annem odamın kapısını açana kadar. Sadece bakıyordu bende öyle yaptım. Derin ve hızlı nefeslerimin arasında sadece anneme baktım.
"Terli durma hasta olursun." Dedi ve başka bir şey demeden çıktı odadan. Ne diyebilirdim beni korumaya çalışıyorlar kendilerince.
Derin bir nefes alıp çıktım bende odadan. Yeni kıyafetler alıp banyonun yolunu tuttum. Kısa bir duş aldıktan sonra giyindim saçlarımı da tarayıp odama geri döndüm.
Bugün hiçbir şey yapasım gelmiyordu. Aşağı inip kendime bir sandiviç hazırlayıp geri odama çıkacaktım.
Odadan çıkıp aşağı indiğimde görünürde kimse yoktu. Hızlıca mutfağa girip bir sandiviç yaptım kendime ve hemen odama çıktım. Kimse ile yüz yüze gelmemiştim şükür ki. Hemen köşeme geçip oturdum. Sadece burada oturacaktım. Bütün gün bunu yapmayı düşünüyordum.
Başımı arkamdaki duvara yaslamış gelip gidenleri izliyordum. İki kız çocuğu 13-14 yaşlarında gibiydiler. Sırtlarında okul çantası konuşarak gülüşerek muhtemelen okullarına gidiyorlardı. Okul kavramı benim için ortaokul ve ilkokuldan ibaretti ama onları da ne kadar hatırlayabilirdim ki?
Bazen karşıma okulla ilgili şeyler çıkıyordu sosyal medyada. Derslerin zor olduğu, eğitim sisteminin kötü olduğu, 17 yaş aşkı, arka sıra dörtlüsü gibi gibi yaşayamadığım şeyler... O kadar istemiştim ki bunları yaşamayı ama yaşayamamıştım. Okumuştum ama açıktandı. O da zorla olmuştu zaten. Böyle bir şeye ihtiyacım olmadığını söylüyorlardı. Beni ömrümce buradan çıkarmayı düşündükleri için buna ihtiyacım olmadığına beni ikna etmeye çalışmışlardı ama ben direnip kendimi odaya kilitleyip günlerce çıkmayıp ardından odada beni baygın bulunca kabul etmişlerdi. Bana bir zarar geleceğini düşündükleri anda izin vermeyecekleri şeylere izin verebiliyorlardı nadiren.
Karşıdaki balkondaki hareketlenmeyle gözlerim oraya kaydı. Polat Asaf ordaydı. Balkondaki sandalyeyi es geçip yere sırtını duvara yaslayıp yere çöktü. Sanki omzunda büyük bir yük varmışta, daha fazla taşıyamıyormuş gibi. Cebinden sigarasını çıkartıp dudağına yerleştirdi. Yerleştirdi yerleştirmesine de zangır zangır titreyen elinden dolayı sigarasını bir türlü yakamıyordu. Sigarayı dudağından bir hışımla çekip kırdıktan sonra bir köşeye attı. Elini yüzüne hiçte yavaş olmayan bir şekilde vurdu ve sıvazladı. Derin derin nefesler alıyordu. Elleri neden o kadar titriyordu ki? Bir rahatsızlığı falan mı vardı acaba? İçime bir şey düşmüştü sanki. Korku veya endişe mi demeliydim bu hisse? İnsani bir şey olduğu kesindi. Daha fazlası olamazdı.
Ne yapabilirdim ki buradan onun için. Hem bir kriz geçiriyor olsa burada öylece durmazdı değil mi? Hele şu an yaptığı gibi yanına koyduğu paketten yeni bir dal almazdı. Derin bir nefes alıp tekrar denedi sigarayı yakmayı birkaç deneyişte ateşlenmişti sigaranın ucu. Derin bir nefes çekip başını duvara yasladı. Zehirli duman usulca dudaklarından ve burnundan çıkıyordu. Bu hali tablolara ilham olabilirdi. Olabildiğince dışarıya çıkmış adem elması, mor göz altları, belki de kanlanmış gözler, kurumuş dudaklarıyla tükenmişliğin ete kemiğe bürünmüş hali gibi görünüyordu. Görüntüsünü beni öylesine heyecanlandırmıştı ki hızlıca hiç düşünmeden kalkıp hobi odama geçtim. Onu resmetmek istiyordum. Aslında içimde tuhaf bir histe vardı ama onu resmetmek daha çok cezbetmişti beni. Belki de kendimi onda gördüğüm içindir bu isteğim ama hiç düşünmeden hızlıca dün geceden kalan harabenin üzerinden geçip Polat Asaf'ı çizmek için bir tuval aldım elime. Yerde gördüğüm kullanacağım boyaları hemen toparlayıp büyük şovalemi alıp camın önüne geçtim. O ise hâlâ aynı durumda ağır ağır sigarasını içiyordu.
