4. bölüm / 4
Gölgelerin Yükselişi3. Bölüm
Bölümler 4Şu an: 3. Bölüm
- 1 ~GİRİŞ~332 kelime
- 2 1. Bölüm1.668 kelime
- 3 2.Bölüm517 kelime
- 4 3. Bölüm1.992 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
~Gerçeklerin Sancısı~
Annemle eve doğru hiçbir şey olmamış gibi ilerliyorduk ama o kadar çok şey olmuştuki artık aklım almıyordu...
Annem gittikçe adımlarını arkamızdan koşan köpekler varmış gibi sürekli hızlandırıyordu. Annem hızlandıkça ayaklarım bana ihanet ederek birbirine dolanıp sürekli tökezlememe neden oluyordu. Annem sanki ben her tökezlediğimde arkamızdan birileri koşup beni alacakmış gibi elimi sımsıkı kan toplayacak şekilde tutup benide peşinden şürükleyerek daha da hızlı yürüyerek ciğerlerimin ağzıma gelmesine neden oluyordu.
Hiç durmuyor bazen sadece insanların olabileceği yerleri kontrol ediyordu.
Bir an önce eve varabilmek için koşar adımlarla yürüyordu. Vücudu burada olsa da sanki beyni çoktan başka karanlık düşüncelerin esiri altına girmişti. Ağzına sanki mühür basılmış gibi hiç konuşmuyordu.
Yüzü her geçen dakika daha çok kireç gibi olmaya başlamış, gökyüzünü andıran masmavi gözlerinin içine sanki ölüm kırıntısı düşmüş gibi bütün canlılığını kaybetmişti. Gözleri ölü bir gökyüzünü andırıyordu...
Tabiki benimde annemden bir farkım olmadığıma hatta ondan daha kötü gözüktüğüme emindim.
...
Sonunda eve varabilmiştik. Olmayan gücümle evin kapısını açarak içeri girdim. Artık gerçekten vücudumun hiçbir yerinde güç kırıntısından hiçbir iz kalmamıştı. Kemiklerim sanki iç içe geçmiş gibi ağrıyarak bana her saniye eziyet ediyorlardı.
Annem hemen arkamızdan telaşla kapıya kitledi. Sanki son saniyelerimiz kalmış gibi beni kendi boşluğumda boğulmaya bırakarak zemin kata koştu.
Etrafı birden sesizlik kapladı tekrar yalnız kalmıştım. Karanlığın arasında tekrar tek başıma kalmıştım. Tekrar bana işkence eden beni boğan düşüncelerin kapanına yakalanmıştım...
Ellerim tekrar olayları tekrarlıyornuş gibi kontrolünü yitirerek istemeden titremeye başlıyordu. Tekrar üzerime yuva kurmuş kan kokusunu iliklerime kadar hissediyordum. Kalbim vücuduma bulanmış kanın kokusunu tekrar tanıyarak beni ölümle burun buruna getirmek için her seferinde dahada hızlanarak göğsüme baskı uyguluyordu.
Kendimi sakinleştirmek için salonun tabanına çökrek daha önce hiç almadığım kadar nefes alıp verdim.
Nefes al...
Nefes ver...
...
Nefes al... ver
Nefes al...
Nefes birden boğazıma düğümlenerek beni boğmak ister gibi sıkıştı,nefesimi geri veremiyordum. Biri ölmemi ister gibi beni var gücüyle sıkıyordu. Sanki bir el boğazıma bütün parmaklarını dolamıştı. Beni boğan elin her parmaklarının dokusunu hissettiğimde ölüme daha çok yaklaşıyordum.
Karanlık beni sanki daha çok yalnız hissettirmek için etrafımda fırtınayı aratmayan bir şekilde esiyordu. Karanlıktan hiçbir şey göremiyordum. Karanlık beni kafesine çoktan hapsetmiş pes etmemi bekliyordu...
Birden kulaklarım daha önceden hiç hissetmediğim bir şekilde tüm vücudumu delip geçercesine çınlamaya başladı. Kulak zarımı hissetmiyordum. Beynim sanki kızgın yağa atılmış gibi acı çekiyordu.
