(1)

Vaveyla Yazarı: Mor Menekşe

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 3Şu an: (1)

Yalın Çelik

Herkesin cezasını çektiğini sandığımız bu dünyada, aslında kimse göründüğü kadar masum değildi. Herkes kendi sırlar denizinde en doğru olanın kendi bildiği olduğunu savunurken doğru olan pek bir şey kalmamıştı. En masum sandıklarımızı dahi kendi yalan hayatlarında kaybolmaya sürgün eden bir yerdi burası. Karanlık, sisli havası sahtelik kokuyordu. Gece ve gündüzün birbirinden ayrıldığı farklı hayatların hüküm sürdüğü yerde Aksora’ nın kasvetli sokaklarında. Ölüm sessizliğinin ardına saklanan kanlı çığlıkların hüküm sürdüğü şehirdeydim.

Gecenin geç saatlerinde tekin tiplerin dolaşmadığı bu sokaklar da günün bu saatlerinde her şey çok normaldi. Ders sonrası sokakta top peşinde koşturan çocuklar, gecelerin gülen maskesi gibiydiler. Soğuk havayı derince soluklandım, hava burada birkaç saat içinde gerçekleşecek olan kaosun habercisiydi sanki. Sonbaharın son demlerinden kalan yapraklarda ağaçları terk etmişti. Kimse bu havada kafasına siyah bere geçirmiş, siyahlar içinde kaybolmuş sokaklardan sessizce geçip giden yabancıyı sorgulamıyordu.

Adımlarım, boyaları yer yer dökülmüş, kimi yerleri yosun tutmuş eski binanın karşısında durdu. Burası sahte bir sahaf dükkanıydı. Dış görünüşte her şey bu yıkık dökük binanın kendi halinde bir ihtiyarın işlettiği, gününü geçirdiği bir yer gibi görünse de benim için bu karanlık şehrin kalbiydi.

İçeriye girdiğimde kapıya takılı zilin çalmasıyla, elindeki işe odaklanmış ihtiyar başını kaldırdı. Beni görmesiyle elindeki işi bırakmıştı, beni kızı gibi seven ihtiyarın gözleri parlamıştı. “Yalın kızım burada ne işin var? Buralar son zamanlarda hiç tekin değil gelmemeliydin.” Yine yersiz telaşlıydı beni ne kadar tanıyordu ki benim için endişelenmesi saçmaydı. Köşedeki taburelerden birini çektim oturdum. “Beni düşüneceğine biraz kendine bak burada çürüyüp gideceksin. Bir sonraki gelişimde burada olacağının garantisini dahi verebilecek durumda değilsin. Neden hala burada çalışmakta ısrarcısın anlamıyorum.”

Kalktığı masasına geri döndü bana sarılmak istediği aşikardı fakat ben onun özlem gidebileceği kızı değildim. Cebimden çıkardığım sigara paketinden bir dal çıkarıp yaktım, içime çektiğim zehirle başımdaki ağrı dağılmıştı. Usulca dumanı serbest bıraktım.

İhtiyar içeri girdiğimde bıraktığı kitabı eline geri almıştı. İnce bir işçilikle yıpranmış kitabı tekrar derleyip bozulmuş kapaklarını tamir ediyordu. Bana ne söylerse söylesin hiçbir şeyin fikirlerimi etkilemeyeceğini bildiği için susuyordu, aramızda kimsenin anlamayacağı bir bağ vardı. Fazla konuşmak zarardı ikimizde kendi pisliğimizi karşımızdakinden uzak tutmak dışında bir şey istemiyorduk. Hayatlarımızı ne kadar az bilsek o kadar az zarar görürdük.

Yaktığım ikinci sigaranın ucunu da duvara bastırıp söndürdüğümüm de konuşmaya karar vermiş olmalıydı ki tekrar elindeki işe ara verdi. “Kandemir burada sana ulaşmayı kafasına koymuş gibi. Buraya gelmemeliydin bu sefer gittiğin yerde kalmalıydın. Her yerde seni arıyor Yalın bunun için Gölge ile iletişime geçmek için uğraştığı çabayı bilsen inanamazsın. Senden ne istiyor bu adam, nasıl bir belanın içinde olduğunu farkındasındır umarım.”

Kandemir’in burada olması yeni öğrendiğim bir bilgi değildi, kendisiyle aramda lanet olsun ki koparmanın imkânsız olduğu bir bağa sahiptim. Herkesin sandığından çok daha farklıydı olaylar. Kandemir uzun zamandır peşimdeydi ben onun için her kapıyı açabilecek güçte bir silahtım beni kendisi için hazırlamıştı fakat ben ondan kaçmayı başarmıştım.
Bunca zaman hep ondan bir adım önde olmuştum. O bana ulaşmak için tüm adamların kullanıyordu fakat ben gözünün önündeydim. Ulaşmak için servetini döktüğü ben kendisiyle aramda bir adım mesafeden fazla mesafe koymuyordum.
“Sen bunları dert etmek yerine birazda kendi sağlığına mı odaklansan bu kasvet içinde çürüyeceğin konusunda ciddiyim.”

Söylediklerimi hiç dikkate almadığı belliydi. Dinlemeyeceği aşikardı, Kaptan’ın kendi bildiğini okumak dışında yaptığı hiçbir şey yoktu. “Onun burada olduğunu bildiğin halde buraya geldiysen amacın ne.” Oturduğum yerden kalkıp sağımda konumlanmış raflardaki kitaplara yöneldim.

“Hadi ama duyanda sadece kendi çıkarlarım için yanına geldiğimi sanacak. Sadece seni ziyaret etmeye gelmiş olamaz mıyım?” sözlerime karşı bıyık altından güldü. Gülüşünü gizleme çabasına dahi girmemişti. Beni yalanlarcasına baktı, anlaşılmak istemediğimde kolay kolay anlaşılmazdım. Fakat bu ihtiyara karşı yalan söylemek gibi bir derdim yoktu. Ceketimin cebindeki paketi çıkarıp, ona doğru ilerledim elimdeki paketi masada önüne bıraktım. Paketi eline aldı şeffaf paket içerisinde beyaz toz bir madde vardı. “Ne bu şimdide uyuşturucuya mı başladın. Kendine acıman yok biliyoruz da, bu ihtiyara damı acımıyorsun.”

Eğer gülebiliyor olsaydım şu an gerçek manada kahkahayı basardım. “Aklındaki senaryoları kendine sakla. Elindeki ilaç sadece psikopat hastaların kullandığı bir ilaç. Bu ilacı sağlıklı biri kullandığında, halüsinasyonlar görmeye başlar ve sen bu gece buradaki herkesin bundan içmesini sağlamalısın. Çok az bir miktar bile bizim işimizi görebilecek etkisi var. Tek yapman gereken barmenlerle iletişime geçip ilacı içeceklere karıştırmalarını sağlamak.”

“Ne planlıyorsun, herkesin bu ilacı kullanmasıyla eline ne geçecek. Kandemir tehlikeli biri bunu sende biliyorsun ve bugün önemli bir toplantı yapacağı için mekânı kapattırdı herkes ona ve misafirlerine hizmet edecek ki, sen bunları zaten çoktan biliyorsundur. Tüm adamları seni ararken senin burada olman çok tehlikeli.”

