5. bölüm · Gölgeyle Mühürlenmiş
5.Bölüm:Eşikten öte
(Elanın ağzından)
---
Taşın çatlağı büyürken, içinden yükselen uğultu kulaklarımda değil, kalbimin tam ortasında yankılanıyordu.
Sanki bu dünya nefes alıyordu.
Ve şimdi… bizi içine çekmeye hazırdı.
Kuzey, Zeynep ve Mert’le taşın önünde duruyorduk.
Her birimizin tenine sinmiş toprak kokusu, gözlerimize sinen yorgunluk vardı.
Ama en çok... içimizde açıklayamadığımız bir çağrı taşıyorduk.
“Hazır mıyız?” diye sordu Zeynep.
Sesi her zamanki gibi kararlıydı, ama içinde hafifçe titreyen bir şey vardı.
Korku değil — saygı.
Kuzey cevap vermedi.
Ama adımını attığında biz de onu izledik.
Taş çatlağından çıkan ışık, ayaklarımızın altını sardı.
Birlikte geçide girdik.
---
Bir anda dünya büküldü.
Renkler soldu, sesler kıvrıldı, bedenlerimiz birer siluete dönüştü.
Ayaklarımız yerden kesildi mi, yoksa yer altımıza mı çekildi bilmiyorum.
Ama gerçeklik parmaklarımızdan kaydı.
Benliğimin bir kısmı, geçide ait olmayan parçaları geride bırakıyor gibiydi.
Sonra… yere düştüm.
Ama hissetmedim.
Yumuşak bir inişti bu — sanki toprağın değil, bir hatıranın üstüne inmiş gibiydim.
---
Gözlerimi açtığımda… hiçbir şey beklediğim gibi değildi.
Gökyüzü vardı ama dalgalıydı, bir kumaş gibi kıvrılıyor, bazen içinden ışık sızdırıyordu.
Zemin taş gibiydi ama canlıydı; adım attıkça titriyor, birer anı gibi yankılanıyordu.
Çevremiz orman gibiydi, ama ağaçlar tersine büyüyordu — kökleri yukarıda, dalları toprağın içinde.
Bazı taşlar havada dönüyordu.
Birkaçı bizimle birlikte nefes alıyor gibiydi.
“Burası… başka bir yer,” dedim.
Zeynep yavaşça başını salladı.
“Burası geçidin içi. Gerçekliğin ötesi. Mühürlerin doğduğu boşluk.”
Mert küçük bir kayanın yanına çöktü.
Sırt çantasından eski görünümlü bir defter çıkardı.
Yüzeyi rünlerle kaplı taşlara bakarken, gözleri parlak parlıyordu.
“Geçit kendini gösteriyor,” dedi.
“Ve bizden bir cevap bekliyor.”
Kuzey bir şey demedi.
Ama durdu, çevreyi inceledi.
Ellerini yumruk yapmıştı.
Omuzları gergindi.
Her an olacak bir şeyin farkındaydı.
Ve ben de... bunu hissetmeye başlamıştım.
---
Yürümeye başladık.
Zemin sabit değildi.
Bazen ayaklarımızın altı kayboluyor, bazen de yosun gibi yumuşuyordu.
Ama bir şekilde... düşmüyorduk.
Bir süre sonra fısıltılar başladı.
İçimizden biri konuşmamıştı ama her birimiz aynı anda durduk.
Adımı duydum.
Birisi fısıldamış gibi.
“Ela.”
Arkamı döndüm ama kimse yoktu.
Sonra, taşların arasında bir parıltı belirdi.
Bir sembol, havada yavaşça dönüyordu.
🜂
Ateş.
Ama bu ateş yakmıyordu.
Daha çok... hatırlatıyordu.
Bir şey bana aitmiş gibi.
Ama ne olduğunu bilmiyordum.
---
Kuzey yanıma geldi.
“Sakın ona dokunma,” dedi.
“Niye?”
“Çünkü geçit sadece göstermez. Kimi çağırıyorsa, onu şekillendirmeye başlar.”
Elimi geri çektim.
Ama o sembol… kendi kendine içime girmiş gibi hissettirdi.
Göğsümde bir sıcaklık kaldı.
Zeynep arkamızdan yaklaştı.
“Buraya her gelen, kendi aynasına bakar. Geçit… yalan söylemez.”
Mert irkildi.
“Ela… hissediyor. Çok erken.”
“Ne hissediyorum?” dedim.
Ama cevap gelmedi.
Çünkü o anda… yer titredi.
---
İlk başta sanki bir hayvan geçiyormuş gibi düşündüm.
Ama toprak... bir canlı gibi inledi.
Havadaki taşlar çatırdamaya başladı.
Karanlık bir form yavaşça ormanın içinden çıkıyordu.
Belli belirsizdi.
Ama büyüyordu.
İnsana benzemeyen ama dik yürüyen bir şey.
Kuzey hemen önümde durdu.
“Elâ, geri çekil,” dedi.
Zeynep ellerini kaldırdı.
Bir büyü işareti gibi halka oluştu.
Mert yere eğildi.
Elini geçit toprağına bastı.
Toprak... onun dokunuşuyla titredi.
Figür... bize doğru yürüyordu.
---
Ben kıpırdayamadım.
Gözleri yoktu ama beni görüyordu.
Sadece beni.
Adım bir kez daha yankılandı:
“Ela.”
Bu kez... içimden geldi.
Bana ait olmayan bir parçam konuşuyormuş gibi.
Kuzey bir adım attı.
“Onun seni seçmesi ne anlama geliyor bilmiyorum. Ama dokunmasına izin verme.”
Zeynep:
“O seni test ediyor. Eğer korkarsan, iz bırakır.”
Mert bağırdı:
“Ela, gözünü kapatma! Onunla yüzleş!”
---
Ve ben... bir adım attım.
Figür bana yaklaştı.
Bir karanlık yumağıydı.
Ama içinde... bir şey vardı.
Bir isim.
Bir hafıza.
Ve bir mühür.
Gözlerimi kapadım.
Kuzey bağırdı:
“Ela, geri çekil!”
Ama geçit... beni içine aldı.
---
Her şey bozuldu.
Bedenim eridi, zihnim çatladı.
Ama acı değildi.
Sadece... çok fazlaydı.
Geçit bana bir şey gösterdi.
Bir şehir.
Küller içinde.
Gökyüzü karanlık.
Ve tam ortada… ben.
---
Gözlerimi açtığımda yere düşmüştüm.
Kuzey yanımda diz çökmüştü.
Zeynep’in eli omzumdaydı.
Mert’in sesi uzaktan geliyordu.
“Kapatılıyor! Geçit kapanıyor!”
Kuzey elimi tuttu.
“Geri dönüyoruz.”
Taşlar karardı.
Geçit bizi geri itti.
Ama çıkarken... içimizden bir parçayı içeride bıraktı.
---
🌘 5. Bölüm Sonu