Ben taslağı oluşturup üzerindee çoktan boyalarımı kaydırmaya başlamıştım. Ben onu çizerken sanki anlaşmışız gibi o da hiç bozmuyordu duruşunu. İçten içe üzülüyordum bu haline. Bir hastalığı mı vardı onu bile bilmiyordum. Onu çizerken acaba bencillik mi yapıyordum? Bir insanı hem izinsiz hemde birine ihtiyaç duyduğu anda ondan yararlanıyor gibiydim ama benim kaçışımda buydu. Kendi acımı bile çizmişken onu çizmem bencillik miydi? Bunu anca ona sorarsam cevabını alırdım ama bunun imkanlarım dahilinde olmadığını çoktan kabullenmiştim.
Başını duvardan sadece sigara yakmak için kaldırıyordu. Ardı ardına yaktığı sigaralarla içim acımıştı. Onu bu hale sürükleyen şeyin ne olduğunu merak ediyordum. Her sigara yakışında titremesi biraz azalıyordu sanki.
Dudağına yerleştirdiği sigaradaki eli yavaşça uzaklaştı ondan. Başı hafif sağına doğru düştüğünde uyuya kalmıştı. Dudağındaki hâlâ yanan sigarayla uyuya kalmıştı. Elim tuvalin üstünde kalmış sigaranın akıbetine bakıyordum. Şu an düşse kucağından başka yere düşme ihtimali çok düşüktü.
Bekledim, bekledim. Ben onun sigarasının düşmesini beklerken benim elimdeki fırça düştü. Fırçaya bakıp kafamı kaldırdığımda onunda sigarasının karnına düştüğünü gördüm. Üzerindeki ince tişörtün yanıp delindiğini görünce çığlık attım. Öyle bir çığlık atmıştım ki sıçrayarak uykusundan uyandı. Etrafına bakınırken yanma hissini almış olmalı ki karnına bakıp sigaraya bir hızla elinin tersiyle vurdu. Bakışları bana tam dönmüştü, göz göze gelmiştik ki kapım hızla açıldı.
"Kızım bir şey mi oldu?" Annem telaşla odaya girdi. Bana bir şey oldu mu diye baştan aşağı tarıyordu gözleriyle. Telaşlı yüz ifademi bir kenara bırakıp eğilip yerdeki fırçamı aldım.
"Refleks." Dedim fırçayı göstererek. Masamın üzerindeki peçeteyi alıp yeri sildim. O ise benim hareketlerime bakıp doğruluğunu sorguluyordu. Yerdeki boya geçtikten sonra fırçamın sapını da sildim.
"Resim mi yapıyorsun?" İnanmıştı rolüme. Aramızdaki soğuk gerilime rağmen şaşırmış bir şekilde sordu soruyu. Çünkü normalde olsa böyle bir krizden sonra bu odaya en az bir hafta girmeyeceğimi biliyordu.
"Evet." Soğuk sesimle ördüğüm duvarların arkasında kalmıştı ama orayı eliyle yıkmaya çalışıyordu.
"Meyve getireyim ister misin?" Bir umutla konuşuyordu ama ben yüzüne bile bakmıyordum. Bir an önce odadan çıksın istiyordum.
"Hayır."
"Tamam o zaman bir şey istersen seslenirsin." Odadan çıkıp kapıyı kapattığı an fırçayı tuvalden çekip cama döndüm. Polat Asaf'ın pür dikkat bana bakmasını beklemiyordum tabi. Yüzünde hiçbir mimik yoktu ama ilk gördüğüm gibi de değildi. Kendine gelmişti galiba. Boş bakışları gitmiş bir şeyleri anlamaya çabalayan bakışları gelmişti. Çığlık atanın ben olduğumu kesinleştirmeye çalışıyordu sanırsam.
Sanki kim ilk gözünü çekecek diye iddiaya girmiştik ve ikimizde çekmiyorduk. Dudağım benden izinsiz kıvrılınca kendime gelip hemen başımı tuvalime çevirdim. Tuvalde de onunla karşılaşınca ne yapacağımı bilemeyip hızla kalkıp boyalarımın olduğu masanın önüne geçtim. Boş boş masaya bakarken içimdeki saçma heyecana küfür etmek istiyordum. Elim boş geri dönmeyeyim diye elime bir tane boya aldım. Tuvalimin başına geri geçtiğimde gözlerim ona deymesin diye çaba gösteriyordum. Tabi tuvalin karşısındaki o olunca bakmak bir istek değil ihtiyaca dönüşüyordu.
Bakışlarımı ürkekçe ona çevirdiğimde başını duvara yaslamış elinde sigarasıyla bana bakıyordu. Sigarasından son dumanı çekip kül tablasına basıp söndürdü. Oturduğu yerden kalkıp bir iki adım ileriye gelip bana başını hafifçe eğip selam verdi. Ne yapacağımı bilemeyip onun gibi başımı eğip selam verdim bende. Birkaç saniye daha gözlerime bakıp balkondan çıkıp içeriye gitti. O gidince bende bütün odağımı resime verdim.
Resmi en ince detayını dahi düşünerek büyük bir titizlikle yapıp bitirmiştim. Kendimi dikleştirdiğimde kaslarım ağrıyordu. Saate baktığımda geçen üç saatle kaslarıma hak vermiştim. Resmimi öylece orada bırakıp yerlere bakmadan çıktım odadan.
