6. bölüm · Gömülü gerçekler

6. Bölüm - İçimdeki Fırtına

Belinay Özkip

“KİMSİN LAN SEN, NEDEN BENİ EVİME KADAR TAKİP ETTİN? KONUŞ!”

İnlemelerin arasından bir ses geldi.
“ALİNA, BENİM! ALTAY! BIRAKSANA LAN!”

Far görmüş tavşan gibi gözlerim büyüdü. Şaşkınlıktan ve utançtan ayağa kalkamadım. Beni kendime getiren bir ses duydum:

“ALİNAA! ÜSTÜMDEN KALKMAYI DÜŞÜNÜYOR MUSUN? KOLUM KIRILACAK! KALK ARTIK! AAAH!”

Kafamı iki yana sallayıp kendime gelmeye çalıştım. Üstünden kalktım, elimi uzattım. Yüzüme acıyla baktı, elime uzandı. Ayağa kalktığında kolu çıkmış mı diye hareket ettirdi; yine acıyla inledi ve dişlerini sıktı.

“O kadar çevirmen şart mıydı, aptal?”

Kaşlarımı çattım.
“Orada dur bir dakika. Tamam, hatalıyım ama hakareti hak edecek kadar bir şey yaptığımı sanmıyorum. Senin suçun yokmuş gibi davranma. Arkamdan sinsice yaklaşmasaydın böyle olmazdı, değil mi?”

Yine dişlerini sıkarak konuştu.
“Özür dileyeceğin yerde bir de çemkiriyorsun.”

Üzerine yürüyerek yüzüne daha da yaklaştım.
“Ben mi özür dileyeceğim? Bir de… çok beklersin.”

Altay daha da sinirlenmişti. Sinirle tısladı, cebinden bir cüzdan çıkardı. Elimi tutup ters çevirdi ve cüzdanı sertçe avucuma koydu.

“Parkta cüzdanını düşürmüşsün. Onu getirdim. İki insanlık yapalım dedik, yaptığıma pişman ettin.”

Arkasını döndü, çekip gitti. Dona kalmıştım; sadece izledim. Bir söz bile söyleyemedim. Cüzdanımı iki elimle tuttum, iç çektim ve kapıya yöneldim. Anahtarı çevirip içeri girdim. Çantamı yere bıraktım, kapıya yaslandım. Öylece durdum… sadece durdum.

Pişmanlık beni yıpratmıştı. “Ne haldeydi acaba?” diye düşünmeye bile başlamıştım. Ama hayır… Neden ben kendimi kötü hissediyordum ki? Az çok o da suçluydu; sadece ben değildim.

Kapıdan ayrılıp mutfağa gittim. Sürahideki suyu bardağa doldurup kafama diktim. Bardağı tezgâha sertçe bıraktım, odama gittim. Noel babalı pijamalarımı giydim, battaniyeyi aldım ve koltuğa kuruldum

Netflix’i açtım. Film arayışındayken aklıma Yağmur’u çağırmak geldi. Çantamı almak için kapının önüne gittim; bıraktığım gibi yerdeydi. İçini karıştırıp telefonumu buldum. Arama kısmına girip “AHİRETLİĞİMMM” yazdım ve arama tuşuna bastım.

“Çalıyor…”

Dört dakika sonra Yağmur’un sesi geldi.
“Aloooo, kankiiişşş!”

Yine formundaydı.
“Canııımmm, bacıımmm! Napıyorsuuunnn?”
“Tıkınıyorum kıvırcığım, sen?”

Bana hep kıvırcık olduğum için böyle seslenirdi.
“Ben de oturuyordum da aklıma sen geldin. Bir kız gecesi mi yapsak, he? Sana anlatacaklarım var. Hoş gel.”
“Oha, ciddiii misiiin? Beş dakika, oradayım aşkılotşkom. Bayuuuu!”
“Bayuuuu.”

Telefonu kapattım, banyoya gittim. Bakım malzemelerini çıkarıp tezgâha dizdim: maskeler, dudak kremleri, saç şampuanı, saç maskeleri, el kremleri, yüz kremleri… Hepsini orta boy bir sepetin içine koydum. Hello Kitty’li bornozları aldım, odama yöneldim. Hello Kitty’li ne varsa topladım. Elimde bir sürü eşya ile salona indim, hepsini koltuğa bıraktım.

Mutfağa geçtim. Sevdiğimiz cipsleri, içecekleri, şekerleri, atıştırmalıkları özenle tabaklara dizdim. Tabakları iki elimle tutup düşürmeden salona götürdüm. Sonra tekrar mutfağa geçip içecekleri bardaklara doldurdum. Buzdolabından da bu günler için sakladığım alkolü çıkardım; içeceklerle birlikte salona taşıdım.

Masayı kanepenin yanına çektim, tabakları dizdim. Sonra yine mutfağa gidip bir sürü peçete aldım; çünkü Yağmur ağlak bir kızdı, ufac