38. bölüm · Gölgeler Arenası
Bölüm 38: Karanlık Tapınak ve Lanetin Uyanışı
Gökyüzü kapkara bulutlarla kaplanmıştı.
Raiden Akademisi’nin üzerindeki sis henüz dağılmamıştı ama uzaklardan garip bir titreşim hissediliyordu.
Toprak hafifçe sarsılıyor, kuşlar bile bu bölgeden kaçıyordu.
Haruto, yıkık kulede Ashekar’ın kaybolduğu yönü izliyordu.
Kılıcı elindeydi ama gözleri donuktu — savaş kazanılmış gibi görünse de içten içe bir şeyin yeni başladığını hissediyordu.
> “Ashekar gitmedi,” dedi sessizce.
“Sadece bir şeyin hazırlığını yaptı.”
Ayame kaşlarını çattı:
> “Ne olabilir ki? O kadar güç harcadı, neredeyse yok oluyordu.”
Haruto başını iki yana salladı:
> “Hayır. O sadece dikkat dağıttı. O sis… o ruhlar… bir mühür için zaman kazandı.”
---
Gece yarısı, Kaoru rüyasında karanlık bir tapınak gördü.
Taş sütunlar, kanla çizilmiş mühürlerle doluydu.
Ortada Ashekar duruyordu — ellerinde parlayan siyah bir küre.
> “Bu kalp… Haruto’nun kalbiyle yankılanacak.”
Kaoru çığlık atarak uyandı.
Haruto hemen yanına geldi:
> “Ne oldu?”
> “Tapınağı gördüm… orada bir mühür… ve senin adını söyledi.”
Haruto bir an durdu.
O an içgüdüsel olarak kılıcını kavradı.
> “O zaman bu bitmemiş. Onu bulmamız gerek, yoksa hepimizi lanetleyecek.”
---
Ertesi gün ekip, doğunun sisli vadilerine doğru yola çıktı.
Burası eski zamanlardan beri terk edilmiş bir bölgeydi — “Kayıp Ruhlar Tapınağı” olarak biliniyordu.
Yol boyunca garip yankılar duyuldu.
Sesler, geçmişten gelen fısıltılar gibiydi:
> “Haruto… dön… çok geç olmadan…”
“Kalbin karanlığa bulaşacak…”
Kaoru bu sesleri duydukça ürperiyordu ama Haruto yürümeye devam etti.
> “Eğer Ashekar o tapınaktaysa, orası onun doğum yeri. Ve ben bunu orada bitireceğim.”
Ayame sessizce onun yanına yürüdü.
> “Bunu yalnız yapamazsın.”
“Biliyorum… ama bazı yollar tek başına yürünür.”
---
Tapınağa vardıklarında içeriden kara ışık dalgaları yükseliyordu.
Sütunların arasında siyah alevler yanıyor, Ashekar’ın sesi yankılanıyordu:
> “Hoş geldiniz… Gölgeler Arenası’nın seçilmişleri.
Benim dünyama hoş geldiniz.”
Haruto içeri adım attığında tapınak kapıları arkasından kapandı.
Kaoru ve Ayame dışarıda kaldı — aralarındaki bağlantı bir anda kesilmişti.
Tapınak duvarları canlı gibiydi; her taş nefes alıyor, her gölge Haruto’nun adını fısıldıyordu.
Ashekar tahtına oturmuş, elinde siyah küreyle bekliyordu.
> “Haruto Takeda… senin kalbin, benim son mühürüm.”
Haruto’nun gözleri karardı, dizlerinin üstüne çöktü.
Göğsünde bir ağırlık hissetti — sanki kalbini biri sıkıyordu.
> “Ne yaptın… bana?”
“Sadece seni sen yaptım.
Senin öfken, senin acın… bana aitti zaten.”
---
Haruto haykırarak kılıcını çekti, Ashekar’a doğru koştu.
Her darbede tapınak sarsılıyor, alevler göğe yükseliyordu.
Ama Ashekar her saldırıda daha da güçleniyor gibiydi.
> “Senin gücün, benim lanetimle doğdu Haruto!
Telekinezini hisset, ama kontrol edemeyeceksin!”
Haruto’nun etrafındaki taşlar ve sütunlar yerinden sökülüp uçuşmaya başladı.
Ama bu kez kontrol tamamen Ashekar’daydı.
> “Hayır!” diye haykırdı Haruto.
“Bu benim gücüm! Benim iradem!”
Bir an, Haruto’nun gözleri kırmızıya döndü.
Zihninde Kaoru’nun sesi yankılandı:
> “Haruto… karanlığa teslim olma.
Senin ışığın… hepimizi koruyor.”
Haruto son gücüyle kılıcını kaldırdı, telekinezi dalgasını Ashekar’ın üzerine yönlendirdi.
Tapınak paramparça oldu — ama Ashekar gülüyordu.
> “Beni durduramazsın… çünkü artık ben, senin bir parçanım.”
Tapınak çökerken Haruto’nun bilinci yavaşça karardı.
Karanlık ve ışık birbiriyle çarpıştı — ve ortalık tamamen sessizliğe büründü.
---
Kaoru ve Ayame tapınağın girişine ulaştığında, içeriden hiçbir ses gelmiyordu.
Sadece Haruto’nun kılıcı, taşların arasında yanık hâlde duruyordu.
Kaoru diz çöküp fısıldadı:
> “Hayır… bu olamaz…”
Ama uzaktan, tapınağın derinliklerinden yankılanan tek bir ses geldi:
> “Henüz bitmedi…”
---