Odama girdiğim gibi kendimi sırt üstü yatağıma attım. Kıvrılıp uzandığımda çok geçmeden uyku bedenimi esir almıştı.
Uykumun derinlerinden gelen sesle bilincim biraz açıldı.
"Mira, kalk kızım." Annemin sesiydi bu. Mızmızlanıp arkamı döndüm ona.
"Yemek hazırladım sana. Aç acına uyuma yemeğini ye tekrar uyursun." Konuştuğu için uykum darlıyordu. Bilincim tamamen açıldığında burnuma güzel yemek kokuları geliyordu. Yatağımda doğrulup oturur hale geldim. Hâlâ uykum vardı. Gözlerimi ovuşturup esnememden annemde anlamıştı muhtemelen. Hazırladığı tepsiyi önüme koyup konuştu.
"Yemeğini ye, sonra yine uyursun." Sadece başımı salladığımda birkaç saniye başımda durdu ama bu uzun sürmedi çünkü ona bakmayacağımı çok iyi biliyordu. O odadan çıktığında önümdeki tepsiyi alıp çalışma masama geçtim. En sevdiğim yemeği yapmıştı. Gerçi birçok kişinin en sevdiği yemek muhtemelen. Köfte patates. Sabah yediğim sandiviçle durduğum için açlıkla yemeğimi yemeye başladım. Dizi de açıp izleye izleye yemeğimi yedim.
Tepsiyi alıp aşağıya indim. Direkt mutfağa girdiğimde etrafta annemi ya da babamı göremedim. Oturma odasından sesler geliyordu sadece.
"Sinan senden tatlı istemiştim, unuttun mu?" Annemin sesi geliyordu kulağıma.
"Unuttum, yarın alırız artık." Babam her zaman ki gibi bir şeyleri unutmuştu.
"Of Sinan." Annemin tripli sesi gülümsememe neden oldu çünkü bundan sonra babamın nasıl bir tavır takınacağını çok iyi biliyordum.
"Tamam karım ya, yarın alırım." Babamın flörtöz sesi kulağıma geldiğinde hafif kıkırdadım. Daha fazla dinlemeyip yukarıya geri çıktım.
Belki tatlı yaparak kafamı dağıtabilirdim. Küçük amerikan mutfağıma geçip gerekli malzemelerimi çıkarttım anneme magnolya yapmak için kollarımı sıvadım.
Magnolyayı yaparken kafamın içi bana güzel bir resital yapmasın diye dizimi açıp devamını izlemeye devam ettim. Dalgınlığımdan dolayı muhallebisi bir kere yanma riski atlatırken son anda kurtarıp devam ettim. Büskivileri robottan geçirip kasenin tabanına yerleştirdim. Birazını çilekli birazını da muzlu yapıp muhallebisini döktüm. Yarım kestiğim çilekleri ve muzları da üstüne süs olarak eklediğimde tamamdı. Kendi küçük dolabıma iki tane koyduktan sonra aşağı inip oradaki dolabada geri kalanları koydum. Bir saat kalsa soğurdu yukarı çıkıp bulaşıklarımı yıkayıp beklemeye başladım. Bu sırada dizimi de izlemeye devam ediyordum. Dizinin bölümü bitince telefonumu kapatıp kenara koydum. Odamdan çıkıp aşağı mutfağa indim. Cezveyi alıp kahve yapmaya başladım. Ufaktan köpürmeye başlayınca köpüğünü alıp fincanlara pay ettim. Kahveyi de döküp tatlıları da tepsiye koyup oturma odasının kapısına geldim. Derin bir nefes alıp içeriye girdim. Bir şey demeden tepsiyi sehpanın üzerine koydum. Hem yan yana oturan annem ve babama hemde kendime bir sehpa çıkarttım.
"Kızım?" Annemin şaşkın sesi kulaklarıma varmıştı. Dünkü olaydan sonra bugünde yüzlerine bakmayınca küslüğümün uzun süreceğini düşünmüşlerdi muhtemelen. Aslında bende öyle düşünüyordum ama aşağıda onların konuşmasını duyunca kendimi onlardan uzak tutamamıştım. Onlara kızgın olsamda onlardan başka kimsem olmadığını da biliyordum.
"Kahve yaptım, birde tatlı." Tatlıları ve kahvelerini önlerine koyduktan sonra bende koltuğa oturup kahvemi aldım.
"Eline sağlık güzel kızım." Annem onlara adım atmanın mutluluğuyla tatlısını alıp hemen tadına baktı.
"Çok güzel olmuş." Annem tatlıya mest olmuş şekilde konuşmuştu.
"Gerçekten mi?" Beklentiyle babamın gözüne de baktığımda o da tatlısından bir kaşık aldı.
"Evet, eline sağlık kızım." Babamında dediğiyle ikna olmuştum.
"Afiyet olsun." Bende tatlımı elime alıp yemeye başladım. Onlar gün içerisinde yaptıklarından babam iş yeriyle ilgili yapacaklarından bahsediyordu. Arada bana da soru yönelttiklerinde cevaplıyordum ama genellikle sessizdim. Onları kendimi düşünüyordum da, aileydik işte. Birbirini kırıp döküp sonra aynı sofraya oturabilen bir aile. Hiçbir şey olmamış gibi davranan bir aile.