Her yerim yerim felçli kalmış gibi hareket edemiyordu. Zincire vuruluyordum...
Zincirin dokusunun derime her temas ettiğinde derim sanki canlı canlı ateşe veriliyormuş gibi cayır cayır yanıyordu. İlk acıyı daha canlı bir şekilde bacak bileklerimde hissettim...
avazımın çıktığı kadar bağırmak istedim. Sesimin çıkmasını istedim beni insanların değil sadece annemin duymasını istedim...
Acıyı kollarımın bilek kısımlarında hissettim...
Sıra sıra tüm bedenim büyük bir acıyla beraber her yerimin zincirlenmesine dayanmaya çalıştım. Artık deliriyordum sanarım.Gözlerimi acının etkisinden açamıyorum. Sanırım cezamın bedelini çok ağır bir şekilde ödüyordum...
Birden bütün duvarları yıkarak bir ses yankılandı bu annemin sesiydi. Bir şeyler söylüyordu ama tek kelimesini bile anlayamıyordum. Sesi resmen kulaklarımdaki uğultuyu kendi sesi ile doldurmuştu. Zincirler üzerime daha çok baskı uyguladı. Annemin sesi çıkmayan çığlıklarımın arasına karıştı. Sesi artık çok uzak geliyordu. Sesinin varlığını,annemin varlığını hissetmek artık çok zordu...
Boğazımında zincirlere kurban gideceğini anlamak çok uzun sürmedi. Artık annemin sesini hiç duyamıyordum. Zincir boğazıma ellerin yerine gelmiş gibi yapıştı. Etrafımdaki karanlık beni daha çok sıkı sıkıya sarmalamaya başladı. Ölmem için direniyordu.
Bende ölmemek için...
Hayır ölmek istemiyordum...
Annemin nerede olduğunu bilmeden karanlığın arasından kopmak ve annemin kollarını etrafıma sıkı sıkı sarıp bir daha beni bırakmaması için var gücümle zincirleri zorladım. Adeta derime yapışmış gibi beni bırakmıyorlardı.
Annemsiz, babamsız bir dünyada olmak istemiyordum. Daha 12 yaşında sevdiklerime veda etmek istemiyordum. Ben yeryüzünün en soğuk olan yerine, karanlık soğuk toprağın altına girmek istemiyordum. O soğuk toprağın sevdiğim insanların gözyaşlarıyla ıslanmasını istemiyordum.
Ben, ben YAŞAMAK istiyordum...
Bir zincirin bedenimden sökülerek koptuğunu hissettim.
Ben hayatımı sevdiklerimle geçirmek istiyordum...
Bir zincir daha bedenimden büyük bir çınlama yaratarak parçalara ayrıldığını hissettim.
Ben her sabah uyandığımda gökyüzünün maviliğinin beni selamlamasını istiyordum...
Bir zincirin bacaklarımdan sökülerek karanlığın içinde kaybolduğunu hissettim.
Ben her gün güneşin bedenimde yaratığı sıcaklığı hissetmek, her gün batışını izlemek istiyordum...
Bir zincirin daha bir uvuzumdan koparak karanlığı boyladığını acılarımın arasından hissettim.
Ben birine aşık olmanın ne demek olduğunu merak ediyordum. Nasıl hissettirdiğini bilmek istiyordum...
Omuzlarıma baskı uygulayan bir zincir derimden sökülürcesine parçalara ayrıldı.
Ben mezun olmak istiyordum. Ailemi gururlandırmak istiyordum...
Bir zincir daha beni sarmaladığı yerden ortadan ikiye bölünerek parçalandı.
Her gece annemi sıcacık yatağının içinde annemin bana bahşettiği kalbimi ısıtan sıcacık öpücüklerini hissetmek istiyordum...
Boğazımdaki zincir binlerce parçaya ayrılarak beni yok eden bütün çınlamaları ve karanlığı üstümde topladı. Aniden her şey aynı anda patlayarak yok oldu. Etrafımdaki bütün karanlık çınlamalarla beraber yok olmuştu. Sanki içime su serpilmiş gibi hissettim.