Yine kendi kuruntuları ile saçmalamaya başlamıştı. Her zaman olduğu gibi ne söylerse söylesin kendi bildiğimden şaşmayacaktım. “Sana her şeyi anlatamam bunun senin başına bela olacağı aşikâr. Her zaman söylerim uzun yaşam istiyorsan her şeyi bilmeyeceksin. Sen ilaçların içeceklerinde olmasını sağla yeter. Bilmediğin şeyler var, Kandemir’in toplantıyı burada yapması tesadüf mü sanıyorsun, Benim hakkımda ne biliyorsun ki beni sorguluyorsun. Ben senin ölen torunun değilim gereksiz duygusallıklara ayıracak vaktim yok şimdi gidiyorum ilaçları ver ve bir süre buralarda görünmesen iyi olur.”

Sözlerime içerlediğini ne kadar iyi bir maske arkasına saklarsa saklasın anlayabiliyordum fakat ona zarar gelmesini istemiyordum. Beni geçmişimi sorgulamamalıydı bana olan yakınlığından kaçınmalıydım.
“Kendine dikkat et evlat, ben sadece zarar görmeni istemiyorum. İçecekleri halledeceğim.”

Duymak istediklerimi duymuştum burada kalmamı gerektiren bir sebep kalmamıştı. İşte şimdi oyun yeni başlıyordu. Dışardan yıkık dökük görünen bu harabe benim krallığımın girişiydi. Karanlık tarafta kendime bir yer edinmiştim fakat kimse benim giriş çıkışımı sağladığım bu sahaf dükkanındaki geçitten haberdar değildi.

Uzun zamandır yer altındaki karanlığın parçası hatta kalbiydim. Kimsenin yüzünü dahi görmediği gölgeydim. Adımın geçtiği yerde insanlar yolunu değiştiriyor. Birçoğu sadece adımın geçmesiyle tedirgin oluyordu.

Bu gece burası benim iznim olmadan kapattırılmıştı. Kandemir’in amacı ortadaydı. Her yerde beni arıyordu. Elindeki tüm serveti gerçekten beni bulmaya adamış gibiydi ve bu gece burada olmasındaki tek amaç kimseyle yüz yüze iletişim kurmayan gölgeye ulaşmaktı. Onunla beni bulmak için anlaşma yapmak gibi planları vardı. Ve bunun içinde yanında birkaç milyon dolarlık ufak bir servetle bu gece benim mekanımda olacaktı. Bilmediği şey beni karşısında bulacağıydı. Gölge adı altında benimle temasa geçmeye çalışıyordu. Bugün kendi oyununda bana karşı tekrar yenilecekti, her zaman olduğu gibi yine kaybedecekti.

İki gecedir kaldığım kulübeye ulaştığımda içeriye geçtim. Tek odadan ibaret olan bu kulübede çok bir şey yoktu. Soğuk havalarda ateş yakıldı beli olan teneke kutu ve yerlerde üzerine oturulmak için atılmış birkaç karton parçası vardı. Sokak çocuklarının mekanı olan bu kulübeye geldiğimde olay çıkarma çabasına giren çocuklara verdiğim bir miktar parayla, bana burayı kullanmak için bir süreliğine sorgusuz sualsiz bırakmışlardı.

Kulübenin tabanındaki tahtaları tek tek yoklayarak kendim için oluşturduğum gizli bölmeyi buldum yanyana duran tahta parçalarını zorlayarak yerinden çıkardım. Altındaki çantamı alarak, köşede konulu kartonların üzerine çöktüm.

Bilgisayarı açtığımda kendi oluşturduğum yapay zekayla planın birinci aşamasını başlatmıştım. Karşımdaki ekranda yüzlerce kot geçiyordu. Her şeyi dün halletmiştim şu an oturup izlemek dışında pek bir şey yoktu. Hava çoktan kararmıştı, bir saat sonra toplantı için herkes bir araya gelmiş olurdu.

Ekrandaki yeşil tikle ilk aşama tamamlanmıştı. Kamera kayırlarına şu an tek erişim sağlayabilen kişi bendim. İsteseler de kimse şu dakikadan sonra hiçbir görüntüye ulaşamazdı. Mekanın sahibi olmama rağmen henüz yeni liderlik koltuğuna geçmiş birine diğer liderlerinin güvenmemesinden dolayı, belli bir süreliğine mekanın güvenlik ağına erişim hakkını ellerinde tutuyorlardı.

Beni fazla hafife alıyorlardı birçok kişinin önünde saygı duyulan bir profil çizmişken diğer liderler için basit bir piyondum. Yüzümü göstermekten kaçınmam, asıl muhataplarının ben olmadığım yanılsamasına götürüyorlardı onları. Tek sebebi bu da değildi kendi içlerinde babadan oğula geçen monarşi temeline dayandırılmış bir yönetim düzenindeyken. Ben bizzat kendim bu bölgeyi ele geçirerek, yer altı dünyasındaki liderlik kapımı kendim açmıştım.

Kendi kurdukları dünyadaki kurallara her açıdan aykırıydım. Onlar farkında değildi fakat girdiğim her oyunun kurallarıyla oynamak benim için bir zevkti.

Kayıtlara girdiğimde ihtiyar barmenle bir şeyler içiyordu, Kandemir henüz ortada yoktu. Bardağındaki son yudumları alan kaptan barmene birkaç cümle kurup çıkışa yönelmişti. Kameralardan birinin önünden geçerken cebinden çıkardığı boş paketi kameraya doğru sallamıştı.

Manyaktı biraz, benim bu işe el atacağımı tahmin etmişti kaptan. Kendisine kimsenin ismiyle hitap etmesine izin vermezdi gerçi kimse ismini de bilmiyordu. Benim için öğrenmek çok zor olmasa da kendisine saygı duyuyordum, herkes gibi ben de ona kaptan diyordum. Gerçekten unvanını iyi taşıyordu, dünyaya bulunduğu geminin kaptanı olmak için gelmişti. Gerçek gücün zekâsı olduğunu farkındaydı. Dışardan en saf masum izlenimi verirken, zamanında çok derin hayatlar yaşamış biri olduğunu hissediyordum. İkimizin de birbirine anlatacak çok şeyi vardı fakat her şeyi konuşmak o kadar kolay değildi. Onun geçmişinde ne gizliydi bilmiyordum, fakat benim geleceğimin hangi çamur batağına saplanacağı belli değilken onu hiçbir şeye bulaştıramazdım.

Geçen birkaç dakikanın ardından Kandemir ve adamları mekâna giriş yapmıştı. Kendisine ayrılan masaya geçmişti. Hemen hizmet için yanına gelen garsona gölgeyle görüşmek istediğini söylemiş olmalı ki, aldığı olumsuz yanıttan yüzünü buruşturmuştu. Yanındaki adamlarının birinin elindeki çantayı açtırıp, içinden aldığı bir deste parayı garsona uzatıp bir şeyler söyledikten sonra oturduğu yerde rahat bir konuma gelip beklemeye başladı.

Yanından uzaklaşan garsonun barmenle iletişim kurmasının ardından, barmen gözden kaybolmuştu. Garson barmenin önceden hazırladı içeceklerden alarak Kandemir ve adamlarına ikram etmişti. Sorgusuz içeceklerden ilk yudumlarını almışlardı.