Tatlılarımız bitince boşları toplayıp yıkayıp yuvama geri döndüm. Yine o cama tünemiş kanadı kırık kuştum. Tek farkımız o iyileşebilirdi ama ben iyileşemiyordum...
Boynumun, sırtımın ağrısıyla açtım gözlerimi. Oturduğum yerde uyuya kalmıştım. Erken uyuduğum için erken saatlerde de uyanmıştım. Kalkıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra aşağı indim. Güzel bir kahvaltı hazırlayacaktım. Mutfağa geçip dolaba baktım neler yapabilirim diye. Yufkayı görünce börek yapmaya karar verip hemen malzemeleri çıkarttım. Çay içinde su koydum arada.
Annemle babamın uyandığını belli eden sesler gelirken bende sofrada son dokunuşlarımı yapıyordum.
Mutfağa geçip çaydanlığı alıp sofraya geçtim.
"Kızım günaydın." Babam odaya girdiğinde sofrayı şöyle bir süzdü.
"Günaydın baba, gel sofraya. Annem uyandı mı?"
"Uyandı uyandı, gelir şimdi." Babam sofranın başına geçip oturdu. Bende çaylarımızı doldurdum. Börekten birkaç dilim önündeki tabağa koydum. Bu sırada annemde gelmişti.
"Günaydın anne."
"Günaydın. Bütün bunları sen mi hazırladın Mira, beni de bekleseydin birlikte hazırlardık."
"Biraz erken kalkınca yaptım bende."
"Ellerine sağlık." Annemde oturunca ona da börek verdim.
"Afiyet olsun." Kahvaltımızı yapıp bitirdikten sonra babam işe gitmişti. Annemle iş bölümü yapıp o bulaşıkları yıkarken ben evi süpürdüm. Ter içerisinde iki katlı evi süpürmenin zorluğuyla baş başaydım. İşim bitince doğruca duşa attım kendimi. Güzel bir duş aldıktan sonra saçımı tarayıp ıslak bir şekilde bıraktım.
Ben saçlarımla ilgilenirken kapı çalmıştı. Babam bir şey mi unutmuştu acaba? Masadan kalkıp odadan çıktım. Merdivende birkaç basamağı inip dinlemeye başladım.
"Merhaba komşum, bir hoşgeldine gelelim dedik. Müsait misiniz?" Yabancı birinin sesini duymamla bir adım gerileyecektim ama adımım havada kaldı. Madem ben dışarıya çıkamıyordum, evin içinde olandan bir şey olmazdı bence. Havada kalan adımımı bir basamak indirdim ve sonra hepsini indim.
"Ayh anne! Beni niye beklemedin koştur koştur geldim." Genç bir kızın sesi geliyordu. Bu sesi duymamla heyecanlanmıştım. Adımlarımı devam ettirirken annem komşuları içeri buyur etmişti. İçeriye doğru geldiklerinde ellerinde tabaklar vardı.
Annem beni görünce yukarıyı işaret etmişti ama benim hiç öyle bir niyetim yoktu.
"Merhaba, sen bu evin kızısın galiba. Anne, sonunda yeni bir kız geldi mahalleye ya." Kızın beni görmesiyle gözleri parlamıştı. Bana doğru konuştuktan sonra bir hızla da annesiyle konuştu.
"Sende çok istiyordun, al Allah sana arkadaş yollamış." Annesinin söylediğiyle gülümsedim. Kız elindeki tabağı anneme doğru uzattı.
"Annem yemek götürelim adettir demişti." Açık sözlülüğüyle annem şaşırmış bir şekilde elinden aldı tabağı. Kız annemi bırakıp bana doğru adımlar attı. Adımları beni tedirgin etse de bir şey yapmadan durdum.
"Ayy hoş geldin mahallemize iyi ki geldin. Mahallemizin güzide halkının kızlarıyla anlaşamamaya başlamıştım bence seninle çok iyi anlaşacağız." Kızın bana sarılmasıyla şok olmuştum. Nasıl iki saniye içerisinde bana güvenip sarılabilmişti ki?
"Kızım, Mira o kadar temas sevmez aslında." Annemin söylediğiyle kendime gelebilmiştim anca. Bana sarılan kız tam annemin sözüyle geri çekilecekti ki ben onu sıkıca sardım. Bütün yalnızlığıma inatla sardım daha adını bilmediğim bu kızı. Bana bu şekilde yaklaşan birini ne olursa olsun kaybetmeyecektim. Yıllar sonra ilk defa bana yaklaşabilen biri vardı ve o iyi niyetle yaklaşıyordu.
"Hoşbuldum, sende evimize hoşgeldin." Kızın söylediklerine cevap vermediğimi hatırlayınca hemen konuşmuştum.
"Hoşbuldum hoşbuldum." Birbirimizden ayrıldıktan sonra yan yana kalmıştık. Annelerimizde yan yanaydı.
"Sizde hoşgeldiniz." Anneme hiç bakmadan konuşuyordum. İçimde kendini geri çekmek isteyen tarafı dinlemek istemediğim için. Ayağıma gelen bir şanstı bu bir daha ne zaman geleceği belli olmayan.
