3. bölüm · GÖLGELERİN SAVAŞI - son oyun

2. Bölüm: Gözyaşların haddi.

Gülnaz Demirhan

Gözyaşların sınırı vardı ama haddi yoktu.
O gözyaşları bir sınıra otururdu.
Bir zamanlar illaki gözyaşları sınıra ulaşıldı.
Ancak haddi yoktu.
Eğer gözyaşlarınızı durduramazsınız haddini de durduramazsınız.
Malesef ki böyle bir gerçek vardı.
Kaç saattir benim uyandığımı bilmiyorlar ve odaya da kimse girmiyordu.Benim hâlâ uyuduğumu sanıyorlardı.
Saat gecenin biriydi.
Yatağa oturmuş, dizlerimi karnıma doğru çekmiş, boş boş duvara bakıyordum.
Başımıda hafifçe indirmiştim sanki önemli bir şeye bakıyormuş gibi.
Boynum çok ağrımıştı çünkü kaç saatir bilmem ama boynumu hiç hareket etirmemiştim.
Babam ölmüştü.
Evet ölmüştü.
Onlar benim babamın öldüğünü söylemişlerdi.
Nasıl öldü, kim öldürdü, niçin öldü?
Bizim asla bir düşmanımız yoktu mutlu mesut yaşayıp göçecektik bu dünyada.
Babamın durumu çok iyiydi.
Hiç bir hastalığı yoktu.
Nasıl ölmüştü bu adam.
Aklıma iki seçenek geliyordu.Fakat ikisinde mantıksızdı.
İntihar.
Trafik kazası.
İlk seçeneği eledim çünkü babam asla İntihar etmezdi. O, çok mutluydu bu dünyada nasıl İntihar etsin?
Trafik kazası ise bana çok mantıksız geliyordu.
Aklıma tek ve mantıklı bir şey geliyordu ancak bu seçenekten bile o kadar çok korktuğum için düşünmek bile istemiyordum.
Öldürülmek.
Babam birinin elinde öldürülmüş olabilir miydi?
Bazen buda bana mantıksız geliyordu çünkü kim tarafından öldülürücekti?
Gözüm doldu.
Hayır ben ondan önce de on ikiye kadar aralıksız sessizce ağlamıştım.
Ancak bir saat boyunca boş boş duvara bakıyordum.
Sallanıyor, değişik mimikler uyguluyordum.
Sanki bir kaç saat içerisinde deriliyordum.
İki elimi bacağımın arka tarafında atıp birleştirdim ve sallanmaya başladım.
Evet gerçekten deriliyordum.
Tekrar dayanamayıp ağlamaya başladım.
Gözümden yavaş yavaş yaşlar akarken, dudaklarımı sert bir şekilde ısırıyordum ki sesim çıkmasın.
Dudaklarımdan defalarca kan tadı almıştım.
Delik deşik olmuştu dudaklarım.
Boynumu arkaya doğru atıp çıtlatım.
Annemler neredeydi bunu çok merak ediyordum. Abilerim neredeydi?
Kafamı yastığa gömüp, yüz üstü yatağa yattım.
Ve ne kadar gücüm varsa bağırmaya başladım.
Bir insan bir kaç saat içerisinde bu kadar çökebilir, derilebilir, ağlayabilir miydi?
Bağırmamı kesip sesli ağlama başladım.
Gözyaşlarım, yastığa kaçarken, ellerimi yatağın kenarlarına sertçe vuruyordum.
Bir kaç dakika böyle devam ettikten sonra tekrar oturup dizlerimi karnıma çektim.
Ellerimi ise saçlarımın arasına.
Saçlarımı ne kadar gücüm varsa yoldum.
Tam yarım saat boyunca saçımı yolup, kendimi tokatladım.
Durmadan, usanmadan aralıksız bir şekilde kendime şiddet uyguladım.
Daha sonra gücüm kalmayınca tekrar boş boş duvara bakmaya başladım.
Çok zaman geçmeden kapı çalınmadan açıldı.
Kafamı kaldırmadım, bakmadım.
Boş boş duvara bakıyordum.
"Hakan bey, hastamız uyanmış bir bakar mısınız?"dedi ince bir kadın sesi.
Bu kadın bir hemşireydi çünkü hakan doktoru çağırmıştı.
Hemşire odaya girip yerde ezilen seruma baktı.
Daha sonra ise şaşkınlıkla bana baktı.
Kaşlarını istemsizce çatıp"Bu serum neden yerde?"
Bakışlarımı duvardan ayırıp kızaran gözler ile hemşireye baktım.
Sonra ise yerde ezilmiş olan serumu baktım.
