3. bölüm · Görünmeyenler: Roma’nın Laneti
Bölüm 3: Katakombların Çağrısı
Selim ve Gülsüm, sabaha karşı şehirden ayrılmak için plan yaparken, dışarıdan gelen ağır bir çan sesi onları durdurdu. Bu, Roma’da yalnızca birinin öldüğünde çalınan eski kilise çanlarından biriydi. Ancak gece bu saatte çan çalınmazdı. Hele ki son yıllarda çanların bağlı olduğu kilise… terk edilmişti.
“San Pietro Katakombları,” dedi Gülsüm fısıltıyla. “Orası yüz yıldır kapalı. Kimse inmez artık oraya.”
Selim kararlıydı. “Bizi o varlıklar bulmadan önce biz onların geldiği yere inmeliyiz. Bu parşömen, sadece bir uyarı değil… bir harita olabilir.”
Gülsüm, parşömenin kenarında fark etmediği soluk çizimleri inceledi. Evet… bir yeraltı yolu çizilmişti. Haritada Via Tenebris yazıyordu: “Karanlık Yolu.”
Katakomblar, Roma’nın altına uzanan mezar tünelleriydi. Asırlar boyunca ölüler oraya gömülmüş, bazıları da canlı canlı gömülmüştü—görünmeyenlerle temasa geçtikleri söylenenler.
⸻
Sabaha karşı, ay ışığıyla aydınlanan sokaklarda Selim ve Gülsüm gizlice ilerlediler. Eski kilisenin kapısı paslıydı ama aralıktı. İçerisi küf kokuyordu, taş duvarlarda zamanın izleri vardı. Gülsüm elinde kandili tutarken Selim önlerinden giden merdiveni kontrol etti. Aşağıdan kesik kesik nefes sesleri geliyor gibiydi… ama ayak sesi yoktu.
Merdivenden aşağı indiklerinde soğuk iliklerine kadar işledi. Tüneller sessizdi ama bu sessizlik, huzurlu değil… uğursuzdu.
Duvarlara eski semboller kazınmıştı. Bazıları göz şeklindeydi. Bazıları ise sadece bir daireydi… ama bu daireler bir şekilde derinlik hissi veriyor, sanki içine çekecekmiş gibi bakana büyü yapıyordu.
Tam o anda, sol tünelden ince bir ses geldi:
“Geldiniz… sonunda geldiniz…”
Ses kadın gibiydi ama yankılanırken şekli değişiyor, erkekleşiyor, bazen çocuk sesine dönüşüyordu. Gülsüm elini Selim’in koluna koydu. “Bizi bekliyorlar…”
Tünelin derinliklerinde, eski bir lahitin kapağı açıktı. Üzerinde Aureliana di Umbra yazıyordu: “Gölgelerin Aureliana’sı.”
Gülsüm parşömeni açtı, çizimde bu mezarın adı vardı. Ancak altında bir not dikkatini çekti. Yazı yavaş yavaş görünür olmuştu:
“Onun uyanışı, gölgelerin dirilişidir. Sesi duyduğunda, geri dönüş yoktur.”
Ve o anda… mezarın içinden ince bir nefes sesi yükseldi.
Selim kılıcını çekti ama bu kez… gölge kıpırdadı.