"Hoşbulduk kızım." Kadının güler yüzü 'ben zararsızım' diye bağırıyordu sanki.
"Kızım sen bir çay demle, bizde içeri geçelim."
"Tamam anne."
"Bende sana yardım edeyim." Koluma girdi bir anda. Bu ani temasları şaşırtıyordu beni tabi.
"Olur." Birlikte mutfağa geçtik.
"Sen otur bende çay koyayım." Çaydanlığı alıp içine su doldurdum.
"Tamam, bu arada adım Sena." Aklımdaki boşluğu tamamlayarak söylediğiyle ona döndüm.
"Benimde Mira Naz."
"Memnun oldum yeni arkadaşım." Sena sevinle söyledikleri boğazıma bir yumru olup oturdu.
"Bende memnun oldum yeni arkadaşım. Ve tek arkadaşım." Sesim sonlara doğru benim bile duyamayacağım bir kısıklığa ulaşmıştı.
"Kaç yaşındasın?" Onun sorusuyla ocağın üzerine çaydanlığı bırakıp altını da açtıktan sonra döndüm Sena'ya doğru.
"20."
"Bende 22, burcun ne?"
"Boğa, senin?"
"İkizler. Okuyor musun?"
"Açıktan aşçılık okuyorum."
"Gerçekten mi?" Kendimi mülakatta gibi hissederken bir anda heyecanla yerinde dikleşti.
"Evet, niye bu kadar şaşırdın?" Onun yükselmesine şaşırmıştım bende.
"Gastronomi bitirdim desem?" Kaşlarım şaşkınlıkla yukarı kalktı.
"Şaka yapıyorsun?" Bende heyecanlanmıştım.
"Ayy o çok istediğim cafenin ortağı mısın sen acaba?" Dediğiyle şokla ona baktım.
"Sena?" Ciddi halime büründüm bir anda. Böyle bir şeyin hayalini bile kurmak zor geliyordu bana.
"Ayy tamam ya, ilerde konuşuruz bunları." O güldüğünde bende güldüm. Suyun kaynama sesini duyduğumda dönüp çayı demledim.
"Yeni mi bitirdin üniversiteyi?"
"Evet ama daha çalışmıyorum."
"Neden?" Bardaklarıda hazırladım bu sırada. Sabah yaptığım börekten tabaklara koydum. Onların getirdiği keki ve sarmayı da koydum.
"O mükemmel ortağı arıyorumdur belki?"
"Sena ya." Ona omzumun üzerinden bir bakış atıp güldüm.
"Tamam tamam, bir tane iş buldum otelde. Yarın görüşmeye gideceğim."
"Gerçekten mi, inşallah güzel geçer."
"Bakalım."
"Çayımızı yukarıda içelim mi biz?" Her şey hazırdı. Çayları da doldurup ona döndüm.
"Olur, hem odanı gösterirsin bana."
"Gösteririm." Ben çay tepsisini alınca o da börekleri aldı ve peşimden geldi.
Annemle, Sena'nın annesi karşılıklı koltuklarda oturuyorlardı. Orta sehpaya tepsiyi koyup önlerine birer sehpa verdim.
"Size afiyet olsun biz yukarıdayız." Sena benden önce konuşup tepsiyi alıp salondan çıktı. Annem ağzını açamadan Sena'nın çıkışıyla öylece kalakalmıştı.
"Eline sağlık kızım." Sena'nın annesinin güler yüzle söylediklerine bende aynı şekilde karşılık verdim.
"Afiyet olsun teyzecim." Sırtımı onlara dönmeden yavaşça çıktım odadan. Sena merdivenlerin başında beni bekliyordu.
"Hadi çıkalım." Benim bu sözümü bekler gibi basamakları çıkmaya başladı hemen. Yukarıya geldiğimizde amerikan mutfağım bizi karşıladı.
"Kullanıyor musun burayı?"
"Kullanıyorum tabi." Küçük buzdolabımdan magnolyaları çıkarttım.
"Sana kısmetmiş." Elimde ki magnolyaları kaldırıp.
"Hangi oda senin?" Bakışlarını üç kapıda gezdirirken.
"Hepsi." Bakışları kapılardan kopup hızla bana döndü.
"Hepsi derken?" Şaşkınlıkla bana bakarken konuşmasıyla gergince tebessüm ettim.
"Şey bu kat bana ait... komple."
"Oha, çok iyi bir şey bu, hadi odalarını gezelim. Giyinme odası yaptın mı, ben olsam kesin yapardım. O odayı dolduracak kadar kıyafetim olmasa da yapardım yani hep hayalimdir. Tabi sen yapmadıysan saygı duyarım ne yaptın odaları hadi birini giysi odası yaptın misal diyorum diğerini ne yaparsın ki? Bilemedim şimdi ne var diğer odada, gerçi ikisinde de ne var bilmiyorum ama gösterecek misin? Tabi göstermek istemezsende anlarım özelin, saygı duyarım." Peş peşe sıraladığı sözleriyle ağzım bir karış açık kalmış, gözlerimde açılmıştı. Kız bir kerede benim günlük kelime kotam kadar kelime kullanmıştı resmen.
