7. bölüm · GÖLGELERİN SAVAŞI - son oyun

6. Bölüm: Baltanın hesabı

Gülnaz Demirhan

Bazenleri ölüm bedensel olarak gerçekleşir
Bazenleri ise ruhsal olarak gerçekleşir...
Emre karan çelik ruhsal, abisi kerem bedensel olarak öldü...
Emre karan çelik.
Hayat benim için sanki gölgenin arkasında saklanan siyah bir perde gibiydi.
Ve o siyah perde, hiç bir zaman gölgelerin dışına çıkmamış, hayatı hep siyahlardan ibaretti.
O perde, hayatında hiç güneş ışığı görmemiş adeta gölgelerden beslenmiş.
Ve perdenin çıkışı olmadığı halde hep o gölgelerden kurturmak istiyor, gölge olmanın acısını çekiyormuş.
İntikam almak ancak gölgelerde olduğu içinde bir türlü alamamış.
İntikam ise benim için, kaçınılmaz bir kelimeydi.
Ben emre karan çelik kadeşim ve abim intikamını almak için on dört yıldır intikam olayları planlıyor, her zaman başarısız çıkıyordum.
Ben emre karan çelik kim miydim?
Ben gölgelere hükmeden, mafyaların bile adını fısıldayarak, örgütlerin yanıma bile yaklaşmayacak, herkesin beni tanıdığı ve korktuğu o karanlık isimdim.
Bazeneleri pislik bazenleri ise gerçekten bir insan oldum.
Bazenleri ise hata yaptım.
Bazıları beni affetse bile ben kendimi asla affetmeyecek biriydim işte.
Öyle kötü, karanlık bir hata yaptım ki, hata yaptığım halde bile o insan beni affetti ancak ben hâlâ kendimi affetmedim...
20 YIL ÖNCE.
Hepimiz aile sofrasında oturmuş, yemek yiyorduk.
Karşımda bir ablam ve bir abim vardı.
Abim, kerem ve kardeşim, idil.
Benim yanımda kimse oturmuyordu çünkü annem ve babam benim yanıma kimseyi otturturmuyor sebebini bilmiyorum ama annem ve babam genel olarak beni sevmiyordu.
İdil ve keremi bunun içine katmıyorum tabiki her gün benimle oyunlar oynuyor, oyuncaklarını benimle paylaşıyorlardı.
"Ye artık yemeğini seni bekleyemeyiz Emre ya iki dakika içinde o tabaklarını bitirirsin ya da iki gün boyunca akşam yemeği yok sana." diyen annemi duyduğumda hızlıca kaşığı elime aldım ve koca iki tabağı bitirmeye çalıştım.
Bilerek mi çok doldurmuş ceza almam için yoksa biraz kilo almak mı hiç bir zamam anlamamıştım.
"Kerem nasılsın oğlum?"diye sordu babam.
Kerem elindeki kaşığı bırakıp, babasına baktı.Göz kıpıştırıp, "İyiyim babacığım.Bana aldığın oyuncakları hep oynuyorum çok güzeller"dedi.Babam, keremin saçını okşayıp, alnından öptü.Gurur duyarak, "Aferim benim oğluma."dedi.
Sonra idile baktı.Ama kereme baktığı gibi sevencen gözler ile değil tiksinerek bakıyordu."Sende biraz büyü seni bir işe koyuçağım.Okuyup ta noluyor.Bize bir faydan olsun." Bu esnada bana da baktı.
Her zaman ki gibi tiksinerek ve iğrenerek.
"Bunuda seninle birlikte gönderirim.Abi kardeş bir işe yarayın."deyip çorbasını içmeye başladı."Emre iki dakika doldu ve sen hâlâ yemeğini bitirmedin.Hemen tabaklarını ver ve iki akşam boyu yemek yemeden duracaksın."dedi.Yemeğimde kalan o çorba ve makarnaya baktım.Canım çekiyordu ama annemin dediğini yapmasamda şiddete uğrayacağımı biliyordum.
Minik ellerimle zar zor tabakaları aldım."Al anne"dedim o ince ses sesim ile.
Annem bana bir an sorar gibi baktı daha sonra tabakları elimden aldı.
Masaya hâlâ oturup durdum.
Ben hariç herkes yiyyordu annem niye sadece beni cezalandırmıştı?
Anneme döndüm oda yiyordu."Anne ama siz hâlâ yiyprsunuz benim yememde de bir sorun olmaz ki"dedim masumca.
Annem o sinrli gözlerini bana dikti.
"Bana karşı mı geliyorsun?"diye sordu.
Annem sinirlenince çok korkunç oluyor ve ben onu ister istemez bir canavara benzetiyordum
"Ne o korktun mu? Yoksa beni yine bir canavara mı benzettin?"dedi gülerek.
Cevap vermedim çünkü cezamı iki katına çıkartabiliyordu.Masadan kalkmadan onları izlemeye başladım.Kardeşim idil, yemek yemiyor bana üzüntüyle bakıyordu."Anne ben kendi yemeğimi emre ile bölüşebilir miyim?" diye sordu masumca.Annem bir an idile boş boş baktı."Neden?"dedi annem.İdil'in mavi gözlerinden iki yaş süzüldü."Çünkü o hep aç kalıyor ve hastalanıyor.Daha doymadı."dediğinde benim de yeşil gözlerimden yaş süzüldü.Annem reddedecekti ancak babam ondan önce davrandı."İyi ver bakalım.İlk ve son bu."dediğinde idil gülümsedi.Tabağını alıp, yanıma geldi ve yemeğinin yarısını benim tabağıma koydu."Afiyet ol-"