Nereden bilebilirlerdi ki köşe bucak aradıkları, kızın kendine kurduğu dünyada olduklarını. Birkaç dakikanın ardından telefonum çalıyordu, arayan tahmin ettiğim gibi kaptan dı. “Evet”

“Gölge Hanım, Kandemir sizinle ciddi bir görüşme talep ediyor. Kendisi sizinle bizzat görüşmeden mekândan ayrılmayacağını söylemiş çalışanlara.” Duyduklarımda keyfim yerine gelmişti.

“Kendisine benim mekânımı kapattırma hakkını kim vermişse gitsin onunla anlaşsın. Bir görüşme olacağı kesin fakat bu onun yürütebileceği bir şey değil. Eğer belasını görmek istemiyorsa orayı terk etmesi içi bir şans veriyorum.” Deyip kapattım. Telefonlar gereksiz diyaloglardan kaçınılması gereken icatlardı.

Benimle iletişim kurabilecek tek kişi olduğundan barmen, ihtiyarla iletişime geçmişti anlaşılan. Bu beklediğim bir adımdı. Kolay kolay kimsenin ulaşabileceği biri değildim. Öyle olsaydım Kandemir çoktan Yalın’a ulaşmak için benimle yani Gölgeyle iletişime geçerdi.

Atladığı noktalar vardı, ben istenmediğim sürece kolayca bulunacak biri değildim. Sandığından çok daha iyiydim ki farkında olmadan Yalın’a ulaşmak için yine Yalın’ın kendisi için oluşturduğu maskenin ardındaki kişiden Gölge den yardım isteyecek kadar acizdi. İşte tüm eğlence burada başlıyordu.

Ben kendime bir oyun kurmuştum, bana yaklaşsalar da bulamıyorlardı çünkü onlar gibi değildim bir satranç tahtasındaki şah ve şahın etrafındaki diğer taşlardan oluşan bir ekibim yoktu. Ben tek başıma bir bütündüm, tüm taşlar bendim ve oyunun kuralları yeniden yazıyordum.

En güzeli de ben bunu yaparken, bana engel olamayacakları kadar ulaşılmazdım. Hayatım doğduğum gün itibariyle hep başkaları tarafından şekillendirilmişti. Ruhumda başkalarının piyonu olmaya aykırı bir savaşçı varken, tüm oyunları benim üzerimden döndürmeye çalışmışlardı.

Savaşçı bir ruhu kafese katabilirlerdi fakat o ruh o kafesi de kendiyle birlikte yakar, kendi ateşinde harlanırdı.

Ben bunları düşünürken Kandemir yanına gelen garsonun sözleri ile iyice sinirlenmişti. Gözlerinden geçen ifade yıkımdı. Her zaman olduğu gibi öfke kontrolü yoktu, elindeki bardak parçalanmıştı. Hep söylerdim öfkesinin esiri olmasa belki de bu kadar kör olmazdı.

Bu kadar oyalanmak yeterli oyun vakti geldi. Önümdeki tüm eşyaları toplayıp, çantamı çıkardığım bölmeye geri koydum, üzerine tahta parçalarını yerleştirip kartonlarla üzerini kapattım.

Şimdi sıra, Kandemir’in kafası bulanmaya başlamışken bir görüşelim bakalım karşısında hayal mi gerçek mi ayırt edemediği Yalın’ı görünce ne diyecekti. Kulübeye yakın ağaçlık alana bıraktığım motora bindim, hayatta zevk aldığım şeylerden biri de motor kullanırken, tenimden akıp giden soğuk havaydı. Kafamdaki sesler birkaç dakikalığına da olsa susuyordu. Buz gibi İstanbul soğuğundan zevk alan tek deli bendim muhtemelen.

Bundan gocunmuyordum deliysem de dahi bir deliydim. Geçen on dakikanın ardından sahaf dükkanına gelmiştim. Kapısı kilitliydi, ihtiyar söylediğim gibi ortadan kaybolmuştu. Bende bulunan yedek anahtarla içeriye irdim, ardımdan kapıyı tekrar kilitledim. Kitap raflarının arasında ilerledim en arkada duvara dayalı rafın önünde durdum. İşte bu raf benim karanlık tarafla aramdaki geçit görevini görüyordu.

Raftaki kitapların arkasında motifler vardı dışardan bakan biri bu motiflerin bir çeşit şifreli kilit sistemi olduğunu kolay kolay anlamazdı. Bilen biri için bakıldığında çok kolay bir sistemdi fakat tasarımı yapan kişi o kadar ince bir işçilikle detayları işlemişti ki, tüm bu parçalar dükkandaki diğer raflardaki tasarımın bir parçası gibiydi.

Rafların kitap konulduğunda dikkat çekmeyen motifleri çiçek ve yaprak kabartmalarından oluşuyordu. Belli bir sırada giden bu desenlere arada sarmaşık gibi dolanmış yılanlar vardı. İşte bu raftaki yılan motifini çiçeğin gövdesinden ayrıldığında arkadaki kapının kilidi açılıyordu. Tekrar aynı şekle getirip geri kapatılınca otomatik kilitleniyordu. Bu düzenek sanki yeni çağın teknolojisine inat gibi yıllar önce tasarlanmış olmasına rağmen varlığını sürdürüyordu. Gerçekten çok iyi bir tasarımdı ki bende tamamen kendi merakım ve bulmaca çözme hevesimin bir sonucu olarak bu geçidi bulmuştum.

Yılanın döndürüldüğünü biri fark etse bile şifreli bir düzenek olduğunu düşünemeyeceği için bir, iki döndürüp bırakırdı. Fakat belli sayılarda sağa sola döndürülüp, yılanın başına belli başlı hareketler yaptırılarak açılıyordu. Bu sistem eski Çin topraklarında kullanıldığı tahmin edilen bir düzenekti ve ben bunu odamda dikkatimi çeken düzeneklerle uğraşırken çözüştüm.

Elimin altına açılan kilitle rafı kaydırıp, kilidi eski haline getirdikten sonra kapıdan geçmiştim. Ve işte önümde basamaklar vardı kapıyı arkamdan kapattığımda kilitlenme sesi duyulmuştu. Açmak için aynı düzeneğin bir benzeri de bu tarafta vardı. Karanlıkta cebimden çıkardığım telefonun ışığıyla merdivenleri indiğimde boş koridora gelmiştim.

Koridoru geçince etrafım zindanlarla çevrelenmişti. Burayı keşfettiğimde çok şaşırmıştım. Şehrin altında eski bir hapishane vardı ve bu zindanlarla çevrili koridorların iki ucunda biri benim yer altı dünyasındaki mekanımdaki odamdayken diğer ucu bu eski sahaf dükkanıydı. Zaman içerisinde kapanmış görünen başka koridorlarda vardı. Çok eski zamanlardan kalma bu yapının da derin sırları vardı.

Burayı keşfettiğim günden sonra asla mekâna direk giriş yapmamıştım, yüzümü gören yoktu insan içinde olmam gereken zamanlarda yüzüme gri bir maske takardım. Ortada bir anda belirip yok olmalarımla adım bu camiada Gölge olarak duyulmuştu. Gerçekten beni anlatan bir unvandı.