"Sena? Sakin ol, elindekini bırak, odaları gezelim." Tek tek konuştum onun akıcı ve hızlı konuşmasına zıt bir şekilde.
"Hadi gezelim." Elindeki tepsiyi mutfak tezgahının üzerine koydu ve hızlıca spor odamın kapısına gitti. Şekerini bekleyen bir çocuk gibi hevesle gözlerime bakıyordu. Onun bu haline gülüp elimdeki tatlıları tezgaha koydum. Yanına gidip heyecanına ortak oldum. Spor odamın kapısını açtığımda ağzı şokla açıldı.
"Bu ne?!" Hızla odaya girdi.
"Mira! Bunlar ne?" Heyecanla konuşmasıyla güldüm onun haline. Benim altın kaplama kafesime bayılmıştı.
"Sağlık için."
"Oda yapmışsın kızım, nasıl sağlık bu, bu fit vücudu neye borçlu olduğunu anlamış olduk." İmalı bakışları beni güldürmeye devam ediyordu.
"İstersen bu fit vücuda arkadaşlık edebilirsin burada."
"Gerçekten mi?"
"Tabiki."
"Burada bunlar varsa diğer odalarda neler vardır. Hadi oralara gidelim." Hemen bu odadan çıkıp diğer dibindeki odanın kapısına geçti. Bende peşinden gidip küçük bir tereddütle açtım kapıyı hâlâ dağınıktı içerisi ve Polat'ın resmi de tuvalin üstündeydi.
"Oha, daha ne çıkabilir derken resim odasının çıkmasını beklemiyordum." Odaya dikkatle girip yerdeki resimlere basmamaya gayret ederek devam etti. Etrafında dönüp resimlere bakıyordu.
"Kızım bunlar dehşet güzelmiş." Gülüşüm bugün sanki hep oradaymış gibi hiç eksik olmuyordu.
"Teşekkür ederim."
"Buralar biraz dağılmış, birlikte toplayalım mı?" Heyecanını bir yere bırakmış, dostça bir el uzatıyordu bana. Buruk bir gülüş sundum.
"Olur."
"Asacak mıyız bunları?" Elini atıp iki tane tablo aldı eline. Hem inceliyor hemde asmak için yer bakıyordu.
"Evet, hepsinin çivisi var zaten." Başını sallayıp elindeki tabloları asmaya başladı. Elimi tabloya attığımda o gece bir bir önüme düşüyordu.
Sena her eline attığı tabloda beni överken, yabancısı olduğum bu beğenilme duygusu içimdeki kelebeklerde bir karmaşa yaşatıyordu. Bütün tablolar sonunda bitmiş duvardaki yerlerini almışlardı.
"Beni de çizer misin, çizmezsen de sen bilirsin yani zorla çizdiremem."
"Çizerim tabi neden çizmeyeyim?"
"Gerçekten mi, ayy tamam sen bana çizdiğinde gösterirsin. İlk defa biri beni çizecek." Bu heyecanlı halini her an nasıl sürdürüyordu bilmiyorum ama çok güzel gözüküyor. Bense yanında baya soğuk kalmıştım.
"Hadi gel son odaya da girelim." Bir adım atıp koluma girdi. İkinci teması da gerçekleştirdiğinde daha yeni tanıdığı birine bu kadar rahat bir şekilde davranması tuhafıma gidiyordu. Önce kolumuza sonra da yüzüne baktım. Bu sırada o zaten beni yürütmüştü. Belki de dışarıda hayat böyleydi, bense tam anlamıyla yabanileşmiştim o hayata. Bunu sorgulayacak çok zamanım vardı o gittikten sonra şimdi ise tek arkadaşımla biraz vakit geçirmeliydim.
Resim odamdan çıkıp tezgaha bıraktıklarımızı aldıktan sonra yatak odamın kapısına gelmiştik. Kapıyı açıp içeriye bir adım attığımda Sena da peşimden geldi. İlerleyip elindeki tepsiyi masamın üzerine koydu.
"Odan da çok iyi, siz biraz zengin olabilir misiniz acaba?" Muzip tavrıyla güldüm.
"Ya ya babam Tekstilciler kralı." Her şeyi geride bırakıp güldüm bu konuşmamıza. Her şeyi, esaretimi, babamın bana yaptıklarını her şeyi geride bırakıp güldüm.
"Burada en çok beğendiğim yer burası olabilir, tam owertingh yapmalık." Cam kenarıma doğru gidip bir ayağı sarkacak şekilde oturdu oraya. Birkaç adım atıp elimdeki magnolyaları tepsiye koyduktan sonra tepsiyi alıp yanına geçip aynı onun gibi oturdum. O oturduğu yerden caddenin alt kısmını görürken bende tam Polat Asaf'ın evinin olduğu kısmı görüyordum. Tepsiyi yanımızdaki boşluğa koydum.
"Bakalım magnolyanın tadına." Tepsideki tatlıyı alıp kaşığını daldırdı içine. Ağzına attığında gözleri kapandı.