Birden dikkatim evin içine odaklandı. Her yer katliam çıkmış gibi dağılmıştı. Zeminde etrafımda gördüğüm tuhaf bir çember ile gözlerim yerinden çıkacakmış gibi açıldı. Etrafında daha önce hiç görmediğim yazılar vardı. Dairenin etrafına tuhaf tuhaf semboller çizilmişti. Birden kalbim olayı yeni anlamış gibi hızlıca atmaya başladı.
Bu yazılar kanla yazılmıştı...
Hemen annemi bulmak için her yere gözlerimle taradım. Ne kadar zincirlerden kurtulsamda hareket edemiyordum. Gözlerim sürekli bana ihanet ederek kapanıyordu. Arkamı döndüğümde yüzüme bir tokat yemiş gibi oldum. Annem gözleri açık olsada başka evrenlere dalmış gibi beni görmeden sadece zemine bakıyordu. Delirmiş gibiydi.
Elleri...
Kan gölüne dönmüştü.
Sadece bir şeyi var gücüyle fısıldıyordu
"Cehenemin yedi zincirinden kimse kurtulamaz"
Anneme var gücümle seslendim
"Anne buradayım"
"Anne yanındayım"
Annem birden delirmiş gibi bana dönerek inanamazmış gibi gözlerini iki kez açıp kapatı. Sonunda kendine gelmeye başlamıştı.
Benden çok uzakta değildi. Hızlıca başımın deli gibi dönmesini umursamayarak ayağa kalktım. Annem hala şokun etkisinde olmalıki yavaş yavaş ayağı kalkabiliyordu.
Tam anneme doğru ilerliyordumki etraf daha fazla dönmeye başladı gözlerim istemeden de olsa beni karanlığın içine sürükleyerek kapandı...
...
Gözlerimi aydınlık bir odanın içinde açtım. Ne ara bu odaya gelmiştim böyle. En son anneme doğru yanına gitmek için ilerliyordum. Gerçekten burası neresiydi böyle. Bu odayı daha önce hiç görmemiştim. Üzerimdeki kanlı kıyafetlerde artık yoktu. Vücudumda tek bir kan lekesi bile kalmamıştı. Geceliklerimin içinde sanki normal bir şekilde hepsi bir rüya gibi uyanmıştım. Annemi koltukta uyuduğunu görünceye kadar...
Annemi uyandırmamaya çalışarak üzerimden bembeyaz olan yorganı sakince kenara atarak oturur pozisyona geçtim. Acaba ne zamandır uyuyordum. Sesiz adımlarla yerimden kalkmaya çalışıyordum ki annem birden kabustan uyanmış gibi aniden gözlerini açtı. Benim uyandığımı görüşüyle göz bebekleri aniden canlanarak büyüdü. Hemen dayanamayarak kollarıma onun boynuna sıkı sıkı sardım. Annem daha fazla karşılık vererek kemiklerimi kıracakmış gibi sımsıkı sarıldı. Anneme her sarılışımda kolları arasında huzur içinde hissediyordum. Varlığı benim için bir panzehirden farksızdı...
Annem bir süre sonra sakince benden ayrıldı. Yüzümü eskiden sıcacık olan ama şuan bir buz küpünden farksız olan yaralı ellerinin arasına aldı. Yüzüne baktım bakışımla şok oluşum bir oldu annem bütün gözyaşlarını döküyormuşçasına ağlıyordu. Mutluluktan mı yoksa başka bir şeyden mi ağladığını anlayamıyordum.
Hemen geceliğimin koluyla tüm gözyaşlarını silmeye başladım.
Titreyen bir sesle "anne neden ağlıyorsun bak buradayım" dedim.
Annem daha çok ağlamaya başladı. Her ağlayışında içim acıyordu. Ağlamasını istemiyordum. Hemde benim yüzümden ağlamasını hiç istemiyordum. Annemin benim için her göz yaşlarını yanaklarından aşağı süzülürken gördüğümde kendimden nefret ediyordum.