Yaklaşık on beş dakikalık bir yürüyüşün ardından ardında odamın kapısının önündeydim. Buraya gelene kadar ucu çıkmaza çıkan birçok ayrı koridor vardı. Belki de bir zamanlar hepsinin bir sonu var olan tüneller, ilk defa giren birinin kolayca bir kapıdan diğerini bulması pek mümkün değildi.

Karşımdaki kapıyı açtığımda sonunda mekanımdaydım. İçeri geçip ardımdan kapıyı kapattım. Kilit işini hallettiğimde odamdaki sıradan bir kıyafet dolabına dönmüştü. Desenler benzerdi, tasarımcının tek kusuru da buydu belki de bir şifreyi çözen diğerinde yeterince zorlanmıyordu ve aynı desenler farklı yerlerde görmek dikkat çekebilirdi, sonuçta sıradan hayatların hüküm sürdüğü bir şehirde değildik.

Odam en son bıraktığım gibiydi, benden başka birinin girmeye cesareti de yoktu. Bu bina tam otuz yıldır, lanetlenmiş olarak anılıyordu. Söylentilere göre bu oda o sene içerisinde beş cesette şahit olmuştu. Kayıtlarda odaya hiçbir giriş yokken kendilerine karanlığın kralları diyen ve tüm düzeni alt üst eden insanların cesetti birer hafta arayla odada bulunmuştu. Her seferinde farklı şekillere de ölümü tatmış olan canilerin, yaktıkları yüreklerin ahının bir cezasını çektikleri söyleniyordu. Polislerin yaptığı araştırmalar bu gizemi çözmeye yetersiz gelmişti.

O vakitten sonra kimse bu odaya ayak basmamış, ben karanlık şehrin hakimiyetini elime alana, liderler arasına girene kadar. Bu hikâye anlatıldığında, direk bu odaya yerleşmiştim. Tam da tahmin ettiğim gibi odada gizli geçit vardı. Başta böyle şifreli bir düzenek olacağına ihtimal vermesem de bir süre sonra tesadüfen fark ettiğim desenler ve merakımla aradığım kapıyı bulmuştum. Kimin aklına gelirdi yer altında zindanlarla çevrili koridorların olduğu.

Geçen zaman içerisinde birçok geçidin girişi kapatılmıştı maalesef. Muhtemelen cinayetlerden sonra bu işe bulaşanlar kendilerine ulaşılmasını istememişlerdi. Bilmedikleri o odaya birinin yerleşmeye cesaret edebileceği ihtimaliydi. Yerleşsem de geçidi bulabileceğime ihtimal vermemiş olmalılardı.

Onlar içinde tüm pis işlerini sürdürdükleri zindanlardan vaz geçmek zor olmuş olmalıydı. Belkide kendilerine, karanlığın kralları diyen beşlinin gazabına uğrayanların can verdiği yerdi o geçitler. En sonunda birileri buna son vermişti, karanlık bir güç fakat kim.
Söylentiler, kurbanlara kolay kolay kimsenin yaklaşamayacağı arkası sağlam ailelerden geldiğiydi fakat hepsinin sonu olan biri vardı. Kafamı kurcalayan da buydu birçok insanın korkusu olan o insanlar ya kuklaysa. Bu demektir ki gerçek kral kendini saklıyor.

Onca zaman içerisinde neyi bekliyordu ya da neyden saklanıyordu, merak ettiğim buydu. Eğer o geçitler hala kapatılmamış olsaydı bana çoktan birileri ulaşırdı belki de varlığımdan haberdar olan birileri vardı. Gizlenmek gibi bir çabamda yoktu. Tüm geçitler kapatılmışken ihtiyarın sahaf dükkanına açılan bir kapı bırakılmıştı. Tüm bunlar sadece bir tesadüf olamazdı, oranın kapatılmamasının bir amacı olmalıydı.

Bu olayların arkasında kim varsa ve eğer hala hayattaysa, bana ulaşmaması imkansızdı. Benimle bir derdi yoktu birçok kişi kim olduğundan bir haberken benim gibi bir müttefik böyle birinin işine yarardı. Kendisi için özellikle bir çaba sarf etmesem de gerektiğinde bana ulaşacaktı. Bende o günü bekliyordum karşılıklı çıkarlar doğrultusunda yapılacak bir anlaşma herkese kazandırırdı.

Ben bunları düşünürken zaman bir hayli ilerlemişti, kendimi odadan dışarı ya attım. Loş aydınlatmalarla çevrili karşılıklı odaların arasından sıyrılıp önümde beliren basamakları çıktım. Basamaklar sonrası yine boş koridorlarla karşı karşıyaydım, yolunu ezbere bildiğim binadaki, kafa karıştırıcı koridordan oyalanmadan çıkmıştım.

İşte şimdi herkesin geceler boyu içtiği ve kendinden geçene kadar dans ettiği mekânın ortak alanındaydım. Bu gece boş olan mekânda adımlarımla tok sesler kulağa geliyordu. Ve işte Kandemir’in bulunduğu locanın önündeydim. Ayakta korkuyla etrafına bakıyordu. Ortada boş alanda iki adamı öldüresiye, birbirine karşı mücadele veriyorlardı.

Onları boş verdim, kendilerinin kim olduklarını dahi tanıyamayacak kadar farklı bir boyuttalardı. Bakışları beni bulan Kandemir’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. Beni tanımıştı bu iyiydi diğerlerine göre daha az içmiş olmalıydı ki tam da istediğim gibi beni görüyor, tanıyor fakat gerçekliğimden şüphe ediyordu.

“Beni arıyormuşsun, bak tam karşındayım ne yapabileceksin. Gözlerin bile gerçekliğimi sorguluyor.” İki üç adım sağımda duran koltuklara ilerledim. Tam ortasına oturup karşımdaki adamı göz hapsine aldım. Kendisiyle içten içe mücadele verdiğini farkındaydım.
“Kimsin sen, senin gördüğüm kişi olmadığını biliyorum. Ne istiyorsun? İçeceklerin içinde ne vardı.” Sonunda sesi yükselmişti. Muhtemelen şu an zehir içip içmediğini sorguluyordu. Benim Yalın olmadığıma çok emindi ki, bana karşı herhangi bir atakta bulunmuyordu yada bulunamayacak kadar ilaç etkisindeydi.

“Merak etme içeceklerde zehir yoktu, henüz ölmen işime gelmez. Sende çok iyi biliyorsun ki kalbimde ateşini senin harladığın bir yanardağ var. içim sana karşı soğumadan senin kolayca ölmene izin vermem. Bir gün o günde gelecek fakat bugün o gün değil. Sağa sola sallanarak da olsa sonunda karşımdaki koltuklara oturabildi. Kendini sabitlemek için uğraşıyordu. “Kimsin dedim” gözlerinde şüphe vardı. Yalın olma ihtimalim deli gibi aklını kurcalıyordu fakat ilaç etkisinde olduğunu farkındaydı bu sebeple şüpheyle içten içe kendini yiyip bitiriyordu.

“Buraya seninle vakit geçirmeye gelmedim Kandemir. Sende bana ait bir şey var onu bana vereceksin eğer buradan çıktığında sana göndereceğim adama bizzat teslim etmen gereken belgeleri vermezsen, seni hiç güzel bir son beklemiyor. Basit adımlarla işim yok senden başlamayacağımı en iyi sen bilirsin.