"Çok iyi." Gözleri kapalı damağını şaklatıp söylediğine güldüm.
"Senin marifetlerini de görürüz inşallah."
"Sen dur, ben yarın şu işe alınayım sana ne marifetler göstereceğim." Muzip tavrına güldüm. Küçük sessizliğimizi bölen şey Sena'nın çalan telefonu oldu.
"Bir saniye." Eliyle de söylediğini tastikleyip telefonunu cebinden çıkardı.
"Ayy ben seni görünce manitamı unuttum ya." Dediğiyle şaşırıp, güldüm. Elindeki tatlıyı hızlıca bırakıp açtı telefonu.
"Aşkım özür dilerim. Yeni arkadaş bulunca seni küçücük unutmuş olabilirim." Daha karşıdan ses gelmeden onun seri konuşmasıyla yine güldüm. Onun bu kıpır kıpır halinin beni bugün kaçıncı güldürüşüydü bilmiyorum ama hiç gülmediğim kadar güldüğümü biliyordum.
"Yavrum, sen beni her seferinde unutuyorsun. Alıştım artık. Ne yaptın, ne ara yeni bir arkadaş edindin?" Elimdeki tatlımı yiyip dikkatimi ona yoğunlaştırmıştım ama dibimde olan konuşmayı da duyuyordum tabi. Pür dikkat dinliyormuş gibi olmasın diye bakamıyordum Sena'ya çok.
"Hani sana dedim ya komşuya hoşgeldine gidicez diye."
"Evet yavrum gidince haber ver dediğim ama senin beni unuttuğun komşunun evi."
"Yaa aşkım detaylarda boğulma lütfen! İşte biz komşuya geldik bir baktım ki bana yeni bir arkadaşta taşınmış. Hem biliyor musun o da açıktan aşçılık okuyormuş, yaptığı bir tatlıyı yedim şimdi söylemeyeyim be olduğunu canın çeker neyse tatlı çok iyi sana hep bahsettiğim ortağım kendisi olabilir bence. Adı da Mira Naz'mış çok tatlı bir kız."
"Aradığın arkadaşı bulmuşsun yavrum."
"Polat'ın ablasının evinin karşısında oturuyor biliyor musun, söyle ona çok kıskandım şu an onu. Ben orada otursaydım camdan cama konuşurduk ne güzel. Sinem abla evleri değiştirmeyi düşünür mü acaba?" Tanıdık ismi duyunca şaşkın bakışlarım hızla tatlıdan kopup Sena'ya kitlendi. Polat'ın ismini duymayı beklemiyordum.
"Yavrum evin yanındaki ev ya. Çokta uzak değil."
"Ama balım camları birbirini görmüyor." Sena'nın nazlanır tavrına hayranlıkla bakıyordum. Onu seven nazlandığı biri olması. Onun için çok güzel olmalıdır.
"Evlenirsek eğer çaprazdaki evi alırız." Anlık gelen evlilik teklifiyle gözlerim tekrar büyüdü.
"Nurten teyzeleri evinden mi edeceksin Ömer?" Evlilik teklifine değilde Nurten teyzelerin evinden olmasına takılan Senaya bakınca ilk olmadığı kesindi.
"Diğer yanını alırız bizde."
"Olabilir bak, hemde o Tülay yellozunu kovarız oradan, Polat'tanda uzak durur böylelikle." Kaşlarımın çatılmasına engel olamamıştım. Nasıl uğraşıyordu ki o kız Polat Asaf'la?
"O kızın bana karıştığı falan yok, uğraşma insanlarla." Polat Asaf'ın sesini duymamla gözlerim olabildiğince açıldı.
"Ay ne uğraşacağım ben o yellozla, o benim kalibremde bir insan mı?" Konuşmalarının samiyetinden aralarındaki bağ belli oluyordu resmen.
"Ya sabır." Polat derin bir nefes alıp sabır çekerken Ömer onun aksine kahkaha atmıştı.
"Değil tabi yavrum. Biz Polat'ın ablasının evine geldik. Çıkarken görüşürüz."
"Hani hani nerdesiniz?" Yerinde dikleşip pencereden dışarı baktı. Onunla birlikte refleks olarak bende yaklaşmıştım. Sena'nın sevgilisi Ömer oradaydı bu çocuk balkonda Polat'a bağıran çocuktu. Yanında da Polat Asaf vardı. Üzerinde siyah kapüşonlu ceketi altında kot pantolonuyla oldukça asosyal duruyordu. İkisininde bakışları bizdeydi.
"Aşkım." Sena sevgilisine öpücükler atarken bile ona dönemedim. Gözlerim yine kendi sınırlarını zorlayıp aramızdaki camı görünmez kılmak istiyordu. Tabi o da bana bakarak cesaret veriyordu. İkisi de ellerini kaldırıp selam verdiler.
"Arkadaşına selam söyleyip hoşgeldin dediğimizi iletirsin yavrum." Söyledikleriyle Polat'ın bakışları Ömer'e döndü. O buna katılmıyordu galiba.
"Hoşgeldin diyorlar selamları varmış."
"Aleyküm selam, teşekkür ettiğimi söylersin." Sena'ya kısa bir an baktıktan sonra geri ona döndüm.