Bir kez daha yalvarırcasına "anne lütfen ağlama. Sen hep gül" dedim. annemin yüzünde minik bir gülücük oluştu.
Bir kez daha beni kendine çekerek bütün sıcaklığını hissettirecek şekilde sarıldı. Bir süre daha öyle kaldık. Beni kendinden ayırarak yanağıma minik bir öpücük kondurdu.
"Seni çok seviyorum kızım sakın unutma"
"Tabikide biliyorum anne ben de seni çok seviyorum"
Anneme kaç gün uyuduğumu sormak için tekrar ağzımı açacaktım ki annem aniden sanki anlamış gibi araya girerek ağzımı tekrar kapatmama neden oldu.
"Kızım dört gündür aralıksız uyuyorsun"
"Nasıl!! dört günden beri aralıksız uyuyorum" şok geçirdim nasıl dört gündür aralıksız uyuyabilirimdim.
"Dört günden beri sana iğnelerle yemek takviyesi yaptım"
Aklımı binlerce soru kurcalayıp duruyordu. Adeta beynimi yiyip duruyorlardı. En son dayanamayarak anneme beynimi kurcalayan soruyu pat diye sordum "Anne babam nerede?" Benim böyle bu durumda olduğumu duyuşuyla hemen gelmesi gerekirdi. Bana hiçbir şey olmasına izin vermezdi.
Annem biraz sıkılgan bir şekilde sorumu cevapladı " Baban bir haftalık başka bir ülkede iş gezisinde olduğundan hiçbir şey bilmiyor"
Birden ağazım açık kaldı beynim donmuştu. Nasıl annem babama anlatmazdı. Sakladığı bir şey varmış gibiydi. Annem boşlukta kaldığımı fark ederek açıklama yapmaya başladı.
"Bugün yaşananlar ikimiz arasında kalacak tamam mı?"
Neden şimdi böyle diyorduki?
"Nedenki anne"
"Kızım bilmediğin o kadar çok şey var ki ama merak etme sana hepsini anlatacağım. Sadece bana söz ver bu olanlardan kimseye bahsetmek yok tamam mı"
Hala anlamıyordum neden bahsetmemem gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu ama söz vermekten başka bir çaremde yoktu.
"Söz veriyorum"
Sözler her zaman tutulmalıydı yoksa annem büyük bir acıyla karşılaşacağımı söyleyip dururdu.
Annemin yüzündeki endişe biraz olsun azalmıştı. Bana dönerek
"Hadi kızım yemek yemeye gidelim" dedi.
"Önce bilmediğim şeyleri bilmek istiyorum"
diyerek inatçılığımı ortaya çıkardım.
Annem yumuşak bir sesle
"Kızım daha yeni uyandın gel önce yemeğimizi bir yiyelim sonra her şeyi konuşacağız"
Daha çok inat ederek "ama ben şimdi öğrenmek istiyorum anne lütfen söyler misin" yavru köpek bakışı atarak anneme bakıyordum.
Ama annem bir türlü duruşundan taviz vermiyordu.
"Hayır önce yemek"
"Anne lütfen anlat. Anne şimdi anlat bak ben gerçekten aç değilim şuan oldukça iyiyim"
Annem bir kaç dakika öylece bekledi. En son inadıma dayanamayarak yanıma yatağın kenarına doğru oturdu. Derin bir iç çekti. Gerginlikle anlatmaya başladı. Anlatmaya başlamasıyla kalbim yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı.
"Çok eskiden sadece tanrılar yaşarlarmış. Bir gün hepsi birleşerek evreni oluşturmuş. Bunların arasında canlıların yaşayacağı bir boyut oluşturulmuşlar adını Dünya koymuşlar ama zaman geçtikçe sadece canlıların yaşayabileceği bir boyut ile yetinmeyip yeni bir boyut oluşturmak istemişler. İnsanların aralarından her bir tanrı kendi varisini seçmiş ve seçtiği varislere güçlerinin bir kısmını bahşederek yeni bir boyut varislerin temeli ile kurulmuş. Boyutun adına Fomus konulmuş. Bu boyut dünyanın boyutundan tamamen farklıymış. Burada yaşayan varlıklar büyülüymüş. İnsanlardan çok farklılarmış."