‘Her şey senin öğrettiğin gibi, eğer birinin ayağı kaysın istiyorsan Yalın ilk nişan alacağın en yakını ya da onun için anlamı derin olan bir şeyden geçmeli. Doğrudan kişiye nişan alırsan attığın kurşun bir kişiyi öldürmekten öte geçmez. Eline geçen hiçbir şey olmaz. Yavaş yavaş öldürmelisin, bir gül düşün, dikeni eline battığında onun ölmesi için direk onu koparabilirsin acısız zevksiz bir ölüm olur onun için. Peki ya senin yüreğindeki acı dinebilir mi bu şekilde? Önce çevresindekileri kurutmalı onların yok oluşunu izletmelisin sonrasında sıra ona da gelecek sabırlı olmalısın intikam kolayca alınabilen bir şey değil. İlk gülün ışığını kes sonra kirli suya maruz bırak bir süre sonra son dal olarak tutunduğu o suyu da al elinden. Onun bitmişliği ve çaresizliği işte o acını dindirir. İntikamın hızlı olanıyla elinde bir şey kalmaz bunu asla unutma.’

Bu sözlerim sana tanıdık geldi mi Kandemir?”

Dudaklarımdan tiksinircesine çıkmıştı son cümlelerim. Yıllarca zihnimi bu zehirli cümlelerle kendine mahkûm etmişti. Hesaba katmadı bir şey vardı. Bu sözlerin bir gün kendine dönüp dolaşacağını asla tahmin etmezdi.

Sözlerimle ben olduğumu emin olsa da ilacın etkisi kendisini halsizleştirmiş olmalı ki tüm öfkesine karşı, yerinden kıpırdayamıyordu. O her yerde beni ararken, ben tam şu anda tam karşısındaydım fakat eli kolu bağlı oturmaktan başka bir şey yapamıyordu.

Omuzlarıma gelen siyah saçlarımı geriye doğru savurarak ayağa kalktım. Tam o sırada birbirine giren iki adamdan biri yere yığıldı, boynundan kan fışkırıyordu. Diğeri ayakta şokla yere bakıyordu onun da yüzü darmadağındı. Sağ elinde kırılmış cam parçası vardı.
Daha fazla burada kalmamı gerektiren bir şey kalmamıştı. Dışarıda yüzlerce adamı varken kimse tüm girişlerin tutulduğu binanın içinde bizzat bulunabileceğime ihtimal vermemişti, ilaçların etkisinde olan bu adamlarsa haber vermek bir yana birbirini öldürüyordu.

Belimdeki silahı karşımda yerdeki adama bakışları kenetlenmiş adama doğrultum. Tek seferde kafasından yayılan kanlarla yere yığılmıştı. Bu ses ile herkesin içeriye doluşması an meselesiydi. Hızla geldiğim koridordan geriye döndüm buradaki işim henüz bitmemişti, geldiğim koridordan çıkmış odamdaki geçitle zindanların arasındaydım. Kapının arkasından sesler gelse de bu geçidin tahmin edilmesi kolay değildi.

Elimde Kandemir’in gölge ile anlaşma yapmak için getirdi para çantası vardı.Çantayı Kandemir’in gözleri önünde alırken hiçbir şey yapamamıştı. Kendisine çıkmadan son iyiliğimi yapmıştım eğer aklı varsa kafasına taktığım maskeyi çıkarmak gibi bir hataya düşmezdi. Çıkışa doğru ilerlediğim koridordayken planımın ikinci aşaması çoktan devreye girmişti. Binanın her köşesine zehirli gazlar bulunan bir sistem yerleştirmiştim. Ve benim oradan çıktığım şu dakikada hepsi devreye girmişti. Bu gece bu mekândan yüzlerce adamın cesedi çıkacaktı.

Çıktığım sahaf dükkanından, motorumu bıraktığım yere yöneldim insanlar kimle oynadığını bilmiyordu. Özellikle Kandemir hala beni küçük bir çocukla karıştırıyordu. Bu gece o da bir şeyleri farkına varacaktı karşısında, avucunun içinde oynattığı çocuk değildim artık. Kulaklarımda hala küçük bir kız çocuğunun acı çığlıkları vardı, unutulmayan acılardı bunlar yıllar geçtikçe soğumak yerine daha da harlanıyordu. Sonu ölüme çıkan bu yolda, kaybeden ben olmayacaktım.

Motoru kulübeye yakın bir ormanda kamufle edip bıraktım. Tekrar kulübeye dönmüştüm, her şey bıraktığım gibiydi. Bilgisayarımı bıraktığım yerden çıkarıp karşıma aldım. Açılan ekranda saniyeler içinde karşıma çıkan ikinci aşama başarılı yazısıyla, içim rahatladı, her şeyin planladığım adımlara göre ilerlemesi tatmin ediciydi.
Kamera kayıtlarına girdiğimde Kandemir bıraktığım yerde değildi, bir şekilde oradan çıkabilmeyi akıl etmesi güzeldi. İçerisi zehirli gazlardan ötürü bulanıklaşmıştı, buna rağmen yerleri kaplamış cesetler seçiliyordu. Dudaklarım da ki kıvrılmaya engel olamadım.

İstanbul için haberlerde yarınki başlıklar belliydi. Hiç kimse içerideki kamera kayıtlarına ulaşamayacaktı fakat herkes dışardan içeriye bir giriş olmaması sebebi ile sağ girebilen ve çıkabilen tek kişiyi yani Kandemir’i suçlu görecekti. Aldığım istihbarata göre Kandemir arkasında kendini koruması için getirdiği adamların birçoğu, Türkiye’ye yeni geldiği için buradaki liderlerden sağladığı adamlardı. Ne kadar paraları ödenmiş olsa da yer altı dünyasında hiç kimse tüm işaretler tek suçlu olarak Kandemir’i gösterirken ve oradan tek sağ çıkan kişi olarak kendisine bu gece bir çok düşman kazanmıştı.

Benim istediğimde buydu müttefiklerini tek tek yok etmek. Bir zincirdeki halkalar birbirine kenetliyse onu yıkmak kolay değildir fakat tek bir halka ne kadar sağlam olursa olsun yıkım onun için kaçınılmazdır. Bu mesele Kandemir’i bir süre benimle uğraşmakta geri plana atıyordu. Kanada’ya dönmesi kaçınılmazdı. Şimdi sıra iki sene önce ellerinden kaçtığım teşkilattaydı. Parmaklarım klavye üzerinde adeta dans ediyordu, dakikalar sonra tesisin veri tabanına girmiştim. Gerçek bir gölge gibiydim sisteme sızdığımı hiç kimse farkında değildi.

Ajanların bilgilerinin bulunduğu dosyalar arasında, hızla göz gezdiriyordum. Aradığımı bulmam sandığımdan uzun sürecek gibiydi. Sadece iki gün önce Rusya’da karşılaştığım o yüz çok tanıdıktı daha önce de karşılaştığıma emindim. Tesiste eğitim gördüğüm süreçte de birçok kez akademinin geçmişi, ajanlar ve yapılan birçok görevi incelemiştim. Hafızam beni şimdiye kadar asla yanıltmamıştı o simayı daha önce de gördüğümü biliyordum. Benim Rusya’da bir ajanla karşılaşmam tesadüf olamazdı. Tüm ajanların bilgileri bulunan sayfadan çıktım yanlış arama yapıyordum.