Omuz silktim."Bilmiyorum."dedim umursamaz bir ses tonu ile.
Hemşire bir kaç dakika bana inanmaz gibi baktığında derin bir nefes verdi.
Serumu yerden alıp çöpe attı.
Yeni bir serumu alıp bana elini uzattı.
"Kolunuzu uzatır mısınız?"
Bu sefer derin nefes alan ben oldum.
Boynumu tekrar çevirip hemşireye baktım.
"İstemiyorum."dedim tek bir kelime ile.
Hemşire anlamsızca bana baktı.
"Henüz iyileşmediniz.İyileşene kadar serumunuzu çıkartmamanızın lazım.
Şimdi kolunuzu bana uzartır mısınız?"
Kafamı yukarıya kaldırıp, ofladım.
Tekrar hemşireye baktım.
"Ben kendimi şuan iyi hissediyorum hemşire hanım.O şeye ihtiyacım olduğunu düşünmüyorum."
Hemşire boynunu bir kaç çıtlattı ve bana baktı."Lütfen zorluk çıkartmayın.Halinizden belli daha iyileşmediniz çok kötü gözüküyorsunuz.Kolunuz eğer şimdi uzatmassanız gerekeni yapmak zorunda kalacağım."dedi kendinden emin bir ses İle.
Bu kadın kime güveniyordu böyle?
Umursamaz bir şekilde omuz silktim.
Hemşire derin nefes verdi ve kafa salladı.
Bir kaç saniye sonra ise odaya doktor bir adam geldi.Benim yanıma gelip konuştu.
"Evet, nasılsınız?"diye sordu.
Küçük sesli bir nefes verdim."İyiyim."
Doktor gülümseyerek kafa salladı.
"Hakan bey, hastamız serum takmamak için kendini zorluyor.İlla takmayın diye söylenip duruyor.Oyasaki daha yeni uyandı.Kesinlikle durumunun çok kötü olduğu yüzünden belli oluyor.Bir şeyler yapamaz mısınız bu kadın için?"dedi o kadın Hemşire.
Derin bir nefes verdim.
Bu kadın haddini aşmıştı.
Hakan, bana anlamaz gibi baktı.
"Doğru mu söylüyor hemşire?"dediğinde kendimden emin bir ses ile kafa salladım.
Bir an Hakan benim kolumu tuttuğunda bir hemşire daha odaya girdi. İkiside benim kollarımı tuttuğunda kendimi asla haraket ettiremiyordum."Napıyorsunuz kendinize gelin.Bırakın beni derhal!"diye bağırdım.Odanın kapısı açıktı ama kimse duymuyordu.
Görende kadını öldürüyorlar sanacaktı ama benim istemediğim bir şeyi bana yaptırmazlardı.
Kadın Hemşire sinsice güldü.
Kendi istediği bir şey olduğu için zafer gülüşü ile gülüyordu.
Hepsini geçtim bunu bana yapma hakkları yoktu. Abi deliler hastanesinde miyim ben?
Şuan ben yanlış yerdeyim.
Kimse benim istemediğim bir şeyi bana yaptıramazdı!
"Noluyor burada doktor."
Kalın ve bir o kadarda gür olan erkek sesi duyduğumda kafamı kaldırıp adama baktım.
Bu...
Bu adam o mafya lideriydi.
Hadi ama kurtarıcı bu olmasın.
Abim gelsin.
Abim neredeydi ki?
Doktorun elindeki kolu bir anda gevşedi adama baktı.
Bir başkan görüyormuş gibi gözleri kocaman açıldı.
Ellerini önünde birleştirip adama baktı.
"Hastamızın koluna serum takıyorduk efendim."
Ne'efendim' mi dedi bu doktor.
Koskocaman cerrahtı bu adam be!
Ben olsam karakterimden utanırdım ama şuan keyfim yerindeydi.
Adam kaşlarını çattı."Kollarını tutup mu?"dediğinde doktor korkudan ne yapacağını bilemediğim için o kadın Hemşire özgüvenle konuştu."Hastamıza bir zarar vermeği düşünmüyorduk efendim.
Ama bunu bize yapmayı hastamız zorladı.
Kendisi serumunu çıkartıp yere atmıştı.
Ve üstüne ezmişti
Daha yeni uyandı ve durumunun çok kötü olduğunu biliyoruz.Yüzüne baksanız bile çok kötü bir halde olduğunu görebilirsiniz.Eğer şuan serum yapmazsak kendini iyi hissetmeyebilir"
Ah şuan bu kadını öldürmek istiyordum!
Sana ne be benim canımdan!
Adam bir kaç saniye hemşireye baktı.
Daha sonra ise yatakta oturan bana baktı.