"Yavrum biz eve geçiyoruz, görüşürüz."
"Görüşürüz." Sevgilisine el sallayıp kapattı telefonu. Onlar binaya girmeden bakışlarımızı çekmiyorduk onlardan. Gözden kaybolduklarında geri yerimize geçtik.
"Sağdaki benim sevgilimdi Ömer, diğeri ise Polat. Ömer'in çocukluk arkadaşı."
"Hıhım anladım onu. Polat Asaf'la baya samimilerdi."
"Asaf?" Şaşkın haline bende yanlış bir şey söylemişim gibi şaşırdım.
"İsmi Polat Asaf değil mi?"
"Sen nereden biliyorsun?"
"Ömer balkonda bağırdığında duymuştum."
"Ne zaman?"
"Dünden önceki gün." Yanımdaki tatlımı alıp dikkatimi ona verdim.
"Kavga mı ettiler?"
"Yani Ömer ona bağırdı, Polat Asaf'ta çok çaresiz görünüyordu."
"Çaresi kendinde." Kendi kendine mırıldandı ama yakınımda olduğu için duymuştum.
"Neyse boşver sen onları. Yarın iş görüşmesinden sonra görüşelim mi seninle, dışarı çıkarız belki?" Tatlımın son kaşığını ağzıma götürüyordum ki elim havada ağzım açık kalmıştım.
"Gidemez miyiz mahallede turlarız olmadı?" Kaşığımı tabağıma koyup sindirmeye çalıştım isteğini. Bunu yapamayacağımı biliyordum. Birkaç saniye düşünüp bir yalan üretmeye çalıştım ve en kolay olanına sığındım.
"Şey ben mahalleye daha alışamadım o yüzden çıkmasam daha iyi." Burada yeni oluşumuz iyi bir bahaneydi.
"Sen buraya gelsen yine, bende bizim için bir şeyler hazırlarım." Bir ümitle baktım ona.
"Tamam olur. Seni çok sıkmak istemem aslında. Sıkıyor muyum doğruyu söyle valla?"
"Hayır hayır, olur mu öyle bir şey sıkmıyorsun tabi. Lütfen böyle hissetme."
"Tamam o zaman yarın gelmeden ben seni ararım. Bir şey lazım olursa falan söylersin."
"Nasıl arayacaksın?"
"Ay doğru ya numaranı almadım. Hemen numara, instagram, Twitter ne varsa ver."
"İnstagramım ve numaram var sadece." Numaramla instagramımı verdikten sonra çayımıza geri döndük.
"Kızlar." Biz sohbet ederken aşağıdan Fatoş teyzenin sesi geldi.
"Galiba gidiyoruz." Çay bardağını tepsiye koyup kalktı yerinden. Gitmesi gerekiyordu. Bu bile içimi burkmuştu. Zorlukla dudaklarımı kıvırdım.
"Galiba." Bende isteksizce yerimden kalktım ve odadan çıktık. Merdivenleri tek tek indiğimizde Fatoş teyzeyle annem kapının önündelerdi.
"Yarın geldiğimde sana mahalleyi daha iyi tanıtacağım." Onların yanına geldiğimizde bana döndü Sena.
"Olur dinlerim." Buruk gülüşüm dudaklarımda onun gitmesini istemeyen yanımla kalmıştım öyle.
"Görüşürüz komşum, mutlaka bize de bekliyorum." Fatoş teyze önce anneme sonra bana sarıldı. Kızının bu kadar kolay temas etmesinin kime çektiği belli oluyordu.
"Görüşürüz." İkisine de el salladığımızda onlarda evine doğru gitti. Kapıyı kapattığımda içeriye gerilim dolu bir bomba atılmış gibiydi. Arkamı yavaşça döndüğümde annem sinirle bana bakıyordu.
"Sen nası-"
"Hayır anne! Hayır bunu yapmana izin vermeyeceğim. Beni hapsettiğiniz yetmiyormuş gibi birde arkadaş edinmemi de engelliyorsunuz ama bu sefer izin vermeyeceğim. Bu sefer beni kendinize muhtaç etmenize izin vermeyeceğim. Sena benim arkadaşım eğer ki buna karşı bir şey söyler ya da yaparsanız. Bu sefer beni o hapsettiğiniz odada istediğiniz gibi bulamazsınız." Şehadet parmağımı kaldırıp ona çok yaklaştırmadan yükselttim. Sesim ne yüksek ne kısıktı ama net olduğu kesindi.
"O ne demek?" Bu ani çıkışıma şaşırıp kalmıştı, bu yüzünden okunuyordu.
"Onu da siz düşünün." Onu arkamda bırakıp merdivenleri çıkmaya başladım. Bu ilk baş kaldırışımdı. Böyle giderse eğer sonda olmayacaktı. Ki ben sözümün eri bir insandım. Bunu onlar gayet iyi biliyordu.
Bir çekiç darbesi vurmuştum duvarlarıma. Dışarıdan içeriye güneş ışıklarının sızdığı çatlaklar oluşmuştu. Beni kendine çağıran ışıklar.
Bölüm etkileşimi