Rusya için yapılan son görevlendirmelerin bulunduğu sekmeye girdim. Kendi içimde yaşadığım bir bölünme anında gözlerimi Rusya’da açmıştım. Karşımda her zaman olduğu gibi bir ceset vardı. Tepki vereceğim kadar korkunç değildi. Gecenin bir vakti, konteyner kenarına bıraktığım ceset duygusuz bakışlarıma hapsolmuştu. Beni korkutan öldürdüğüm adam değildi, benim için sıra dışı bir olay değildi fakat içimde, gün geçtikçe kontrolden çıkan insanların ölümünden zevk alan bir cani vardı. Rusya’ya öldürmek için geldiğim adamın ölüm anını hiçbir şekilde hatırlamıyordum. O dakikalarda kontrol asla kendi elimde değildi.

Tek yapabildiğim içimdeki caninin masum insanlar yerine gerçekten ölümü hakkeden kişilere yönlendirmekti bu durumda benim için kendi içimizde yaptığımız bir anlaşma gibiydi. Bir denge kurmayı başarmıştım, kontrolü elimde tutuyordum, fakat kurbanın belirlemesi, yer ve zaman kombinasyonun tamamlanması sonrasında kişinin ölüm anına kadar sanki yok oluyordum ve hiçbir şey hatırlamıyordum. Beni asıl korkutan buydu şimdilik kontrolümü sağlıyor olmam bunun hep böyle devam edeceği anlamına gelmiyordu.

İçimdeki cani gittikçe beni ikilemlere sokuyordu eskiden onu kontrol emek benim için çok daha kolayken artık her şey daha zordu. İçimdeki şey kan istiyordu, benim aksime intikamdan ibaret değildi onun hesabı. O sadece öldürmeye odaklı bir psikopattı ve onu kontrol etmek benim için her gün daha da zorlaşıyordu.

Kurbanını öldürdükten sonra kendisi için belirlediği kuzgun ismini imzası olarak kullanıyordu. Belli aralıklarda sıklaşmaya başlayan nöbetlerim benim için bir alarm gibiydi. İçimdeki caniyi susturmak adına teşkilatın sistemine bu sebeple sızmak zorunda kalıyordum. Eğer kendi ellerimle ona kurban sağlayamazsam gün geçtikçe kontrolünü kaybettiğim cani bir gün sıradan masum insanlara da saldırabilirdi.

Ben kendi avımı ararken peşimde olan Kandemir de dikkatleri üzerime çekiyordu sonu gelmeyen bir paradoksun içine hapsolmuş gibiydim. Her şey bu şekilde gelişiyordu ve o her seferinde kendimi farklı bir görevin ortasında buluyordum. İki gün öncesinde olduğu gibi kendi benliğime döndüğümde, Rusya’daydım işim çoktan bitmişti. Geri dönmek için kalkmasına saatler olan uçağı havaalanına yürüme mesafesi bir alanda bekliyordum ve birden sabahın o saatinde karşıma çıkan adam o an hatırlaya masamda hiç yabancı bir siması yoktu.

Gözümün önünden geçen dosyalar arasında çok geçmeden aradığım dosyayı bulmuştum. Kurbanım hakkındaki tüm bilgiler ölümüne kadar önümdeydi. Görevin verildiği ajanın ismi Kutay Tekin’di.

Bulunduğum sayfayı kapatıp bu ismin sahibini araştırmaya başladım. Dakikalar geçmesine rağmen ajanın bilgileri bulunan dosyayı bir türlü açamıyordum. Tahmin ettiğim gibi kıdemli ajanlardan olmalıydı ki. Güvenlik duvarını bir türlü aşamıyordum. Fakat normalden de farklıydı, kendi geliştirdiğim yazılım dilini kullanarak birçok şifreyi deşifre edebiliyordum. Hatta şimdiye kadar hiçbir veri tabanına sızmakta bu kadar zorlanmamıştım.

Normal gitmeyen bir şeyler vardı fakat görünürde hiçbir şey yoktu. Karşımdaki saatlerdir uğraşmama rağmen çözemediğim algoritmayı saymazsak. Bir anda e-posta kutuma bir mesaj düştü. Bu nasıl olurdu hesabıma benim iletişime geçmediğim kimse bulamazdı. Önümde açmaya uğraştığım sayfaya göz devirdim ve mesaj kutusuna girdim.
‘Kimsin’
Kim miyim ne saçma soru sanki ilk iletişime ben geçmişim gibi. Profil gizliydi isim yoktu benim gibi ID gizliydi. Cevap vermeden önce kullanmış olabileceği sistemler ve oluşturulabilecek gizlilik algoritmasına karşı hesabı tarayıcıdan geçirmeme rağmen sonuç yoktu.

Karşımdaki kişi hesabıma ulaşabildiğine göre sıradan biri olamazdı, peşimde onca kişi varken kim bilir hangi hayranım bana ulaştığı kanısında bana yazıyordu. Bir şekilde iletişime geçmeyi başarmış olsa da konumuma ulaşmak o kadar kolay değildi.

İçimdeki dürtüye engel olamayıp cevap verdim. ‘Kim olduğunu bilmediğin birine yazman ne kadarda normal. Kimliğimi sana söyleyeceğimi düşündüren ne?’ ortaya oltamı atmıştım kimliğimi bilmiyor olsa da eğer Kandemir’in adamlarından biriyse karşımdaki benim kim olduğumu tahmin ediyor olmalıydı.
Çok geçmeden cevap gelmişti. ‘Kim olduğunu biliyorum’
‘Korkmalı mıyım?’
‘Belki de korkmalısın 😊’
Bir de gülücük mü atmıştı kimdi bu deli. Kandemir’in adamları olmadığı belliydi onların kendini bana karşı gizledikleri yoktu ve bu konuşma tarzı tamamen onlara tersti. Tehdit mi oluşturuyordum yoksa tehdide karşı olan ben miydim. Zekama ve kurduğum güvenlik ağıma güveniyordum yine de biri benimle iletişim kurmayı başarmıştı. Bunu göz ardı edemezdim.

Karşımda boş biri yoktu fakat kim teşkilattaki birçok çalışanı bizzat tanıyor çalışma sistemlerine onlardan bile daha çok hakimdim. Benim oradan kaçmış olmamın üstüne sistem yenilenmiş olmasına rağmen tekrardan sızmayı başarmıştım. Kimsenin ruhu bile duymamıştı ve ben bir senedir kendime kurban seçiyordum buna rağmen ne benim sisteme sızdığımı fark etmişler ne de yeni güvenlik ağlarına rağmen bana engel olabilmişlerdi.

Peki şimdi kim vardı karşımda çalışanlardan biri fark etmiş olabilir miydi, arkamda izmi bırakmıştım. ‘Kim olduğumu biliyor musun?’

‘Şimdilik hayır fakat tahminlerim var. Sandığım kişiysen seni fena yakaladım ufaklık!’
‘Ufaklık?’
Şakamı mı bu karşımda her kim varsa benimle dalga geçiyordu. Yarım saattir başka hiçbir şey yazmamıştı bende başka bir soru daha sormadım. Kafam da soruların oluşması benim için gecelerin geçmemesi demekti. Burada daha fazla kalmak istemedim.