Tekrar hemşireye baktı."Onu zorlayabilme imanını size kim verdi? Ona hangi hakla zorla bir şeyler yaptırmaya çalışıyorsunuz.
İstemiyorum diyorsa yaptırmayacaksınız!
Hemde zorla yaptırıyordunuz ha?
Sakın bir daha bu odaya giricez demeyin yoksa leşinizi bu odaya sererim!"
Tamam açıkça söylüyorum bu kadarını bile ben beklemiyordum.
Ve bunları söylerken ise sinirini gizlememişti.Hemşire tam karşı gelecekti ki
"Duydun"dedim hemşireye bakarak.
Hemşire benim sesimi duyduğunda boynunu hafifçe çıtlatı.Gülümseyemeye çalışarak"Tabi efendim.Bir daha bu odaya adımımızı bile atmayız."dedi ve adımlarını kapıya doğru attı.Çok geçmeden ise odadaki bütün doktor ve hemşireler çıktı.
Odada bir tek o adam ve poğaçacı adam kaldı.Bir kaç saniye ayakta durdular daha sonra ikisde bir sandalyeye oturdu.Boş boş birbirimize baktığımızda poğaçacı adam,"Naber teyze " dedi sırıtarak.Bu cümleyi duyduğumda kafamı eğip gülmeye başladım."İyiyim poğaçacı çoçuk"dediğimde oda sesli bir kahkaha attı."Sahi ya sizin gerçek isimleriniz nedir?"dedim ikisinde bakarken.Lider, "Ben emre karan çelik."burada sırıtıp, poğaçacı adama baktı. "Bu poğaçacı adam ise Serkan çetin."dedi.
Artık isimlerini bildiğim iyi olmuştu çünkü iki de bir lakap takmak zorunda kalıyordum."Bende Neris lâl korkutay.Tanıştığıma memun oldum."
Serkan yüzünü buluşturdu. "Lütfen şuan ilk okul tanışmasını gerçekleştirmeyelim."
Hem emre hemde ben sesli bir kahkaha patlattık.
Bunu sadece ben mi bilmiyorum ama her tanışma fırsatında ben onlara nereli olduğunu söylerdim."Acaba siz nereliydiniz?"
dedim cesaretimi toplayarak.Tamam belki bunu söyleme hakkım yoktu ama bu soruyu sormadan yapmazdım.Emre tebessüm etti. "Ben Rizeliyim."dediğinde kafa salladım.
Serkan,"Bende bartınlıyım uşağum."dediğinde gür bir kahkaha attım.
Burada şive kullanması çok iyidi.
"Tamam şimdi sizde benim nereli olduğumu tahmin edeceksiniz hadi bulun."dedim heyacanla. Serkan merakla,"Gümüşhane. "dedi.Kafamı olumsuz bir şekilde yana doğru salladım."Zonguldak."dedi Serkan."Hayır değil."
Serkan derin bir nefes aldı."Trabzon mu uşağum nedir senin memleketin"
Bir ip ucu verdim "Karadeniz bölgesinden değilim.Güney doğu Anadolu bölgesindenim."dediğimde Serkan dudaklarını üzgün bir şekilde büktü."Ah be dadaşız sandım."dediğinde bende umutsuzca dudak büzdüm.
"Mardin."
Şaşkınlıkla emre ye baktım.
Nasıl bu kadar hızlı bulmuştu?
Şaşkınlıkla gözümü kocaman açtım."Nasıl buldun?"
"Konuşmandan."
"Ne varmış benim konuşmamda"
"Şive"
"Ne şivesi?"
"Kürt şiven var işte neris."
"Hayır benim Kürt şivem yok"
"Hayır var."
"Yok"
"Var"
Şaşkınlıkla "yok"diye bağırdım.
Ama gerçektende benim Kürt şivem yoktu.
"Ben o kadar iyi türkçe konuşurum ki insanlar benim ya ege tarafından sanar ya da Karadenizli sanar.Ama sen direk Mardin dedin.Nasıl buldun söyle çabuk."
Emre tebessüm etti."Neris senin gerçekten de Kürt şiven var."dedi.
Derin bir nefes verdim ve boynumu çıtlattım.
"Bak emre bey. Benim Kürt şive-"
"Neris sana yemin ediyorum ki senim şiven var.Belki sen anlamıyorsun ama ben veya senin dinleyen insanlar şiven olduğunu anlarlardı."
Merakla, "Serkan niye bilmedi o zaman."dedim elimle serkanı göstererek. Serkan gülerek"Ben tam Mardin diyecektim ki emre abi dedi neris."
Gözlerim kocaman açıldığında pes ettim.
Konuşmadım.