Devamını getiremdi çünkü silah sesleri evin koridorlarında korkunça yankılandı.İdil çığlık attığında, sandalyeden korkuyla kalktım.
"Kerem oğlum yanıma gel."diye bağırdı annem.Babam, annem ve kerem bir yerde toplandı ben ve idil bir yerde.Annem, babam ve kardeşim tam bizi yalnız bırakıp kaçacaklardı ki odaya bir sürü silahlı adam girdi."A-abi bunlar kim?"dedi idil korkuyla.
Hemen idilin sarı saçlarını sevgiyle okşadım.
"Korkma.Giderler şimdi ve biraz sonra oyun oynamaya da gideriz.Sakin ol sen yeter ki."
deyip onu rahatlamaya çalıştım.
Başaramadım...
Adamlar annem ve babamın tam alnına sıkıp, canice öldürdü.Kerem çığlık atıp, yanımıza koştu.Korkuyla yerde cansız bendenle uzanan insanlara baktım.
Neden üzülmedim onlara?
Neden ağlamadım?
"Sen."dedi adam beni göstererek.
Yanıma gelip beni aldı.Elime koca bir balta verdiğinde şaşkınlıkla bakakaldım.
"Kardeşlerinden birini öldürecek, birini yaşatacaksın hadi."dediğinde gözlerim kocaman açıldı.
Ben daha on yaşındaydım.Bir kardeşimi nasıl öldürcektim?
Kafamı iki yana salladığımda adam yanağıma şiddetli bir tokat vurdu.Tokatın etkisiyle başım döndüğünde, "Yapmak zorundasın.Birini seç çocuk hemen!"diye gürledi.İlk defa bu kadar şiddetli bir ses duymuştum.Annem ve babam bile bana bu kadar bağırmamıştı."Yapamam."dedim sessizce.Adam derin nefes aldı."Beni öldürün.Onları öldürmeyin beni öldürün"dedim bir çare gibi.Adam kafasını iki yana salladı."Anlaşıldı sen seçemeyeceksin...kadir şu kızı öldür hemen"diye bağırdığında refleks olarak "Hayır idili öldürmeyin...şu erkeği keremi onu öldürün"diye kelimlere dudaklarımın arasından kayıp gitti.Adam bana baktı."Tamam.Şu keremi getirin çocul öldürecek."dedi bu seferde.
Kerem gelememek için kaçmaya başladığında, adam onu tutup benim tam karşıma getirdi.İdile baktığımda orada çökmüş sessiz sessiz ağlıyordu.
Kereme baktım oda ağlıyordu."Hayır yapma emre.Her gün sana oyuncaklarımı verdim yetmez mi? Beni kurtar sana bütün oyuncaklarımı veririm.Yalvarırım kurtar beni.Henüz çok küçüğüm ölmek istemiyorum."diye bağırarak ağladı.Tekrar idile baktım bana ağlayan gözler ile bakıyordu.Ağlamaya başladım."Hadi çocok yap artık şunu.Zor değil sadece baltayı istediğin yere batır."dedi.Dolan gözlerimle kereme baktım.Adam onu tutmuş, kaçmak için çırpınıyordu.Kerem daha on iki yaşındaydı...
Baltayı yavaş yavaş kaldırdığımda, "Hayır yapma emre."diye haykırdı kerem tekrar.
Bende hıçkıra hıçkıra nefes almadan ağladım."Sana söz abi.Seni öldüreceğim ama intikamını alacağım."dedim ikimizin duyabileceği bir ses ile.Kerem bir an durdu.
Ağlaması durdu, çırpınışları kesildi.Kafasını yavaşça eğip, gözlerini kapattı.
"Tamam.Beni öldür ama intikamımı al.
Belki öbür dünyada tekrar üçümüz oyuncaklarımızı paylaşırız.Acının tadını bilmiyorum ama şimdi öğreneceğim. İdilide iyi bak. Gökyüzünde görüşürüz Emre. Görüşürüz kardeşim."dedi.
Ama bu konuşması sanki bir veda konuşması gibi yapmıştı...
Başka nasıl yapacaktı ki?
Baltayı yavaş yavaş yukarıya kaldırdım.
Nasıl acıtmadan vurabilrdim?
Kafasından vurmuyacaktım.
Karnına baktım. En az acımayacak yer orası olabilirdi. Gözlerimi kapattım ve baltayı kerimin karnına batırdım." Hayır!"diye haykırdı idil.Ağlamaya başlayıp, diz çöktüm.
Gözlerimi açtığımda kerimi kanlar içimde gördüm.Yere uzanmıştı ve gözleri açıktı.
"S-seni a-a-affediyorum k-kardeşim."dedi hayatındaki son cümleyi kurarak.
Abim daha küçücüktü...
Abimi ben öldürdüm.
Ben...
Gözlerimden yaşlar akarken, ellerimle karnındaki yaraya bastırdım.Kulağımı kalbine götürdüğümde hiç bir ses alamadım.
Ama gözlerine baktığımda o yeşil gözlerini görebiliyordum.Gözleri açık ölmüştü...
Beni kaldırmadılar yerden hatta beklediler.
Zaman zaman sonra da fark ettiğim iki şey vardı.
Teninin beyaza dönüştüğü ve vücudunun yavaş yavaş soğumasıydı...