Çantamı toplayıp para çantasıyla kulübeden çıktım. Öncelikli işim bu nakit parayı elden çıkarmaktı. Motorumla ormanlık arazide kulübeden yeterince uzaklaştıktan sonra para çantasını ormanın içinde bulunan dallarla kamufle ettiğim tahta kapıyı açarak içine anca bir insanın sığa bileceği büyüklükteki saklanma alanına çantayı bırakıp üstünü tekrar toprak, dallar ve yaprakla kapatıp oradan uzaklaştım.

Buralarda birçok avcının eskiden kullandığı bu şekilde küçük sınakları vardı. İçine iri bir bedenin sığabileceği çok az hareket alanı olan boyuttaydı geneli. Yırtıcı hayvanlara karşı tehlike anında girip saklanmak amacıyla oluşturulmuşlardı. Benim asla giremeyeceğim bir boyuttaydı. Karanlık dahil hiçbir şey beni kolay kolay durduramazdı fakat benim için dar alanlar ölüm gibiydi.

Geçen yıllar içerisinde kimsenin bunu anlamasına izin vermemiştim. Ajan akademisinde eğitim aldığım dönemlerde bile nefret ederek bindiğim asansörde yanımda bir kişiden fazla kişi varsa asla binmezdim. Bu durumu herkes insanlara karşı olan soğuk tutumuma veriyordu. Kendimi gerçek manada gizlemeyi başarmıştım.

Buradaki işim şimdilik bitmişti. Ana yola yakın bir yerde motorumla durmuştum. “Güzelim veda vakti bir süre burada kalacaksın tekrar bir araya geleceğimizin garantisini veremiyorum maalesef, merak etme Kaptan’a seninle ilgilenmesini söylerim” motorların insanlardan daha çok beni anladıklarına inanıyordum.

Birçok kişi için anlamsız gelen motorlar benim tek tutkumdu. Üzerindeyken bana özgürlüğümü veriyordu kaybolmuş ruhumu taşıyordu. Bedenimle olan uyumunu hızı ve tenimden akıp giden havayı hiçbir şeye değişmezdim. Yaşadığımı hissettiğim nadir anları barındırıyordu.

Ben bu düşünceler içerisindeyken yoldan geçen taksilerden birini durdurmuştum. Gideceğim otelin adresini verdikten sonra gözlerim kayıp giden yoldun manzarasındaydı. Kaldığım otele ulaştığımızda taksiciye parasını uzatıp araçtan indim.

Devamlı müşterisi olduğum otelin kendime ayrılmış odasına ulaşmak için asansöre binmem gerekliydi. Karşımda açılan asansör kapıları ile içimde tuttuğum soluğu verdim neyse ki dolu değildi oldukça geniş ve ferah olan asansöre bindim. Resmen bu oteli tercih etmemdeki en büyük etken asansörlerinin birçok yere göre daha geniş olması ve güzel dekore edilmiş olmasıydı.

On beşinci kata geldiğimde açılan kaplardan çıktım odamın bulunduğu koridorda ilerledim resepsiyondan aldığım kartı kapının kenarına okutup içeri geçtim. Kahve nin tonları ile dekor edilmiş odamdaki yatağın yeşil nevresimi sevdiğim tonlardı. Otelin genel tarzı tamamen orijinal tasarımlara ve beyaz ve mavi tonlarla dekor edilmişti.

Fakat burası benim ricam ve ufak meblağ ile tamamen benim istediğim şekilde tekrardan tasarlanmıştı. Ortada yatağım yeşil yapraklarla bezenmiş nevresimim sağ ve solundaki komedinler odada koltuk takımı ve makyaj masası eskitilmiş ahşap mobilyalardı. Ormanlar benim en büyük tutkumdu ve burada en azından renkler olarak kendimi ait hissetmek istemiştim.

Çantamı kıyafet dolabında kendim için arkasında oluşturduğum gizli bölmeye yerleştirdim. Kıyafetlerin arasında parmak izimi tarayarak açılıp kapanan ayrı oda vardı. Oda tamamen çeşitli silahlarla doluydu. Özel kasamı tekrar kapattıktan sonra üzerime giyebilmek için şort ve tişört takımı alıp duşa girdim. Günlerdir hayalini kurduğum suyun ferahlı tenimden akıp gitti.

Beş gündür burada değildim nedense ülkeye geri döner dönmez tekrar otele dönmek istememiştim. Ne kadar kendim için dekore ettirip yaşam alanımı oluşturmak iste semde burasının ait olduğum yer olmadığını biliyordum. Duştan sonra üzerime aldığım battaniye ile terasıma çıktım. Son katta kalıyordum yüksekleri severdim, kendimi boşluktan aşağı bırakma hissi ve sonunda ana kucağı gibi beni sarmalayan havanın naif hissiyatıyla huzura ulaşacakmışım gibi hisler dolduruyordu içimi. Köşeye konumlandırdığım sallanan kanepeye geçtim, saat gecenin üçüydü gözlerim yıldızlara dalıp gitti.

Telefonumdan dinlemeye alışık olduğum yağmur sesini açıp uyumak için gözlerimi kapattım. Zihnim çok doluydu ve ben daha fazla düşünmek istemiyordum. Sesin zihnimde oluşturduğu rahatlama hissiyatı ile sonunda ihtiyacım olan uyku beni sarıp sarmalamıştı.

Sabah gözlerime vuran gün ışığı ile gözlerim kırpıştırdım. Saat kaçtı ki sanki hiç uyamamış gibi yorgun ve halsiz hissediyordum kendimi. Olduğum yerde doğrularak kendime geldim. Dün gece olanları düşündüm, Kandemir’in yanında olup kendine geldiğindeki yüz ifadesini bizzat izlemek isterdim.

Parmaklarının arasından kaçırmıştı beni ve yetmezmiş gibi adamlarının hepsinin ölmesine sebep olmuştum sonuç olarak birçok düşman da kazanmıştı. Sonrasında dün gece bir şekilde hesabıma ulaşıp bana mesaj atan kişi geldi aklıma. En son hiçbir cevap yazmadan konuşmaya son vermiştim. Terastaki yerimden kalkıp odaya girdim. Telefonum kapanmıştı öncesinde onu şarja taktım.

Sonra ilk olarak banyodaki rutin işlerimi hallettim. Omuzlarımdaki saçlarımı hafif dalgalar vererek kendi haline bıraktım, günlük bir makyaj yaptım gözlerime taktığım lensler beni rahatsız ediyordu fakat çıkarmak istemedim. Dolabımdan üzerime siyah dizlerimi bir karış üstünde biden düz sade bir elbise giydim üzerime de soğuktan dolayı fazla dikkat çekmemek adına deri ceketimi geçirdim. Son olarak dolabımdan dizlerimde biten topuklu şık çizmelerimi giydim. İşte güzel bir güne hazırdım benim de günüm ne kadar güzel geçebilirse artık.