Neden bu hikaye bana bu kadar tanıdık geliyordu ? Kafam çok karışmıştı resmen alak bulak olmuştu nereden tanıdık geliyordu bunlar bana. Annemin gözlerine doğru döndüm. Annem sadece yüzüme bakarak gülüyordu. O an kafamın içinde aniden anılarım canlandı. Annem devam etti.
"Sana gece yatmadan önce anlattığım masalları hatırlıyor musun?"
Dört yıl önceye kadar her gece dinlemek için yanıp tutuştuğum masaldı bu. Bu nasıl olabilirdi annem bana masal anlatmaya başladığından beri sıklıkla sekiz yaşıma kadar bana bu masalı severek anlatırdı. Bende her seferinde severek dinlerdim. Bunun benim gerçekliğim olduğunu bilmeden...
Şoktan dilim tutulmuştu konuşamıyordum.
Annem sessizliğimin arkasından bir şey çıkmayacağını anlayarak anlatmaya devam etti.
"Büyü kullanabiliyorlarmış. Tabiki varislere göre büyü güçleri bir hiçmiş. Her şey mutlu mutlu giderken varislerin arasında rekabet başlamış. Bütün varisler kendilerini tanrı gibi üsten görmeye başlamışlar. Tanrıların onlara bahşettiği güçlerin tam tersini kullanarak ölümlere yol açmışlar. Bütün bir boyutu ölüme kadar sürüklemişler. Bütün hepsi güçlerini iyilik yerine kötülük üzerine kullanmaya başlamış ve sonunda tahmin edilebilirki tanrıların gazabına uğramışlar. Tanrılar ölümsüzlüklerini almayarak onları sonsuza kadar sürgün etmiş ama sonra Tanrılar varislerden geri aldığı güçleri dengesiz kötücül bir şekilde kullanmaya başlamış. Varisleri yaptığı gibi. Her biri kendi arasında en iyi tanrının kendisi olduğunu iddia etmiş. Taki evrenin düzeni tamamen bozulana kadar. Her şey birbirine girmiş. En son Tanrılar hatalarını kabul ederek kanları üzerine yemin etmişler. Biri hariç. Şuanki adı ölüm olarak anılan tanrı hariç. Bu tanrı diğer tanrılar tarafından lanetlenmiş. Sonra bir daha kimse o tanrıdan bir iz bulamamış. Bunun üzerine tanrılar Fomus boyutuna bağlılığını göstermek için Dünya'nın iki ucuna Dünya ile Fomus arasındaki düzeni korumak için iki şirket kurmuş ve Fomus boyutuna varis değil de bir kral adamış. Bu kralın hangi şirketten olacağını belirlemek için çeşitli yöntemler uygulanırmış. Bir kralın belli bir seneden daha uzun süre tahta kalması yasakmış. Bu yüzden ondan sonra doğacak çocuğunun soyundan kral ya da kraliçe seçilerek ilerlermiş"
Annem masalın bu kısımlarını küçükken anlatmamıştı sadece üzerinden anlayabileceğim şekilde geçmişti. Ama bunun benimle ne ilgisi vardı ki. Annem düşüncelere daldığımı fark ederek solgun bir sesle devam etti.
"Sende büyülü bir boyuttan gelen tahtın gelecekteki kraliçeçesisin"
Bu nasıl olabilirdi nasıl ben bir taht adayı olabilirdim ki bunun imkanı yoktu değil mi? Taş gibi donmuştum hala aklım almıyordu hem büyülü bir soydan geliyordum hem de kraliçe mi olacaktım. Gerçekten sanarım bu aralar fazla hayal kurmuştum. Kabullenemiyordum nasıl birden böyle bir şey oluyordu. Karanlıklığın içine düşmüştüm ve şimdide bir türlü kuyruğumu kurtaramıyordum...
Her şeyimin bir yalan üzerine kurulduğunu fark edene kadar...
Bölüm etkileşimi