Bu bana yakışmazdı ama ben gerçekten bir adama ilk kez pes ettim.
Saat şuan iki buçuk falandı.
Ve ben kendimi çok iyi hissediyordum o yüzden yarın çıkarım diye düşünüyordum.
"Ben yarın bu hastaneden çıkacağım haberin olsun...Ve bu arada benim kapıma bir aile gelip beni sordu mu?"dedim umutla.
Ailem gelmemiş olamazdı değil mi?
Babam...babamı unuttumuştum.
Belki babamın yanındalardı kim bilir.
Emre kaşını çattı."Hayır sormadı."dediğinde derin bir nefes verdim."Tamam."dedim.
"Normlade bir insan için bu kadar erken çıkılmazdı hastaneden ama sen istiyorsan ben seni yarın eve bırakırım."dedi.
Gerçekten hayır gerek yok ben kendim giderim demek isterdim ama bu halde dışarıya bile adım atamazdım.Param da yok tu ki taksiye bineyim.Kafa sallamak la yetindim sadece.Yerlerinden kalktılar ve dışarıya tam çıkacaklardı ki"Hey emre."dedim.Emre ve Serkan bana baktığında tedirginle konuştum."Bir kız var.İsmi ece onum durumu nasıl?"dediğimde Serkan gülümsedi."Merak etme teyze.İki güne kalmaz oda bu hastaneden çıkacak.
Yani uyandı haberin olsun."
Ona minnetle gülümseyip kafa salladım.
Odadan çıktıklarında oda da tekrar yapayalnız kaldım.
Ve yapayalnız uyudum.
Sabah 12.43.
Üstüme bir kazak ve pantolon giydim.Son olarak ise ceketimi yatağın üstünden aldım.
Elimde veya kolumda bir hasar yoktu ama her iki bacağım çok kötüydü.
Ceketi giyip telefonumu aldım.
Telefonumu bu sabah Serkan getirmişti.
Tamam çatısma esnasında ekranı kırılmıştı ama kullanabiliyordum.Her adım attığımda bacaklarım haddinden fazla acıyordu.
Öyle acıyorlardı ki acıyı bile düşünmek istemezdiniz ama ben bunlara biraz bile alışık olduğum için umrumda olmadı.Kapıyı açtığımda sandalyede oturan emreye baktım.Beni bekliyordu.
Ayağa kalkıp yürüdük.
Bir arabanın önüne geldiğimizde ben ön koltuğa, emre ise sürücü koltuğuna oturdu.
Arabayı çalıştıana kadar hiç konuşmamıştık.
"İstiyorsan şarkı aç."dediğinde telefonunu elime verdi.
Evet şarkıları çok severdim.Ve şarkı söylemeyi.
Hemen akıma gelen en sevdiğim kürtçe şarkıyı açtım.Açtığım ana gülümsemeye başladım.Şarkı sözleri arabanın içini doldurduğunda emre,"Kürtçe mi bu?"diye sordu.Gülümseyerek "Evet Kürtçe.Güzel mi nasıl şarkısı ben çok severim."
Emre sola doğru sürdüğünde bana baktı bir kaç saniyeliğine."Evet güzel.Ama keşke anlamını bilseydim."dediğinde bende kafa sallamakla yetindim.
Şöyle diyordu o büyüleyici şarkı sözleri,
Digerim nagerim,
Ez te nabûnim lo,
Ber sekeratâ me,
Ez bu hal dinalim lo,
Şev û roj li min tarî,
Xewna digerim lo.
Böyle devam ediyordu şarkı.
Çok severdim bu şarkıyı her gün açardım.Bu kürtçe şarkının ismi ise dıgerim nagerimdi.
Şarkı bittiğinde emre telefondan bir şarkı açtı.Bu şarkının sözleri ise şöyle diyordu,
Deli olmuşum deli,
Hallalarıma baksana,
Deli olmuşum deli,
Hallarıma baksana.
Kestün selam sabahi,
Düşman miyim ben sana,
Kestün selam sabahi,
Düşman miyim ben sana.
Bu şarkı Karadeniz şarkısıydı.
Ama güzeldi bir yere kaydedeyim de sonra dinlerim diye telefonumu aldım."Şarkının ismi ne"dediğimde emre, "Deli olmuşum."dedi.Deli olmuşum diye mırıldanarak kaydettim.
Ben kürttüm,
O Karadeniz.
En çok anlaşılmayacak ikililerden birileri bir Karadeniz ve Kürt kişiliğidir.
İçimden bir his diyor ki ya çok iyi anlaşacaksınız yada hiç anlaşamayacaksınız.
Deli miyiz biz uşağum neden anlaşmayalım.
Düşman mıyız biz anlaşamayacağız lo...