Tırnaklarımda borda ojem ve koyu kırmızı rujumla aynadan kendime göz kırptım. “Ateş ediyorsun bebeğim.” Odadan son olarak büyük güneş gözlüklerim ve omzuma aldığım çantamla ayrıldım. Topuklularımın her adımımda çıkardığı tok ses kulaklarımda tanıdık bir şarkının nakaratıydı sanki. Otelin İtalyan restoranına giriş yaptığımda yanından geçtiğim çalışanlar saygıyla selam veriyordu. Güzel bir kahvaltıya hasret gitmiştim birkaç günlük bir aradan sonra her zaman kahvaltımı yaptığım deniz manzaralı köşeye geçtim.

Garsonlar dakikalar içerisinde sipariş vermeme gerek kalmadan kahvaltı menüsünü getirmeye başlamışlardı. Önüme konan meyveli ve yoğun çikolata soslu kruvasana hazla baktım. Yanına kahvem de gelmişti bir çikolata aşığı olarak diğer kahvaltılıklar pek dikkatimi çekmemişti. Hemen elime aldığım çatal ve bucakla kruvasandan bir parça aldım. Ağzımdaki yoğun çikolata tadıyla mest olmuştum. Şefin benim için extra çikolata lı yaptına emindim.

Hayatın tek gerçek lezzetini şu an bu tattı resmen. Sakin bir şekilde kahvaltımı bitirmiştim. Gerçekten huzurlu ve olaysız bir gün geçirmek istiyordum ve bunun için sade bir şıklık içerisinde güne güzel başlamak istemiştim. Gerçi ben şık olmayı her zaman sevmişimdir fakat şartlar buna engel oluyordu bu gece bu otelde büyük bir açık arttırma olacaktı. Herkesin maske takacağı gecede iş dünyasının tanınmış insanları arasında yapılacak bir açık arttırmaydı.

Birçoğu taktığı kravatın arkasına karanlık işlerini gizleyen insanlar katılacaktı. Bu gece belki de bulunmamam gereken tek yer bu maskeli balo ve arkasından gerçekleşecek açık arttırmaydı fakat benim en büyük zaaflarımdan biri nadir bulunan taşlardı. Ve gecenin göz alıcı parçası olan kolye çok zarif ve nadir bir taş olan Aleksandrit taşıyla çok ince bir işlemeye sahipti.
Kolye çok zarif bir zincirden oluşuyordu ucundaki yağmur damlasını anımsatan aleksandrit çok kıymetli bir parçaydı ve öncesine ona ulaşmadan önce çevresinde küçük pırlantalar işlenmişti. Fakat benim için taşın anlamı büyüleyiciydi ışığa karşı gözlerimin yeşiliyle birebir uyumlu parlak tonuna karşı gecenin ilerleyen dakikalarında kendini mor ve kırmızının yoğunluğuna bırakan harika bir şeydi.

Kolyenin tarihi çok eskiye dayanıyordu net bir bilgi olmamakla beraber iki yüz yıl öncesinde İngiltere kraliçesine ait olduğu söyleniyordu. Kolyenin anlamı ise nefes kesiciydi ‘iki yüzlü güzellik’ olarak geçiyordu. Denge ve değişim tek bir yerde gün ışığının ve karanlığın o yağmur damlasına hapsedildiğine inanılıyordu. Benim içinse içinde barındırdığı güç ve gizem ona sahip olma tutkumu bastırmama engel olamıyordum.

Saat on bire geliyordu tekrar odama geçip akşamki açık artırmanın vakti gelene kadar dinlenmeye karar verdim. Bu süreçte kimlerin katılacağı hakkında da detaylı bir araştırma yapabilirdim. Bu düşüncelerle odama geri dönmüştüm. Güzel bir kahvaltı gerçekten beni kendime getirmişti. Buna çikolatanın gücü de denebilirdi.

Bilgisayarımı bıraktığım yerden alarak dün gece olduğu gibi terastaki koltuğa geçtim. Diğer teraslarla arada birbirimizi göremeyeceğimiz şekilde duvarlar örülmüştü üstü isteğe bağlı açılıp kapanabilecek şekilde ayarlanmıştı. Gün ışığından rahatsız olduğum için genellikle yıldızları izleyebilmek için acık bıraktığım tavanı kumandası ile kapattım. Şimdi karşımda uzanan deniz manzarasına karşı uzanıyordum.

Bilgisayarın açma tuşuna basmam ile birkaç saniyenin ardından açılan ekranla düşen bildirim bir oldu. Hemen mesaj kutuma girdim, karşımdaki mesajla şaşırdım ‘bir oyuna ne dersin’ yazıyordu. Bu da ne demek oluyordu karşımdaki her kimse bana ulaşmak için bir şeyler planlıyor olmalıydı.
Parmaklarım klavyenin üstünde gezindi. ‘Aklından ne geçiyor?’ San ki bu anı bekliyormuş gibi hemen cevap gelmişti.
‘Kim olduğumu öğrenmen ve senin hesabına nasıl ulaştığım bilgisi karşılığında şu anki konumunu öğrenmek istiyorum.’ Bununla eline ne geçecekti ki şu an herhangi bi yerde olabilirdim ve her an başka bir yere gidebilirdim. Karşımdaki kişinin teklifi çok cazip fakat yıllardır düzenimi kurduğum yeri ifşalamamın bana pek faydası olmazdı.

‘Farklı bir teklifim var senin için sonucunda konumuma ulaşabileceğin bir Algoritma yollayacağım eğer şifreyi yeterince hızlı çözebilirsen şu anki konumuma da ulaşırsın bunun için sana on dakika veririm. Karşılığında kim olduğun ve bana nasıl ulaştığın bilgisi ne dersin.’ Bu teklifimi kabul etse de kendi yazılım dilimle oluşturduğum sistemi on dakikada çözmesine imkan yoktu.
‘Kabul’
Kabul etmesine şaşırdım karşısında yazılımda mastır yapmış biri olduğunu bilse bunu asla kabul etmezdi sonuçta kimse kendi kimliğini ifşa etmek istemezdi. Benim kim olduğumla ilgilenmiyordu tahmininde çok emin olmalıydı. Bu düşünceler içerisinde geçen on beş dakikalık süreçte oluşturduğum şifreyi ona gönderdim.
Benim göndermemin ardından ilk dakikada mesaj gelmişti.
‘Ben Kutay Tekin ufaklık.’
Ne cidden mi tahmin etmeliydim Rusya’da görev verilen ajandı. Tahminimce teşkilattaki kıdemli ajanlardan biriydi, ben sisteme kolayca sızmayı başarmışken onun hakkında ki sayfada çok dikkat çekmiş olmalıydım, bu yüzden beni fark etmişti. Peki ama kim olduğumu bilmesine imkân yokken nasıl Tahmin yürütüyordu. Mesajımın üstünden on beş dakika geçmesine rağmen herhangi bir geri dönüş alamamıştım, çözmesine imkan vermiyordum fakat yine de içime bir kurt düşmüştü.
Saçmala Yalın çözebilmiş olsaydı bile cevap vermesine gerek yoktu, bana bilgilendirme gelirdi fakat ses yoktu. Sanırım şimdilik bir sıfır öndeydim.
Cevap gelmemesi üzerine birkaç saat gözlerimi dinlendirmek için odaya geri döndüm. Lenslerimi çıkarıp üzerime rahat bir eşofman takımı geçirip uyuyamayacağımı bile bile yatağa uzandım. Henüz akşam olmasına saatler vardı, biraz dinlenmeliydim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18