37. bölüm · Gölgeler Arenası
Bölüm 37: Ashekar’ın Geri Dönüşü ve Kayıp Ruhlar
Savaşın üzerinden birkaç gün geçmişti.
Raiden Akademisi sessizdi — ama bu sessizlik huzurun değil, yaklaşan fırtınanın habercisiydi.
Toprak hâlâ kan kokuyordu, duvarlar hâlâ yanık izleriyle doluydu.
Haruto, harap olmuş avluda yürüyordu.
Kılıcı hâlâ sırtındaydı, ama gözlerinde o eski ateş yoktu.
Kendi yansımasıyla yaptığı savaş onu derinden sarsmıştı.
Her adımda zihninde aynı söz yankılanıyordu:
> “Sadece birini kurtarabilirsin… diğerini kaybedeceksin.”
---
O gece, gökyüzü tuhaf bir şekilde kararırken, akademinin çevresinde soğuk bir sis yükseldi.
Nöbetçilerden biri, titreyen bir sesle bağırdı:
> “Komutan! Gölgeden… birileri geliyor!”
Sagara kuleye çıktı — gözleri dehşetle büyüdü.
Karşıda yürüyen siluetler tanıdıktı… çok tanıdıktı.
> “Bu imkânsız…”
“Onlar… bizim ölü askerlerimiz.”
Sis ağırlaştı, şekiller netleşti.
Raiden’in düşen savaşçıları, gri bir ışıltıyla gözleri yanarak ilerliyordu.
Her birinin zırhı parçalanmış, yüzleri cansız ama tanıdıktı.
Kaoru ve Ayame dışarı koştular.
Kaoru nefesini tuttu — tanıdığı bir yüz gördü.
> “Hayır… bu… Ryo…”
Ryo, Kaoru’nun eski takım arkadaşlarından biriydi.
Ama şimdi gözleri boştu, sesi Ashekar’ın yankısı gibiydi:
> “Kaoru… neden bizi bıraktın?”
Kaoru’nun kalbi dondu.
Ayame hemen onu geri çekti:
> “Bu onlar değil! Onlar artık sadece kabuk!”
---
Gökyüzü yeniden yarıldı.
Ashekar, sisin içinden ağır adımlarla belirdi.
Arkasında yüzlerce kayıp ruh yürüyordu.
> “İnsanlar, ölümün son olduğunu sanır.
Ama gölge, ölümden sonra bile var olur.”
Elini kaldırdı; ölü savaşçılar hep birden kılıçlarını kaldırdı.
> “Şimdi, Raiden Akademisi… kendi ölüleriniz tarafından yargılanacaksınız.”
Haruto ileri atıldı, öfkeyle haykırdı:
> “Onları kullanma, Ashekar! Onlar onurlu bir şekilde öldü!”
Ashekar sırıttı:
> “Onur mu?
Ölümde onur yok, Haruto Takeda.
Sadece kalıntılar ve pişmanlıklar vardır.”
---
Savaş yeniden başladı.
Ama bu kez düşman, tanıdık seslerle saldırıyordu.
Her çığlık, bir hatırayı bıçak gibi kesiyordu.
Kaoru’nun eli titriyordu — eski takım arkadaşlarının üzerine kılıç kaldırmak onun için imkânsızdı.
Ayame, onun önüne geçti:
> “Kaoru! Şimdi durursan herkes ölecek! Onlar zaten gitti!”
Kaoru’nun gözleri doldu.
> “Ama… bu kadar acımasız olamaz…”
Tam o anda, Haruto bir ölü askerin saldırısını durdurdu.
Kılıçlar çarpıştı — Haruto’nun gözleri kısa bir an karardı.
Karşısındaki, eski hocası Komutan Rei’ydi.
> “Haruto… neden hâlâ savaşıyorsun?”
“Savaşı bitirmek için…”
“Ama savaşı bitirmenin tek yolu… senin ölmen.”
Haruto geri çekildi.
Bu kelimeler zihninde yankılandı, kalbinde bir şey kırıldı.
Ama sonra, Kaoru’nun sesi geldi.
> “Haruto! Sen bizim ışığımızsın! Pes etme!”
Haruto, gözlerini açtı.
Kılıcını sıktı — ve Rei’nin hayaletine son bir hamleyle vurdu.
Enerji dalgası gökyüzüne yayıldı.
> “Savaşın anlamı ölmek değil… korumak!”
---
Haruto’nun saldırısıyla birlikte, ruhlardan yayılan enerji parladı.
Gökyüzü beyaza döndü, ruhların bir kısmı ağlayarak kayboldu.
Bir ruh, Kaoru’ya yaklaştı — Ryo’ydu.
> “Kaoru… artık ağlama.
Sen hâlâ yaşıyorsun, çünkü hâlâ bir umut var.”
Ve yavaşça kayboldu.
Kaoru dizlerinin üstüne çöktü, sessizce ağladı.
Haruto omzuna dokundu.
> “Bu savaş sadece bedenlerle değil, kalplerle veriliyor.
Ashekar bunu anlayamayacak kadar boş.”
Ama Ashekar hâlâ ayaktaydı.
Gözlerinde deliliğe dönüşen bir öfke vardı.
> “Senin kalbin… benim lanetim olacak Haruto.
Ama ben o kalbi kıracağım.”
Gökyüzü bir kez daha karardı.
Savaş bitmişti — ama fırtına yeni başlıyordu.
---
